banner17

Tasavvufta çocuk yazarına cevherler var!

Çocuk edebiyatı alanında ülkemizde hâlâ yapılabilecek çok şey var.. Tasavvuf edebiyatının birikimi çocuk edebiyatına uyarlanmalı..

Tasavvufta çocuk yazarına cevherler var!

 

Tarih ve tasavvuf üzerine çalışmalarından tanıdığımız, Türkiye'nin sayılı kitap kurtlarından Yusuf Turan Günaydın Bey ile Türkiye'de çocuk edebiyatı ve meseleleri üzerine kısa bir röportaj gerçekleştirdik.

Çocuk edebiyatımızda Mevlana, Yûnus Emre, Hacı Bektaş başta olmak üzere tasavvufî kişilikler ve semboller ne kadar yer buluyor? Bu alanda nitelikli bir duruş sergileyebiliyor muyuz?Yusuf Turan Günaydın

Çocuk edebiyatımızda tasavvufî kişiliklerin bütünüyle yer bulabilmesi söz konusu değildir. Bu anlamda akla önce Mevlânâ gelir. Çünkü Mesnevî’si gerçekten büyük ilgi görmüştür. Bu kitap gerçek anlamda bir Şark klasiğidir. Klasikler bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de çocuk edebiyatına uyarlanmaktadır. Mesnevî’den çocuklar için düzenlenmiş seçmelere kitap piyasasında bolca rastlayabilirsiniz.

Yûnus Emre’den ise dişe dokunur tek örnek olarak, o da “ilk gençlik çağındaki çocuklar” için, Memet Fuat’ın açıklamalı seçmesini hatırlıyorum. Biliyorsunuz Hacı Bektaş Velî’nin Makâlât’ı, Mesnevî ve Yûnus Divanı kadar olmasa da klasiklerimiz arasında yer almış bir eserdir. Elbette Makâlât’tan çocuklar için çok güzel bir uyarlama çıkartılabilir. Ama bunun gerçekleştirildiğine şahit olmadık bugüne kadar.

Bunların dışında Cahit Zarifoğlu’nun Feridüddin Attar’dan çok başarılı bir Mantıku’t-Tayr/Kuşların Dili uyarlaması vardır. Nedense bu çalışma, Zarifoğlu’nun diğer çalışmalarının gölgesinde kalmıştır.

Tasavvufî kişiliklerin dışında, tasavvufî kavram ve sembollerin suda eritilmiş bir hâlde çocuk kitaplarında verilmesi de rastlanan bir durum değildir. Bunu Türk edebiyatında hemen hemen sadece yine merhum Zarifoğlu denemiştir. Bugüne kadar Mevlânâ’dan çocuklar için hazırlanan uyarlamalar da, Mesnevî hikâyelerinin tasavvufî içeriği boşaltılarak, hemen hepsi sıradan birer öyküye dönüştürülerek kotarılmıştır. Bu alanda Zarifoğlu’nun çabasını çok nitelikli bir çaba olarak görüyorum. Ama o da tek bir örnekle sınırlıdır. Tabii bu göründüğü kadar kolay bir iş de değildir; bu alan büyük emek ve himmet gerektiriyor.

Görsel yanı ağır basan ve daha küçük yaştaki çocuklar için hazırlanan çizgi-roman tarzı çalışmalarda ise tasavvufî kişiliklerin önemli ölçüde yer bulduğunu belirtmeden de geçmemeliyiz. Yukarıda isimlerini saydığımız sûfîlerin dışında Hacı Bayram Velî, Akşemseddin ve hatta Ahi Evran gibi şahsiyetlerin hayatları çizgi-roman biçiminde işlenmiştir. Çizgi-kitap alanında da başı yine Mevlânâ’nın çektiğini rahatça söyleyebiliriz.

Aynı şekilde halk edebiyatındaki öğeler de yeterince yer alabiliyor mu? Bu anlamda da doyum söz konusu mu? Siz tasavvuf ve halk kültürü temalarını işleyen çocuk eserlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Halk edebiyatı, bünyesinde engin bir çocuk edebiyatı malzemesi barındırır. Düşünün, masallar, tekerlemeler, sayışmalar… Bu alanda Türkiye’de bir zamanlar gerçekten önemli gayretler gösterilmiştir. Eflatun Cem Güney’i burada hemen anmalıyız. Bizim nesil, çocukluk yıllarında onun Çocuk edebiyatıhazırladığı masal ve hikâye kitaplarını okuyarak yetişmiştir. Ama yine de Türkiye’de halk edebiyatının çocuk türlerinin bütünüyle derlenebildiğinden emin değilim. Cumhuriyet dönemi edebiyatçıları tasavvuf edebiyatından olduğu kadar halk edebiyatı birikiminden de yararlanmışlardır elbette.

Bu noktada bizi yanıltan şöyle bir duruma da değinmeden geçemeyeceğim: Tasavvuf edebiyatı ile halk edebiyatı bütünüyle bağımsız alanlar değildir. Türk halk edebiyatının gerçekte -neredeyse tamamen- tasavvufî bir altyapısı vardır. İşte Nasreddin Hoca fıkraları… Bana öyle geliyor ki Türkiye’de uzun bir dönem boyunca edebiyat alanını elinde bulunduran elit, halk edebiyatının bu yönünü fark edince tasavvufa karşı duydukları soğukluk yüzünden bir müddet sonra halk edebiyatına duydukları ilgiyi başka alanlara kaydırdılar. Gerçi Batı edebiyatından çocuk edebiyatı çeviri ve uyarlamalarının tarihi Cumhuriyet öncesine kadar uzanır. Osmanlı döneminde basılmış bu tür çocuk edebiyatı ürünleri azımsanamayacak kadar çoktur. Cumhuriyet döneminde de hâliyle bu zemine basılarak yükseltilmiş bir Batı çocuk klasiklerinden çeviri faaliyeti vardır. Günümüzde görsel yayınların, yazılı yayınların çok çok önüne geçmesiyle birlikte çocuk edebiyatı alanında da Amerikan kültürünün yaygınlaşma oranı arttı.

Buna rağmen -meselâ- Nasreddin Hoca’nın çocuklar üzerindeki cazibesi hâlâ sürüyor. Doğrusu çocuk edebiyatımızın böyle sevimli bir simaya sahip olması büyük bir şanstır. Nasreddin Hoca, tasavvufî kimliğini espritüel kişiliğiyle de birleştirmiş bir bilgedir; cazibesi de buradan gelmektedir. Yani Amerikan kültürünün bunca yaygınlığına rağmen her şey bitmiş de değildir.

Çocuk edebiyatında kültürümüze ait öğelerin sıkça yer alamaması ve bir boşluk yaşanması sizce neyi getiriyor? Neden biz elimizdeki öğeleri, çocuklar için Örümcek Adam, Harry Potter veya Peter Pan gibi ilgi çekici hale getiremiyoruz?

Ülkemiz özellikle ‘80’lerden sonra hızlı bir değişim sürecine girdi. Hazmedilebildi mi bilmiyorum bu değişim. Elbette çocuk edebiyatı da bu süreçten etkilendi. ‘Klasiklerimiz’ dediğimiz kaynaklara, çocuk edebiyatına uyarlamak amacıyla ne kadar yöneldik ve bunda ne kadar başarılı olduk ki…Çocuk edebiyatı

Klasiklerimizi çocuklar için uyarlayabilecek yeni nesil edebiyatçılara ihtiyacımız var. Bu da bu klasikleri iyi özümseyebilecek insan yetiştirmekle mümkün olabilir. Zarifoğlu bu alanda güzel bir çabanın öncüsü oldu. Ama klasikleri uyarlama anlamında izlenmedi o da. Örümcek Adam, Harry Potter vs. biraz da İngilizcenin bir dünya dili olmasının; Amerikan görselliğinin yayılma gücünün doğal bir sonucu olarak bu kadar popülerdir. Bunlar bize ve bütün dünyaya -tabiri caizse- dayatılmıştır. Ee zaten bu dayatmaya teşne bir toplum hâline geleli de çok oluyor.

Yine de belki şaşırmak lâzım; bunca empozeye rağmen Nasreddin Hoca ve Mevlânâ çocuklarımıza sevimli gelebiliyor. O zaman demek ki bu alanda hâlâ yapılabilecek çok şey var. Şimdiye kadar yapılanları yeterli bulmayıp daha iyilerini yapmaya çalışmak gerekir.

 

Mahmut Feyzi Erdal konuştu

Güncelleme Tarihi: 30 Haziran 2012, 11:09
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20