banner17

Tarihe kaynak eserler okunarak sahip çıkılır!

Hasan Basri Öcalan ile tarih bilinci, Bursa’daki tarihî mezar taşları ve Bursa’nın yaşayan kıymetleri üzerine konuştuk..

Tarihe kaynak eserler okunarak sahip çıkılır!

 

Dr. Hasan Basri Öcalan, Uludağ Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi. Yrd. Doç. Dr. Bedri Mermutlu ile birlikte Bursa Hazireleri adlı devasa bir çalışmaya imza atan iki kişiden biri. Hasan Basri Öcalan ile tarih, tarih bilinci ve akademik hayatla ilgili konuştuk. Yararlı olacağı düşüncesiyle sunuyoruz.

UÜ Tarih Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak öğrenci yetiştiriyorsunuz. Türkiye gibi yakın geçmişi ilginçliklerle dolu bir ülkede yaşayan bir vatandaş olarak merak ettiğim şu: Bizlere, geçmişimize sahip çıkmamız öğütlenir hep ama şu son zamanlarda görüyoruz ki birden çok tarihimiz var. Bizim sahip çıkacağımız tarih hangisi?

Tarih ideolojilerden arındırılarak okunmalı/okutulmalıdır. Şu bir gerçek ki yeryüzünde bulunan her milletin kendine göre bir tarihi vardır ve o tarih kendilerine göre anlı şanlı kahramanlıklarla doludur. İşte her millet bu tarihini okutur ve bununla övünür. Bizim de bir tarihimiz vardır. Milletlerin tarihi bir süreklilik arz eder. Büyük milletler kendi tarihlerine sahip çıkarlar, velev ki o tarihleri iyi olmasa da. En azından onunla yüzleşirler.

Bizde ise yüzleşecek bir tarihimiz olmamasına rağmen, kimi tarih tezleri sanki yaklaşık bir asırdan önce yeryüzünde böyle bir millet yokmuş ve bir asırdan önce bu tarihin sahipleri çok fena işler yapmışlar gibi tarihte farazi kesitler yapmaktadır. Oysa iyisiyle kötüsüyle, bu da durduğunuz yere göre değişir, her milletin süren bir tarihi vardır. O tarih ne kadar derinlere inerse o milletin fertleri yeryüzünde o kadar dik dururlar. Bizdeki tarih okumaları, zaman zaman ideolojilere kurban edilmektedir.

Belki üstteki soruyla biraz paralel düşünülebilecek bir soru daha: “Tarihine sahip çıkmak” ne demek? Yani bir kişi ne yaparsa tarihine sahip çıkmış olur, ne yaparsa tarihine sahip çıkmamış olur? Bu konuyu biraz açmanızı rica edeceğim.Hasan Basri Öcalan

Birinci soruda da işaret edildiği gibi, insanların kendi tarihlerini bilmeleri ve ona sahip çıkmaları, geleceklerine yön vermeleri anlamlarına gelmektedir. Zira tarih, ibret alınmak için okunur. Tarih, geçmişten günümüze devredilen her türlü maddi ve manevi unsurlardır. Onu sadece savaş meydanlarında kazanılan zaferlerden ibaret sayarsanız, dün savaş meydanlarında yendiğimiz birçok milletin gerisinde olduğumuz görülür ve bu ölçü aldatıcı olur.

“Tarihe sahip çıkmak” farklı kademelerde, farklı meslek ve yaş gruplarına, okuma durumuna göre değişebilir. Öncelikle tarihimize doğru ve ciddi kaynak eserler okunarak sahip çıkılmalıdır. Daha sonra, tarihten bize intikal eden her türlü “bakiyye”yi bir şekilde korumak suretiyle sahip çıkılmalıdır. Bize kalan tarihî eserleri gezerek, onlar hakkında doğru bilgi sahibi olarak sahip çıkılabilir. Özellikle yönetim kadrosunda olanların bu konuda daha çok bilgi sahibi olmaları gerekmektedir. Daha sonra, farklı öğretim kademelerinde eğitim alan kimseler öğrenim durumlarına göre bu tarihî eserler hakkında bilgi sahibi olmalıdırlar. Yani kısaca, toplumun her kesimine belli derecede bir tarih şuuru verilmelidir. Ancak bu şuur kuru kuru değil, onların özümseyeceği şekilde verilmelidir.

Tarihî özelliği olan bir kentte, Bursa’da yaşıyorsunuz. Bir kente tarihçi gözüyle bakmak ile sıradan vatandaş gözüyle bakmak çok farklı mı sahiden? Bir tarihçi, bir kentte ne arar mesela?

Bursa’da yaşamak gerçekten bir ayrıcalıktır. Tarih bilinci olan bir insan ile bu şuura sahip olmayan bir insanın bir tarihî şehirde gezmeleri tabii ki farklıdır. Tarihçi, şehrin sokaklarını gezerken o sokaklarda var olan veya halen olmayan bir tarihî eseri, o eserin banisini, sakinlerini, o eserin ruhunu arar. Şehrin kimliği bu eserlerdir. Tarihî eserleri yok ettiğiniz zaman şehrin kimliğini, ruhunu yok etmiş olursunuz. Oysa kimine göre bu eserler gereksizdir ve bunların yerine modern binalar yapılmalıdır. Mesela kimine göre “Bursa Doğanbey Kentsel Dönüşüm Projesi” son derece iyi olmuştur. Oysa orada Bursa’nın kalbi alındı ve yerine ne olduğu anlaşılmayan bir şeyler yerleştirildi.

Mesleğiniz gereği toplumun en dinamik kesimiyle, üniversite öğrencileriyle birliktesiniz. Türkiye’nin içinde yaşadığı coğrafya, bu coğrafyanın tarihten süzülüp gelen sıkıntıları da malum. Ne dersiniz, bu sıkıntıları anlayıp bu sıkıntılarla yüzleşebilecek bir kuşak yetişiyor mu?

Hasan Basri Öcalan

Tarih bilinci insanlara verilirse bu coğrafyanın stratejik konumu da iyi anlaşılacaktır. Ancak ne yazık ki, eğitim sistemi bu anlayışı vermekten uzaktır. Kimi şahsî gayretleri saymazsak, eğitimcilerin yaptığı, LYS’den en yüksek puan alan öğrenciler çıkarmaktır. Oysa bu sistem tamamen ezbere dayalı ve daha çabuk doğru cevabı bulmaya yöneliktir.

Tarih ise düşünmeyi, irdelemeyi, özümsemeyi, gezerek görerek anlamayı gerektirir. Yeni nesli bu şekilde tarih ile buluşturmalıyız. Bu sağlandığı takdirde insanlar tarihe daha çok sarılacaktır. Bu anlamda yeni nesil kısmen de olsa bu tür meselelerle yüzleşecek şekilde yetişmektedir.  Özellikle son yıllarda eğitim konusunda yapılan değişiklikler, ki bunlardan birisi Arapçanın ve Osmanlı Türkçesinin seçmeli ders olarak okutulmasıdır, oldukça önemlidir. Çünkü her ikisi de tarihimizi bilme yolunda en büyük destekçimizdir. Zira biz, yeryüzünde “kendi dedesinin mezar taşını okuyamayan” bir nesil yetiştirdik. Bu son atılımlar tarihe bakışı ve bu konuda yapılan çalışmaları büyük oranda destekleyecektir.

Bursa’da yaşayan ve sizin de hemhal olduğunuz üç isim: Prof. Dr. Süleyman Uludağ,  Prof. Dr. Mustafa Kara ve Safiyüddin Erhan. Bu üç ismin sizin için ve Bursa için ne anlama geldiğini anlatır mısınız bize?

Bendeniz 1976 yılında beri, 1981 ve 1986 yılları hariç, kesintisiz Bursa’da yaşamaktayım. Bursa İmam-Hatip Lisesi’nde okurken Süleyman Uludağ ve Mustafa Kara isimlerini duyardık, fakat tanışmak nasip olmadı. 1981 yılından itibaren İlahiyat Fakültesi öğrencisi olunca, her ikisi de hocam oldular. Ancak ben her ikisinden de hoca-talebe ilişkisi dışında çok istifade ettim. Mesela öğle saatlerinde bu hocalarla sohbet eder, onları alıp, o zaman daha boş arazi olan İhsaniye ve Fethiye taraflarına götürür, yol boyu sohbet ederdik. Mezun olduktan sonra da bu ilişkiler devam etti.

Daha sonra Süleyman Uludağ Hoca’dan doktora yaptım. Ancak Mustafa Kara Hoca gayriresmi hep danışmanım olmuştur. Her konuda ondan da istifade etmişimdir/etmekteyimdir. Bursa İlahiyat Fakültesi denince her yerde akla gelen ve sorulan isim Süleyman Hoca olmuştur. Allah hayırlı ömürler versin. Bursa denilince de Mustafa Kara Hoca akla gelir.

1990 yılında da Safiyüddin Erhan Bey’le tanıştım ve onun ne kadar geniş bir bilgiye, özellikle mimari bilgiye sahip olduğunu gördüm. Sadece bir konuda değil, o her konuda “yed-i tula” sahibi birisidir. Bursa onun kıymetini bilmelidir.

Siz bir de Hasan Can’ın mezarını buldunuz değil mi? Heyecan verici bir şey olmalı bu. Bize, yaşadığınız bu heyecanı ve bu mezarın bulunuşunu anlatır mısınız?

Hasan Basri Öcalan, Bursa HazireleriTarihin en önemli kaynaklarından birisi de mezar taşlarıdır. Son yıllarda Bedri Mermutlu dostumla Bursa’da tarihî mezar taşlarını gün yüzüne çıkarmak amacıyla ortak çalışmalar yapmaktayız. Bunlardan birinci cilt, Bursa Hazireleri olarak çıktı. Yaklaşık 1200 mezar taşının yer aldığı 155 hazirede yer alan mezar taşları okunarak bu kitapta yer almıştır.

Hasan Can’ın mezarının Yeşil Türbe civarında olduğu kayıtlarda geçmektedir ancak oradaki hazirede Hasan Can adına bir mezar taşı yoktu. Sadece yerde iki parça halinde silindirik ve yazısı silik bir taş vardı ki onun da yazısı hiç okunmuyordu. Sadece birkaç kelime ve harf okunabiliyordu. Bursa tarihi ile ilgili kaynaklarda yaptığımız incelemeler sonucu Hasan Can’ın mezar taşının silindirik olduğunu, 1855 yılındaki deprem sırasında iki parçaya ayrıldığını tesbit ettik. Ancak bu bilgiler yeterli olmadı. Başka kaynaklardan da taşta yazılan yazıları ortaya çıkararak, taştaki mevcut kelimelerle karşılaştırınca, taşın Hasan Can’a aidiyetini kesinleştirdik.

Bu bilgiler doğrultusunda Hasan Can’ın mezarı ve taşı yeniden yapıldı ve baş ayak taşları yerine dikildi. Mezar taşındaki yazının şu şekilde olduğunu tespit ettik:

Hulk-ı hasen kânı Hasan Cân Ağa

Gördü ki dünyâda bekâ mustahîl

Arzû-yı tavaf-ı cinân eyleyüp

Reh-güzer-i rahmete buldu sebîl

Sündüs ü istibrâk idüp ferşini

İde nasîb ana Hudâ selsebîl

Sa’dî-i mâtem-zede târîhini

Didi ilâ rahmeti Rabbi Cemîl

Değerli zamanınızı ayırdığınız için teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim. Verdiğimiz bilgilerin bir tarih şuuru uyandırmasına vesile olacağını ümid ederim.

 

Ahmet Serin konuştu

Güncelleme Tarihi: 13 Mayıs 2016, 11:17
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20