banner16

Suriye'den Türkiye'ye Uzun Bir Yol

Adıyla müsemma bir hanımefendi o… 1982 Hama katliamı muhaciri İman Bedir. İman dolu bir kalbi, bitmeyen bir coşkusu, engin bir merhameti var. Kendisini Esed zulmünü dünyaya anlatmaya adamış. İman Bedir, İslam dünyasının uyanışına Türkiye’nin öncülük edeceğine inanıyor. İsmihan Şimşek kendisiyle hikayesini konuştu.

Suriye'den Türkiye'ye Uzun Bir Yol

Adıyla müsemma bir hanımefendi o… 1982 Hama katliamı muhaciri İman Bedir. İman dolu bir kalbi, bitmeyen bir coşkusu, engin bir merhameti var. Kendisini Esed zulmünü dünyaya anlatmaya adamış. Suriye’de yaşadığı zulümden sonra “ailem, vatanım” dediği Türkiye’yi yuvası bilmiş.

Recep Tayyip Erdoğan’ın ismini anınca gözleri dolan İman Bedir, İslam dünyasının uyanışına Türkiye’nin öncülük edeceğine inanıyor. Hikâyesini, gördüklerini dinlerken kendinizi derin bir duygu selinin içinde buluyorsunuz. Bu onurlu hanımefendinin hikâyesini kendisinden dinledik…

Sizin ilk olarak Esed zulmüyle karşılaşmanız nasıl oldu?

Esed çok zalim, diktatör ama çok sessizce yaptı zulmünü bugüne kadar. Biz çok korkuyoruz ama bir kan akmasın diye sessiz kaldık hep. Savaş kelimesini kullanmak istemiyorum çünkü yaptığı savaş değil, katliam. Ben küçükken evimize girdiler gece 00.30’da; babamıza silah çektiler, gözaltına aldılar. Çıplak ayakla, çocuklarının önünde.

Abim diş doktoruydu. İhvan-ı Müslimin’den arkadaşı vardı. “Neden senin İhvan’dan arkadaşın var” diyerek gözaltına aldılar. Evimizi bastılar. Babama, abimin nerde olduğunu sordular. O da “Beni bırakın, oğlumu alıp geleyim” dedi. Babam çıktı, abimle Ürdün’de karşılaştı. Abim babama “Onlara güvenme, hem seni hem beni idam ederler” dedi. Abim ve babam Yemen’e kaçtı. Diğer abim, onlar dönmediği için rehin alındı. Abim her işkenceyi gördüğünü, en kötü işkencenin ise; kadınlara işkence yapılırken duyduğu sesler olduğunu söyledi. O sesi duyduğu zaman “Ey Allah’ım, şehadeti tatmak daha kolay” diyormuş.

Bir bayram günü Esed’in teröristleri mahalleye girdiler, tüm gençleri ve diğer abimi aldılar. Duvara astılar, vurmak istediler. Annem dedi ki, “Vurma! Sadece o kaldı, çalışıp eve ekmek getiriyor.” Terörist de “Bir şartım var, ayağımın altını öpeceksiniz” dedi. Annem öptü, ben izledim uzaktan. Aşağı yukarı 15 yaşında falandım. Abimi aldı birkaç adam, vurdular. Anneme dedim ki “Anne nasıl öptün onun ayağının altını?” O da bana dedi ki; “Annelik çok değerli.” Ben bunu, anne olduğum zaman anladım. O zamanki fikrim “onurumuz daha değerli” şeklindeydi. Ama annelik çetenin ayağını öptürür.

Yine o dönemlerde örtü iki sene yasaklandı. Ben çıkarmak istemediğimi söyledim. Ben şapka taktım kışlık. Öğretmen geldi, şapkayı çekti, saçlarımdan tuttu, ayaklarının altına aldılar. “Çık dışarı defol!” dedi. Lise 1’i okuyamadım. Sonra Medine-i Münevvere günleri başladı. Babamı tehdit ettiler, “Dönmezseniz iki kızına tecavüz edeceğiz” diye. Babam duyunca çok korkup heyecanlandı, şifreli bir mektup yazmış. Bir hafta içinde her şeyi hazırladık. Medine’de babamla buluştuk. İki sene sonra bir kişiyle evlendim. Evlendiğim kişinin de idam hükmü vardı. Nedeni ise şu: Arkadaşı hapishanede işkenceye dayanamayarak “kimi tanıyorsunuz” sorusuna eşimin ismini veriyor. İkinci gün hemen idam hükmü çıktı. Beş sene sonra karşılaştık ve “Senin adını verdim, hakkınızı helal edin” dedi. Eşim “Vardır bunda da bir hayır” demişti.

Suriyeliler Onurludur

Türkiye’ye nasıl ve ne zaman geldiniz?

1993 yılında geldim Türkiye’ye. 22 senedir annemden ayrıydım. Onu çağırdım, “Anne gel, Türkiye çok güzel” diye. Diyor ki; “Kızım, damadın evinde kalmak çok zor.” Onurlu, çok onurlu. Dolap açmaz damat evinde. Bakıyorum Suriyeli çocuklar ekmek istiyor, üzülüp ağlıyorum. Suriyeli onurludur. Oğlumun mikrofona, TV’ye hevesi var. “Oğlum sen gazetecilik, Radyo- TV oku” dedim. Neden? Çünkü amcası dört günlük işkenceyle hapishanede vefat etti. “Amcan için bir belgeselin olsun” dedim. Binlerce bilim adamını idam ettiler. Oğlum 2011’de belgesel yaptı. Bir kız ve bir erkek çocuğunu canlı canlı kestiler, annenin gözü önünde. “Belgesele koy” dedim. Oğlum “Anne Türk insanı çok şefkatli, dayanamazlar ki” dedi. Sustum… Başka bir çocuğu vurmuşlar. “Lailaheillallah Beşer” demedi diye. Dedim ki; “Hamza, bari bunu koy belgesele.” “Anne dayanamazlar” deyince, “o dayanmaz bu dayanmaz, görmezlerse nasıl inanacaklar?” dedim.

2013’te yıllar sonra bir arkadaşım Fatma Hüseyin (Türk asıllı Suriyeli bir vatandaş) ile bir konferansa katıldık. Konferansta anlattı tecavüzleri. Eyüp’te bir konferans salonu. O zamandan beri Tülay Gökçimen bana, “İman abla, bir belgesel olur mu?” diyor. Bir psikiyatrist tanıyorum. Tecavüze uğramış kızları tedavi ediyor, intihar etmesinler diye. Onu aradım, bunu söyledim. “Doktor, Esed ile ilgili belgesel istiyorlar” dedim. “Hayır, utanıyorlar” dedi. “Sadece el hareketi ve ses olsa” dedim. “Hayır, sesi bile emanet” dedi. 2013’ten bu yana 6 bin kadın tedavi ettik, ad-soyadı yok, rakam var. İntihar.

Bir babaya kızını hapishaneden teslim alması için telefon ettiler. Kızı getirdiler, kız çıplak. Baba dayanamadı, kendi kıyafetlerini çıkardı, verdi. Kız eve gidince intihar etti dayanamayıp. Yine başka bir kızı okula giderken kaçırdılar. Mor bir halde kapıya bıraktılar, aklını kaçırmış bir halde. Titriyor ve yanına kimseyi yanaştırmıyordu. Sonra ben bunları duyunca “tamam” deyip kapattım telefonu.

Bir Sandviç, Bir Yetim, Bir Dua

Sessiz kaldık biz, çok sessiz kaldık. Bu işkence 50 senelik. Allah razı olsun İHH’dan. Maddi manevi destek veren herkesten. İHH’nın bir yetim organizasyonunda tavuk döner verdiler. Yetimlerimizden Ahmet, “Teyzem bana bir sandviç versene, hiç böyle bir sandviç yemedim” dedi. Nereye gidersem arkamdan geldi, “Allah razı olsun teyze” diyerek. Bir sandviç daha verdik ona, meyve suyuyla. Sonra veda ettik. Yarım saat sonra trafik kazası geçirdik. Araba takla attı. “Arabada patlama olabilir, çıkalım” dediler. Araba hurdaya döndü. Fakat tek bir kişinin burnu bile kanamadan çıktık. Polisler bile inanamadı o kazadan sağ çıktığımıza. Arabada Tülay Gökçimen ile beraberdik. Tülay hoca, “Zaman kaybediyoruz, belgesel için hastaneden çıkmamız lazım” dedi. “Bir iç kanama vs olsa illa ki anlardık, sen merak etme, dualar bizi korudu” dedi. Bir sandviç… Yetimin duası.

Belgesel de yaptık. Türkiye’nin dört tarafını dolaştık. Hatta Kayseri’de bir yaşlı adam, “Benim vicdanım yok, neden duymadım Suriyeli insanların dramını” diye sitem etmişti. Başka belgesel yaptık, savaşın çocukları. Suriyeli çocuklarımızdan Muhammed’i gördüm belgeselde. Muhammed’in kanlar içinde fotoğrafını görmüştüm daha önce. Öldü sandık ama yaşıyormuş İstanbul’da. Aldım adresini. Ben üç çocuk annesiyim, dördüncüsü Muhammed oldu. 26 yaşında makine mühendisi oğlum kıskandı. Muhammed dedi ki, “Hiç ağrı hissetmedim teyze.” Kanlar içinde hastaneye gittiğinde doktora, “benim kıyafeti kesme, yeni” diyor. Belgeseli izlediğim gün Muhammed’i arıyorum. “Ne yemek istersin” dedim. Yemek istemiyor. Babası dedi ki; “1200 lira fatura geldi.” Ben de evimin kaloriferini kapattım. Muhammed üşüyorsa sen sıcak yerde oturamazsın. Çocuklarıma “Siz gençsiniz, sizin bir sürü battaniyeniz var, siz ısınıyorsunuz, Muhammed üşüyor” dedim.

O gece çok uzundu. Hemen faturayı yatırdık. Sonra Muhammed’e mulhiye yemeği yapıp götürdüm. Muhammed’lerin evine bomba atıldığı zaman babaanne dolma yapmıştı. Ama Muhammed belgeselde mulhiye diye anlattı. “Neden öyle dedin Muhammed” dedim. “O an onu canım çekti” dedi. Ben de evde yapıp götürdüm. Muhammed “Allahu Ekber! Annemin kokusu geldi” dedi.

Bazı yaralılar geldi sonra. Biri dedi ki; “Teyzem benim ayağım kesilecek, bu ilaç lazım”. Aldım reçeteyi. Gittim, eczanede anlamıyorlar birbirlerini. “Nerelisiniz” diye sordum. “Kalp doktoruyum, Yemenli” dedi. Dedim “İyilik yapmak ister misiniz? Yaralılar var. Ziyaret yapalım.” Muhammed’in babası, “Doktor bey, siz Suriye’ye geldiniz mi? Halep’e? Sahur Hastanesi’ne? Muhammedin iki ayağını kestiniz mi?” Doktor “AllahuEkber!” dedi.

Türkiye’ye ilk geldiğinizde yaşadıklarınıza geri dönelim isterseniz, nelerle karşılaştınız?

Ben 1993’e kadar Arabistan’da yaşadım. Eşim inşaat mühendisi biliyorsunuz. Hakkında idam hükmü vardı. Polis zorla yenileme yaptı. Sonra konsolosluktan “senin yeniden pasaport alman gerekiyor” dediler. Peki, nerden alman gerekiyor? Zor bir şey bu. Biz de Türkiye’yi tercih ettik. Eşimin dayısı Türkiye’de oturuyor. Türkiye çok güzel diyordu sürekli. Gerçekten Türkiye’ye geldik ve “AllahuEkber! Cennet yeri” dedik. O kadar güzel ki…

Türkler Ensarlar, Türkler Benim Ailem

1993’ten beri diyorum, Türkler, Ensarlar. O kadar çok seviyorum ki; kendi ailemi hissettim Türkiye’de. Mesela, ben ablalarımı otuz sene göremedim ama burada binlerce abla buldum. Anneler… Annemi ben yirmi iki sene göremedim. Yüzlerce anne buldum. Nerde bir yaşlı anne görsem öpüyorum. Annemi hatırlıyorum. Sevdim Türkiye’yi, Türk’ü sevdim…

1999’da eşim bir inşaat yaptı. Deprem oldu İstanbul’da. Eşim iflas etti. O zamana kadar çok zengindik. İflasa rağmen küçük bir atölye açtık. Mermer, taş parlatma gibi işler üzerine bir atölyeydi. Beyim stres olmasın diye, sürekli onunla birlikte gittim geldim. Tansiyonu çıkıp iniyordu. Bir gün tesadüfen, Subhanallah, reçine kullanırken benim elimde yara vardı, yara iyileşti. Dedim ki “Yahya, yaram iyileşti.” “Allah Allah, ne alâkası var?” dedi. Baktım ki bu reçineyi koyduğum zaman damarım canlanıyor, uyuşma oluyor. Sıvı bir madde… Alâkası olduğunu anladım. Ertesi gün bir ödemesi vardı, ödemesi gerekiyor, ödeyemiyor, parası yok. Yaptığı işten dolayı eli yıpranmıştı. Girdim mutfağa, kahve yaptım geldim. Beyim mumya belgeseli seyrediyordu. Dedim ki, “Yahya, senin elind e mumyaya benzemiyor mu?” “İman dalga mı geçiyorsun, beni mumyaya mı benzetiyorsun?” dedi. “Hayır, ben bir rüya gördüm. Rüyamda bir tavuk, üç tane altın yumurta çıkarıyordu. Ne dersin, o malzemeyi koyalım.” Dedi ki, “İman o kadar fakirleştik ki bir ekmekle bekliyoruz.” Gittim, marketten tavuk aldım. Üçte birine o malzemeyi koyduk. Geri kalanı çocuklara pişirdim. Malzemeyi koyduğumuz tavuk o sıcakta bozulmadı. Dedim ki, “Yahya bak, bu mumya oldu.” 3 hafta tavuk bozulmaz mı? Bozulmadı…

Bu ilaçla ilgili resmi bir girişimde bulundunuz mu?

Eşim gitti, istişare yaptı arkadaşlarıyla, patentini almak için. Sonra Ankara’ya gitti, bir patent yazdı. Bir sene sonra Avrupa patenti oldu. Mumyada kullanılan o sıvının patentini aldık. O atölyeyi İzmir’de açmıştık. Sonra eşim bir gün kendisine bulduğu sıvı ile ilgili Nobel ödülü verildiğini rüyasında gördü.

Dedim ki, “Yahya ne dersin, bak benim elimdeki yara iyileşti. Acaba o kangren için birebir olabilir mi?” Bir kangren doktoruna gittim, 9 Eylül Üniversitesi’nde. Yahya’ya “Kârın yüzde 50’si bana, yüzde 50’si sana ama tüm malzeme, patent masraflarını sen ödeyeceksin” dedi. Eşim “tamam” dedi. Amerika’dan fare getirdik, kangren testi yaptık. Bu sıvı %100 etkili ve hiç yan etkisi yok. Sonra ne kadar ödersen yetmiyor. Harcama çok fazlaydı. Eşim, bir günlük patent hakkı kaldığı için Arabistan’a ödeme yapmaya gitti. Doktoru aradım, “Bakın Yahya parayı gönderdi ama gecikti.” Doktor “Bir şey olmaz, ben ödemem” dedi sert bir şekilde. Ödemedi… Beraber Arabistan’a gittik eşimle. Söyledik durumu, bir beyan yazdık.

Gazeteci okudu. Kendi annesinin ayağı kesilecekmiş. 48 saati varmış. “Sizin ilaçtan istiyoruz” dedi. Eşim “Bakın test ettik, hiçbir yan etkisi yok” dedi. Doktor kabul etmedi, hastanın öleceğini söyledi. Sonra kızlarıyla anlaştık. Yaptık tedaviyi. Kadın iyileşti, kangreni durdu. Kızlar dedi ki doktora, “Söylediğiniz günün üzerinden 3 gün geçti, annem ölmedi.” Sonra eşim, bir üniversitede araştırma yaptı. Morgdaki havalandırma çok büyük. Nedenini sordu. Doktorlar, “normalde kanserojen madde, koklayınca ciğerden kanser olunuyor” dediler. Eşim dedi ki, “Bende bunu engelleyici madde var.” Doktorlar çok memnun oldu. Cidde’de iki kadavrada test yaptık. Mağaza açtık, kangren için 400 ilaç yaptık. En az 1000 kişi lazımdı. Döndük sonra buraya, üç çocuk büyüttük. Biri inşaat mühendisliği, biri makine mühendisliği ve biri de Radyo-TV okudu.

İzmir’den sonra İstanbul’a geldik. 2007’de Başakşehir’e geldik. Çok hoş bir yer. Çok severim.

Nöbetlerde Meydanları Dolaşan Bayrak…

15 Temmuz darbe girişiminde neler yaşadınız? Buradaki Suriyeli kardeşlerimiz neler yaptılar?

Darbe günü çok duygulandım. Ablamı aradım. Türkiye için dua etmesini istedim. “Hiç merak etme, Türkler kazanacak, onlar Ensar oldu” dedi. Ben o gün hemen havalimanına gitmek istedim. Bir elime kefen, bir elime bayrak aldım. Önceki günlerde Suriye bayrağı da dikmiştim. Suriye bayrağı büyük, Türk bayrağı küçük oldu, utandım. Kesip ikisini de aynı boy yapmaya çalışmıştım. Oğlum dedi ki, “Anne Türk bayrağı dikilmez, o standarttır. Görürlerse seni hapse atarlar.” Ben de dedim ki, “Oğlum beni hapse atmazlar. Çünkü ben Kuran-ı Kerim okuyorum dikerken.” Bayrağı arabaya astım havaalanına kadar.

Bir genç geldi, “Nereye gidiyorsunuz” dedi. Ben de “Recep Tayyip Erdoğan’a gidiyoruz, havaalanına” dedim. O da “Gidemezsiniz, trafik kilitli. Ama senin bayrağını çok beğendim, onu alabilir miyiz?” dedi. Ben, oğlum “seni hapse atarlar” dedi diye endişelendim önce. Eşim dedi ki, “Merak etme, ver İman.” Ertesi gün eşim, “İman, Taksim’de insan çok. Emniyet’te az. Oraya git” dedi. Ben Taksim’e gidecektim. TV’lerde bir baktım, bayrağım Taksim’de. Sonraki günlerde hep başka meydanlarda gördüm o bayrağı. Ben gidemedim ama bayrağım meydanları dolaştı. İnşallah Mescid-i Aksa’yı da dolaşacak o bayrak, orayı Erdoğan kurtaracak. Her baktığımda diyorum, Allah’ın izniyle Türkiye kazanacak, yetimin gözyaşı duracak.

Buradaki Suriyeliler neyle geçiniyor? İlişkileriniz nasıl?

Çok zor geçiniyorlar. Dil bilmiyorlar, bu yüzden işsiz kaldılar. Türkiye’ye çıplak gelen Suriyeliler var. Ama Türk halkı kendi kıyafetini çıkarıp onlara verdi. İş istiyorlar ama dil yüzünden zorlandılar. “Aklımız yok, dil öğrenemiyoruz. Aklımız kalmadı ki” diyorlar. Çocuklar öğreniyorlar maşallah. Çok mülteci Suriyeli var İstanbul’da. En az 3 milyon Suriyeli mülteci var. Bir kadın, 4 yetim kız çocukla sokakta kaldı. Bir anne kendi yavrusunu 250 liraya sattı. Sonra aklına “Keşke numarasını alsaydım arardım, ziyaret ederdim” demek geldi. 250 lira nedir, bir manto parası. Bir kadın doğum yapıp bir arabaya binmiş, altı yaşında da bir kızı var. Taksici diyor ki “Nereye?” Kadın, “İleriye ileriye” diyor sürekli. Artık şehir dışına doğru gidiyorlar. Adam “Kızım nereye?” diyor. Bir çöpün yanına gelmişler, kadın bebeği çöpe fırlatıyor. Küçük kız diyor, “Anne sen ne yaptın?” Kadın, “Açım, açım, açım. Emziremeyeceğim, sütüm yok!” diye cevap veriyor.

Dilenciler Esed Tarafından Çeteler Eliyle Gönderiliyor

Türkiye’de Suriyelilere karşı çok merhametli olan da var, istemeyenler de, dilencilik yaptıkları için eleştirenler de var. Onlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

O dilenenlerin yüzlercesi kayıp. Dilendirmek için İstanbul’a getirtiliyorlar. Suriye’deki birçok anne evladını kaybetti, neredeler bilmiyorlar. Ben geçen gün şahit oldum, Fatih’te bir çocuk… “Yavrum evine git, bir tas çorba içersin sıcacık.” “Annem, babam yok” dedi; “caminin yanında oturuyorum. Hiç değilse sıcacık bir yer...” Alıp çocuğu organ ticareti yapıyorlar, tecavüz ediyorlar. Amcamın damadı kayıp, bilmiyoruz nerelerde. Anneler çocuklarını DAEŞ mi aldı, Esed mi aldı bilmiyor. Dilencilik çetesi var, Esed planlıyor, toplayıp getiriyorlar.

Siz burada hiç kötü muameleyle karşılaştınız mı?

Bir kadın bana dedi ki, “Sizin yüzünüzden fakir kaldık. Zam oldu, Evler pahalılaştı.” Ben de dedim ki, “Teyzem, Allah rızkı verir hiç merak etme. Bakın belki darbeye Suriyeli yetimler engel oldu.” Keramet bence, keramet.

Muhammed’in babası darbe günü kalp krizi geçirdi. Doktor dedi ki, “Bu adam canlı çıkamaz, haber verin, cenaze çıkacak.” Ben, “yanında girmek, Lailaheillallah söyletmek istiyorum” dedim. Doktor, “Hayır giremezsin, bu manzara seni çok korkutur” dedi.

Evet, gerçekten evlerde zam oldu. Muhammed’in evi bodrum kat, kirası 1200 lira… Hikâyeler çok, sizi ağlatmak istemiyorum ama o dram, o insanlar… Açlık, çaresizlik… Hepsi üst üste. Vatan çok değerli. Ben hep ablama “Abla gel Türkiye’ye, Türkiye çok güzel” derim. O da “İman, vatanı bırakamam; ben çıkarsam, o çıkarsa Suriye’yi kime bırakacağız, zaten öyle olmasını istiyorlar!” diye cevap verir. Vatansız çok zor…

“Suriye’den Türkiye’ye Uzun Bir Yol”, Kadın dergisi, Nisan-Mayıs-Haziran 2017, sayı 1.

 

Röportaj: İsmihan Şimşek

Güncelleme Tarihi: 02 Mart 2018, 18:17
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Leyla
Leyla - 7 ay Önce

Iman ablacim cok guzel konusmussun senden Allah razi olsun Insallah bu dunyada insanlik ve merhametlik ve islamlik kazanir

banner8
SIRADAKİ HABER

banner7

banner6