Sosyalistler dinle hesaplaştı mı?

Mert Büyükkarabacak ve Okan Konuralp: Onlar iki sosyalist isim. Sosyalizm ve dini konuştuk.

Sosyalistler dinle hesaplaştı mı?

Neden İslam’la hesaplaşmadan işe başladı sosyalistler?

Sosyalist iki arkadaşımla dertleştim. Aşağıdaki soruları sordum onlara. Bakalım nasıl cevap vermişler.

“Türkiye'de insanlar neden komünizme ve sosyalizme yöneldiler?” diye başlamak istiyorum. Onları komünist-sosyalist yapan sosyal, psikolojik ve felsefi temeller, sebepler nelerdi?

Özellikle Osmanlı'da başlayan pozitivizmin, materyalizmin, sosyal-darwinizm'in hazırladığı fikri temellerin insanların komünist fikirlere kapılmalarını kolaylaştırdığını düşünüyorum.

Bir de şu var: Güçlü, yıkılmamış bir İslam medeniyeti-devleti olsaydı sence bu kadar etkili hale gelebilir miydi marksizm, sosyalizm?

Bu elbette komünist düşünürlerin, aydınların cesaretinin, direnişinin değerini ve önemini düşürmez. Lakin bu fikirlerin doğduğu batı hristiyan havzasındaki kapitalizmin evrelerinin, zulümlerinin yaşandığı bir yer değildi bu topraklar. Ayrıca hıristiyanlığın tam olarak bir iktidar aygıtına dönüşmesi ve yanılmaz oluşunun kabullenilişi söz konusuydu. İslam için hem bunlar söylenemezdi hem de İslam'ın bir yozlaşımından bahsedilemiyordu.

Sosyalistler bu topraklarda bunun tam olarak farkındalar mıydı? Nerdeyse her batılı düşünür, hristiyanlığın marazîliğinin ve aşılması gerektiğinin farkındaydı. Lakin bu topraklarda ortaya çıkan sosyalist düşünürlerin büyük çoğunluğu İslam'la hesaplaşmadan işe başladılar. Batılı entelektüeller hristiyanlıkla yaptıkları zorlu hesaplaşmadan sonra dinle aralarına mesafe koydular. Bizimkiler ise bu işi yapma ihtiyacı duymadılar genelde. Bunun yapılmış olduğu ön kabulüyle işe başladılar. Böylece bence işin başından itibaren, bir kopuklukla başladılar.

Yerli bir dil kuramadılar. Zannediyorum Doktor Hikmet Kıvılcımlı ve Kemal Tahir dışındaki isimler için bunu söylemek yanlış olmasa gerek.

İkinci mevzu eklemlenme sorunsalıdır. Kemalizme eklemlenerek onu aşacaklarını mı Mert Büyükkarabacakdüşündüler acaba? Elbette burada da tüm sosyalistlerden bahsetmiyoruz. Ve buna bağlı olarak hakiki sosyalistlerin seslerinin, bir program dâhilinde, kısıldığı meselesi. Böylece Türkiye'de sol, sanki ‘CHP zihniyeti'nin gölgesi ve açmazları altında yol ve yön gösterici özelliğini yitirmiştir. Kısa kısa neler söylemek istersin?

Mert Büyükkarabacak: “Bizim sol geleneğin teorik altyapıları büyük oranda ithal”

Şimdi sosyalist düşüncenin etkili olduğuna dair tespitin için teşekkür ederim ama bence o kadar da etkili olamadı. Yani geniş topluluklarla buluşma noktasında 1960-1980 arası bir istisna. Onun da herhalde başka etkenlerin, özellikle dünya konjonktürünün etkisiyle açıklanabilecek yönleri var.

Rosa LuxemburgKapitalizmin yarattığı acıların sadece Avrupa'ya özgü olduğunu düşünmüyorum. Kapitalizmin Osmanlı’ya girdiği yıllardan, -sembolik başlangıç- 1838 yılından itibaren öncelikle küçük tarımın yıkıma uğraması ile başlatılarak olumsuz etkileri mevcut. İlk grevler 1870’lerle başlıyor. Osmanlı’yı da çok geri görmemek lazım. Elinden geldiğince kapitalistleşmeye çalışıyor, fıtratı elverdiğince. Ama ilk sosyalist düşünceler zaten Balkanlılardan geliyor, Ermenilerden. Müslüman solcular daha sonra… Bizim Kıvılcımlı mesela, Almanya’dan gelen öğrencilerden etkileniyor, muhtemelen Rosa Luksemburg etkisinde kalmış tiplerden. Doktorun farklılığında belki bunun da etkisi vardır. Solun kitleselleşme ihtimali Çerkez Ethem'in tasfiyesi ile erteleniyor. Bunun çevresinde Yeni Dünya diye İslami Sosyalizmi savunan bir yayın çıkarılıyor.

Dinle hesaplaşma yok gerçekten ama birçok daha başka şeyle de hesaplaşma yok. Bizim sol geleneğin teorik altyapıları büyük oranda ithaldir. Herkes hangi devrimden etkilenmişse onun teorisini buraya uydurmaya çalışmıştır. Türkiye'de hâlâ Maocu olduğu için feodalizmi kapitalizmden daha etkin gören siyasi akımlar var. Garip ama gerçek.

Direnen İslam’a eyvallah; ama…

Teorik olarak din meselesini ve Osmanlı’yı kurcalayan benim bildiğim Doktor dışında kimse yok. Dinin ele alınmamasının toplumla bağ kurmada çok önemli eksiklikler yarattığını düşünüyorum. Dinin içinden de konuşabilen bir solun ancak kalkınma şansı olduğunu düşünüyorum bu topraklarda.

Alevilik meselesini önemsemek lazım. Çünkü 1960'lar kalkışması dâhil solun tüm kitlesel ve devrimci çıkışları Kürtlerden ve Alevilerden beslenir. Bana millet hâlâ çok şaşırıyor: “Hem sünnisin hem Türksün. Ne işin var” diye… Türkiye’nin temel fay hatlarının ezilenler cephesine ittikleri sosyalist hareketin doğal tabanını oluşturuyor bunlar.

“İslam devleti olsaydı” diyorsun. Bence siyasal İslam yeni bir olgu, 80'ler sonrasının bir ürünü gibi geliyor bana. Muhakkak geçmiş dönemlerde de kökleri vardır ama esasen bir dünyevî düşünce olarak yaygınlaşması daha yeni; Abdülhamid’in temsil ettiği İslami düşünce ise solun genel olarak hep mesafeli durduğu bir konum. Direnen İslam’a eyvallah; ama Fethullah Gülen'in “ulul emr”e itaati va’zeden siyasetine mesafe.

Kulaktan dolma bilgilerle devrim mi olur

Kemalizm meselesi sorun. Özellikle 60'ların temel motifi anti-emperyalizm olduğu için Kemalizm’le alışveriş çok güçlü. Deniz Gezmiş mesela 68'e kadar büyük oranda Atatürkçüdür ama son sözleri bu kabuğu kırıldığını gösteriyor. Türkiye'de sol Kemalizm’le berelidir biraz ama Kemalizm’le hesaplaşma noktasında da topluma bir öncülük edilmiştir. Baksana AKP bile kendi ideologlarının önemli bir kısmını soldan devşiriyor ve hatta ‘50 seçimlerinde TKP'nin kimi ileri gelenleri Menderes'i CHP'ye tercih etmişlerdir. 70'lerin CHP'si Türkiye'nin tek sosyal demokrat parti deneyimidir; o yüzden bugünkü derin devlet avukatı Baykal çizgisinden oldukça farklıdır.

Yani İslam’ın sol tarafından bilinmesi lazım. Düşünebiliyor musun, bir toplumda devrim yapmak istiyorsun ve toplumun zihinsel yapısını en fazla belirleyen bütün hakkında kulaktan dolma bilgilerin var sadece. Bu çok büyük eksiklik. İslam’ın içindeki direniş çizgileri takip edilerek enteresan şeyler bulunabilir. Gıffari mesela, neden bizim sembollerimizden biri olmasın? Fazlasıyla hak ediyor. Fakat bu demokrat Menderes/Özal/Tayyip ve darbeci sol denklemi aşırı midemi bulandırıyor.

Türkiye'de 'sol' partiler
(+)

Okan Konuralp: Sosyalistlerin çoğu mahallenin dinsiz-imansızı olarak üzerinde mutabakat sağlanmış bir dışlanılmışla yaşadı

Bu toprakların Marksist/ Sosyalist geçmişine “siyaset bilimi”, “sosyoloji”, “sosyal psikoloji” vb. üst başlıklardan bakılarak edilen kelamları biliyoruz; hemen hemen tüm sosyal bilim disiplinleri çerçevesinde bir geçmiş/bugün analizi yapıldı, yapılıyor, yapılacak.

Osmanlı’da ya da Türkiye’de marksist düşüncenin neden ve nasıl geliştiği/gelişmediği/gelişemediği üzerine binlerce eser, istenildiğinde bulunabilecek yerlerde duruyor, duracak. Haliyle yeni bir ahkam sergilemek yersiz… Ve yine haliyle bu gelişme/gelişmeme/gelişememe durumlarının, marksist olmanın “Kişisel bir tercih” başlığı altında da değerlendirilmesi gerektiğine inanırım, inanıyorum.

Yani aslında “Bizler neyi beceremediysek” beceremediklerimizden kaynaklı hangi acıları çektiysek; beceremediklerimiz ve acılarımıza rağmen “marksist” olmaya devam etme inat ve sebatının da bir karşılığı/sözü olmalıdır. Ve dediğim gibi sosyal bilimlerin kavramlarını kullanmadan ve bu kavramlara kurulan analizlere yer vermeden yanıtlamaya çalışıyorum; sorularını…

Yoksa dipnotlarda mı kalacak bu geçmiş

“… Batının Hıristiyanlıkla yaşadığı hesaplaşma sonrasında ortaya çıkan faturanın, İslam’la ister istemez yaşanacağı varsayılan hesaplaşma sonrasında ortaya çıkacak faturayla aynı olacağı; haliyle de hristiyanlık hesaplaşmasının pekala bizim kendi hesaplaşmamıza da ikame edilebileceği…” yargısının “haksızlık” taşıdığına inanırım her zaman. “… Bu topraklara ait bir dil yaratamamak…” yargısının da bu haksızlığın tacı olduğuna…

Mesele biraz, biz daha bu fikir yokken ya da savunduğumuz fikir başka başka yerlerde de henüz doğmamışken, bu topraklardaki büyüklerimizin kendi “iç” gibi kabul edilen meselelerinde neyi nasıl anlamlandırdığıdır bira.

Yani örneğin Avrupa, sonrasında marksizme de evrilecek “aydınlanmasını” yaşarken; ya da Protestanlığı sinesinden çıkartırken ya da karanlık olarak adlandırılan çağlardan bir başka renk yaratırken, bizim topraklarımızda nasıl bir fikrî çatışma vardı. Örneğin, “sünni” olarak tanımlanan o dönemin “kanaat” önderleri, diğerlerine yapılan “zulmü” nasıl okudular. Ya da sünni geleneğin neredeyse son yüz yıla ait “dört halife dönemine eleştirel bakış” çabasının öncesinde; “hatasız” ve karşıtları da “yok” sayılan fikirsel serüvenini bir üst not olarak değerlendirmeyecek miyiz? Yoksa dipnotlarda mı kalacak bu geçmiş?

Mesela, batı aynı dinin mensupları olarak çocuklarını emperyal ve kapital bir fikriyat ütopyası altında ABD’de buluşturdu. Ki Protestan ahlakının, haliyle de kapitalizmin ruhunun o insanları bir bilinmez yolculuğa çıkartabilen gücünü de kabul etmeliyiz; yüzlerce yıl öncesinde de benzer bir vaatle o insanları Kudüs yollarına düşüren “Katolik” kurguculuğu göz ardı etmemeliyiz. Sol-İslam ilişkisine biraz buralardan da bakabilmeli insan!

Doğru sözü yanlış sözcüklerle söylediysek

Muhammed hangi neden ve gerekçelerle yola çıkmış olursa olsun ve Hristiyanlığın ve fazlasıyla Yahudiliğe de benzeyerek bizatihi Yahudiliğin bağrına kendi dinini çaktığı kabul edilsin, edilmesin; biraz da şu demekti İslam’ın o tarafa/ batıya bakışı; “Hak geldi batıl zail oldu” düzlemi… Ve bizler de onların gözünde “Zail olanın ürünleriydik”

Biz; yoksulluğu, eşitliği, dayanışmayı, paylaşmayı savunan, insana dair ulvî ve dünyevî müspet hangi değer varsa o değerler üzerinden söylem geliştiren; ancak bu söylemini ve eylemini bu topraklaştıramadığı için başarısız olmuş değiliz sadece.

Biz, neyi nasıl söylersek söyleyelim, “bize iyi gözle bakmayacakların” varlığı nedeniyle de başarısızız. Çünkü biz eğer doğru sözü yanlış sözcüklerle söylediysek de başka yerlerde doğru sözün doğru sözcüklerle söylendiği bir dünya da vardı ve bu toprakların İslamcıları, milliyetçileri (benim için faşistleri) ve hatta muhafazakârları, “dinsizlik ve imansızlık” ve “bölücülük ve diktatörlük” yaftaları altında kapital Türkiye’nin yaratımına hizmet ettiler.

Dolayısıyla, bu toprakların komünizm karşıtlarının o sığ dinsizlik/imansızlık yaftasını bir kenara bırakarak önce komünizm nesini beğenmediklerini/desteklemediklerini özeleştiri niteli taşıyan bir yaklaşımla açıklamalıdırlar.

Ya da Osmanlı’nın son döneminde “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar uzanan toprakları kaybetmekten doğan” “diğer Türklere” kavuşma fikriyatının sanki bir suçlu varmış gibi ve suçlu da ilan ederek “Sovyetler diğer Türkleri esirleştirmiştir ve Anadolu’da bu doğrultuda işgal edilecektir” saçmalığından doğurdukları şiddetin hesabını vermeyecekler midir? Ki ne der Edip Cansever: “İnsan yaşadığı yere benzer/ O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer/ Suyunda yüzen balığa/ Toprağını iten çiçeğe/ Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine…

Herkes niye yapamadıysa biz de o sebepten yapamadık

Yani, bu toprakların marksistleri de bu toprakların diğer sakinlerine benziyor; İslamcılarına örneğin, onlar neyi yapamadıysa/yapmadıysa biz de o nedenle yapamadık. Ve hatta biz biraz da onlar yapamadığı/yapmadığı/yaptırmadığı için yapamadık. Yani bizden çok önce, bu topraklarda bizim hikâyelerimizde anlatılmazdan da önce bu toprakların yıllar sonra bizi de ezecek/ezmeye çalışacakları hangi düşünsel kavgayı yaptılar karşılıklı ve kim kazandı.

Haliyle bizim neyi yanlış yaptığımızdan çok; neyi yapmış olursak olalım bu toprakların bizi nasıl gördüğü; görme inadında olduğunu da unutmamak lazım. Biz bu topraklara özgü bir dil geliştirememiş olmamızın sorumluluğundayken; karşımızdakilerin de bizi anlama çabasına hiç girmemiş oldukları da bir başka sorumluluk değil midir?

Üstelik yapmaya çalıştıkları, onları çok da dünyevî bir çilenin içine de sürüklemedi; oysa biz tam da yapmaya çalıştıklarımız için çilelerden çilelere sürüklendik; ve işte provokasyon niteliği taşıyan son cümle; “Kaç idam geçti hayatlarından ve kaç işkence mağduru…” Ve kaçı mahallenin dinsiz-imansızı olarak üzerinde mutabakat sağlanmış bir dışlanılmışla yaşadı. Hayat fazlasıyla kişisel ve gündeliktir çünkü…

Yakın geçmişimizden sosyalist gençlerin yürüyüşü

 

Mustafa Nezihi Pesen tartışmaya açık

Yayın Tarihi: 13 Haziran 2010 Pazar 01:39 Güncelleme Tarihi: 21 Şubat 2018, 15:28
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
...
... - 11 yıl Önce

Sosyalistlerin dinle hesaplaşacak yüzü var mı ?

taylan yoldaş
taylan yoldaş - 11 yıl Önce

sosyalizm'in mücadelesi islam ile değil islamizasyonladır. yoksa sosyalist görüş zaten her şeyde olduğu gibi inançlarda da saygıya dayanmaktadır. yani şu anki rejim ne kadar din düşmanıysa sosyalizm de en fazla o kadar dine karşıdır. kaldı ki türkiye gibi halkın muhafazakar olduğu bir ülkede marksist-leninist akıma rağmen islamsız bir sosyalizm düşünülemez. ben bir sosyalist olarak rus kökenli bu akımların türkiyede hiç bir zaman sökmeyeceğini adım gibi biliyorum. sosyalizm fikri ruslardan değil.

taylan yoldaş
taylan yoldaş - 11 yıl Önce

..spartacuslardan, şeyh bedrettinlerden, thomas mürzellerden doğmuş, bugünlere gelmiştir. latin amerika devletlerindeki sosyalizm ya da sosyal demokrasi düzeni marksizim-leninizmden çok farklıdır, halk inançlarına bağlıdır. türkiyede eğer bir gün sosyalist rejim olursa ki bunu allah'ın izniyle başarıcağız inşallah, bu islama ve türk kültürüne uygun bir tavırda olmalıdır.
kısaca demek istediğim sosyalizm kesinlikle din düşmanı olmamalıdır, olmayacaktır. öyle bi akıma ilk ben karşı çıkarım.

banner26