Sistemden yana mıyız?

Belkıs İbrahimhakkıoğlu ile Türk Edebiyat Vakfı'nı, Türk Edebiyatı Dergisi'ni ve hususi çalışmalarını konuştuk..

Sistemden yana mıyız?

11578Ahmet Kabaklı’nın girişimiyle 1978’de kurulan Türk Edebiyatı Vakfı hem varlığıyla hem de düzenlediği faaliyetlerle edebiyat ortamına bir nevi nitelik kazandırdı. Sizin açınızdan bu vakfın anlamı tam olarak nedir?

Kültür Kuruluşları bir milletin manevi korunaklarıdır. Milletin devamlılığı açısından geçmişi geleceğe bağlayan sağlam köprünün ayaklarını oluştururlar. Türk Edebiyatı Vakfı’nın misyonunu da bu çerçeve içerisinde değerlendirebiliriz.

Vakfın mahiyetinden bahseder misiniz? Şuan ne tür çalışmalar mevcut?

Vakıf, adından da anlaşılacağı gibi faaliyetlerini ağırlık olarak Türk Edebiyatı ekseninde yürütmektedir. Ancak çıkış noktası edebiyat olmakla beraber kuruluşunun asıl gayesi genel anlamda Türk kültürüne hizmet etmektir. Bu bakımdan çalışmalarını, fikir ve sanat dünyamızı bütünüyle kucaklayan bir hizmet anlayışla sürdürmektedir. Vakfın çalışmalarına gelince; öncelikle alanında en uzun süreli yayın hayatı olan Türk Edebiyatı dergisinden söz etmek gerekir.  Yine gelenekleşmiş haftalık ‘Çarşamba Sohbetleri’ vakfın aralıksız sürdürdüğü faaliyetlerindendir. Bunun yanı sıra, kitap yayınları, anma günleri, kültür gezileri, konserler, gençlik kolları gibi çeşitli alanlarda çalışmalar yapmaktadır.

11575Türk Edebiyatı Dergisi; köklü bir geçmişe de sahip olup, kültür-sanat camiasında öyle veya böyle varlığını korumaya devam eden dergilerimizden biri... Sizin de bunda önemli bir payınız var. 436.sayıya kadar gelmiş derginizin gidişatına dair kısaca değerlendirmenizi alsak... Türk Edebiyatı Dergisi'nin ileriye yönelik farklı projeleri var mı?

Türk Edebiyatı dergisinin doğum tarihi l970’dir. Rahmetli Ahmet Kabaklı Hoca, hayallerini, ideallerini, memleket sevgisini, kültürümüze olan hayranlığını hizmete dönüştürmek istiyordu. Kültür dünyamızın çok değerli isimleri olan dostlarına bu düşüncesini söylediği zaman hepsi de heyecanla destekliyorlar. Hoca kendi imkânlarıyla adeta çırpınıyor. Özellikle edebiyata meraklı gençleri toparlayacağı “Edebiyat Cemiyeti”ni kuruyor ki, bu vakfın da temelini oluşturmuştur. Yine aynı dönemde Edebiyat Dergisi’ni yayın hayatına kazandırıyor.

Dergi ilk çıktığı andan itibaren memleketin her köşesinde ilgiyle karşılanıyor. Sayfalarında dönemin belli başlı isimlerinin imzasını görmek mümkün. Mehmet Kaplan, Oktay Arslanapa, Muharrem Ergin, Faruk Akün, Necmettin Hacıeminoğlu, Ayhan Songar, İbrahim Kafesoğlu, Altan Deliorman, Nevzat Atlığ, Hüsrev Hatemi, İlhan Bardakçı, Şemsettin Kutlu şu anda hatırlayamadığım pek çok değerli imza derginin kalem misafiri olmuşlar. Bu isimlerin çoğu da Hakk’ın rahmetine kavuştu, nur içinde yatsınlar.

Şu anda dergi Beşir Ayvazoğlu’nun yönetiminde; dönemimizin en seçkin edebiyat dergileri arasında yerini koruyor.

İleriye yönelik, nasip olursa yine vakfın bünyesinde ayrı bir gençlik dergisi çıkarmayı düşünüyoruz.

Türkiye’deki dergiciliğin geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?

İnsanların kültürle ilişkileri var oldukça dergiler de bir şekilde varlıklarını sürdüreceklerdir. Ama tabi geleceğin dergileri her halde dünyayı sanal ortamlardan selamlayacaklar, yeryüzüne çıkamayacaklardır. Yani gelecek nesiller matbaa kokusunun, kâğıda dokunmanın büyüsü ne demektir bilemeyecekler.

11576On iki kadın yazarla bir araya geldiniz ve İslam medeniyeti kapsamındaki mübarek kadınları yazdınız.  “Kadın Oradaydı” kitabının yazarlarından biri olarak; birçok kadın şahsiyetler hakkında başka nelerin yazılmadığı, yazılması gerektiği kanaatindesiniz?

Eğer kelamımızdan sorguya çekileceğimizin şuurundaysak yazmanın sorumluğu gerçekten ağır. Bizler nihayetinde aciz kullarız. Başladığımız bir işin ucu nerelere gider, kestiremiyoruz. Yazarken, duygularımızı, hayat algımızı, olaylara bakışımızı ister istemez metinlere yansıtıyoruz. Hatta yazma süresinde hangi noktadaysak, yani yolculuğumuzun hangi durağındaysak, o noktayı gerçek kabul edip öyle yazmaya çalışıyoruz. Bu yüzden, özellikle manevi anlamda seçkin insanları yazmanın bir ölçüsü olmalı diye düşünüyorum.  Onları değerli kılanı odak kabul etmeliyiz.

Belki işe önce “neden yazmak istiyorum” sorusunu cevaplamakla başlamak lazım.

11577Kimleri yazmak isterdim? Adı sanı bilinmeyen, ama her biri içinde binlerce dünyaları taşıyan sessiz kadınları yazmak isterdim.

Çocuklar için "Peygamber Öyküleri"ni yazdınız ve bu büyük bir boşluğu giderdi. Sizce Türkiye’deki Çocuk edebiyatında ne gibi eksiklikler mevcut? 

Söz konusu çocuk olunca iş daha da zorlaşıyor. İçinde bulunduğumuz sistem, insani değerler bakımından geleceğin dünyasına güzel şeyler vadetmiyor. Bu görüntüde fıtrata uygun olanı korumak da giderek zorlaşıyor. Ama buna mecburuz. Aslında, çocuğa yönelik olsa da olmasa da, yazdığımız her metin bu açıdan mesuliyetini de beraberinde taşıyor.

Kalemimizi nasıl kullanacağız, Hakîkatten yana mı, sistemden yana mı?  Özellikle çocuklar için yazılan kitaplarda bu hassasiyeti önemle korumalıyız.

Teşekkür ederiz.

 

Vefatının yıl dönümü olan Ahmet Kabaklı’yı da rahmetle yâd ediyoruz.

Hatice Algın konuştu

Yayın Tarihi: 08 Şubat 2010 Pazartesi 10:44 Güncelleme Tarihi: 10 Şubat 2010, 14:57
YORUM EKLE

banner19

banner36