banner17

Şiir'le ateş ölçüyor!

Şair Zeynep Arkan ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Bakın bize neler dedi..

Şiir'le ateş ölçüyor!

Biraz bize kendinden bahseder misin? Zeynep Arkan kimdir, nerededir, neler yapar?

Kendimi anlatmam çok tuhaf kaçacak ama anlatması kolay bir hale getireyim: Hayatımı bazı parçalara bölerek yaşıyorum öncelikle. Uğraşmayı sevdiğim şeylerle uğraşmak zorunda olduğum şeyler arasındaki bağları gittikçe kopartarak vakit geçiriyorum. Her gün okula giden, her çeşit tekrardan nefret etmeme rağmen hayatı sürekli bir tekrar halinde yaşamaya maruz kalanlardan biriyim. Bu bana çok trajikomik geliyor.Zeynep Arkan

Neredeyim’in cevabına gelince? Tam dört yıldır Doğu Karadeniz’in güneyindeyim. Evet, tam olarak hiçbir iklim ve coğrafi özelliğe uymayan bir yer. Buranın kışları sert ve depresif, yazları manik ve ılıman geçiyor. Genellikle aynı şeyleri yapıyorum. Ani değişimlerden hoşlansam da, sevdiğim insanlara, kitaplara, filmlere, müziklere, yaşam düzenine v.s. bağlılığımı sürdürerek ve bunun için bolca vakit bularak yaşıyorum.

Seni alıp şiire götüren bir sebep var mıydı? Ya da ne oldu da şiirle uğraşır buldun kendini?

Tam bilemiyorum aslında. Şiir okumayı ve yazmayı sevdiğimi hatırlıyorum. Henüz ergenken bile mektup arkadaşlarımı yazdığım şiirleri yollayarak taciz ederdim. Taciz diyorum çünkü hepsi berbattı. Sürekli günlük tutardım ama şiirin çok daha pratik ve daha dikkate değer olduğunu anlamıştım. Belki de bu yönteme âşık olmuşumdur. 12 yaşında Cahit Zarifoğlu’na da âşıktım mesela.

Cahit ZarifoğluZarifoğlu’na duyduğun aşk mıydı yani sana şiiri yazdıran?

Hayır, demek istediğim o yaşta Cahit Zarifoğlu benim için şiiri ve hayatı temsil ediyordu. Şiirle yaşanan bir hayatın örnek modeliydi. Aşıktım dediğim de, ergensi hayranlıktan bir adım daha öte bir şey bu. Topluma karşı geliştirdiğimiz uyumsuzluğun kendimizce en yakın avuntusu.

Şiirle uğraşan bir kadın olarak çevrendeki tepkileri merak ediyorum. Annen, baban, yakın çevren veya arkadaşların bu duruma nasıl bakıyorlar?

Anneme kalsa şiir yazmamın pek anlamı yok. İlgilenmiyor yani. İlk yayımlanmış şiirlerimden birini dergiden göstermiştim. “Yani şimdi bunu herkes mi okuyor? Hımmm? “filan demişti. Garip bulduğu kesin… Babam şiirlerimi de kitabımı da göremeden dünyadan ayrıldı. Kitabım ailemde daha çok eşe dosta, komşulara filan gururla gösterilme işine yaradı. Ben de susup izledim. Arkadaşlarım da şiir sevenler ve sevmeyenler şeklinde farklı tepkiler gösterdiler. Galiba herkes olduğu gibi kabul etti.

Kadın ve şair üzerinden gidelim istersen. Kadın şair tanımlamasını nasıl buluyorsun?

Zeynep ArkanBu tanımın teşkil ettiği sorunların yerini neden başka şeyler alamadı merak ediyorum. Sanırım “kadın şair var mı yok mu, denir mi denmez mi?” soruları bu tanımı yaşatan etkenlerden biri. Kadın şair sınıflandırmasından rahatsız olup “kadın şair” dosyaları yapıyoruz. “Olur mu, olmaz mı?” diye tartışacağımıza kullanmayalım bitsin. Ben bu ayrımı içselleştiremiyorum ama “kadından şair olur mu?” sorusuna bile takılıp kalan çok erkek var.  Onlar için ilk aşama olabilir bu kategori. Kadın şair, erkek şair, ideallerin tepe noktasında da insan şair var. Nirvana!

İyi de bu erkeklerin “kadından şair mi olur” sorusuna takılmalarının bir nedeni olmalı?

Elbette ki “kadından şair mi olur?” diye bir soru var. Ama cevabı da “evet, olur” şeklinde verilmiştir zaten. Yani bir kadın şiir yazar, hayatını resmeden şeyi bu meyanda seçer, şairdir o. Erkeklerin takıldığı noktalar çok tutarsızlık gösteriyor. Edebiyatın bu şekilde parsellenmesini yanlış buluyorum. Hikâyeci, roman yazarı, müzisyen kadınlar…

Bizlere kadın dünyasından nüveler getiren isimlere çok şey borçluyuz. Bu şiirde de böyle. Madem “kadınlar kadın dünyasını önümüze getiriyor, kadın şair diye sınıflandırmanın sakıncası ne?” diye sorabilirsin şimdi, erkekler de kendi dünyalarından veriler sunuyor ama “erkek şair” demiyoruz. Bir kadın başkaldıran, cesur, sesi yüksek çıkan, güçlü şiirler yazdığında da “delikanlı gibi yazıyor” diyoruz. Sorun temelde, kadına bakışımızda. Ve onu en nihayetinde geniş hayal gücü, duygusallığı, tepkileri, dile hâkimiyeti, zekâsı ve hayata ortaklığı ile değil de,  toplumun beklentilerini karşılamaktaki rolleriyle değerlendiriyoruz.

Kadın şiiri ile erkek şiiri arasında bir farklılık olabileceğine inanıyor musun?

Kadın ve erkek şarkıcılar kadar “yorum farkı” var. Ama şimdi “kadın duyarlılığı bambaşkadır canım” filan desem aşırı duygusal dozdan içi dışında, ağlak ve hissiyat kumkuması bir tipleme açığa çıksın istemiş gibi olacağım. Oysa kadınların şiiri böyle değil. Çoğumuz hayatımızla ilgili her şeyi tek başına sırtlanmak zorunda kalıyoruz. İşe gidip paramızı kazanıyoruz, ezilmemek ve hatta ezmemek için direniş gösteriyoruz.  Hislenme çağları sona erdi. Neredeyse mekanik bir soğukluk içinde kendinden emin kadınlar yine de kendi dünyasına veya cinsiyetine ait bir şeyleri şiirle ortaya çıkardığında farklılıklar belirginleşiyor ama çok net bir ayrım görmüyorum ben.

Kadınlar artık sınırlarını kendilerinin çizdiği şiirleri yazıyorlar. Ve gariptir ki böylesi yazan kadınlar ya antipatik bulunuyor ya da “adam gibi yazıyor” denerek övülüyor.

Türk şiiri denildiğinde çok az insan kadın şair ismi sayar nedense? Bu genellemeye bakarak Türk şiiri için erkek egemen bir şiirdir denilebilir mi?

Elbette ki erkek egemen bir şiirdir. Buna bir de tüm hayatını şiire adamış kadın sayısının azlığını eklersek bu niceliksel etkenin yansımaları kaçınılmaz.

Bu cümleden bir hoşnutsuzluk havası mı çıkarmalıyız? Biliyorsun ki erkek egemen lafı pek hoşlanılmıyor bu zamanda.

Basitçe bir tespit aslında. Erkek egemen bir toplumuz biz. Kadınlar dolaylı olarak söz sahibi bu konuda. Aile içinde bile annelerin dediği olur ama babaların ağzından çıkar bu istek. Kendi adıma hoşnutsuzluk ancak şu konuda olabilir, kadınların şiir yazmayı bazı etkenler sayesinde sürdürebilmesi durumu çok kötü.

Evlenince, bir erkeğin müdahalesi söz konusu olduğunda vb. durumlarda kadınlar kabuğuna çekiliyor. Şiir yazmaya devam edebilmek için sanki illa bir erkek hami bulması, ya evde hizmetçilerle filan yaşaması ya da fazla dişli gözükmesi gerekebiliyor. Hoşnutsuzluğumun böyle sosyal, ekonomik ve psikolojik sebepleri var kısaca.

İsmet Özel bir şiirinde “Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman / Akvaryuma dalıp gitmek sırası bir türlü bize gelmez / biblonun boyasındaki çatlağı fark ederiz / kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman / bir bahane uydurup baklacılar konserine gitmeyiz” diyor. Bir kadın şair olarak bu şiirin sende bir karşılığı var mı?

Bende bir karşılığı olmadı. İlk okuduğum zaman da olmamıştı. Hiç üstüme alınmadım doğrusu. Burada aşağılananın kadınların aşka bakışı kadar, şiir yazma biçimleri de olduğunu görünce aklıma 1887’de yazılmış şu şiir gelmişti:

“Sizin bütün şiircikleriniz ıvır zıvır / Görmesem de değersiz / Kadınlar şiir yazmamalı / Şiir olmaya çalışmalı.”

Oscar Blumenthal bu şiiri kadın hareketlerinin sanatta da ses getirdiği günlerde alay etmek için yazmış. Kadınların “şiir olmaya” mecbur edilmesi kadar yüzyıllar sonra duygulara prim vermeyip erkeksi yazmak adına istihza ile karşılaşması da son derece garip. Daha da garip olanı bütün bu yüksekten bakışlar; şair veya değil, bir kadını gerçekten sevmekle bir anda bitiverecek şeyler. Bana mantıklı gelmiyor bu yüzden, her iki türlüsü de.

Bu şiirde kadınlara yönelik bir aşağılama mı olduğunu söylemek istiyorsun?

Bu şiiri görür görmez kadın şairlere postalayan bazı erkeklerin tavrı bana bunu düşündürdü, İsmet Özel ne niyetle yazdı orası bilinmez. Açıkçası benim şahsi fikrim İsmet Özel’in bir zaafını açığa çıkarmıştır bu şiir. Ondan daha ilginci bu zaaftan bir komedi çıkaranların yine şair arkadaşlarımız olması.

Ocak 2007’de İkrar üzerine Mustafa Kutlu’nun övgü dolu bir yazısı çıkmıştı Yeni Şafak’ta. Doğrusu, Mustafa Kutlu’nun övgüsü öyle herkese nasip olacak türden değildir.  Bu yazıyla karşılaşınca ilk olarak neler hissettin?

Yazıyı okuduğumda hissettiğim şey, onurdan başkası değildi. Henüz Mustafa Kutlu ile tanışmıyordum, gösterdiği teveccüh beni çok mutlu etti. Sırf kendi adıma değil, genç şair ve yazarlara Mustafa Kutlu’nun gösterdiği teveccüh gerçekten çok nadir rastladığımız bir şey. Böylesi editör-yazar ilişkisi çok nadir bulunuyor yani. Bu anlamda çok şanslı hissetmiştim kendimi.

Yine o yazıda şiirin için “bikr’i mazmun” ifadesini kullanıyor Mustafa Kutlu. Benim merak ettiğim, bu “bikr’i mazmun”un kaynağı neresidir? Şiirini besleyen o büyük ırmakta kimlerin katkısı var?

Okuma birikimimin bir katkısı varsa eğer Karakoç, Zarifoğlu, İsmet Özel, Cemal Süreya ve bolca Rus edebiyatı katkısıdır. Bir de işin içine anlatma ihtilacı da girince söz söylenmiş oluyor.

Bildiğim kadarıyla Anadolu’da öğretmenlik yapıyorsun? Edebiyat ortamını oradan tam anlamıyla takip edebiliyor musun? Aradığın kitapları hemen bulabiliyor musun mesela?

İnternet gibi bir seçeneğimiz olduğu sürece bir şeyleri takip etmek zor değil. Edebiyat mail grupları değil ama kastım. Onlara bakmıyorum. Yeni kitapları takip ediyorum. İstediklerimi internetten satın alıyorum. Kitapyurdu ve idefix başucu kaynaklarım. Dergiler konusunda sıkıntı yaşıyorum ama. Arkadaşlarım veya dergi editörleri gönderirse geliyor, yoksa ulaşmam genellikle zor oluyor.

Genelde hangi dergileri takip edersin?

Ulaşabildiklerimi takip ediyorum demem daha doğru. Özellikle son bir yıldır sıkıntılı bir şeye dönüştü. Zaten son beş aydır adresim sabit değildi. Her gönderi elime çok geç ulaştı. Fakat taşra dergisi editörleri daha hassas bu konuda. Dergiler düzenli olarak elime ulaşıyorlar. Merkez dergilerinde abonelik uygulaması da her zaman sağlıklı sonuç vermiyor. Rahat ulaşabildiğim dergiler arasında şunlar var:  Dergâh, Heves, Karagöz, Hece, İkindi Yağmuru, Özgür Edebiyat, Kertenkele… Elimden geldiğince bunları takip ediyorum.

Kendi kuşağından takip ettiğin isimler var mı?

Artık kimseyi takip etmiyorum. Kısırdöngüye dönüşmüş şeyler görmek istemiyorum. Bir dergide dikkatimi çeken bir isim olursa ikinci defa okuyorum, yoksa öylece bırakıyorum.

Afili FilintalarEn son Afilifilintalar’a katıldığını gördük. Nasıl oldu bu?

Samed Karagöz’den gelen bir teklifle oldu. Siteyi sıkça okuyordum zaten. Orada yazmanın güvenli ve eğlenceli olacağını düşündüm. Aynen de öyle oldu.

Afilifilintalar çetesindeki iki kadından biri de sensin? Bu kadar erkek arasında çeteci bir kadın olmak nasıl bir duygu?

Gruba sonradan eklenen kadınlar olarak bir kontenjana dâhil mi olduk diye düşünmüştüm ilkin. Ama sonra siteye içerik olarak yaptığımız katkının cinsiyetin dışında bir etkisi olduğunu gördüğümden içim çok rahat yazıyorum. Meltem Gürle samimi, etkili ve çok güzel yazıyor. İnsanların cinsiyetlere takılı kalmasına da şaşırıyorum. Yani başta “kadın yazar neden yok?” eleştirileri, daha sonra “kadın yazarlar neden çeteciye benzemiyor?” gibisinden tepkiler…

Orada bir mahalle kavgası dönmüyor ki, kolumuzu sıvayıp aralarına dalalım. Afilifilintalar bir edebiyat ortaklığı, bunun dışında başka bir düşüncem yok açıkçası. Çeşitliliğin arasında bir katkı, bir verim sağlamak dışında insanların kafalarındaki “çeteci kadın” imajını onaylatmak gibi bir çabam da yok. Ben zaten mahallemdeki erkekleri döverek büyüdüm. Yorgunum… Şaka bir yana, Afilifilintalar çok güzel bir fikir. Dâhil olmaktan yana memnunum. 

Cinsiyetin dışında kalarak bir etki oluşturmak dediğin şey hakikaten inandırıcı geliyor mu sana? Yani bir insan nasıl cinsiyetinin dışında kalarak bir şey yapabilir ki?

Şimdi Afilifilintalar’a yazı yazarken ortaya çıkması gerekmeyen “kadınlık” aslında yok değil, var. İlk yazılarımızın başladığı gün hemen Meltem Gürle ile selamlaştık, paslaştık… Ortama hemen bir kadın samimiyeti soktuk. Diğer yazarlar bizden önce bunu pek yapmıyordu. Benim söylemek istediğim orada yazarken, hatta kendi yaşantımdan bir şeyler anlatırken elbette bir kadının elinden çıkıyor bütün bunlar. Ama yazılarımın hiçbirinde cinsiyet vurgusu yok.

Orada sadece “kadın” olduğum için değil, yazdığım için bulunuyorum. Kadın olmaktan soyutlanmış da değiliz ki. Benim söylemek istediğim yazarlardan beklenenin sırf cinsiyet üzerinden açığa çıkıyor olması. Meltem Gürle bir erkeğin dilinden yazıyor mesela arada. Ben gençlere, kızlara edebiyat yoluyla nasıl yaklaşacaklarına dair nükteler yapıyorum. Daha güler yüzlü bir atmosfer oluşuyor işte. 

Şiir harici ilgilendiğin bir alan var mı peki?

Şiir haricinde sosyoloji, felsefe ve sinema, bilgi açlığımı gidermekte en zevk aldığım alanlar. Çocuk edebiyatı da hayatımda önemli bir yer tutuyor.

Genelde ne tür şeyler okursun, en beğendiğin isimler kimlerdir mesela?

Yeniden ve düzenli biçimde roman okumalarına başladım. Yerli veya dünya edebiyatından çok sevdiğim isimler var. Yeni çıkanları da takip etmeye çalışıyorum. Sabahattin Ali, Tanpınar, Dürrenmatt, Emile Ajar, Boris Vian, Ursula K. Le guin, Murat Menteş, İhsan Oktay Anar okuyorum genellikle. Geniş yelpazeli okumalar da yapmaya çalışıyorum. Şiir de ise “Toplu Şiirler” dönemi yaşıyorum. Bir şaire tüm şiirleriyle yaklaşmayı seçiyorum bu dönemde. Topluca okumayı en sevdiklerim arasında Edip Cansever, Sezai Karakoç, Nazım Hikmet var.

Şiirinle ilgili olarak ileriye dönük planların var mı? Veya ilerde şunları da yapsam diye niyetlendiğin şiir harici şeyler…

Yaklaşık 1,5 yıldır şiir yayımlamıyorum. Bu süreçte şiirle ilgili çok sorular duydum ama eğer şiir yayımlamıyorsanız, şiir ortamıyla göbek bağınız kesilir gibi oluyor. Bundan şikâyetçi değilim aslında. Fakat editörlerle ilişkimizi belirleyen tek unsur bu olduğundan, görünmüyorsanız ölü sayılıyorsunuz.

Şiir yayımlamak, kendi ateşimizi ölçmek gibi bir şey. Elimde henüz bitmemiş şiirler var. Apar topar açığa çıkan şiirler değil bunlar. İyice sindirmem lazım ki şiir öylece gözüküversin. Bazı sağlık sorunları yüzünden hiçbir şeye dokunamadım. İlerisi için, artık yarım yarım değil bitmiş şiirler yazmak istiyorum. İkinci kitabım için çok geciktim. Bunun sıkıntısını duyuyorum.

Şimdilerde hayata yeniden başlamış gibiyim, bu her anlamda böyle. İyi şeyler, iyi şiirler, hiç de fena olmayan bir dünyada yaşıyorum hissiyle birlikte nefes alıp vermek istiyorum. Her şey bir görme-görünme biçimine dönüşmüş olsa bile.

Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?

Mucizelere inanmakta gevşek ve ihmalkâr olmayalım demek isterim sadece.

Bu güzel söyleşi için çok teşekkür ederim.

Ben de çok teşekkür ederim. Selamlar herkese.

 

 

 

Yavuz Altınışık konuştu 

Güncelleme Tarihi: 07 Mayıs 2010, 21:24
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
resmiye emir
resmiye emir - 9 yıl Önce

işte cinsiyet meselesini kafasında çözmüş bir şair.. bırakalım artık bu kadın-erkek geyiklerini artık.. iyi iş vardır kötü iş vardır.. gerisi sadece lakırdı..
bu arada güzel söyleişi olmuş yapana dateşekkürler.

Hatice Algın
Hatice Algın - 9 yıl Önce

Zeynep Arkan, "kadından şair olur mu" gibisinden tüm tabuları yıkıyor. İkrar'dan sonra yeni şiir kitabını bekliyoruz daima...

Taner Sabancı
Taner Sabancı - 9 yıl Önce

Öncelikle Yavuz Abi'ye teşekürlerimi iletiyorum.
Röportaj başarılı soruları ve başarılı cevapları barındırıyor.

Zeynep Arkan'ın verdiği cevaplar, aslında mühim olanın şiir olduğunu, net bir şekilde ortaya koymuş.

Şair
Şair - 9 yıl Önce

Kadından şair olsaydı eskiler buna mutlaka "Şaire" derlerdi ve günümüze kadar ulaşırdı.

Demekki şiir erkek işiymiş!

Molla Kasım
Molla Kasım - 9 yıl Önce

Ne olacak bu entel dantel kuşağın hali..Şu okunanların arasında hayırlı bir şeyler de olsaydı keşke... Bir İmam Yazık çok yazık

kalender yıldız
kalender yıldız - 9 yıl Önce

iyi aşçıların erkek olması gibi iyi şairlerin de kahiri ekserisi erkek ama Akran'ın önemli bir tesbiti olmuş. kadınlar şiire bir ömür harcamıyor belli bir dönem yazıp sahneden çekiliyor. bu çok belirleyici bir unsur olabilir. ekrek şairlerde şiir, hayatın bir parçası gibi durmuyor adamın hayatının merkezine gelip oturuyor. türk edebiyatında şiiri ikinci plana atmamak için yuva kurmayan nice şair var. hani şiir kuma kabul etmeyen ille de"gözde" olmak isteyen bir şey, neyse artık işte öyle bir

hayri m.
hayri m. - 9 yıl Önce

eskiler şaire demediği için kadın şair olamaz. bilimkadını da yok, çünkü eskiler dememiş. ama denizanası var. neden? çünkü eskiler söylemiş.

Taner Sabancı
Taner Sabancı - 9 yıl Önce

Sayın Hayri M. peki bana söyler misiniz acaba, neden dilinizde aklınızın bir ucunda "şaire" kelimesi var. Böyle bir kelimeyi kullanıyorsanız eğer bu kelimenin anlamı olmalıdır. Kelimeler, onlara anlam yüklendiği için vardır değil mi ama? Mesela "hukukılan" kelimesi sizin için ya da herhangi bir insan için bir anlam ifade etmez. Çünkü ona yüklenen bir mana yoktur hayatımızda karşılığı yoktur.
Demek istediğim "şaire" kelimesi varsa, bu kelimeye hayat veren kişiler de vardır.


banner8

banner19

banner20