banner17

'Şiir dergisi olarak çıkmıştık'

Selçuk Küpçük 90'lı yılların taşradaki önemli dergilerinden Kırağı'nın sahibi Cengiz Coşkun ile konuştu.

'Şiir dergisi olarak çıkmıştık'

Ankara’da öğrencilik yıllarımın en çalkantılı zamanları kendime bir yol aralamaya çalıştığım sahaflarda ve kitapçılarda geçti. Şimdi yerinde yeller esen Türk-İş Pasajı da uğrak mekanlarımın başında geliyordu.  Ülke Yayın Dağıtım, Birleşik Kitabevi gibi nice önemli merkezlerin bulunduğu bu mekanda saatlerce kalır, ilk kez karşılaştığım kitaplar, dergiler beni, üstümüzden akıp giden Ankara’nın 90’lı yıllarının karmaşasından geçici de olsa kopartırdı.

Başta Kırağı Şiir Dergisi olmak üzere nice dergiler ile burada tanıştım. Sonra ilk ürünlerim Kırağı’da yer aldı. Kırağı yayınlandığı dönem itibariyle Anadolu’dan (Osmaniye) çıkan en önemli dergi idi o yıllarda. Yaşı bugün 30’larda ve 40’larda olan birçok önemli şair kendisine Kırağı’da yer bulmuştur. Dolayısı ile çoğu ismin üzerinde bir şekilde emeği vardır Kırağı’nın. Ayraç dergisinin 3. sayısında Kırağı’yı konu edinen gecikmiş bir yazı yayınladım. Dergiyi ilk sayısından son sayısına kadar tarayıp, tahlil etmeye çalıştım. Yazı hayatımızda önemli alanlar açtığını düşündüğüm bu tür dergileri mutlak yazmamız ve tarihe not düşmemiz gerektiğine inanıyorum.

Derginin sahibi olan sevgili Cengiz Coşkun ile bu bağlamda (kendisi bu tür işlere pek taraftar olmasa da) bir söyleşi gerçekleştirdim. (Selçuk Küpçük) 
 

“Taşrada çıkıyor olmak kirlenmemiş olmak gibi bir ayrıcalık sunmuştu Kırağı’ya” 

Kırağı ilk sayısını Mart-Nisan 1994’te çıkardı. Osmaniye’den yayınlanan bir dergi olarak 90’ların ortasındaki şiir-edebiyat ortamı size göre nasıl görünüyordu ve Kırağı bu ortama hangi gerekçelerle girmişti? 

Kırağı hiç  bir hesap yapmadan sadece “şiir” gerekçesiyle doğdu aslında. Bir ihtiyaca binaen değil, bir boşluğu doldurmak kastıyla hiç değil. Şiir yazan iki kişinin ve onlara uyan bir kişinin bir araya gelmesiyle oluşan bir fikirden doğdu Kırağı. Şiiriyet alanındaki boşluğu dergi çıktıktan sonra farkettik ancak. Taşrada çıkıyor olmak kirlenmemiş olmak gibi bir  ayrıcalık sunmuştu Kırağı’ya. 

KırağıÇok kısa zamanda ciddi bir okura kavuştu sanırım dergi. Bu okur, dağıtım ilişkisi nasıl kuruldu ve gelişti? 

Alandaki boşluk kısa zamanda ciddi bir okur-şair topluluğunun oluşmasını  doğurdu. İzah ettiğim gibi, biz bu boşluğu hesaplayarak çıkarmamıştık dergiyi. Ama doğru zamanda, doğru şeyi yapmış olmak ve dergiyi çıkaranların samimiyeti ve hasbiliği verimli bir ortamın doğmasına sebep oldu. 

Ben dahil o dönemin birçok genç kuşak şairler ilk ürünlerini bu dergide yayınladı. Bu isimlerin bir kısmı şiir yolculuğuna devam ediyor. Buradan hareketle Kırağı için “bir okuldu” değerlendirmesi yapılabilir mi? Bu konuda neler söylenebilir? 

Kırağı’nın bir okul olmak gibi bir kaygısı olmadı hiç bir zaman. Ama gerçekten “şiir” yazan herkesin isimlerine, etiketlerine bakılmaksızın  Kırağı’nın sayfalarında yer bulması, gelen bütün mektupların cevaplandırılması ve şiirlerin tetkik edilmesi bir çok genç şairin yolunu açtı diyebiliriz. 

Ara verip yeniden başladığı Kasım 1998 28. sayıdan sonraki dönem  hariç Kırağı salt  şiir dergisi olarak çıktı. Bu ilk dönem niçin sadece şiir dergisi olarak tasarlanmış ve sonra neden sanat edebiyat şiir alt başlığına geçiş yapılmıştı? 

Kırağı saf ve duru bir bebek olarak doğdu. Kapak tasarımından logosuna kadar bu duruluğu herkes gördü ve hissetti. Şiir sanatın en saf, en sade halidir, tıpkı bebeklerin insanlığın en saf hali olması  gibi. Kırağı’nın ergenliğe adım atmış olması onu saflıktan uzaklaştırdı tabii olarak. Ergenlik çocuğa hangi günahları yüklemişse şiire de o günahları yükledi. Hayat tabii seyrini sürdürdü, su akarını buldu. 

Siz aynı  zamanda dergide yer alan bazı  isimlerin ilk kitaplarını da yayınladınız. Derginin kitap basımı süreci nasıl gelişti ve tasarladığınız yayıncılık anlayışına ulaşabildiniz mi? 

Kitapların yayınlanması uzun bir maceranın sonunda gerçekleşti. Osmaniye’de başlayıp Çorum’da devam eden macera Konya’da nihayet buldu. Birinci seride çıkan kitapların tasarımları istediğimizin çok uzağında gerçekleşti. Fakat ikinci seriden amaçladığımıza yakın bir  sonuç elde ettik diyebilirim. Bütün olumsuzluklara rağmen bazı arkadaşlarımız için beklentilerin üstünde olumlu sonuçlar doğurdu. 

Haziran 1997’de 27. sayı ile ara verdiniz. Ta ki sanat-edebiyat-şiir alt başlığı ile yeniden Kasım 1998’de çıkana kadar. Neden ara vermiştiniz. Ve yeni dönem yayın anlayışınızda nasıl bir temel değişim oldu? 

Kırağı  çocukluktan çıkıp büyümüş ve delikanlılığa ilk adımlarını  atmıştı artık. Kendisine hala çocuk muamelesi yapan ebeveynine kızıp evi terk etti bir süre. Sonra isteklerinin büyük oranda kabul edilmesiyle geri döndü. Daha bir gelişmiş, yeni ufuklar bellemiş ve belirlemişti. Ama bir şeyin farkında değildi henüz; büyümek kirlenmektir.

Kırağı her yetişkin gibi günü gelince evi terk etti ve kendisine yeni bir hayat(lar) kurdu. Birçok yerde, değişik isimlerle anılan bir hayat bu. 

KırağıKırağı’nın bugün şiir-edebiyat dünyasında boşluğu hissediliyor mu sizce? Kapanışı bir boşluk doğurdu mu? 

Kırağı’nın kapandığını düşünmüyorum. Yapması gerekeni yaptıktan sonra bulunduğu alanı terketti sadece. (Yapması gerekeni yaptıktan sonra) bulunduğu alanı terketmemiş olsaydı hem kendisine hem de çevresine rahatsızlık veren bir varlığa dönüşecek, istenmeyen misafir muamelesi görecekti. Kırağı kendisine böyle bir şeyin yapılmasına izin verecek bir zihniyette olmadı asla.* 

Kırağı’nın kapanışı ile siz de kişisel olarak bir anlamda geri çekildiniz. Sizin dergi ile kurduğunuz anlam ilişkisi nasıldı, Kırağı sizin için ne ifade ediyordu? 

Önceleri “okur” idim. Sonra “okur-yazar” oldum. Şimdi “okur-yazmaz”ım. İleride inşaallah “okumaz-yazmaz” olmayı umuyorum. Kırağı “okur-yazar”lığımın ilk dönemlerine denk geldi.

Bir hali (içinde olmak yerine) dışarıdan seyrederek, tezahüratta bulunarak veya sahaya bir şeyler atarak tatmin olmak akilin değil aptalın işidir. Dünyaya gelmiş olmak ve insanlarla “birlikte” yaşıyor olmak; içinde giderek büyüyen bir boşluk doğurur akleden adamın . Kırağı o devasa boşluğa atılan bir taş sadece. (Kendi adıma konuştuğumu belirteyim. Diğer arkadaşlar ne der bilemem). Ne boşluk dolar, ne taş kaybolur, ama teselli verir. Teselli de akil insanın (yani Adem’in) tek sığınağıdır dünyada. 

 

*Not: Narayama Türküsü filmini seyretmiş miydiniz?

Selçuk Küpçük konuştu

Güncelleme Tarihi: 05 Aralık 2009, 08:39
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
ahmet nacar
ahmet nacar - 9 yıl Önce

kırağının kokusunu hala hissedebiliyorum.güzel bir yelpazeydi.anadolu,taşra,kaynak ya da ana...

nihat aksoy
nihat aksoy - 9 yıl Önce

kırağı'yı yeniden hatırlamak çok güzel... selçuk küpçük epeydir sitede yazmıyordu. yine yazmasını dileriz ayrıca...

bahadır
bahadır - 9 yıl Önce

kırağı'nın eski sayılarını ben de gördüm. bir öğretmenim göstermişti vakti ile. güzel dergi imiş...
selçuk küpçük galiba eski dergişere yöneliyor. şimdi de ipek dili ile söyleşisi var.
sırada acaba hangi dergiii

okur
okur - 9 yıl Önce

emeğinize sağlık
hala ben birkaç sayısını saklıyorum,
hak eden olduğunda vereceğim
ALİ

T.Atmaca
T.Atmaca - 9 yıl Önce

Evet güzel bir söyleşi olmuş. Cengiz Coşkun'u konuşturmak zordur. Ama en azından diyebilirdin ki "Ben de bu dergi ile yola çıktım ama daha sonraları bu derginin adını anmaktan imtina ettim" deseydin sana kim kızacaktı sevgili Selçuk...

Fikri Özçelikçi
Fikri Özçelikçi - 9 yıl Önce

... bu vesileyle uzun süredir görüşemediğim bir dosttan haberdar oldum.
Cengiz, haberleşelim azizim. Ben hala bıraktığın şehirdeyim.

m.evren
m.evren - 9 yıl Önce

ne selçuk küpçük'ün sorduğu ne de cengiz coşkunun söylediği kırağı dergisinin diğer iki isimini de ben söyleyeyim.
tayyip atmaca- mehmet durmaz

hepsine selam...

Cengiz Coşkun
Cengiz Coşkun - 9 yıl Önce

Sevgili Fikri
Senden haber almak güzel. Mail adresim cengizcoskun80@gmail.com
Haberlerini bekliyorum. Halit'e selamlar..


banner19

banner13

banner20