Seyyid Ensar: Hayata kuşların kalbinden bakmayı daha doğru buluyorum

Mehmet Fatih Öz, şair Seyyid Ensar ile 2018’in Temmuz ayında okurla buluşan “Mağlubiyet Karinesi” isimli şiir kitabı üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdi.

Seyyid Ensar: Hayata kuşların kalbinden bakmayı daha doğru buluyorum

Max Jacob “Şair olmak için ilkin insan olmak gerekir” diyor. Buradan bakarsak şairin iyi olmak olsa bile herhangi bir görevi olduğunu düşünüyor musunuz?

Evvela hepimiz Müslüman olmamız hasebiyle bir hâl sergileyeceğimiz vakit niyetimize Allah’ın rızasını almakla mükellefiz. O’nun rızasına bizi eriştirmeyecek her yol beyhudedir ve ziyadesiyle meşakkatlidir. Bunun yanında meseleye artık çok yaygınlaşan kavramlardan “kendini gerçekleştirmek” dâhil olunca karşımızda pek çok yol olsa da aklımızda yalnızca bir soru beliriyor; kendimiz için seçeceğimiz hangi yol bizi Allah’ın rızasına eriştirecek?

Çok uzun zamandır düşündüğüm bir mana var bununla alakalı. Her Cuma günü, imam hutbeyi irad edip minberden inmezden evvel cemaatine dönerek “elâ inne ahsene'l-kelâmu ve eblağa'n-nizâm. kelâmullâhi'l-melîki'l-'azîzi'l-'allâm.” diye sesleniyor.  Yani “kelâmların, sözlerin şüphesiz en güzeli ve düzenlerin en kâmili, kapsamlısı; Melik (Görünen ve görünmeyen âlemlerin sahibi), Aziz (Yenilemeyen yegâne galip) ve Alîm (hakkıyla bilen) Allah'ın kelâmı değil midir?”

Bu sahne her yaşandığında benim zihnimde tezahür eden mana aynı… Ben bir derenin yerini biliyorum ve insanların da o dereden su içmelerini, kaplarını doldurmalarını istiyorum. Bana bahşedilen bu yazmak imkânını nasıl insanların istifadesine sunabilirim? Çünkü ben, insan olarak yaratılmamdan sebep sözlerin en güzeline muhatap kılınmışım. Yazmaktaki gayem de insanları sözlerin en güzelinden haberdar kılmak olmalı. Başkası statü kazanmak yahut insanlara kendini sevdirmek veya dünyalığa taalluk eden herhangi bir gerekçeyi gözeterek yazabilir. Ancak ben Müslümanca düşünmek mecburiyetindeyim. Bu da ancak Allah’ın rızasını gözetmekle mümkün… Şair, ilkin insan olduğunun farkına varacak ki karşısında ayan beyan duran ve kendisini muhatap kabul eden kudreti idrak edebilsin. Yaşadığımız çağda vazifemiz yalnızca bununla da sınırlandırılamıyor üstelik. Maalesef kötülüğün her türlüsü her yanımızı sardı. Kötüler, akla hayale dahi gelmeyen, hayvani hislerle yaşamak gibi arzularını kuşanıp en olmadık taleplerle alacaklı gibi karşımıza dikilecek ve hesap soracak kadar cüretkârlar artık. Bu yüzden iyi olmak yetmiyor. İyiliği emretmekle de mükellefiz. Kötülükten sakınmak bir kişiyi kurtarabilir ancak ifsat edilmiş bir topluma doğru yuvarlanıyorsak en belalı uçurumlardan, insanları kötülükten de nehyetmemiz gerekir.

Bize kelimeleri bahşeden de O’dur. Yalnızca insan olmak değil, iyi insan olmak da şarttır bu yüzden…

Şiirlerinizde “Müslüman” bir şairin isyanına şahitlik ediyoruz. Bu isyanı şiire aktarırken önceliğiniz nedir?

Benim âlemime aldığım “isyan” olgusunu izah edebilmek için şu misali verebilirim; yakın tarihte, ülkenin büyük şehirlerinde terör saldırıları kol geziyordu. Alçakça planlanan saldırılarda canlı bombalar kendilerini halkın arasında patlatıyor, pek çok can kaybı yaşanıyordu. Çok geçmeden bir kısım insanların kalabalık yerlerden uzak durmaya başladığını ve dahi sokağa çıkmaya cesaret edemediğini gördük. Bir bomba patlıyor, topu topu seksen küsur senelik fani dünya hayatları son bulacak diye insanlar endişe ve evham içinde yaşıyordu. Esas maksadı dünya olan insanlar için anlaşılabilir bir tavır.

Bugün gelinen noktada televizyonlar, telefonlar, bilgisayarlar ve daha nice araç gereç bize envai çeşit kötülüğü sunarak bizden imanımızı çalmak istiyor. Eşcinselliğe eyvallah diyelim, zalime ses etmeyelim, kâfire kâfir demeyelim, faize, zinaya göz yumalım, bütün bunları normal karşılayalım, en kötüsü de alışalım ve zamanla bunların bir parçası olalım diye bekliyor. Benim isyanım bunadır. Fani dünya hayatımızı tehdit eden bir canlı bombadan duyduğumuz korkuyu, baki olan ahiret hayatımızı elimizden almak isteyen canlı cansız teröristlere karşı da duymayışımızadır. Bundan daha büyük terör mü var? Önceliğim, bu teröre karşı insanları uyarmak. Fakat maalesef çağımız; insanların apaçık gerçeği görememekte ve basiretsizlikte birbirleriyle yarıştığı, önünde sonunda her şeye alıştığı ve nefislerini tatmin etmek için sürekli yeni yollar aradığı uyuşukluk çağı…

“Dünya Ağrısı” şiirinizin yazılış hikâyesini anlatır mısınız?
İlkokuldan ortaokula geçtiğim sıralardı. Rahmetli babaannem bizimle kalıyordu. Vefatına yakın biraz ağırlaştı. Dağ gibi kadın, dersiniz; nasıl da şefkate muhtaç. Ben babasının heybetinden çekinen bir çocuk olarak büyümeme rağmen babamı belki ilk defa orada insan olarak yakından görebildim. Annemse merhamet ve şefkatinin zerresini esirgemedi babaannemden. Babam, yani ete kemiğe bürünmüş acımak duygusuydu, orada öylece annesinin ayakucunda duran. Bir kez olsun babaannemin kalbini kırdıklarına şahitlik etmedim. Saçlarını tarıyor, yemeğini yediriyor, ona bir bebeğe bakar gibi bakıyorlardı. Babaannemin vefat edeceğini anladıklarında, sanıyorum Allah bunu yakınındaki kimselere bildiriyor ki kalpleri sabra hazır hâle gelebilsin, ikisinin karşımda babaanneme sarılıp döktüğü gözyaşları hatırımdan hiç gitmiyor.

Zaman sonra, Soner Karakuş ile tanıştık. Bazı kalpler, simalar ezelden tanıdıktır. Soner Karakuş’un “ölecekse bir gün annem / ölmek, güzel bir şeydir” mısraları mesela… Şiirin böyle bir öyküsü var.

Şiirlerinizde dünyayı, ölüm üzerinden irdeliyorsunuz. Ölüm sizin için ne ifade ediyor?
Çok sevdiğim bir replik var; “ölmekten değil, yeterince yaşamamış olmaktan korkuyorum” diye. Beni ölüm karşısında çaresiz bırakan bu yaşayamamak duygusu. Fani ve aciz biriyim. Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir yahut lezzetleri acılaştıran ölümü sıkça anın, kabilinden hatırda tutmaya çalışıyorum buraya ait olmadığımı.  Şiirlerimde de ekseriyetle bu hissi ifade etmeye gayret ettim. Buralı değiliz. Burası değil. Tam da bu.

Kitabınızda hissedilen bir İsmet Özel etkisi var. Özel’in hayatınıza ve şiirlerinize etkisi nedir?
Yaşayan en büyük Türk şairi benim için. Fakat aramızdaki ünsiyet şiirlerinden daha ötede. Çok geç sayılabilecek bir dönemde tanıdım ben İsmet Özel’i. Sonra fark ettim ki, aynı yollardan geçmiş olmak aynı menzile varmayı vaat etmese bile insana bir emniyet ve dirayet getiriyor.

Benim adım da insanların hizasına yazılmış mesela. Bir Eylül günü asıl anlamını kavrayan sözler var havsalamda. Her gün yepyeni tasarımlarla günün kepenklerini kaldırıp akşam olunca değmeyeceğine olan inancımla günü kapatıyorum on beşimden beridir. Şairler kadar cesur değilim. İhtida, bir dönüm noktasıdır. Yeni bir sayfa değil yeni bir defter açarsınız mesela.

Her nasılsa, İsmet Özel’in bendeki etkisinin mevcudiyeti ve sürdürülebilir bir etki olarak kalması, etki alanına girecek kadar yakınlaşmamış olmamdan ileri geliyor diye düşünüyorum. Çünkü zihnimizdeki tahayyül ile karşımızdaki tezahür arasında tutarsızlık bulunması insanı hayal kırıklığına götürebiliyor. Belki bizatihi tanışmış olsak, daha çok bağlanacağım kendisine fakat korkum, şevkime galip geliyor her defasında… Buna cüret edemiyorum. Yine de, yalnızca sürdürdüğü kavga hasebiyle duacıyım kendisine. Allah, ömrüne bereket, sıhhat, afiyet ve selamet versin.

Şiirlerinizde sıklıkla kuşlardan bahsettiğinizi görüyoruz. Acaba kuşlara olan bu meyliniz nereden ileri geliyor?
Aklın getirilip kalbin karşısına oturtulduğu ve ikisinden birinin diğerini boğduğu bir zamandayız. Bu zamanda, insan olmanın neye tekabül ettiğini kuşlardan öğrenebileceğimizi düşünüyorum. Belki hakaretamiz ifadelere başvuracakları sıra karşısındaki kişiyi kuşlarla eşdeğer tutarlar fakat bilinmesini isterim, kuşlar akıllarıyla değil, kalpleriyle varlıklarını sürdüren mahlûklardır. Tevekkül ehlidirler. Bizler ise iptilamızın, hırs ve hevâmızın esiriyiz.

Hadis-i Şerif’te “Eğer siz Allah'a hakkı ile tevekkül etseniz; kuşlar gibi rızıklanırdınız. Onlar aç gider, tok dönerler. Cennete girecek birtakım insanlar var ki; onların kalpleri tevekkül ve Allah’a güvenmede kuşların kalpleri gibidir.” diye, kuşlar bize misal gösterilmiş. Hayata kuşların kalbinden bakmayı daha doğru buluyorum. En azından dünyayı bir nebze olsun daha katlanılabilir bir yer kılacağı kesin.

Şiir ve yazı hayatınızın geleceğini merak ediyoruz. Üzerinde çalıştığınız dosyalar var mı?

Gayret bizden, muvaffakıyet Allah’tan. Kelimelerle münasebetimizi kuran Allah’ın muhakkak bizde görmek istediği hasletler var. Bize bahşettiği istidadı açığa çıkarmak da ancak gayretle, sebat etmekle mümkün olabiliyor. Bu düşünceyle, Allah ömür verdikçe yazmaya gayret edeceğim. Arayı çok açmadan ikinci şiir kitabıyla okuru selamlarız inşallah.

banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ali Kaya
Ali Kaya - 9 ay Önce

Böyle yürekli ve imanlı şairlere her zamankinden çok ihtiyaç var. Allah yar ve yardımcısı olsun.

Özkan YILMAZ
Özkan YILMAZ - 9 ay Önce

Beşeri ilimler ile islam dinini özümseyen iman hakikatlarına vakıf değerli genç yazar seyyid ensat a başarılar diliyorum

banner19

banner13

banner26