banner17

Seyhan Arslan: Yaşadıkça acı biriktirir insan

“Kelimelerin kâğıtta bıraktığı izi seviyorum. O yüzden şiir dinlemeyi sevmem hatta herhangi bir metni dinlemeyi sevmem.” Yasemin Kapusuz, Seyhan Arslan ile şiir üzerine bir sohbet gerçekleştirdi.

Seyhan Arslan: Yaşadıkça acı biriktirir insan

Yıllardır yakından tanıdığım, arkadaşım, dostum şair Seyhan Arslan ile şiir üzerine konuşabilmiş olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Seyhan Arslan ile ilgili söyleyebileceğim en belirgin vasıf, ser verip sır vermeyen bir insan olduğudur. Onu yakından tanıyanlar beni daha iyi anlayacaktır sanırım. Öyle kitaplar okur ki, adını dahi duymamışızdır okuduklarının ama okuduğunu göstermez, anlatmaz, satmaya girişmez, bilgiçlik taslamaz.

Öncelikle merak ediyorum. Sesli şiir okuduğunuza şahit olmadım hiç. Şiir okuduğunuzu da sadece biliyorum. Sanki şiir mahrem bir şey size göre. Konuşulamaz. Yüksek sesle okunup bütün sırları aşikâr edilemez gibi. Yani kısaca şiire bakışınız nasıldır?

Kelimelerin kâğıtta bıraktığı izi seviyorum. O yüzden şiir dinlemeyi sevmem hatta herhangi bir metni dinlemeyi sevmem. Bana göre müzik dinlenir, radyo tiyatrosu dinlenir o kadar. Kalanın hakkı, şerefi okunmaktır. Kendime baktığımda oldukça pervasız görünüyorum gözüme. Utanmak pek becerebildiğim bir şey değil. Ama, “Merhaba ben Seyhan Arslan şairim ben” demek kadar utandığım hiçbir şey yok. Kime ne ki! Dikkat edilmesi gereken biriyimdir mutlaka da dikkatleri üzerime çekmemeyi ısrarla tercih ediyorum. Şair olmak ayrı bir şey. Çok mahrem ulu orta, yüksek sesle söylenecek bir şey değil. Çalışmadan büyük şair olunmaz. Bu arada en büyük hayalim büyük şair olmak. Belki bir gün gerçekleşir hayalim. Şairlik verilidir. Allah'ın bir hediyesi ve zorlu bir imtihandır. Marifet şairim demekte değil büyük şiir yazabilmekte.

Şiir yazma konusunda hırslı mısınız? Yazmasanız da olur mu? Yok, asla. Yazmadan olmaz mı?

Hırslı bir insan olduğumu söyleyemem. Hırslı insanlar korkutur beni, iddialı insanlardan korktuğum kadar korkarım gözünü hırs bürümüşlerden. Hırs yaptığım üç beş şey var tabii ki. Üstesinden gelebileceğimi düşündüğüm birkaç şey.

Hep tartışılagelmiştir ya, kadından şair olur mu sizce?

Şair olduğumu fark edip şiirde karar kıldığımda en çok karşılaştığım şey, kadından şair olmaz, cümlesiydi. Doğrudur, olabilir, kadından şair olmayabilir ama ben şairim.

Sizi çarpan, etkisinden kurtulamadığınız, dilinize dolanan, tekrar tekrar okuduğunuz şiirler oldu mu?

Ezbere şiir bilmem. Sürekli tekrarladığım mısralar var.

Biri Süleyman Çobanoğlu'ndan "zümrüt topuklu iğnem birazcık daha dayan". Özellikle yirmili yaşlarımda mırıldandığım bir mısra. Sonra Hüseyin Atlansoy'un "bedenim gibidir ruhum da, kalabalık önünde soyunmaktan utanan". Nasıl olduğum sorulduğunda içimden bağıra bağıra bu mısraı söylüyorum: "Tanrım bize bir salıncak! Çok çabuk geçmek için şu olup bitenleri". Dibe vurduğumda Çağrılmayan Yakup'u açıp okuyorum. Ve bir de "Masa da Masaymış Ha" En okumadığımsa Turgut Uyar. Büyük Saat'i okuyup bitirdiğimde bir sürü şiir yazdım. Uf Allah'ım o ne güzel şiirlerdi. Sonra bir farkettim ki yazdığım o şiirler basbayağı Turgut Uyar müsveddesi.

Yazmak sizde hangi duyguları ifade ediyor?        

Sezen Aksu olma hayalimi saymazsak, büyüyünce yazmak dışında bir hayalim yoktu. Bir masanın başına oturmuş bazen elimde kalemle bazen daktiloyla yazdığımı hayal ediyordum. Yazarken, masa başındaki hayalimi görürüm hala. Sol elim çok kıymetlidir. Elim olmasa yazamam. Yazmamayı düşünemiyorum. Gerçek anlamda yazmaya başladıktan sonra bile canım yazmak istediğinde ders kitaplarının boş sayfalarına yahut o an ne okuyorsam elimdeki kitabın boşluklarına yazdım. Sonra annemin beni temsili olarak evden atmasıyla sonuçlanan altın künyemi satıp daktilo almam var. Yazmama kızdığı tek anımız buydu annemle. Ölene kadar sürekli destekledi beni annem. Çünkü yazmazsam delireceğimin yahut çok vakitsiz öleceğimin farkındaydı.

Şairlik zor zanaat mıdır sizce de? Şiirlerinizi yazıp bitirince şairi siz değilmişsiniz gibi bakabiliyor musunuz şiirlerinize? Kendi şiirinizi değerlendirebilir misiniz?

Şairim demekle olmuyor tabii ki. Yeni bir şeyler yazmak gerekiyor. İlk yıllar ağzını burnunu kırıyordum yazdığım şiirlerin aman iyi şiir olsun diye. “Adak” şiirimi çok önemserim, yazdığım ilk gerçek şiirdir. Annemin ölümüyle sanata bakış açımda değişim başladı. Ether'den sonra yeni bir şey yazmak için iki yıl hiç sevmediğim şeyler okudum. Ether dönemi kapanmıştı, artık eskisi gibi yazmamalıydım. İki yıl kendimi parçaladım şiir yazmalıyım diye. O dönemim için Tanpınar benzetmesi yaparım düşündükçe. Şiir yazmalıyım, şiir yazmalıyım. Güm “Arziyat” geldi. Zebur'un en uydurulmuş son halidir “Arziyat”. Birincisini yazıp bitirdiğimde korkudan elim ayağım buz kesti. Tövbe estağfurullah ne yazdım ben. Bunu ben mi yazdım! İlk kitap değil, “Arziyat” ikna etti beni, büyük şair olabileceğime.

Eşim şiirlerimi okumaz. Okuyorsa da benim haberim yok. Düz yazı yazarsam redakte eder. Şiire karışmaz. Hiç romantik değil ama umurumda da değil. Baki'ye âşık olmak şiirimi değiştirdi. Sanata tapındığımı, kimsesizlik hissim nedeniyle sanatı hayatın üstünde gördüğümü idrak ettim. San'at san'at diye gezinmeyi bıraktım. Aslolan mutluluktu, bir hayata sahip olmaktı. Hayatı olan biri olarak şiir yazamayacaksam…  Çok çekiştirmiş, çok yormuştum yıllarca şiirimi, bir türlü serpilememişti. Çekiştirmeyi bırakınca rahatladı.

Yıllarca kafa patlattım, şiir nedir, niye şiir yazıyorum? Verebildiğim tek cevap, şiir yazmadan duramayacağımdı. Şimdi çok net biliyorum ki şiir benim Allah ile konuşma şeklim. Ne yazıyorsam aslında Allah'a kendimi anlatmak, unutturmamak için yazıyorum. İddiasız bir ilahiyatçı olarak, Allah kulunu anlar vesaire gibi konulara hiç girmeyeceğim. Bu şiir bize ne anlatıyor? Şair burada ne demek istedi? Bunlar boş şeyler. Ablam Epidemia'nın arka kapak şiiri için şöyle dedi, ki ablam şiir okumaz:  "İlk cümleyi okudum, orda kaldım. Beni çok etkiledi. Sor ki ne anladın? Hiçbir şey." ( ifade tamamen ablama ait.)

Yeni şiirleriniz eskiye nazaran daha açık,  acı, sert. Açık sözlü bir kadının, sevdiğini de sevmediğini de gizlemeyen bir kadının şiirleri, bundan sonra da böyle mi devam eder?

Muhtemelen. Yaşadıkça acı biriktirir insan. Israrla çocukluğumuza dönmek istememizin sebebi de bu değil mi? Kendi adıma çocukluğuma dönme hayali kuramam. Çocukluğumu mümkün mertebe unutmayı tercih ederim. Geçmişe dönmenin bir faydası yok. Bir avuç güzel anıyı tekrar tekrar hatırlamayı seviyorum o kadar. Ben ne kadar unutmak istesem de acı yoğunlaşıyor. Artmasın. Yeni acılar tecrübe etmeyelim. Bu da böyle bir züğürt duası işte.

Röportaj: Yasemin Kapusuz

 

Güncelleme Tarihi: 01 Kasım 2018, 15:08
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Hanfe
Hanfe - 2 hafta Önce

Seyhanım dolu biri olfuğunuzu tahmin etöitim.Şiirlerinizi merak ettim şimdi. Selamlar ve sevgiler

banner8

banner19

banner20