banner17

Serap Kadıoğlu: Şiir, belki de hayata karşı panzehirim, oksijenim

Şair ve Şiar dergisinin yayın yönetmeni Serap Kadıoğlu Hanımefendiyle onun şairliği, şiir dünyası; dergiciliği üzerine ve yeni kitabı Eylül Biraz’a dair keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Rasim Kırlak’ın röportajı.

Serap Kadıoğlu: Şiir, belki de hayata karşı panzehirim, oksijenim

Şair ve Şiar dergisinin yayın yönetmeni Serap Kadıoğlu Hanımefendiyle onun şairliği, şiir dünyası; dergiciliği üzerine ve yeni kitabı Eylül Biraz’a dair keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Serap Hanım merhabalar. Okurlarımızın sizi daha iyi tanımları için bize kendinizden söz eder misiniz?

Merhaba, Eylülü, gelinciği ve ırmağı çok seven, Üsküdar’dan vazgeçemeyen, annelere ve çocuklara dayanamayan, insan kalbini her şeyin üstünde tutan, hayatı boyunca sonsuz Aşk’ın peşinde olan ve bu uğurda çok düşüp dizlerini kanattığı halde kalkıp yürümekten yılmayan, inandığı şeyler konusunda biraz dikkafalı olup haksızlığa tahammülü olmayan, konjonktüre göre şekil almaktan hoşlanmayan, tasavvufla tanıştığından beri asla geceleri uyuyamayan ve en büyük hayali bir köye yerleşip toprakla hemhâl olarak geceleri erken yatıp sabahları erken kalkmak olan biriyim. Böyle işte…

Şiirle ne zaman tanıştınız?

İlkokul yıllarımda yazdığım 23 Nisan şiirlerini hayal meyal hatırlıyorum. 11 yaşındayken ailemden ayrılıp okumak için Libya’dan Türkiye’ye gelmiştim. Oradan gelirken babam gibi sevdiğim bir aile dostumuz olan rahmetli Ahmet amcam bana son model walkman’ini hediye etmişti. Gençler 90’ların walkman tutkusunu pek bilmez. Şimdi 11 yaşındaki çocuğun elinde iPhone X olması gibi bir şey. :) İçinde de o zamanın popüler isimlerinden Cengiz Kurtoğlu’nun kaseti vardı. 11 yaşında bir çocuk için zehirleyici şarkılardı ama elimde başka kaset yoktu. Akşamları yatağa girdiğimde walkmanimi kulağıma takıp dinlerken annem aklıma geldiğinde yorganı yüzüme örterek şarkılar eşliğinde mütemadiyen ağlardım. O yıllarda şarkı sözlerini aparıp şiire devşirmeye başlamışım farkında olmadan. Hatta nerden öğrendiysem altına müstear isim bile yazıyordum. :) Yine o yıllarda şiirler için defter tutmaya başladım. Hatta bir roman denemem bile olmuştu yarım kalan. Kaç yaşındaydım tam hatırlamıyorum, sanırım 12 falan… Sadece annemi özlüyordum galiba. O yüzden anneler ve çocuklar hep zaafım olmuştur hayatım boyunca.

Şiir, sizin için ne anlam ifade ediyor?

Şiir benim yaşama biçimim. Şiirin hayatımda nasıl bir yeri var diye düşündüğümde cevap bulamıyorum. Şiirin hayatımda bir yeri yok yani, şiir zaten benim olduğum her yerde. Allah’a yakarışım, bir çocuğa bakışım, hayata tahammül edişim, annelerin gözlerinde ölüşüm... Şiir benim her şeyim olabilir. Şiir, belki de hayata karşı panzehirim, oksijenim. Bir dönem şiire mi hayata mı küstüğümden bilmem, 8 sene boyunca tek bir dize bile yazmadım, kalemden kaçtım hep. Hiç yazmam sanıyordum artık. Ama olmadı. Sanırım o dönemde, hayatımın şiir olacağı acıları büyütüyordum içimde. Sonrasında dönüp dolaşıp farkında olmadan şiirin tam içinde buldum kendimi.

Yakın zamanda Eylül Biraz adında bir kitap yayınladınız. Bu sizin ilk şiir kitabınız. Bize biraz Eylül Biraz’dan ve ilk eseriniz olmasının verdiği heyecan ve duygudan bahseder misiniz?

Eylül Biraz, benim yıllardır ertelediğim bir kitap. Yıllar önce beni çok rahatsız eden bir olaydan ötürü yaşım kemale erene kadar kitap çıkarmama kararı almıştım. Ortalık kâğıt israfıyla doluydu zaten. Günümüzde kitap; ihtiyaç olduğu kadar bir etiket, bir ego tatmini, bir kabul görme ön şartı, bir pazarlama unsuru olarak da işlevselleştiriliyor adeta. Ben kitapsız kabul görmek istedim belki de. Kitap çıkarmakla bilgimi ve tecrübelerimi gençlere aktarmak arasında pek bir fark görmedim. İkisi de eser üretmekti bana göre. Biri egomu tatmin edecekti diğeri ruhumu. Ben ruhumu tercih ettim ve gücüm yettiğince vaktinde sahip olamadığım imkânları gençlere sunmak için Şiar dergisini kurdum. Dergiyi elime aldığım gün sanırım hayatımın en mutlu günüydü. Şiar’ın her yeni sayısını elime aldığımda ilk günkü gibi heyecanlanıyordum. Derginin işleri o kadar çok zamanımı alıyor ve beni doyuruyordu ki, başka bir şeye ne ihtiyacım ne de zamanım oluyordu.

Yıllar geçtikçe artan samimi okurlarımın beklentisi ve camiadan dostların ısrarından sonra artık kitabı ertelemenin anlamı kalmamıştı. Yaşım da kemale yaklaşmıştı zaten. :) Uygun zamanın geldiğini düşünerek gelen teklifleri değerlendirmeye başladım. İbrahim Tenekeci, şiirlerini sevdiğim bir şairdi, Profil de bugünün en gözde yayınevlerinden biri. Tercihim onlar oldu. Derginin işlerinden ötürü kendime zaman ayıramadığım için bir süre daha tembellik yaptıktan sonra nihayet 2018 Eylül’ünde teşrif etti Eylül Biraz.

Eylül Biraz’daki şiirler; muhtelif dergilerde yayımlanan hem serbest hem de hece vezniyle yazılmış şiirlerden müteşekkil. Temalarına göre “Aslından Ağır Gölge, Göğü Çırpan” ve okurlarımın ısrarından ötürü kitaba aldığım bir gençlik şiiri olan “Şehriyar”ı eklediğim “Gençliğe Selam” adında üç bölümden oluşuyor.

Kitap heyecanına gelince… Bu konuda sizi hayal kırıklığına uğratacağımı bilsem de dürüst olacağım. Şöyle ki… Hani ilk kitabı çıkan her şair-yazar bir heyecan duyar ve bunu nahif teşbihlerle ifade eder. Birçoğunun da kitabı eline aldığı gün hayatının en mutlu günü olmuştur. Doğrusu ben de öyle duygular hissedeceğimi sanarak son ana kadar kalbimin çırpınmasını bekledim. Ama maalesef kitabımı elime aldığımda içimde yaprak bile kıpırdamadı. Hatta elime alır almaz, Şiar’ı matbaadan alırken herhangi bir baskı veya imlâ hatası var mı diye hızlıca sayfaları kontrol ettiğim gibi Eylül Biraz’ın sayfalarını da öyle karıştırdığımı hatırlıyorum. Bir ömrü sığdırdığım o kitabı elime alınca heyecanlanmak yerine kusur aramanın ayıbını da editörlük mesleğinin hastalığına yükledim. Önce hayıflandım neden bu kadar duygusuz karşıladım diye. Ama bunu düşünmeye zamanım olmadığı için arabama bindim ve yetişmem gereken Mürsel Sönmez’in 30. Sanat Yılı daveti için yola koyuldum. Keyap’tan çıkar çıkmaz camiden ta içime okunan bir akşam ezanı sesi yankılandı. Etrafta adeta bir Ramazan iftarı havası vardı. O an gayrı ihtiyari orucumu açma hissiyatıyla doldum. Ve kalbime gelen duygu şuydu: Ben yıllarca o şiirleri içimde yaşadım, sabrımı, suskunluğumu büyüttüm, şiirin çilesini çektim; şimdi ise şiirlerim için iftar vakti geldi. Heyecanımın olmayışı belki de bundandı, dedim ve kendimi affettim.

Şiir size nereden gelir, şiirinizin beslendiği kaynaklardan bahseder misiniz?

Şiirin nerden geldiğini bilsem oradan hiç geri gelmezdim. :) Şiir yazmaya karar vererek şiir yazdığım hiç olmadı. Ben şiirin Allah vergisi olduğuna inananlardanım. O isterse kalbime verir, ben de lisanımca kâğıda dökerim. Ama güzel bir şiir okuduğumda, içimde uyuyan dizelerin uyandığına çok şahitliğim olmuştur.

Eylül Biraz’ı okuduğumda başlıca temalarınızın; telaş, hüzün, umutsuzluk ve yalnızlık olduğunu gördüm.  Şiirinizin bir yerinde ise; “şiir yorgun insan işi/ biraz da beceriksiz yaşamakta” diyorsunuz? Sizi bu kadar yoran ve yaşama karşı karamsar kılan şey nedir?

Sizinkisi bir bakış açısı. Bense şiirlerimde çokça umut, ulvi bir kalabalık ve anlamlı bir hüzün görürüm. Kelimeler, onları öldürüp yüklediğimiz kendi anlamlarımızla var olurlar şiirlerde. Hayata geliş sebebimizin ne kadar şuurunda olduğumuz ve hayattan ne beklediğimize göre değişir algımız da. Ben tasavvuftan beslenen biriyim. Benim için hüzün mutluluğu müjdeler, dünyadaki ağır imtihanları güzel bir insan olarak vermenin yorgunluğu ahiret refahına işaret eder, dünya muradını reddetmenin, sonsuz saadet uğruna hakikate esir olmak gibi bir anlamı vardır. Hülâsa; yorgunluğumun, O’nun seveceği bir insan olmaya çalışmak gibi bir güzelliği var.

Şiirinizde hüzün ve acı kadar doğa da her haliyle mevcut. Mevsimler, çiçekler, kuşlar, renkler… Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Şiir benim için hayatın kendisi ve hayatta kalbimize tesir eden her şey şiirin malzemesidir. Doğadaki haller her zaman tefekkür sebebim olmuştur. Sonbaharda yapraklar sararıp düşerken yere nasıl da düşünürüz akıp giden ömrümüzü değil mi? İlkbaharda çiçekler filizlendiğinde bir umut dolar içimize. Kuşlar kanat çırpıp süzülürken mavi göğe, özgürlüğüne öykünüp bazen biz de takılıp gitmek isteriz peşine. Yaratıcımız her şeyi muazzam bir ölçüyle yaratmıştır ve ben hep onun mükemmelliğini görürüm doğayı seyrettikçe. Hissettiklerini kaleme alan biri olarak bunları şiirlerimde görmeniz çok normal.

Kitapta yer yer gündeme dair mısralara da rastlıyoruz. Sizce şairin rolü nedir, şair topluma karşı sorumlu mudur? Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Sıradan insanların özgürlüklerinin dahi sınırları olduğu toplum hayatında, elbette hikmetli söz söylemekte mahir şairlerin de özgürlüğü ve sorumluluğu noktasında belli ölçüler olmalıdır. Daha da ileri götürüp bir Müslüman olarak düşünürsek “her vadide şaşkın şaşkın dolaşan” şairlerden olmama sorumluluğumuz vardır her şeyden önce. Şiir Arapçada “şa’r” kökünden gelir ki anlamı “kıl”, “saç teli”dir. Buradan şiirin (kıldan bile) ince söz söyleme sanatı anlamına geldiğini anlıyoruz. Öyleyse şair, bu incelikli (hikmetli) sözü söyleyen olmalıdır. Şairlerin, kelimeleriyle topluluklara tesir etmek gibi güçleri vardır. Dolayısıyla etkiledikleri insanların veballeri omuzlarındadır diye düşünüyorum. Bu demek değildir ki hep öğütleyici, yol gösterici şiirler yazılmalı. Sevgiyi, güzelliği, iyiliği barındıran, kalpte güzel duyguların hâsıl olmasına etki edecek, çirkin fiillere meylettirmeyecek, okuyucuya en azından bir kalbi olduğunu hissettirebilecek metinler yazılmalıdır bana göre.

Dergicilik serüveninizi de konuşmak isteriz. “Nasip Oldukça Çıkan Dergi” ilkesiyle hareket eden Şiar’ı çıkarıyorsunuz. Şiar’ın edebiyat ortamındaki konumu hakkında neler söylersiniz? İşler nasıl gidiyor? Bize biraz bu maceradan bahseder misiniz?

Gördüğünüz gibi işler tıkırında gidiyor. :)

Post-modern popüler kültüre bir tepki olarak edebi şiar edinip güzel insanları bir çatı altında muhabbetle toplamaya çalıştığımız dergimiz, Kasım-Aralık sayısıyla 19 sayıya ulaştı hamdolsun. 2014 yılının sonlarında kurduğumuz Şiar, artık neşriyatta 4. yılını geride bırakıyor. Derginin ilk gününden bugüne şöyle bir bakıyorum da çok yalnız kaldım, çok sıkıntılar çektim özellikle bir kadın olarak edebiyat camiasında ayakta kalabilmek için. Ama sonrasında çok güzel insanlarla yolumuz kesişti, güzel bir ekip olduk, birlikte çok emek verdik, çok yorulduk ama hayatımın en güzel yorgunluğu oldu daima Şiar. Edebiyat camiasında kısa zamanda merkeze yakın bir konuma geldik. İdris Mahfi, Orhan Tepebaş, Hakkı Özdemir gibi usta kalemlerden oluşan bir yayın kurulumuz var. M. Ebrar Alar ve Esma Nur Erken de derginin yazı işlerinde yükümü hafifletiyorlar. Mahmut Düzen ve Zeynep Akgül dergimizin tasarımıyla ilgileniyor. Gelecekte çok iyi yerlere geleceğine inandığım yetenekli kalemlerimiz var. Öyküde; Kuddusi Demir, Mehmet Akif Demirelli, Özlem Karapınar, Merve Çakır, şiirde; Hatip Çiçek, Şadiye Kılıç, Vahdettin Oktay Beyazlı, Didar Ekici isimlerine dikkat çekmek isterim. Gönüllerini ortaya koyup dağıtımda, tanıtımda bize destek veren gençlerimiz var yurdun dört yanından. Bu güzel aileyle uzun yıllar daha edebiyata hizmet veririz inşallah.

Yazmak için özel bir mekâna ihtiyaç duyar mısınız?

Hayır, mekân benim içimdedir. İçimde yer varsa şiir gelir, oturur başköşeye.

Sizin için çok önemli olan üç yazar ve üç kitap ismi söyler misiniz?

Lise yıllarımda etkisinde kaldığım Reşat Nuri Güntekin Bir Kadın Düşmanı, gençlik dönemimde Ehmede Xani Mem u Zin, deryaya dalarken Muhyiddin İbnü’l Arabî İlahî Aşk.

Şiarınız nedir?

Ölümsüz hayata güzel varmak için ölümü çokça hatırlayarak sevgiyle yaşamak.

Son olarak okuyucularımıza söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Söylemek istediğim çok şey var ama hayatta en iyi öğrendiğim şeyi söyleyeyim. İnsan en çok boşa geçen zamandan ve başta sağlığı olmak üzere kaybettiği şeylerden pişmanlık duyar. O yüzden vakitlerini neyle geçireceklerini iyi seçsinler ve güzel şeylerin değerini ellerindeyken bilsinler. Hee, bir de sevdiklerine, onları sevdiklerini söylemekten çekinmesinler. Yoksa hayat boyu pişmanlıktan kurtulamazlar.

Bizi kırmayıp söyleşi ricamızı kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.

Ben teşekkür eder, okuyucularınızı saygıyla selamlarım.

Röportaj: Rasim Kırlak

Güncelleme Tarihi: 07 Kasım 2018, 16:32
YORUM EKLE
YORUMLAR
Cemil Bahadır
Cemil Bahadır - 2 hafta Önce

Çok keyifli bir röportaj olmuş. emeğinize sağlık

banner8

banner19

banner20