banner17

Şerafettin amca Alvarlı Efe'yi anlattı

Şerafettin (Tübu) Amca Erzurum'un Aşkale ilçesinin Merdiven köyünden. Alvarlı Efe'nin ziyaretinde ve hizmetinde bulunmuş. Alvarlı Efe'yi ona sorduk.

Şerafettin amca Alvarlı Efe'yi anlattı

Şerafettin (Tübu) Amca Erzurum’un Aşkale ilçesinin Merdiven köyünden… 1937 doğumlu… Alvarlı Efe Hazretleri olarak tanıdığımız büyük veli Muhammed Lütfi Efendi 12 Mart 1956 tarihinde ahirete irtihal edinceye kadar beş altı yıl onun ziyaretinde ve hizmetinde bulunmuş. Birçok kereler sohbetlerine iştirak etmiş.

O dönemde aslen Hasankale ilçesinin Alvar köyünden olan Efe Hazretleri Erzurum merkezde ikamet etmekteymiş. Şerafettin Amca ise on dört on beş yaşlarında çalışkan ve cevval bir delikanlı imiş. Kışları kızaklı, yazları tekerlekli arabasıyla Erzurum’da at arabacılığı yaparmış. Sabah namazını kılar köylere arpa taşımak için yollara düşermiş. Çocukluk çağından beri namazını hiç terk etmemiş. Öyle ki rahmetli babacığı dermiş ki; “Ben Şerafettin’e namaz kıl demedim, o kendiliğinden kılardı.” Şerafettin Amca’nın çocukluk ve gençlik yıllarındaki en büyük zevklerinden biri de yaşlılarla oturup sohbet etmekmiş. Bir de onun yaşayan ve vefat etmiş olan evliyalara olan ilgisi ve onlara duyduğu derin sevgisi hiç eksilmemiş. Çocukluktan itibaren başta Alvarlı Efe Hazretleri olmak üzere birçok evliyayı ziyaret etmiş. Rahmetli hanımı ve çocukları ile de İstanbul’un bütün türbelerini birçok kereler dolaşmışlar. Onun bu konudaki iştiyakına bizzat ben kendim de şahit oldum. Dizlerinden ameliyatlı olmasına rağmen benimle birlikte gittiği o son ziyareti onun bu konuda ne kadar nasipli olduğunu gösteriyordu. Bir kandil günü Çamlıca’da bir yere gitmiştik…

Şerafettin Amca ile Cuma günleri bir seri görüşme gerçekleştirdik. Bu görüşmelerde Alvarlı Efe Hazretleri ile olan münasebetlerini anlattı. Biz de o büyük zatı birinci elden dinlemiş ve onun hakkında okumadığımız bazı bilgilere kavuşmuş olduk. Bu konuşmalarda Şerafettin Amca, Alvarlı Efe ve diğer Erzurumlu mutasavvıf şairlerden ezberden okuduğu beyitlerle bizi mest etti. Bilhassa hiç elinden düşürmediği Alvarlı Efe Hazretlerinin Hülasatü’l Hakayık adlı kitabından okuduğu gazellerle de sohbetimize ayrı bir renk kattı.  

1956 yılında İstanbul’a taşınan Şerafettin Amca’yla İstanbul’dayken tanıştığı Mahmut Sami Ramazanoğlu Efendi ve sohbetlerine iştirak ettiği Mehmet Zahit Kotku, Süleyman Hilmi Tunahan, Muzaffer Özak ve Mahmut Esad Coşan efendiler hakkında da nasip olursa ayrıca konuşacağız. Şimdilik sizi Şerafettin Amca’nın Erzurum günlerine götürüyoruz.

Erzurum’da âlim, evliya çoktur Şerafettin Amca! Sizin köyde de var mıydı?    

Bizim köyümüzde hocalar çoktu ama öyle meşhur olan kimse yoktu. Ben ona yetişemedim bir Abdulgani Efendi varmış eskiden; bizim köyümüzde imamlık yaparmış. O çok meşhur bir mutasavvıf şairdir. “Zikri” mahlasıyla şiirleri vardır. Herkes onun gibi söyleyemez… Türbesi Öznü köyünde… Bu mübarek zat ölmeden evvel hastalığa tutulmuş o zaman şu şiiri söylemiş:

Gönül bahçesini seyran eyledim

Bülbülleri mahzun güller perişan

Sararmış çiçekler bozulmuş revnak

Esen rüzgârlardan dallar perişan

Efe Hazretlerini nasıl tanıdınız?

Köyde evimiz vardı, Erzurum’da da bir evimiz vardı. Efe Hazretlerinin Erzurum merkezde bir dergâhı vardı. Ahırın yanında ufak bir oda vardı, ahırda mal bağlıydı, hem de sıcak oluyordu, orasını dergâh yapmıştı. Dergâhta hiç soba görmemiştim. Evi de yanındaydı. Beş dakika vaktim olsa Efe’nin yanına koşuyordum. (Şerafettin Amca sohbet boyunca Erzurum şivesini kullanıyor mesela burada “koşiyirdim” diyor.) Ona hizmet etmeye can atardım. Efe’ye benden evvel kimsenin peşkirini (havlusunu) verdiği yoktu. Abdest alıp gelince o zamanlar gözleri görmüyordu. Kollarını uzatırdı peşkirini atardım, kurulardı.

Efe Hazretlerinden ders aldınız mı?

Dergâhta dolu adamı vardı; yani vazifeli kişiler. Efe diyordu ki Nakşi dersi ver ona, o da tarif ediyordu. Ben de öyle aldım ilk tasavvuf dersimi. Bazısına da “sen Kadiri çek” derdi. Efe hem Nakşiydi hem de Kadiriydi. Efe’nin şeyhi Bitlis’te Muhammet Küfrevi idi. (Tarihçeyi Hayat’ta anlatıldığına göre Bediüzzaman’ın ziyaret ettiği ve ders aldığı bir zat. Barla Lahikası’nda geçtiği üzere Bediüzzaman, Alvarlı Efe Hazretlerine de bir mektupla selamını ulaştırmıştır) Ben de Efe’den Kadiri dersi almıştım. Vefat ettikten sonra başka bir Kadiri tarikatından daha ders aldım; Hacı Rasim Efendi diye bir şeyh efendiden… Ama Efe’min dersine de hala devam ediyorum, onu da çekiyorum, öbürünü de… Efem diyor ki:

Nakşilerin dildarıdır,

Kadiriler sultanıdır

Hasta diller lokmanıdır

Benim Efendim Erzurum’da

Dergâhta sesli zikir de yapılır mıydı?

Sesli zikir de yapılırdı. Hangi zamanlarda yapıldığını şimdi hatırlamıyorum. Bazen Efe’nin gazelleri okunur dervişler aşka gelir; o zaman da yaparlardı zikir. Hatta bir gün bir demirci vardı, zikirde çok coşmuştu. Efe ona “Kurban kendini biraz zapt et” demişti.

Bize biraz Efe Hazretlerinden ve dergâhtaki faaliyetlerinden bahseder misiniz?  

Dergâhta sohbet yapardı. Fakat onun dizinin dibinde olup da hiçbir şey istifade edemeyenler vardı. Hatta namaz kılmayanlar bile vardı. Efe diz üstünde oturup, sürekli sohbete devam ederdi. Dergâh dolup dolup boşalırdı. Onun bir badalyası (rahle) vardı. Bazen ona yüzünü yaslardı. Burnunda bir yara çıkmıştı; bazen merhem filan sürüyorlardı, iyileşiyordu, sonra bir bakıyordum ki yine yara olmuş… Burnunu o badalyaya dayıyordu, onun istirahatinin hepsi buydu işte… Namazını imamın sol tarafında kılıyordu… Ben de hep onun arkasında kılıyordum. Cüppesinin üstüne secde yapıyordum. O kalkamadan ben tabi hemen doğruluyordum. Mübarek son zamanlarında iyice ufalmıştı, yaşlanmıştı, secdede cübbesinin içine gömülüyordu. Arkasında çok namaz kıldığım için ensesine çok bakardım. Ensesi “rahat lokumu” gibiydi. Hani lokumu kesersin ya; işte o renkteydi. Çok güler yüzlüydü. Allah’ın nuruydu… Onu gördüğümüz zaman Allah hatırımıza geliyordu. Allah’tan başka bir kimse aklımıza gelmiyordu.

Çok mu yumuşak huyluydu? Hiç kızmaz mıydı?

Bazen yumuşak sohbet ederdi, bazen kızardı. İslam’a uygun olmayan bir şey duyduğu zaman çok kızardı. Dünya malına düşkün olanları sevmezdi. Şöyle bir şey duymuştum Efe Hazretlerinden: “Birisi gelmiş bana diyor ki; Efendim dünya malında gözüm yok. Bunu diyeni gelip anlattılar. Çöplükten kül toplamak için “onu ben tarlaya dökecektim niye çamur ettiniz” diye biriyle kavga etmiş. Kül yüzünden kavga ediyor bir de diyor ki benim dünyada gözüm yok.” Efe Hazretleri bir de bazı hocaları beğenmezdi. 1955’in Ramazanıydı, bir iftar vermişti. İftarda otuz tane hoca vardı. Ahırı boşaltmışlar, yerlere ot sermişler, otun üstüne de hasır atmışlar; iftarı orada veriyorlardı. O gün dedi ki: “Hocalar bellemiş Allah iyi etsin, Allah iyi etsin! Allah iyi etmez! Şapka başında, tasma boynunda, Allah iyi etmez!” Bunu söylerken karşısında oturuyordum, bembeyazken kıpkırmızı olmuştu mübarek. Çok kızarak söylemişti… Öyle böyle hocaları sevmezdi ama gerçek âlimlere çok hürmetliydi. Mesela Efe Hazretleri, hocası Maksut efendinin oğlu gelince “Sen hem hocamın oğlusun, hem âlimsin” der ayağa kalkardı. Hocalığı, hacılığı en yüksek bir rütbe olarak görürdü. O gün iftara gelenler arasında emekli bir yüzbaşı vardı; Sefer bey… O hem de doktormuş. Herkes ona çok hürmet ediyordu. “Sefer bey, Sefer bey” diyorlardı. Efe Hazretleri onlara; “Ona Sefer bey demeyin. Ne olmuş ki; o yüzbaşı olmuş ama sonra en üst rütbeye ulaşmış, hacı olmuş… Adam paşa olmuş siz ona çavuş diyorsunuz. Hacım deyin, Hacı Efendi deyin!” demişti. Kur’an okuyan talebeleri de çok severdi. Hocalar talebeleri getirir; “Hatim etti bunlar harçlık istiyorlar” derdi. Efe Hazretleri de “herkes bunlara harçlık versin” derdi. Herkes gönlünden ne koparsa verirdi. Çocuklar çok sevinirdi. Efe Hazretleri; “Yine okuyun yine verecekler” der teşvik ederdi.

Hocalar o zamanlarda kravat ve Demirel şapkası mı takarlardı?

Yok, Demirel şapkası değil kasket takarlardı. Efe onu diyordu herhalde… Bir keresinde o zamanlar meşhur bin bir çeşit diye bir şapka vardı; gidip koyu kahverengi bir tane ondan almıştım. Namaz takkem yanımda yoktu. Bu sefer de dergâha şapkayla gireyim dedim. Zaten şapkayla girenler olurdu bazı zaman… Efe Hazretleri anlatırken dedi ki “şapkalıların keyfini görmüyor musun, peh peh peh!” Bir ter aktı her yanımdan, bir rezil oldum… Usulca çıktım, şapkayı çıkarttım, mendilimi başıma bağladım, sonra geldim oturdum. Osman Efendi’ye dedi ki; “Bazıları da kabiliyetlidir ne desen anlar.” Beni kastetti tabii… Beni seviyordu… Ben o gün şapkayı kaldırdım attım daha da ondan sonra hiçbir zaman takmadım.

Osman Efendi kimdi?

Osman Efendi Alvarlı Efe’nin yardımcısıydı. Efe, son zamanlarında iyice yatalak olmuştu, o zamanlarda da Osman Efendi çok hizmetini görürdü. Allah ondan bin kere razı olsun.  Ben Efe’yi her zaman sarıklı cüppeli görürdüm. Tek bir sefer yataktayken sarıksız görmüştüm. Alvarlı Efe Hazretleri şiirlerini Osman Efendi’ye yazdırırdı. Osman Efendi hem yazardı hem de onun gazellerini çok güzel okurdu ki dinlemeye can dayanmazdı. Dinleyenler hep ağlaşırdı.

Efe Hazretleri şiirlerini ne zamanlar yazardı?   

Derdi ki; “Yazarken bir hal geliyor, o hal gelmeden yüz sopa vursanız bir tane söyleyemem.” O hal gelende bir seferinde karşısındaydım. Baktım, renk veriyor, renk alıyor, halden hale giriyor, iyice terliyor, kızarıyor… O hal geldi mi; “Osman Efendi defterin yanında mı?” diye sorar Osman Efendi; “Buyur Kurban” der getirirdi. Sonra ona yazdırırdı. Bir gün Efe Hazretlerine demişler ki; “Falan Nakşi şeyhi pervaneler gibi dönmeye yani sema yapmaya yoktur demiş.” Efe Hazretleri; “Osman Efendi getir şu defteri” demiş şu şiiri söylemiş:

Şem'a-î nûr-i Ahmed'e

Cibriller pervane döner

Nur cemali Muhammed’e

Kutsiler pervane döner

 

Allah Allah Mûsâ döner
Elindeki Asâ döner
Âsumânda Îsâ döner
Melekler pervâne döner

 

Meydân-ı Tevhîd kurulur
Tarz-ı Geylânî vurulur
Boyunlar Hakk'a burulur
Sâdıklar pervâne döner

 

Lutfî kalbe inci eker
Emtâr-ı hikmeti döker
Güneş gurub fecir söker
Yıldızlar pervâne döner

Tasavvufa karşı olanlara hep böyle cevapları olur muydu?

Ya ne diyorsun, hem de nasıl. Mesela sesli zikir yoktur diyene; “Günde beş vakit namazın niye üçü aşikâr? Niye huccac lebbeyk diye aşikâr bağırıyor” diyerek cevaplar verirdi. Çok sevdiğim Cevat Akşit var, profesör. Akşam onu dinledim canım sıkıldı… Tarikata girmek mecbur değil diyor. Yav sen başka bir şey bilmiyor musun? Yaşar Nuri’nin söylediğini söylüyorsun. Bunu sen söyleme bari. Bir gün bir hoca vaaz ediyordu. Dedi ki; “Bu milleti mevlüt hastalığından kurtaracağım. Mevlüt yerine Kur’an okuyacağız.” Ona bir bağırdım; “Ulan sen kim oluyorsun” dedim. “Bunu Süleyman Çelebi yazmış” dedim. “Peki, sen kimsin? Oku Kur’an’ı sana Kur’an okuma diyen var mı? Mevlütle ne uğraşıyorsun?” Böyle çıkıştım hocaya… Sonra gittim Efe Hazretlerinin Hülasatü’l Hakayık adlı kitabını alıp geldim; okudum o hocaya:

Hürmet eden rahmet bulur

Mevlüdüne Muhammedin

Rahmeti hak nazil olur

Mevlüdüne Muhammedin

 

Diler isen şefaati

İki cihanın devleti

Daima eyle rağbeti

Müvlüdüne Muhammedin

Efe Hazretleri dergâhtan başka yerlere de gider miydi?

Faytonla gideceği yere götürürlerdi. Dışarı çıktığında mendille gözlerini bağlarlardı. Ortalığı görmesin diye… Kışın da bağlıyordu yazın da… Zaten gözü kapalıyken de görüyordu gideceği yerleri, hep söylüyordu. Mesela dergâhta badalyasının üzerine doğru kapanıp gözü yumukken dışardakileri hep söylüyordu. Hatta bir keresinde bir hafız vardı, bir düğünde rakı içmiş, sarhoş olmuş. Sonra birkaç gün sonra Efe’yi görmek istemişti. Efe birini göndermiş “görüşmüyor” dedirtmiş. 

Gözlerini neden bağladığını biliyor musunuz? 

O vakitler Erzurum’da böyle açık saçıklık yoktu. Bir tek saçı açık subay hanımları vardı. Neden gözünü bağladığını bilmiyorum. Ama tabi bozulma o zamandan başlamıştı. Torunu Yalova Merkez vaizi Sadi Efendi vardı. Bir gün onun için Efe dedi ki: “Sadi bir güldür. Vallahi istiyorum ölsün, kara nahıra (siyah sığıra) karışacak.” Yani bu millet bozulduğu dönemde yaşayacak demek istiyor. Zaten o zamanlardan bozulmaya başlamıştı. Bir şiirinde diyordu ki; “Lütfi ya sen bir bak devr-i zamane.
Acep Allah bizi kabul eder mi?” Başka bir yerde de diyordu ki:

Yoktur nisalarda haya

Kalmadı dillerde ziya

Abitlerin işi riya

Bestı gönül endişesi

Onunla yaşadığınız başka bir anı var mı?

Bir adam vardı yolcuydu, dedim ki; “Efeyi görüp geleyim seni götüreceğim.” Adam; “Beni de götür” dedi. “Olur” dedim. Yolda bir adam bana dedi ki; “Rastgele adamı Efe’nin yanına götürme.” Ben de; “Allah için götürüyorum” dedim. Gittik girişte oturup bekliyorduk, bizi içeri almalarını… O arada adam; “Araba aldım, sattım” diye konuşmaya başladı. Dedim; “Bırak şimdi arabayı, biz buraya niye geldik?” Anladım ki yolda karşılaştığımız adam doğru söylüyormuş. Kapı açıktı Efe evinde yatıyordu. Osman Efendi’ye dedi ki “Kurban misafirlerin kim” Osman Efendi; “Biri bizim Şerafettin biri de arkadaşı” dedi. Efe hazretleri; “Ben” dedi “hasta oldum ölüyorum bu ne görüşmesiymiş.” Bizi reddetti... “Osman Efendi yolcu et çıksınlar” dedi. Ondan sonra ben tabi çok perişan oldum. O gün gece bunun sıkıntısıyla üzülerek uyudum. Rüyamda Efe Hazretleri geldi yanıma durdu: “Sana demedim ha!” dedi. Anladım ki yanımda götürdüğüm adam yüzünden Efe öyle demiş. Sonra bir gün o adamın köyüne arpa götürmüştüm. Onu da birilerinden sordum, dediler ki; “O adam imansız, yaramaz bir adamdır.” Başka bir gün gittim elini öptüm izin istedim, “ben gidiyorum” dedim. “Yok” dedi “iftarı et sonra gidersin.”

Efe’nin en yakın arkadaşı kimdi? 

Hasankale’nin Çöğender köyünde imam olan, aslı Karadenizli Hacı Salih Efendi vardı. Efe ile o kardeşten daha öteydi. Acayip birbirlerini seviyorlardı. Hacı Salih Efendi ziyarete gelmeden haber veriyorlardı, Efe çocuk gibi seviniyordu. Efe, Salih Efendi ile birlikte iki sene hapis yatmış, Tarikat istemiyorlar ya hani… Efe bir gün Çöğender’e gidiyor, orada çuvallar görüyor. Salih Efendi; “bunlar dağıtılacak” diyor. Efe, Salih Efendi’nin evine az erzak bıraktığını görünce iki çuvalı daha bu tarafa çekiyor; “bunları da ben sana ayırdım, sakın dokunma” diyor.   

Fethullah Gülen’in Efe Hazretleriyle bir bağlantısı var mı?

Gülen'in babası Ramiz Hoca fakir bir adammış. Ben onu göremedim... Ramiz Hoca aslen Van/ Erciş’liymiş. Efe Hazretleri, müftü beye demiş ki; “bu adam gariptir, bir köyde imamlık ver de orada geçinsin.” O da Ramiz Hoca’yı Hasankale’nin Korucuk Köyü’ne imam yapmış. Tabi o zaman devlet imamlara maaş vermiyor, köylü karşılıyormuş masrafını…

Alvarlı Efe Hazretlerini hala ziyaret ediyor musunuz?

Her sene birkaç sefer türbesini ziyaret etmek için Alvar’a gidiyorum. Ama türbeyi zayi etmişler, iyi yapamamışlar. Sepet gibi bir şey olmuş… Hâlbuki onun şeyhi Küfrevi Hazretlerinin Bitlis’teki türbesini bir görseniz, kesme taştan yapmışlar, İstanbul’da bile öyle türbe yok. Erzurum’da belediye başkanı Yunus Emre türbesi yapmış görsen hayran kalırsın. Efe’nin türbesini yapanlar hiç mi türbe görmemişler?

İnşallah İstanbul’daki büyük zatlarla olan muhabbetinizi de başka bir zaman konuşalım. Sizi yorduk hakkınızı helal edin.

Aydın Başar konuştu

Şerafettin Amca'dan Alvarlı Efe'ye ait bir gazel:

Güncelleme Tarihi: 29 Ekim 2018, 17:19
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Şahin Torun
Şahin Torun - 7 yıl Önce

şerafettin tübu amca ile yapılan bu hoş sohbet için teşekkür ediyorum. efe konusunda araştırma yapan dostların çokça görmek istedikleri bir güzel amcamız...şerafettin amcanın efenin ensesini 'rahat lokum' ifadesiyle anması da oldukça hoş bir betimleme..devrin erzurum'unda lokuma boğaz rahatlatan anlamında 'rahat-ul hukum' denirmiş ancak bu ifade yerel şivede 'rahat lokum' hatta 'lati lokum', 'lahati lokum' şeklinde de söylenirmiş, 'rahat lokum' bundan gelen yerel bir ifadedir, vesse

dadaş
dadaş - 7 yıl Önce

Erzurum ağzını çarpıtmak hoş değil.
Aşkale'de hiç bir amca "koşiyirdim" demez. dediği şu: "goşirdim" yani koşuyordum
Selamlar

Hakan
Hakan - 7 yıl Önce

Mükemmel.Bu röportajı yapandan Allah razı olsun.İçimizi ferahlattı sabah sabah.

....
.... - 7 yıl Önce

Allah dostlarını sevenler gün gelir onlardan olurlar. Allah dostlarına kendi kafalarına göre yorumladıkları ayetlere göre düşmanlık yapanlar ise helak olurlar

serdar(Serdar ARSLAN)
serdar(Serdar ARSLAN) - 7 yıl Önce

Efe Hz. türbesi Hattat Hüseyin KUTLU nezaretinde yenileniyor. Tahmin edersiniz ki Hattat Hüseyin KUTLU'nun nezaret ettiği bir iş eksik veya yanlış olmaz. Efe Hz.'nin hayatını yine Hüseyin KUTLU, Tarihçe-i Hayat ve tüm şiirlerini de Hülasatül Hakayık adıyla yayımladı.

Mustafa YILMAZ
Mustafa YILMAZ - 7 yıl Önce

Allah rahmet eylesin nur içinde yatsın canım Efem...Biz Efemizi görmesek de onun zamanında yaşamasak da büyük bir muhabbetle onu çok seviyoruz...

banner8

banner19

banner20