Selçuk Küpçük'le Eleştirel Bir Söyleşi

Selçuk Küpçük: "Sami Yusuf gibilerin popüler bir nesne olduğunu birilerinin söylemesi gerekiyor."

Selçuk Küpçük'le Eleştirel Bir Söyleşi

 

 

SELÇUK KÜPÇÜK : 1971 doğumlu. Gazi Üniversitesi'nde Psikolojik Danışma ve Rehberlik öğrenimi gördü.

 

Kendi bestelerinden oluşan ve sonuncusu Artık Kuşlarını Uçur (Çınar Müzik) ismini taşıyan 3 albümü var.

 

Küpçük aynı zamanda Dergâh, MerdivenŞiir, KitapHaber, Sonra Edebiyat, Ada, Sühan, Kitap Zamanı ve Yenidünya gibi dergilerde şiir, poetika ve müzik sosyolojisi merkezli yazılar yayınladı.

 

Şule Yayınları'nın Merdiven Kitapları dizisinden Kirletilmiş Ölümler Kitabı adlı bir de şiir kitabı bulunan sanatçı ile müziği üzerine konuştuk..

 

 

 

 

Selçuk Küpçük:

 

"Sami Yusuf gibilerin popüler bir nesne olduğunu birilerinin söylemesi gerekiyor..."

 

 

 

Popüler kültür, sömürü, din-müzik ve gelenek-modernlik ilişkisinin müzikal karşılığı üzerine dikkate değer şeyler söylüyorsunuz. Bu ısrarınızın sebepleri nelerdir?

 

Müzik diğer sanat dallarına göre popüler kültüre eklemlenen ve onun taşeronu olmayı plağın icadından beri kabul eden bir olgu. Çünkü üretmiş olduğu dil ve form tüketim merkezli kapitalizm algısının beklentilerine çok çabuk cevap verebilecek hale dönüştü. Ama aynı şekilde mesela atonal müzik çalışmaları ile dikkat çeken ve Adorno"nun da çok önemsediği Schoenberg gibi isimler.

 

 

Ya da Cohn Cage gibi anarşist müzisyenler Batı modernizminin ve ona koşut gelişen Batı modern müziğinin açmazlarını ifşa ederek, adeta içerden bir saldırı gerçekleştirdiler. Bu karşı koyuş zihinsel anlamda işimize yarayacak paradigmalar açtı önümüze aslında.

 

Birincisi Batı merkezli modernleştirme çalışmalarının, müzikten ayrı düşünülemeyeceğini anladık. Ki Cumhuriyetin başında böyle bir proje vardı biliyorsunuz. Klasik Türk müziğini yasaklayıp yerine, halkı dönüştürmeye çalışan ve bütünüyle Batı merkezli bir zihniyetin uzantısı olan çalışmalar. Halk buna sivil itaatsizlik ile karşı koymuştur.

Küllerinden arabesk müziğini çıkarmıştır.

 

İkincisi de modern Batı müziğinin gerek teknik ve gerekse piyasalaşan mantığının müziği nesneleştirdiğidir. Postmodernite tartışmalarının da gündemde olduğu son 20 yıldır Batı dışı kültürlerin müziklerinin daha öne çıkıp kendi lokal sınırlarını aşması da bir şekilde bununla ilgidir.

 

 

 

Kendi müzik algınızla ilgili ne söylemek istersiniz?

 

Şimdi kısaca verdiğim bu bilgilerden sonra kendi müzik algım için şunları söylemek isterim: Gelinen noktada bir tercih yapmak zorundayız.

 

Ya popüler kültürün bir nesnesi olmaktan öte geçemeyen müzikal alanda sıkışıp kalacağız ya da tam karşısında bir dil üreteceğiz.

 

Ben müziğimi başından beri geride duran, kaybeden, popüler kültür karşısında bir mevzide konumladım. Ben bütünüyle sömürü alanından uzakta konumluyorum müziğimi ve duruşumu. Kaldı ki bir Müslüman'ın zaten tavır olarak nesneleşen, piyasalaşan, sömürü aracına dönüşen hâllerden farklı alanlar inşa etmesi gerekli.

 

Bugün dini kaygılar ile müzik yaptığını iddia edenlerin önemli birçoğu gelenekten bîhaber, türedi ve tam da statükonun görmek istediği zihni yetersizlik içinde trajik bir fotoğraf veriyorlar. Oysa müziğin tek amacı müziktir. Salt mesaj vermek isteyen bir form zaten mesajını verdiği andan itibaren varlığını yitirmiş, tüketilmiştir. Bu zaten tam bir piyasalaşma yapılanmasının ürünüdür. Hemen tüketilmesi gerekli ki, yeniden üretilip tekrar pazara nesne olarak sokulabilsin. Schoenberg ve Cohn Cage örneğini bu yüzden verdim.

 

Ben tabi dini müzik yapmıyorum. Ama gelenek, modernlik, müzik ilişkisi gündeme geldiği zaman bunlar konuşulmalı. Sami Yusuf gibi adamların mesela popüler bir nesne olduğunu, Ahmet Özhan gibilerin de soylu bir duruş ortaya koyduklarını birilerinin çıkıp söylemesi gerekli mesela bu bağlamda. Modernite yanılsama üretir. Bu yanılsamaya karşı koyanların safında yer almalı Müslümanlar. Yanılsamaya kapılıp popüler dil üretenlerin yanında değil. Hiçbir şeye tavır almayacaksak varoluşumuzun ne anlamı kalır.

 

Sizin müziğinizin gelenek ile kurduğu ilişkiyi nasıl anlamamız gerekli peki ?

 

Türküler ile şekillenen bir müzikal evrenin içinden geliyorum ben. 10 yaşından beri bağlama çalıyorum. Kendi bestelerimi okuyorum. Ama geleneksel ozanlık kavramının da modern zamanlara eklemlenen yeni bir dilinin olduğunu gözlemliyorum. Çünkü geleneksel ozanın ürettiklerini belirleyen kırsallık idi.

 

Halbuki bugün 1960'lardan beri ozan kente inmiş ve yeni üretim ilişkilerinin içende bulmuştur kendisini. Bu modern hâl onun müzikal formunu ve izleğini değiştirmiştir. Yani bir anlamda gelenek dönüşmüştür. Aslında bu sadece bize has bir durum da değildir. 1970'lerle beraber bütün dünyada Yeni Türkü, Çağdaş Türkü diye bir akım gelişmiş ve ülkemizde de bunun yansıması olmuştur. Ben müziğimi bu dönüşen modern ozanlık kavramına eklemlemeye çalışıyorum. Salt kendi eserlerimi okuyorum, orkestramın önünde bağlamamı kendim çalıyorum, yaptığım müziğin toplumsal bir duyarlılığı var.

 

Toplumsal duyarlılık sizi ve eserlerinizi besliyor…

 

Ben bir zaman geldi şunu gördüm. Bu coğrafyada üretilen türküler sadece bir ırka ait değil. Belki bin yıllık ortak yaşama tecrübesinin izlerini taşıyor. Bu coğrafyada komşuluk ve ticaret yaptığımız, acıyı, sevinci paylaştığımız farklı dil ve dinlere ait müthiş bir zenginliğin ürünü söylediğimiz türküler. Buradan hareketle daha da ileri bir şey söylemek gerekli belki. O da miras olarak, içinde bulunduğumuz medeniyet kodlarının bize devrettiği bir gelenek: Mazlumdan yana olmak! Dolayısı ile bugün türkülerimizi söylerken bütün mazlum halkları içine alan bir söylem geliştirmek zorundayız.

 

Batının şiddet içerikli tahakkümü karşısında salt ırk merkezli bir karşı koyuşun hiçbir anlamı yok çünkü. Türkler, Kürtler, Araplar, Farslar... Bizi bir arada tutacak kadim bilgiyi yeniden inşa etmek gerekli. Hacı Taşan, Dino Merlin, Feyruz, Nusret Fatih ve daha niceleri aynı müzikal evrenin kardeş odacıkları gibidir.

 

Bütün bu konuştuklarımız merkezinde son albümünüzü nasıl ele alabiliriz?

 

Artık Kuşlarını Uçur benim müzikal olarak geldiğim durağı göstermesi bakımından önemli. Salt kendi bestelerimi okuyorum ve bu bestelerin sözleri kimi zaman Modern Türk şiirinin günümüz örneklerinden kimi zamanda geleneksel şiir birikimimizden oluşuyor.

 

Albüm aranjörlüğünü müzik dünyamızın saygın isimlerinden sevgili Gündoğar yaptı. İyi bir aranjör kuşkusuz albümün bütün hatlarını belirliyor. Gündoğar Artık Kuşlarını Uçur'a  bir proje olarak bakmış ve üretmek istediğim sound'a büyük katkıda bulunmuştur.

 

Şehid Çeçen müzisyen İmam Alim Sultan için yapılmış muhalif bir eserden, türkü formuna yaslanan eserlere kadar geniş bir müzikal havzanın ses aralığını hissedecektir dinleyici. Benim bütün derdim yerli bir duyuşu günyüzüne çıkarmaktır. Müziği sadece kendim için yaptığımı çok yineledim. Ancak bunu yaparken zihni işleyişimi belirleyen medeniyet birikimimizi göz ardı etmiyorum. Müziğim kişisel olarak hayat karşısında ürettiğim cevaplardan birisidir. Cevabı aynı olanlar ile kirlenen müzikal ortamda zihinsel kurtarılmış bir alanın çoğaltılması için direniyorum belki de.

 

Belki de kişisel bir direnişin müziğini yapıyorum. Hiçbir zaman büyük sözlerin ve iddiaların müziğini yapmadım. Kırılgan, naif, insan merkezli, direnişini bile ideolojik kapanlara kurban etmeyen bir dilin peşindeyim.

 

Eyvallah efendim

Efendim eyvallah!

 

 

 

 

Röportaj: Mahmut Bıyıklı

 

 

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 15 Eylül 2010, 22:15
YORUM EKLE
YORUMLAR
zeynep
zeynep - 11 yıl Önce

lütfen bu sahadaki mümtaz yerinizi boş bırakmayın ,zira o boşluğu içi boş adamlar dolduruyor!

ibrahim çetinel
ibrahim çetinel - 11 yıl Önce

şiirleri harmanlayın harmanlayın ki
hisse dönüşsün düşündürsün ağlasın
mona rosa nın gözleri istanbul olsun
yalnızken ay kararsın

ömer ayabakan
ömer ayabakan - 11 yıl Önce

son zamanlarda okudğum en güzrl söyleşilerden biris.
selçuk küpçük kesinlikle önemli bir adam.
önemli bir sanatçı .
dergilerdeki yazı ve şiirlerinden de tanıyorum.
son albümü
Artık Kuşlarını Uçur
sürekli dinledğim ve ufkumu açan bir çalışma.
söyleşiyi bizimle paylaşan site editörüne teşekkürler

banner19

banner13