Selçuk Küpçük ile yüzleşmesini konuştuk

Bugünlerde ülkücü hareket üzerine yayınlanan bir kitap hayli ilgi çekiyor. ‘Yüzleşmenin Kişisel Tarihi’ kitabı üzerine, yazarı Selçuk Küpçük ile konuştu Nurdal Durmuş..

Selçuk Küpçük ile yüzleşmesini konuştuk

 

Bugünlerde ülkücü hareket üzerine yayınlanan bir kitap hayli ilgi çekiyor. Yüzleşmenin Kişisel Tarihi/ Mito-politik Söylemden Ağıdı Yakılmamış Çocuklara (Granada Kitap)  ismini taşıyan kitap, içeriden geliştirdiği eleştirel dil bakımından mevcut yayınlardan ayrışıyor. Selçuk Küpçük ile Yüzleşmenin Kişisel Tarihi üzerine konuştuk..

Sizi daha çok edebiyat dergilerindeki yazılarınız ve müzik çalışmalarınız ile tanırken birdenbire ülkücülük üzerine bir kitapla çıktınız karşımıza. Neden böyle bir kitap düşündünüz?Selçuk Küpçük, Yüzleşmenin Kişisel Tarihi

Aslında kitaptaki metinleri Yolcu edebiyat-düşünce dergisinde 4 yıldır yayınlıyordum. Yazılar kitap boyutuna ulaşınca üzerinde yeniden çalışarak Yüzleşmenin Kişisel Tarihi’ni oluşturdum.

Bildiğiniz gibi ben ülkücü hareket içerisinden geliyorum. Özellikle benim “ortodoks ülkücülük” dediğim ana damardan kopup Muhsin Yazıcıoğlu etrafında şekillenen yapıyla derin organik bağlarım var. Üniversite yıllarımın hemen başında zaten ben ortodoks/merkez ülkücülükten kopmuş ve İslamcı gruplar içerisinde kendimi bulmuştum. Ancak rahmetli Yazıcıoğlu’nun şekil vermeye çalıştığı grup gövdeden kopunca, ben de bu harekete eklemlendim. Çünkü başlangıçta çok sivil iddialar vardır. Hatta partinin kuruluş aşamasında deklare edilen “Pasif İtaatsizlik Eylem Planı”nın Türkiye’de bir örneği yoktur. Orada Yazıcıoğlu, ülkede bir darbe olduğunda şiddete bulaşmadan nasıl direnç geliştirileceğini toplumun her katmanına deklare eder. Yine Milli Mutabakat Metni de önemli bir manifestodur. Ancak yıllar içerisinde bu yapı da içe kapandı ve gelip yine kendisini statik ülkücü reflekslere kurban etti.

28 Şubat sürecini ülkücüler açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tabi 28 Şubat’ta Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları eşine az rastlanır bir cesaret ortaya koydular. Tarih onları mutlaka saygı ile anacak. Kendisini Soğuk Savaş paradigmasına göre konumlayan ortodoks ülkücüler ise bu darbe karşısında suskundular. Milletin acı çekişi görmezden gelinmiştir. İşte Yazıcıoğlu’nun buralardan vererek geldiği sınavlar onu milletin vicdanına yaslamış ve cenazesinde ete kemiğe bürünmüştür. Ülkücülerin o cenazedeki toplumsal görüntüden çok dersler çıkarması gerekli. Mesela cenazesine gelen Irak Kürdistan İslam Birliği Başkanı Selahaddin Bahaddin’in “Türkiye kadar Irak’ı ve Kürt kardeşlerinin sorunlarını da dert edinmişti” sözleri çok çarpıcıdır. Ama bunun yanında BBP ile inorganik bağı bulunan Alperen Ocakları bir dönem İzmir’de Türkçüler Günü’nü kutlamaya başladı. Hırant Dink’in katledilmesi ise en acı bedel oldu.  Yani teşkilat ne yazık ki eski alışkanlıklarını bir türlü bırakamadı.

Siz kitapta bunları eleştiriyorsunuz.

Evet, kitapta 7 madde üzerinden Türkiye’deki ülkücü hareketi, paradigmasını, 70’lerden bugünlere seyrini ve adının karıştığı olayları eleştirel bir dil ile çözümlemeye çalışıyorum. Fatsa Operasyonunda mesela yüzleri maskeli olarak devrimcilerin evlerini ihbar eden ülkücü muhbirlerden söz edilir. O günkü gazetelerin arşivlerine ulaştım. Fotoğraflar ve değişik kaynaklarda isimler mevcut. Sonra bu yüzleri maskeli muhbirler idam ile yargılandı. Yani bu paradoksu sorgulamadı ülkücüler.

C-5 hücrelerinde ağır işkenceler gördüler. Bekir Bağ işkencede hayatını kaybetti. Hüseyin Kurumahmutoğlu kafasına aldığı darbeyle yine genç yaşta ebediyete göçtü. 9 idam verdi. Hiç suçu olmadığı halde yıllarını hücrelerde geçirenler var. Onlardan Ziya Karaçam 10 yıl yattığı cezaevi sürecinden sonra kendisine yapılan haksızlık karşısında açtığı maddi ve manevi tazminat davasını kazandı. Böyle sayısız isim var. Ve 2010 yılındaki referandum sürecine kadar ülkücüler bu meseleler ile kamu önünde hesaplaşmadı.

2010 yılındaki referandumu kitapta bir milat olarak değerlendiriyorsunuz.

Selçuk Küpçük, Yüzleşmenin Kişisel TarihiÜlkücüler konuşmak için 2010 yılındaki referandum sürecini bekledi. Oysa özellikle 90’lar boyunca Türkiye’nin geçirdiği zor yıllarda bu tür açıklamalara ülkenin çok ihtiyacı vardı. Hareket içinde bulunarak provokasyon yapanlar, kışkırtanlar, yapıyı şiddete sürükleyenler üzerine hiç konuşmadılar. Şimdi hükümetin açtığı geniş bir özgürlük alanı var. Herkes istediği konuyu konuşabiliyor. 15 yıl önce bunları kimse konuşamazdı.

Yani böyle bir özgürlük alanının açılmasına geçtiğimiz yıllar boyu ülkücüler hemen hiç katkı sunmadılar. Bir tek Yazıcıoğlu’nu anabiliriz burada. 28 Şubat’ta, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ve Ergenekon davasında Yazıcıoğlu sivil, demokrat duruşu ile bir eşik sunmuştur aslında ülkücülere. Çoğu ülkücü bu eşiğin ne ifade ettiğini anlamak istemiyor bugün.

Neden peki?

İşte bu yüzleşme yapılamadığı için. Ben tanıdığım bütün eski ağabeylere, yaşadıklarını yazmalarını söylüyorum. Nasıl provokasyonların içinde bulundular, şiddete nasıl karıştılar, ülkenin darbeye doğru gidişi karşısında neden tedbir almadılar. Bunları sorgulamak gerekli. Haluk Kırcı Sabah’ta Sevilay Yükselir’e çıkıp konuştu mesela. Tarihî bir sorumluluğu üzerine alarak itirafta bulundu ve bugünün gençliğini provokasyonlara karşı uyardı. Kitapta sorduğum sorular sadece ülkücülere yönelik değil. Karşılaştırmalı bir politik okuma ile Türk solunu da ciddi eleştiriye tutuyorum. Mesela Ümraniye’de 5 ülkücü işçi önce işkence edilerek, sonra vurularak öldürülür. Yine o günün gazete arşivlerine girip bu katliamı kimin yaptığına bakılabilir. Mesela Haluk Kırcı’nın yaptığı bu özeleştiriyi sol yapamadı. Ümraniye’deki ülkücüleri katleden solcular bu tarihî itirafı yapmadıkça toplumsal arınma olamayacak.

Kitap iki cilt olacak galiba?

Evet. Şu an ilk cildini yayınladım. Birinci kitapta ülkücülüğün mito-politik taşıyıcıları olarak “bozkurt”u, “Kürşat”ı ve “Ergenekon”u yazdım. Yani Anadolu’nun sosyo-kültürel yapısında bu unsurların neden bulunmadığını… Çünkü ulus-devlet kurgusu ile paralel gelişir mitoloji. Yine “Esir Türk İlleri” söyleminin niçin terk edildiğini, ülkücü müziğin neden gerekli estetik forma ulaşamadığını, işkenceler, idamlar karşısında yaşanan paradoksal durumu, Yazıcıoğlu’nun devlet ile hesaplaşma girişimini, Bursa Cezaevindeki ülkücülerin çıkardığı Bizim Dergâh dergisinin işlevini eleştirel bir dil üzerinden anlattım.

İkinci cildin bazı maddeleri hazır. Ülkücü şiir, ülkücü Kürtler, ülkücülüğü terk eden “Müslümanlar” gibi maddeler olacak. Hapishane sürecinde deklarasyon yayınlayarak ülkücükten ayrıldıklarını yazıp, kendilerini sadece “Müslüman” olarak tanımlayanlar vardı mesela. Bunları yazmak istiyorum.

 

Nurdal Durmuş sordu

Güncelleme Tarihi: 13 Mayıs 2016, 11:29
YORUM EKLE
YORUMLAR
aydın hız
aydın hız - 6 yıl Önce

selçuk beyin kitabındaki kullandığı kaynaklar, büyük bir arşive sahip olduğunu ortaya koyuyor. teorik okumalar yanında yılların emeği ile biriktirilmiş notlar, gazete ve dergi küpürlerinin izleri var. bütün bu kaynağı sosyolojik okumaların içine, estetik bir dille anlatılması çok başarılı. şiirin ve müziğin tadı var dilde. empati duygusunu hitap eden, entelektüel olduğu kadar vicdani bir yüzleşme. özellikle idamların ve işkencelerin anlatıldığı bölüm yok mu. teşekkürler selçuk bey.

Osman Aytekin
Osman Aytekin - 6 yıl Önce

Selçuk Küpçük kardreşimin güzel bir çalışma yaptığını bu söyleşiden bir çıkarımda bulunmak mümkündür. Kitabı görünce geniş bir değerlendirme de bulunarak belki kitaba bir katkımız olabilir.Ülkücüler bana göre bir kimlik bunalımı yaşıyor.Harekete Türk-İslam Ülküsüyle İslami bir kimlik kazandırma çabaları başarıya ulaşadığı kanaatını taşıyorum. Bir yanda İslami bir hassasiyet gösterilirken diğer yandan ne yaptığını bilmez bir hal içinde ikileme düşenler var.

nihat dağlı
nihat dağlı - 6 yıl Önce

kitap bana ulaşır ulaşmaz, cümlelerin altını çize çize okudum. her cümle ile selçuk ile kardeşliğim ikame oldu. selçuk gibi kalpler, insanı tarihten/mekandan/sosyolojiden özgürleştiren böylesi ontolojik ikameler 'vatan'dır bize derim. selçuk, kardeşimmm... okumadan hemen sonra konuşmak istedim, ama telefonun yokmuş bende. çok selam, çok muhabbet...

kamil aksoy
kamil aksoy - 6 yıl Önce

kitabı aldım ve okudum. müthiş bir çalışma. 1970, 80 ve 90'ları anlamak adına ciddi bir akademik metin ayrıca. sadece ülkücü hareket eleştirisi değil, o yılları kapsayan politik, kültürel, sosyolojik çözümlemeler çok iyi. bu yılın en önemli kitaplarının başında geliyor bence...

ibrahim karaköse
ibrahim karaköse - 6 yıl Önce

aynı hareketten geliyoruz. kitabı hemen edindim.. çok derin analizler var. sadece ülkücü hareketi değil 70leri. 80leri anlayabilmek için çok önemli bir kitap...

Orhan Tepebaş
Orhan Tepebaş - 6 yıl Önce

Günümüzde dürüstlük,vefa,diğergamlık gibi asil davranışlar çok azaldı.Selçuk Bey ile yirmi yıla yaklaşan bir dostluğumuz var.Selçuk;iyi şairdir,iyi müzisyendir ama bunların çok daha ötesinde çok iyi bir dosttur.Yolu gül olsun.Niyeti temizdir ve temiz kalabilmeyi başarmıştır.

ali s
ali s - 6 yıl Önce

kitabı okudum. müthiş..

Ünsal Ünlü
Ünsal Ünlü - 6 yıl Önce

Hayırlı olsun!.. En yakın zamanda okumak istiyorum..


banner19

banner13