banner17

Şehrin kimliği yoksa insan da kimliğini kaybeder

'Verme ehlinin ve iradesinin dünyasına kapı aralamak lazım.' Yıldız Ramazanoğlu, 'Çiçekli Bir Boşluk' kitabı üzerine Salih Ağbalık'ın sorularını cevaplandırdı.

Şehrin kimliği yoksa insan da kimliğini kaybeder

Yazar Yıldız Ramazanoğlu ile Kapı Yayınları'ndan çıkan "Çiçekli Bir Boşluk" kitabı üzerine konuştuk.

"'Boğulmuyor musunuz bu şehirde' dedi Priştineli arkadaşım Kadare. 'Hiç boşluk yok. Benim şehrimde hangi yoldan giderseniz gidin bir süre sonra bir boşluğa çıkılır. Burada umutsuzca kuşatılmışsınız siz. Bu aman vermez şartlar altında nasıl fikir üretebilirsiniz ki. Bir de ne çok tadilat var evlerinizde. Gürültüden sürekli başım ağrıyor. Neden bir türlü yerleşemiyor bu şehrin insanları.” Kent tanımı, dar mekânlar içerisinde sürdürülen yaşamın anlamsızlığını ifade ediyor. Kitaba ismini veren "Çiçekli Bir Boşluk" hikâyeniz tam da bunu anlatıyor. Daha önce de "İçimden Geçen Şehirler" isimli bir gezi kitabı yayımladınız. Şehirlerin sizdeki karşılığı nedir, neden bu konuya yoğunlaşıyorsunuz?

Şehirler bizi kuşatan atmosferin yeryüzündeki devamı. İçinde soluk alıp verdiğimiz kültürün yuvası. Şehirleri, konuşamayan, dili olmadığı için ya da dilinden anlayan çıkmadığı için her türlü ezaya katlanmak zorunda kalan canlılara benzetiyorum. Şehirleri anlatarak onları insan eliyle gelecek felaketlerden koruma, sakınma içgüdüsü. Bu kitaplarda şehirler hakkındaki farklı algılara dikkat çekmek istedim. Şehir ve insan arasındaki karmaşık ilişkiye, etkileşimin derinliğine saygı duyulması, birlikte oluşan tarih ve gelecek içinde boşluklar bırakılması gerekiyor. Şimdiki zamanın en yaygın kamusal şiddeti ufku betonla doldurarak düşünmenin, hayal kurmanın, hikayelere eğilmenin önünü kesmek. Şehrin kimliği yoksa insanın kimliği de elden gider.

Hikâyenin kendisinden çok sonuna dair düşünmeye sevkediyorsunuz okurunuzu. Çünkü hikâyelerinizin sonu yargı bildirmiyor. Burada okurdan beklentileriniz nelerdir acaba?

Calvino’nun dediği gibi ağırlığı dayanılmaz olan hayatı hafifletme arzusu yazmaya iyi bir gerekçe olabilir. Fakat sanırım haklılık payına bakmaya çalışıyorum insanın. Zihnimizi oyalayan şeylerin içinden bir yücelik yükselip yükselmediğini okurla birlikte tartıyoruz. Hikayelerin okunurken tamamlanması, türün doğası gereği. Birkaç sayfada her şeyi parlatmak, göstermek mümkün değil. Amaç bir sonuç çıkarmaktan ziyade, bir hissiyata sürüklemek. Dile gelmez olanı kalbe duyurmak.

Örneğin "Kerim" isimli öykünüzde Kerim karakterinde toplumsal çöküşü anlatıyorsunuz. İyiyle kötüyü ayırt etme yine okurun kendisine kalıyor ve okurunuz bir vicdan muhakemesinin içerisinde buluyor kendisini, yani yoksulun bayat ekmeğini kemiriyor çoğu zaman öyküleriniz. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Kerim geç kalışın, kararsızlığın, tutarsızlığın öyküsü. Fazla açıklama hoş olmaz ama metafordur oradaki geç kalış. Ne aradığını bilmeyen, bulduğunu tanıyamayan, sevdiği kıza açılmada geciken, dikkati dağınık insanın öyküsü. Sayısız uyaranın darbeleriyle zihni tarumar olan biri ve bu oyalanma hali onu giderek hedefinden uzaklaştırıyor.

"Uyuma zaten. Hızla geçip gidecek bu günler. Bir insanın hiç hatırlayamayacağı müstesna zamanlara şahitlik ediyorsun, onu bağrına basarak, dolunayda parıldayan yüzünü seyrederek geçir gecelerini. Bunca yıl uyudun, şimdi uyanık kalma zamanı." Duyarlılığı ve farkındalığı bir anda sunmaya çalışıyorsunuz. Öykünün öykücüye yüklediği sorumluluk için sevindirici bir durum ve öykü açısından da "uyanık kalma zamanı"nı yaşıyorsunuz?

Bunu "Müzeyyen Vakası"ndan almışsınız. Yaşamın müstesna anları vardır, hayatımıza bir bebeğin teşrifi gibi. Fakat en kutlu zamanlar günümüzde bir sıkıntıyla birlikte anılmakta. Nimet-külfet dengesinde fedakarlıklara talip olan kazanır, insan-ı kamil olma yoludur bu. Modern zamanlarda insan bedenin rahatlığına ve beklentilerine fazla odaklanmış görünüyor. Bu dünyaya almaya gelmiş dijital doyumsuz insan ruhları istila ediyor giderek evreni. Verme ehlinin ve iradesinin dünyasına kapı aralamak lazım.

Son olarak öykünün toplumdaki karşılığı nedir veya ne vadediyor topluma?

Öykü anlamları sarsıyor, başımızdan geçenlerin renkleriyle oynuyor bir bakıma. Işığın prizmasında bir şunu bir bunu yansıtarak aklımızı, kalbimizi oyalarken evirip çeviriyor bildiklerimizi bir yandan da. Varlığıyla canımızı yakan gerçeklikten olması gerekene, iyi ve güzele...

 

Salih Ağbalık konuştu

Güncelleme Tarihi: 24 Mayıs 2016, 10:56
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20