banner17

Şehadetinin 49. yılında Seyyid Kutub'u sorduk

Seyyid Kutub, 29 Ağustos 1966'da şehid olmuştu. Fatih Pala, Seyyid Kutub'un yolunu, mücadelesini bazı isimlere sordu.

Şehadetinin 49. yılında Seyyid Kutub'u sorduk

Bugün itibariyle tam kırk dokuz sene olmuş Seyyid Kutub idam edileli beri. İnancının ve evrensel davasının uğruna canını vermişti o Mısır topraklarında. Yazmakla kalmamış, aynı zamanda kanıyla kazımıştı inancını zamanına ve sonra gelecek tüm zamanlara. Kur’an’ın gölgesinde/Fi zilali’l-Kur’an başlayan hayatı, yine Kur’an’ın gölgesinde olarak son bulmuştu. Yazar Hasan Eker’in Şehadet Bilinci kitabında dediği gibi “Belki de şehid olmasaydı onu bu kadar tanıyor olmazdık.” Rabbimiz, bundan dolayıdır ki şehidlerin ölmediğinin bilgisini verir aziz ve kerim kitabı Kur’an’da biz inananlara. Yaşamak, cesedin ayakta durması, insanlar arasında gezmesi şeklinde olmasa gerek. Bugün eserleriyle aramızda yaşayanlara kim “ölü” diyebilir ki? En bariz örnek Seyyid Kutub’dur işte.

Şehidimizin şehadet yıldönümünü vesile kılarak Kayseri’nin kıymetli Müslümanlarından bazılarına Seyyid Kutub’u sorduk. Onlardaki Kutub’u, Kutub’un onlarda bıraktığı izlerin neler olduğunu öğrenmek istedik. Hepsi, birbirinden farklı, değerli ve güzel cevaplarla bize döndü. Hepsi, 50 yaşını devirmiş Müslüman. Onların söyledikleri, genç Müslümanlar için öğüt niteliği taşır. Belki kendi zamanlarında kendilerine öğüt veren büyükleri yok denecek kadar azdı onların. Şu halde yılların birikimini üzerlerinde taşıyan ve her biri bulundukları ortamlarda kanaat sahibi olan bu simaları can kulağıyla dinleyelim ve onlardaki Şehid Seyyid Kutub’u birlikte tanıyalım. Buyurun:

Furkan Yılmaz Altınöz:

Seyyid Kutub (r.aleyh), benim hayatımda çok önemli bir kilometre taşı olarak yer almaktadır. Ben, dindar bir aile çevresinde yetiştim. Çok küçük yaşlarda Kur’an-ı Kerim okuyan biriyim. 17 yaşına kadar geleneksel bir anlayışa sahiptim. Kur’an’ı yüzünden okumakla zevk alan, ama onun manası ile tanışmayan bir kimse idim. Şehid Seyyid Kutub’un “Yoldaki İşaretler” isimli kitabı ve üstad Mevdudi’nin “Kur’an’da Dört Terim” kitabı 17 yaşımda benim hayatımın dönüm noktası oldu. Geleneksel ve taklidi olan İslamî anlayışım, tahkiki bir sürece girdi. İslam’ın küresel bir din olduğunun farkına vardım. Tevhid ve şirk, kavram ve anlamlarıyla kalbî ve zihin dünyamda yer buldu.

Kutub, bir fakih ve âlim değil, ama mesleği gereği (sosyolog) zamanı iyi okuyan bir mütefekkir. İnanmış bir şahsiyet, öyle ki inancı uğruna başını verebilecek Müslüman. Doğu ve Batı medeniyetini tahlil etmesi ve İslam medeniyetinin üstlenmesi gereken rolün farkında olan ve bu noktada tespit ve tenkitlere sahip bir şehit Seyyid Kutub.

Kutub, şiddetle yan yana getirilmek ve böylece mahkûm edilmek isteniyor. Bu, küresel şirk odaklarının bir operasyonudur. Ancak bazı Müslümanların da onu kendi şiddetlerine bulaştırdıkları bir gerçektir. Seyyid Kutub, yaşadığı coğrafyanın şartlarını iyi bilmektedir. Gözlemleri de o bölge üzerinedir. İslamî yorumları daha çok o bölgenin birikimleri sonucudur. Başta Fi zilali’l-Kuran isimli sosyolojik tefsir/yorum çalışması olmak üzere diğerleri, günün ve bölgenin şartları çerçevesinde okunmalı ve değerlendirilmelidir.

Mehmed Durmuş:

İlk defa ne zaman duyduğumu tam olarak hatırlamıyorum, ama işittiğim günden beri Seyyid Kutub ismiyle hep barışık oldum. Kulağıma hep hoş geldi bu iki kelime. Hiç yüzüm buruşmadı, duraksamadım onları telaffuz etmekten. Şehid sözcüğü Seyyid ve Kutub kelimelerinin yanına o kadar yakışmaktadır ki... Onsuz bir Seyyid Kutub eksik olurmuş.

Seyyid Kutub’un ilk başta, “cahiliye çağım” dediği dönemini önemsiyorum. Çünkü o dönemde çokça okumuş, Doğuyu ve Batıyı tanımaya çalışmıştır. Ama ondan da önce, köylü çocuk Seyyid’i çok seviyorum, zira sanki beni/bizi anlatıyor. Dağlardan, tepelerden, yerin altından, bilmediğimiz menfezlerden geçerek bir kayanın dibinden bize pınar olarak dökülen köyümüzün suyu misali, Seyyid Kutub'unda Mısır’ın, Anadolu’nun tıpkısının aynısı dedirtecek benzerlikteki kültüründen süzülüp, ümmetin kutub yıldızlarından biri olacak bir kıvama ermesi, büyük bir sevinç kaynağıdır.

Bir de Kutub ailesinin yani İbrahim Kutub’un bütün çocuklarının, hep aynı yolun yolcusu olmaları ne kadar takdire şayandır. Bilhassa iki kız kardeşin adanmışlıkları; Hamide Kutub’un cezaevinde Zeynep ablasıyla kader ortaklığı yapması, ağabeyinin şehadeti esnasında aynı mekânda oluşu, ola ki, her geçen gün feministleşen günümüz ‘İslamcı!’ hanımları için bir anlam ifade eder mi ki acaba?

Kutub’un gençliğinde edebiyatla ciddi şekilde ilgilenmesini asla atlamamalıyız. Edebiyatsız bir ‘düşünce’nin kısır olacağını Kutub’dan öğreniyoruz. Yeni Kutublarımızın yetişmesinde edebiyatın olmazsa olmazlığını kabul etmeliyiz.

Kutub ve birçok Müslüman, bugün bizlerin asla hoş görmediğimiz Cemal Abdünnâsır gibi subayların darbeciliklerine bir şekilde alet olmuştur. Her insanın hayatında buna benzer yanlışlar olabilir. Önemli olan hatadan dönülmesi ve telafi edilmesidir. İşte Kutub da bunu yapmış, hem de tevbesini kanıyla pekiştirmiştir.

Kutub’un İslam anlayışının, fikirlerinin zirvesi Yoldaki İşaretler kitabıdır. Kendisine şehadet şerbetini hazırlayan da bu kitabıdır. Bu sebeple hiçbir zaman Seyyid’i, “Haksız yere idam ettiler” diyemiyorum, evet onu haklı yere idam ettiler. Çünkü Yoldaki İşaretler’deki hakkın, kanla tartılması gerekirdi. Seyyid’i idam sehpasına yollayan o cevval fikir, bugün de öneminden/tazeliğinden hiçbir şey yitirmemiştir. Bundan sonra da yitirmeyecektir. Bizzat yaşamakta olduğumuz cedellerimiz, aslında Yoldaki İşaretler anlayışına sahiplensek mi, yoksa onu sulandırsak mı, çatışmasından doğmaktadır. Ama galip gelecek olan, eninde sonunda, Hak’tır.

Tek kelimeyle, Seyyid Kutub sözcüklerini duyunca yüzünde güller açmayanlar, acınası kimselerdir.

Erdal Bayraktar:

Seyyid Kutub, 20. yüzyılda İslam ümmetinin yetiştirdiği insan, âlim, dava adamı ve şahit olma özellikleriyle temayüz etmiş örnek bir mümindir. Seyyid Kutub denince akla Yoldaki İşaretler gelir. İslam yolunun kıyamete kadar takipçisi olacak yolcularına “yol azığı”dır bedeli canla ödenen bu kitap. Bu kitapta bahsedilen “Kuran nesli” hedefi, çağdaş-dindar nesil tartışmalarıyla oyalanan çağımızın ve bütün zamanların Müslümanlarına ihmal edilmemesi gereken bir hedef olarak miras bırakılır şehid tarafından. Yine bu kitapta, tevhid kelimesini ikrar etmenin, tevhide iman etmenin mümine ne gibi ödev ve sorumluluklar yüklediği anlatılır.

Tevhidî, nebevî bütüncül İslam anlayışının genç nesillere öğretilmesi amacıyla Seyyid Kutub her zaman gündemimizde olmalıdır. “Siyasal İslam” ifadesini kendileri tanımlayarak hem İslam’ın siyasal değer, ilke ve amaçlarını gündemden düşüren hem de bu vesileyle Seyyid Kutub gibi muvahhid Müslümanları itibarsızlaştırma planlarına karşı uyanık olmalıyız.

Seyyid Kutub'u hatırlamak, yeni Kutublar yetiştirme azmimizin kamçılanmasına vesile olsun, derim.

Abdülhamid Bayırbaş:

Seyyid Kutub, İslam'ın tüm ilke ve pratikleri ile hayattan hızla çıkarılmaya, hayatın vahyin yönlendiriciliğinden soyutlanmaya çalışıldığı bir dönemde İslam düşünce dünyasına ve Müslüman toplumlara canlandırıcı darbeyi indiren isimlerden biri olmuştur. Onun İslamî mücadelesi, gerek fikrî gerek amelî tüm sahayı kuşatan bütüncül bir çaba idi. Bir yandan bu bütünün dağılmış parçalarını toplamaya çalışıyor (ilkelere ve bilgiye sahip insanlara İslam'ın bir hayat dini olduğunu; dünyevî işlere yoğunluk vererek vahyi ilkelerden uzaklaşmış olanlara da İslamî düşüncenin özünü ve ahireti hatırlatarak) diğer yandan izlenecek yol ve yöntemleri ortaya koyarak kalıcı bir yapı oluşturmaya gayret ediyordu.

Hep söylediği gibi "sözlerin cansız birer ceset" olmasından dolayı, insanın ve toplumun vahyin sesli ifadesinin ortaya konulması gerektiğine hepimizi inandırmıştı. Hem kendi geleneğimizin ihyası hem çağdaş dünyanın ıslahı için bize gerekecek cesaret ve azmi daha gençlik yıllarımızda onun kaleminden ve şehadetle nihayete eren hayatından özümseyerek elde etmiştik. Kavramlarımızın ve kelimelerimizin, itikadımızın ve fıkhımızın, siyasetimizin ve iktisadımızın, dünya ve ahiret inancımızın Kur'anî bir çerçeveye yerleşmesinde Seyyid Kutub ve mensub olduğu ekolün inkâr edilemez bir etkisi olmuştur.

Allah, şehadetini kabul etsin. Bu ümmete, her dönem onun misalinde mütefekkir ve mücahidler nasip etsin.

Nezir Ergenç:

Bazı insanlar vardır ki, tarihinde bir kavşak durumundadırlar. O yolda gelen giden her yolcunun mutlaka uğraması gereken noktalardandır. Seveni de sevmeyeni de oradan geçmek zorundadır. Peygamberler, bilge adamlar, kahramanlar... Seyyid Kutub, dahî bir âlim, bir kahraman olarak bu kavşaklardan birini oluşturmaktadır. Zalim bir diktaya karşı itiraz etmek, zalime kafa tutmak, zalimin tekliflerine “Hayır!” demek ve her şeye rağmen hakkı en yüksek perdeden haykırmak isteyen kişi veya kişilerin mutlaka şehid Seyyid'e uğrayıp ondan kendisi için yol sorması lazım gelir.

O, seyyid-ul şuheda olan İmam Hüseyn'in "Ben karşı çıkmazsam, zalime karşı ayağa kalkacak, hakkı haykıracak kimse kalmayacak!" sözünü, hayatı pahasına tutan ve yaşayan kahramandır. Tarih, kahraman ve hainlerden bahseder; şahidiz ki Seyyid Kutub bir kahramandır; sözünün eri, ilminin amili bir kahraman. Bir Müslüman, zalimden asla af dilemez, ilkesini genç ve inkılâpçı Müslümanların dimağlarına nakşeden şehid bir kahraman.

Allah, şehadetini kabul buyursun. Bizleri de onun ve onun gibi şehidlerin izinden gidenlerden eylesin. Âmin.

İbrahim Şahin:

İnsanlık tarihi boyunca arkalarında bıraktıkları derin izlerle gönüllerde hayranlık ve saygı uyandıran nice şahsiyetler gelip geçmiştir. Bunlardan birisi de şehid Seyyid Kutub’dur. Tevhidin hem nur hem de cesaret olduğunun mücessem ifadesidir o. Ortaya koymuş olduğu düşünce, fikir ve eylem örnekliği şehadetiyle birlikte daha bir hayat bulmuş ve hayat vermiştir cemreden mahrum imanlara.

O, Kur’an ekseninden uzaklaşmaya yüz tutmuş insanlara, onu anlamanın yollarını işaret ederek kendi özünden yeniden doğuşun, kendi küllerinden yeniden yeşermeye yönelik yaptığı akidevî vurgularla tevhidi bağlamda bir diriliş nesli inşasının mimarlarından olmuştur. Rabbanî ve nebevî öğretilerden yola çıkarak ortaya koyduğu projelerle kendi dünyalarını bile gereğince keşfedemeyerek sıkışıp kalmış Müslümanlara, dünyaya söyleyecek sözlerinin olduğunu haykıran mücahede öğretmeni bir münadidir o.

Teferruatların kıskacında donuk, bireysel ibadetlerle tatmin olmayı yeğleyerek inançlarıyla ilgili ilke ve kavramlardan bîhaber yaşayan Müslüman toplumları, cahiliye, tağut, tevhid, mücahede ve şehadet gibi üstü kapatılmış ve hatta unutturulmuş bir takım hakikatlerin varlığından haberdar ederek ezberlerini bozmuş ve bunu da sadece bir fikir ve düşünce adamı rahatlığıyla koltuğuna yaslanarak değil, bir mücahede insanı hassasiyetiyle kanıyla yazarak öğretmiştir. Bu bağlamda Türkiyeli Müslümanlara da inanç, düşünce ve eylem anlamında önderlik ve öğretmenlik etmiş ümmetin hayırlı evlatlarından birisi olan merhum Seyyid Kutub’u rahmet ve minnetle anmak borcundayım.

Celalettin Sipahioğlu:

Seyyid Kutub, Allah’a iman etmenin en çarpıcı örneğidir. Allah ile gayrıları arasında tercihini Allah’tan yana yapma bahtiyarlığına ermiş gerçek bir mümindir. İman, bizatihi inanıldığı söylenen değerlerin kendisi olmaksa, bunun en güzel örneği Seyyid Kutub’dur. Canını inandığı davaya adayan bir kutubdur o. Son zamanlarda zalimlerin manipülasyonu ile uyuşturulmuş İslam dünyasının zulme başkaldıran kutlu ama bir o kadar da düşmanlarına aykırı müminidir o. Statükodan rahatsız olmayan, uzlaşmacı, güya ehl-i sünnet tiplerin, saplantılı mezhepçilerin anlayamayacağı bir müçtehiddir o.

Yaşayan dini, öldürülmüş, pörsütülmüş, hatta iğdiş edilmiş muhafazakâr dincilerin kafasını çatlatırcasına haykıran, dini yaşayabilmek için tarihin içinden tertemiz çekip çıkaranlardan biridir Seyyid Kutub. Seyyid Kutub, Kur'an'ı okurken Allah ile konuştuğunu ya da Allah’ın kendisine konuştuğunu canlı olarak hisseden son dönem âlimlerinden birisidir. Kur’an’ın en müşahhas resmedilmesini kendince yapabilmiş, okuyucularına Kur’an’daki müşahhas örnekleri canlandırabilme yeteneğine sahiptir Seyyid Kutub.

Son dönem Müslümanlarına dönük Batılılar tarafından geliştirilmiş asimilasyon sistemlerini en iyi anlayan ve çözümleyen Seyyid Kutub, imanın küfürden ayrıştırıcılığının en güzel örneğini vermiştir. Batılıların hazırladığı ve Müslümanların bazılarının entegre çalışmaları sonucu batıl sistemlere karşı verilmesi gereken mücadeleyi en veren birisidir o. Sistem beslemesi Müslüman tipler, onu hep dinin önüne geçirilmiş mezhep ve tarikat gibi olguların düşmanı olarak görmüşlerdir. Yerleşik düzenin uşağı olmuş âlim tipi ile arasında geçen konuşma Seyyid Kutub’un hayat anlayışını hülasa eder.

İdama götürülürken Ezher müftüsü kelime-i tevhidi söylemesini ister. Kutlu şehidin verdiği cevap bir manifesto niteliğindedir: “Senin para alarak söylediğin bu cümle için ben canımı veriyorum!” Seyyid Kutub’u şahsen görmemiş ve tanımamış olmama rağmen o, benim hayatımdaki en iyi arkadaşlarımdan biridir. Bu bendeki arkadaşlık duygusunun, onun Allah’a şehadetinin kendisine kazandırmış olduğu bir bereket olduğunu düşünürüm.

Seyyid Kutub’un üzerimizde olan ne gibi tesirleri vardır, diye bir şey sorulsa, ona şu şekilde cevap verebiliriz: Kur’an’da Edebî Tasvir isimli eserini okuduğumda, o zamana kadar Kur’an’dan alamadığım benzetme ve anlatma hazzını almaya başladım. Hayatımın en belirleyici düşüncelerinin Fî zilali’l-Kur’an tefsirini okuduktan sonra ortaya çıkmaya başladığını söyleyebilirim. İlahiyat fakültesinde yüksek lisans tezimi hazırlarken Fî zilali’l-Kur’an’la o kadar çok haşır neşir olmuştum ki, bir arkadaş şöyle demişti: “Kitabın başlığını ‘Fi zilal iki’ koy.” Bunun sebebi çalıştığım alanda insan ilişkileri, davet gibi insanı en yakından ilgilendiren konulardı. Klasik kitapların hiç birinde bulamayacağım kadar sosyolojik ve psikolojik analizler Seyyid Kutub tarafından yapılmıştı. Batıyı batıl olarak doğru tanıyan ve onun batıllığını yapmış olduğu doğru analizlerle ortaya koyan Seyyid Kutub, bu anlamda doğru okunmalıdır.

Allah şehadetinin şahidi olsun. Bizlere de yolunda şehadet nasip etsin.

 

Fatih Pala konuştu

Güncelleme Tarihi: 27 Ağustos 2015, 10:47
YORUM EKLE
YORUMLAR
Hatice İncekara
Hatice İncekara - 3 yıl Önce

"Şehadet, donuk kanlı toplumların bedenlerine zerk edilmiş taze bir kan gibidir. Şehadet en büyük aşk, şehit en büyük aşıktır".Şehadeti kutlu olsun. Gayretinden Allah bizlere de nasip etsin.

banner19

banner13

banner20