Seda Arun: Her sanatçının kendi notası var

Türk edebiyatının önemli şairlerinden biri olan Özdemir Asaf’ın kızı Seda Arun ile babasının edebi yönü hakkında keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Leyla Başaran'ın röportajı.

Seda Arun: Her sanatçının kendi notası var

Türk edebiyatının önemli şairlerinden biri olan Özdemir Asaf’ın kızı Seda Arun ile babasının edebi yönü hakkında keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Arun, sosyal medyada babası adına açılan sahte hesaplar için: “Her sanatçının kendi müziği var. Nota yerine kelime kullanıyorlar. Eğer o sanatçıyı iyi tanıyorsanız okuduğunuz sahte şiirlerde o müziği bulamazsınız. Onların kullanmadıkları kelimeler, hatta harfler var. Çoğu kişi, işin derinine inmeden, şairi tanımadan sıradan bir okuma ile hemen paylaşıyor.” diyor.

Seda Arun kimdir, sizleri yakından tanımak isteriz?

Acıbadem’deki köşkün büyük bir bahçesi, bahçede de meyve ağaçları vardır. 26 Haziran 1947 günü bahçeden toplanan armutlar büyük bir iştahla yenir. Annem hamile olduğu için biraz daha fazla yer. Akşam herkes odasına çekilince annem “Özdemir, çok sancım var” der. Babam da “Haklısın Sabahat, benim de çok sancım var. O kadar çok armut yememeliydik” diye cevap verir. Babam uyur ama annem uyuyamaz. Tekrar seslenir: “Özdemir, dayanamıyorum, çok sancım var.” Babam “Uyuduğuma bakma, benim de çok sancım var, ben de dayanamıyorum” der. Sabah olduğunda annem hâlâ sancılıdır. Babaannem, babateyzem, halam annemi hastaneye götürürler. Sancının armuttan değil doğumdan olduğu anlaşılır.

Hastanenin doğum hemşiresi, kucağındaki kundağın içinde bulunan ben’i kapıda bekleyenlere uzatarak “Müjde, bir kızınız oldu” der. Kimsenin ağzını bıçak açmaz. Çünkü ailenin kadınları erkek çocuk beklemektedir. Hatta ismi bile vardır çocuğun: Rızkullah. Bu ismi de kelimenin kökünün rızk sözcüğünden geldiği için seçmişler. Babateyzem, ailenin en atik kadını olarak kundağı alır. Eve dönerler. Annem için hazırlanan loğusa odasındaki süslü yatağa yatırıldığım zaman bile herkes, hemşirenin bir hata yaptığını ümit eder. Aileye yeni katılan kız çocuğuna alışmaları biraz zaman alır. “Kız mı ağlıyor?”, “Seninki nerede?”, “Çocuğun karnı mı aç?”, “O uyuyor mu?”, “İçerdeki ne âlemde?” benzeri cümlelerle iki ay kadar isimsiz yaşamışım. Aynı kökten olduğu için, gelecek rızk da aynı olsun diye adımın, Rızkullah’ı çağrıştıran Rızkiye olmasını düşünmüşler. Ama fıskiyeyi çağrıştırdığı için bu ismi vermekten caymışlar.

“Güneşin İstanbul’u sessizce terk etmeye hazırlandığı ılık bir akşamüstü, köşkün üst katındaki balkona çıktım. Grubun rengi bahçedeki çiçeklerin, yaprakların, ağaçların üzerindeydi. O şahane kızıllıktan, havuzdaki kırmızı süs balıkları neredeyse görünmez olmuşlardı. Gözlerim dolu doluydu. Ağlayabilsem, gözyaşlarımdan birçok güneş akacaktı. Güneş gitti. Ben, kucağımda beyaz kediyle yıldızların çıkmasını bekledim. Sen hâlâ ağlıyordun. ‘İsminin olmadığını biliyor biçare, huysuzluğu ondan’ diye düşünüyordum. Ellerimi çaresizce açarak ‘Rabbim, eserimin eserine isim bulmak için bana bir seda ver’ dedim. Seda’nın sesi hoşuma gitti. Odana geldim, seni kucağıma aldım, bağrıma bastım. ‘Senin adın Seda’ dedim. Sustun.”

Babaannemden bu kısa öyküyü dinlemeyi o kadar çok severdim ki, kaç kere anlattırdığımı bilmiyorum. En çok da bana “Eserimin eseri” demesi hoşuma giderdi.

Yazı yazmayı sevdiğinizi biliyoruz ve kitaplarınız da var… Yazar yönünüz babanızdan mı geliyor?

Yazmak, okumak, film seyretmek, müzik dinlemek bir bütünün parçalarıdır. Çocukluğum, sözünü ettiğim o bütünün parçaları ile geçti. Ondan kaynaklandığını sanıyorum… Ayrıca gözlem konusunda oldukça hassasım. Olayları biriktiriyorum, saklıyorum. Yeri geldiği zaman yazmak daha kolay oluyor.

Özdemir Asaf’ın bir okuma liste var mıydı? Genelde ne tarz kitaplar okurdu?

İlgilendiği o kadar çok şey vardı ki… Hangisini yazsam biri eksik kalacak. Dünyadaki olayları yakından takip ederdi. Çıkan kitapları hemen alır, hemen okur, kütüphanesine koyardı. Evimizin duvarları boydan boya kitaplıktı. Gazete koleksiyonu vardı. Onları tarih sırasına göre dizer, arada sırada eski tarihli gazeteleri alıp okurdu. Küçücük çocuktum, bana “Kara Delik” nedir diye sordu, sonra da anlattı. Fransızca konuştuğu için dünya edebiyatını yakından takip ederdi. Edebiyata düşkünlüğü kadar fen bilimlerine de meraklıydı. Yazdığı şiirlerle düz yazılarında bu etkileri görmek mümkündür.

Özdemir Asaf nasıl bir babaydı, sizlere en çok neyi öğütlerdi?

Babam bana otobüste, tramvayda hiçbir yere tutunmadan ayakta durmayı öğretti. Babam yazılarında, şiirlerinde o kadar çok konuya değinmiş ki… Zaman zaman aklıma takılan bazı sorulara cevap bulabilmek için “Cevabını yazmış mıdır, yazmışsa ne yazmıştır” diye açıp bakıyorum. Her seferinde bir cevap buluyorum.

Sosyal medyada babanızın adıyla açılan sahte hesaplar hakkında yorumunuz ne olur?

Bu sorun sadece babam ile ilgili değil. Her sanatçının kendi müziği var. Nota yerine kelime kullanıyorlar. Eğer o sanatçıyı iyi tanıyor, iyi biliyorsanız okuduğunuz sahte şiirlerde o müziği bulamazsınız. Onların kullanmadıkları kelimeler, hatta harfler var. Çoğu kişi, işin derinine inmeden, şairi tanımadan sıradan bir okuma ile hemen paylaşıyor.

Geçen senelerde televizyon kanallarının birinde yapılan bir yarışma programına katılan yarışmacıya, “Herkes fazlasıyla sevmiş, ben eksikleriyle de sevdim oysa” şiiri kimin diye sormuşlar. Cemal Süreya, Turgut Uyar, Behçet Necatigil, Özdemir Asaf şıklarından “Özdemir Asaf” demiş, yarışmacı. Doğru diyerek 60 bin lira para kazanmış. Televizyon kanalını arayıp şiirin babama ait olmadığını, düzeltmeleri gerektiğini söyledim. “Ellerinden bir şey gelmezmiş" cevabını aldım...

Leyla Başaran, "Her Sanatçının Kendi Notası Var", Kitabın Ortası dergisi, Eylül 2018, sayı 18.

Güncelleme Tarihi: 01 Ekim 2018, 13:57
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26