Savaş hâlâ devam ediyor!

Aliya'nın, arkasında tekbir getiren komutanı Şerif Patkoviç'le konuştuk.

Savaş hâlâ devam ediyor!

Aliya İzzet Begoviç deyince her insanın aklına mutlaka bir şey gelir. “Köle olmayacağız” sözünü hatırlarız bazen, ya da o ünlü fotoğrafını: karlar altında dua ederken hani. Benim aklıma ordusu gelir son zamanlarda. Srebrenica’ya gidip gelişim etkili oldu bunda. Zira orada şehit edilen mazlumların ailelerini yakından görünce insanın aklına başka bir şey gelmiyor. Srebrenica Yürüyüşü için gittiğimiz Bosna’da iki günlük gezimizden sonra yürüyüşe katıldık.

Şerif Patkoviç Bahattin Yıldız Yürüyüş Kolu ile
(+)

Yürüyüşe katılacağımız gece, zamanında Aliya’ya yakın bir konumda olan ve 7. Müslüman Tugayı’nın komutanlığını yapan Şerif Patkoviç’in yanına gittik. Bahattin Yıldız Yürüyüş Kolu olarak aklımıza gelenleri sorduk, Komutan Patkoviç de samimi bir şekilde cevap verdi. Murat Sancaklı Abi Boşnakça’dan Türkçe’ye çevirdi ve bize aktardı. Sorular tek kişi tarafından yöneltilmediği için konu dağılımı dengeli olmadı. Fakat yararlanılacak çok şey söyledi Patkoviç. Sözü daha fazla uzatmadan sizleri söyleşiyle ve/ya sohbetle baş başa bırakayım.

Şerif Patkoviç. 7. Müslüman Tugayı komutanıydı. Bizim Türk mücahitleri onun birliğindeydi. Kendisi normalde Yugoslav Ordusu’nun askerî üniversitesini bitirdi. Daha sonra savaş patlak verdiğinde müslüman ordusunu kurdular işte: 7. Müslüman Tugayı. Aynı zamanda burada en büyük savaş madalyası olan altın zambaklar ödülünü aldı. Ve o derneğin de başkanı. Kendisini belki eskiden tanıyanlarınız vardır. Bosna marşı eşliğinde ilk önce Aliya İzzet Begoviç geliyor, arkasından beyaz üniformalı bir adam geliyor ve tekbir getiriyor. İşte o Patkoviç’ti. O zaman saçları vardı tabii.

İlhan AtlıTürkiye’den gelen şehitlerden kimleri tanıyorsunuz?

İlhan Atlı ile aşağı yukarı iki sene beraberdik. Pilot derdik ona ve aynı zamanda tercümanlığımı yapardı.

Türk mücahitler nasıldı acaba?

Bütün mücahitler iyiydi. Siz kendiniz de görüyorsunuz, onların sayesinde Bosna kaldı. Allah’ın yardımı ve onları mücadelesiyle.

(Bu sorulardan sonra herkes kendini tanıttı tek tek. Ardından Patkoviç, Türkçe ‘hoş geldiniz’ dedi ve konuşmaya başladı Boşnakça. Yanında bulunan Murat Sancaklı Ağabey de tercüme etmeye devam etti.)

Tekrar, hepiniz hoş geldiniz. Ben 7. Müslüman Tugayı komutanıyım. Savaş boyunca da bulundum o tugayda. Birkaç kez yara aldım. Şu an emekli asker olarak devam ediyorum burada (Sarajevo Başçarşı’daki Miladi Müslümani (Genç Müslümanlar) kastediliyor, E.E.). Daha çok sizin sorularınıza cevap vermek istiyorum. Kendim çok fazla uzatmayayım.

Yaşınız kaçtı acaba?

43.

Savaşta nerelerinizden yara aldınız?

Midemden 7 mermi yedim. Toplamda 3 kere yaralandım.

Savaşta yabancı mücahitlerin katkısı ne oldu? Yani, Bosnalılar başlattı mücadeleyi de yabancılar katkıda mı bulundu? Bunu merak ediyoruz, anlatabilir misiniz acaba?

Ne kadar faydalı oldular gibi bir soruya cevap vermek zor. Bizim için önemli olan bizimle birlikte başkalarının da olmasıydı. Bunun bizde büyük bir etkisi vardı.  Onun dışında neyi tam olarak sorduğunuzu anlayamadım. Tabii ki moral katkısı çok büyüktü.

1992’de savaş başladığında zaten Boşnaklar olarak bizim silahımız yoktu. Mücahitler geldi ve olan her şeyi bizimle paylaştılar. Farklı ülkelerden mücahitler: Suudi Arabistan, Ürdün, Türkiye, İran. Oralardan geldiler ve daha çok moral açısından etkileri vardı bize.

Şerif Patkoviç Bahattin Yıldız Yürüyüş Kolu ile
(+)

Yabancı medya çok fazla mücahidin geldiğini duyurmuştu dünyaya. Gelen mücahitler bin kişiyi ancak bulurdu. 4 sene içinde gelen mücahitler 1000’i geçmez yani. Bu sayıları cepheyi baz alarak söylüyorum. İnsanî yardımları hesaba katmıyorum.

Savaşta en başta Türkiye’den 168 mücahit vardı. Kimileri gelip kısa sürede geri döndüler.  Giden mücahitlerin hangi amaçla gittikleri de önemli bildiğiniz gibi. Kimi burayı görüp kısa süre içinde geri döndüler. Hepsi savaşmadı gelenlerin. Bazıları ticaret yaptı. Çünkü savaş sırasında kahve, un, şeker fiyatları yüksekti. Sırplardan alıyorlar ve burada müslümanlara satıyorlardı.

İçinizden Gazze’ye gidenler vardır (iki abimiz vardı- E.E) ve oradaki iç olayları görmüşsünüzdür. Aynıları burada da oluyor. Bizler için önemli olan Allah’a inanmamız ve sizlerin Srebrenica için burada olmanızdır. Biz insan olarak birçok şeyi unutuyoruz ve bu yüzden katliamlar geliyor başımıza.

Dayton Antlaşması sona ermek üzere galiba ve burada dinlediğimiz yorumlara göre de çok iç açıcı bir yönetim yok. Yeniden bir savaş çıkma olasılığı da ileride mümkün gördüğümüz kadarıyla. Bunun için bir hazırlığınız var mı?

Ben zaten politika ile ilgilenen bir partinin başkanıyım. Biz Boşnaklar burada kesinlikle siyasetle uğraşmalıyız. Kimileri için savaş hiç başlamadı. Kimileri içinse savaş hiç bitmedi. Savaş şu an hâlâ devam ediyor. Yalnızca silah sesleri duyulmuyor.

Son savaş aslında 20 senedir devam eden bir süreçti. Sırplar çocukların devamlı beyinlerini yıkıyorlardı bize karşı. Biz zaten kendi tarihimizi okuyamıyorduk, yasaktı. Srebrenica’ya baktığınızda, Srebrenica için cami sadece bir mimari yapıydı. Domuz yeniyordu, satılıyordu. Kısacası, İslam’ı tamamen unutmuşlardı.

Savaş, bizi tamamen yok etme amaçlıydı. Bir tane bile müslümanın kalmaması için yapıldı bu savaş. Bugün burada veya Gazze’de silah sesi duyulmuyorsa savaş yok anlamına gelmez bu. Direkt bir savaş yok ama öbür taraftan, yanlardan bir savaş devam ediyor hâlâ.

Ben tarih okumayı seviyorum. 30 kişilik bir grupla Çanakkale anma programlarına katılmıştık. Yahya Çavuş’u hiç unutamıyorum. Balkan Savaşları sona erip de Yahya Çavuş eve döndüğünde annesi kabul etmek istemedi: “Nasıl o toprakları bırakıp geldiniz?” Unutmamamız gereken bir şey var, savaştık evet; ama biz olduğumuz için değil. Siz olduğunuz için burada savaştık. Mladiç, Sırp komutan, dediğini hatırlıyorsunuzdur herhalde Srebrenica’ya girerken: “Türkler’den ve kabadayılardan kurtulmanın zamanı geldi. Tarih boyunca yaşanılanlardan sonra Türkler’den kurtulmanın vakti geldi.”

Nerede yaşadığımız önemli değil, Bosna ya da Türkiye. Bizim için önemli olan, Allah’ın huzurunda bazı şeylere şahit olabilmek. Ben sizden biri gibi hissediyorum kendimi ve rahatım. Siz de bizim yerimizdeymiş gibi hissedin ve rahat olun. Aslı Boşnak olanların Türkiye’de daha fazla olduğunu biliyorum. Bosna’da bile o kadar Boşnak yaşamıyor.

Şerif Patkoviç Bahattin Yıldız Yürüyüş Kolu ile
(+)

Savaş patlak verdiğinde 24 yaşındaydım. O yaşlarda 6.000 kişilik taburun komutanıydım. O zaman neden savaştığımı düşünmemiştim. Aklımda olan şey babamı, annemi kısacası ailemi korumaktı. Zira bu bizim gerçeklerimiz. Biz o zamanlar hep aynıydık. 18-20 yaşlarındaki gençlerin verdiği savaştı o. İlk başlarda teslim olacağımızı düşünüyorduk. Bir iki sene içinde onlara karşı teslim olacağımızı düşünüyorduk. Fakat daha sonra askerî açıdan öyle güçlendik ki, ‘buralara biz hükmedebiliriz’ inancı doğdu içimize.

Ben asker olarak barış diye bir şeyi hiç düşünmüyordum. Askerimle Drina sınırına kadar gideceğimi hayal ediyordum. Veya da Bihaç tarafı, Una Nehri’nin oralara gitmeyi düşünüyordum askerimle. İşte, baskınlar yapıp güçlendiğimiz sırada imzalattırıldı Dayton Antlaşması. Savaşın devam etmesinden iyiydi. Sizin de bileceğiniz gibi tarihimizden, Dayton Antlaşması ile Hudeybiye Antlaşması aynı anlamdalar. O zaman 10 sene savaş olmayacak diye antlaşma imzaladılar, bizim için de aynısı bu Dayton Antlaşması’nda oldu. Şu an burada, bu yerde birlikte oturmamız, bizlere Allah’ın büyük bir lütfu, nimeti. Siz de, ben de buraya seçerek (kendi isteğimizle) gelmedik. Kaderimizdi burada toplanmak.

Savaş öncesi ve sonrası buranın İslamlaşmasını ne ölçüde ve nasıl etkiledi? Bundan sonrası için neler olabilir?

Allah İslam’ı koruyacağını zaten garantiliyor. İslam’ı yaşama açısından, savaş sonrası daha iyi. İnsanlar İslam’ı tanımaya başladılar. Mesela şu an siyasette müslüman olarak çıkabiliyorsunuz ortaya. Eskiden öyle bir şey yoktu. Hemen hapse atılıyordunuz. Aliya İzzet hapiste yatmıştı zaten, hatırlarsınız.

İslamî organizasyonlar açısından Bosna ve Türkiye çok farklı. Kıyaslayamazsınız. Fakat savaş sonrası çok ciddi müesseselerimiz var. Buradaki İslamî sistem, Osmanlı çekildikten sonra, onun bıraktığı şekilde devam ediyor. Buranın Diyanet İşleri devlete bağlı değil. İnsanlar, orayı kendi aidatlarıyla destekliyorlar. Eğitim işleri yine bu Diyanet’in altında yapıldı, halkın parası ve yardımlarıyla. Buradaki medreseler (Türkiye’de imam hatip gibi- E.E) diğer liseler ile eşit. Medreseyi bitiren, istediği fakülteye devam edebiliyor. Birisi hukuk okumuş mesela, ama İslamî bilgisi ciddi anlamda var. Siz buna şaşırabilirsiniz. Çünkü temeli medreselerden geliyor. Ama yine de bu kurumlara baskı var.

Yabancı mücahitlere Aliya zamanında bir günde vatandaşlık verilirken, daha sonra bu insanlar neden çıkartıldı bu ülkeden?

Öncelikle, Dayton Antlaşması’yla bu mücahitlerin sınır dışı edilmesi gerekiyordu. Fakat rahmetli Aliya, bunu geçiştirmeye çalışıyordu. Onlara vatandaşlık verildi ama Dayton Antlaşması ile de vatandaşlıklarının alınması zorunlu idi. Rahmetli İzzet Begoviç zamanında bu olay çeşitli şekillerde, konuşma vs. geçiştirilirdi. Siz de biliyorsunuz ki kendisi diplomasi alanında çok karizmatikti. Bu sayede geçiştirebiliyordu. Kendisi zaten bunun için üzülüyordu. Mitingler düzenlemişti vatandaşlıkları alınanlar için. Vatandaşlığı alınanların birçoğu benim askerimdi. Yine onlardan bir kısmı kaldı, bir kısmı gitti buralardan. Bazıları hemen gitti. Kızmadan ve olayı bilerek. Bazıları kızarak gitti. Kimileri de buradan diğer ülkelere giderek cihada devam ettiler. Bizim mücadele ettiğimiz, kalması için uğraştığımız kişiler, ailesi burada olanlardı daha çok. Çok uğraştık onlar için. Aldıkları vatandaşlık savaşta bulundukları için. Biz bunun dışında evlendikleri için, çoluk çocuğu olduğu için vatandaşlığı hak ettiklerinden mücadele veriyoruz.Srebrenica'da bir anne

Sizler dün Arnavutî’yi ziyaret ettiniz, şehitlerimizi. Ama onların ailelerini ziyaret ettiniz mi? Onların ailesi, çocukları nerelerde biliyor musunuz? Benim için en büyük sorumluluk onların aileleri. Vatandaşlıklarının alınması Avrupa Birliği’nin baskısıydı. 61 oyla bu karar alındı. 60 oy ise Bosna lehineydi. Oyların bir tanesi karşıydı Bosna’ya: Silah ambargosu. Sadece silah ambargosu uygulandı.

Vatandaşlıkların alınması, ‘biz müslümanları sevmiyoruz’ anlamına geliyor. Bir de hukukî anlamda sorunlar vardı. Birçoğu gerçek ismiyle değil de, takma ismiyle çağrılırdı. Kendi aramızdaki ismi. O yüzden belgeler konusunda sorunlar oldu. Ve şunu da kabul etmeliyiz ki: Boşnaklar içinde de hainler var. Her millette olduğu gibi.

Şu an eğitim sisteminde 1991 ile 1995 arası okutulmuyor okullarda. Size anlattıklarımı Boşnaklardan duyamazsınız ve bunları bizim gençlerimiz öğrenemez, yasak. Bu da Dayton Antlaşması ile alakalı. Ne Boşnaklar, ne Sırplar ne de Hırvatlar. Hiçbirisi okuyamıyor o yılları.

Dünya Srebrenica’yı gizlemek için çok uğraşıyor. Şu an tek hedefleri müslümanların terörist olduğu iddiasını yaymak. Burada terör eylemleri yapılıyor bahaneleriyle. Bosna’nın resmini değiştirmeye çalışıyorlar. Karadiç veMladiç gibi katliamın asıl sorumlularını bir yana bırakıp, dışarıdan gelen mücahitleri terörist gibi göstermeye çalışıyorlar. Bosna’daki resmin bu olduğunu göstermeye çalışıyorlar.

Bize İlhan Atlı’dan bahsedebilir misiniz?

Aramızda ‘Pilot’ olarak geçerdi ismi. Yaşlarımız aynıydı neredeyse ve savaşın dışında arkadaşlık yapıyorduk onunla. Ben evliydim; fakat o evlenmemişti ve ben devamlı evlenip evlenmemesi konusunda dalga geçerdim. ‘Hadi seni evlendirelim, ne zaman evleneceksin’ gibi sözlerle. Bakıyorum Türkiye’den gelen diğerlerine, bir iki ay geçmeden hepsi evlenmeye başladı.

İlhan AtlıO, Bosna’da şehit olacağını söylüyordu. “Savaş sona erse de geri dönmeyeceğim Türkiye’ye” diyordu. Kendisinin ailesi de zaten buralıydı. Buralardan kaçamayacağını söylüyordu. Şehit olmak için o kadar mücadele etti ki… Şehit olmayı çok fazla istiyordu. Tekbir getirerek şehit oldu. Hayatımdaki en ağır gündü. Sık sık Bursa’ya gidiyorum fakat Turan Köyü’ne (Pilot’un kötü) gidemiyorum. “Allah’ım”, diyorum, “Pilot şimdi burada kendi çocuklarıyla gezmeliydi. Ben nasıl geziyorum buralarda?” Size anlatamıyorum bazı şeyleri. Şehadeti çok fazla istiyordu. Çok güçlüydü ve sinirliydi.

Bir gün kendisinin köyünde bayram namazını kıldık. Cami önüne çıktı Pilot, tekbir getirmeye başladı. Tekbir getirdiğinde ses cılız çıktı. O da sinirlenip yarı Türkçe, yarı Boşnakça bağırıp çağırdı. Ondan sonra bir tekbir daha getirdi ve her taraf inledi.

Onlar farklıydı. Yani, bir şeyler görüyorsun onlarda. Her şeyi hiçbir gurur olmadan yapıyorlar. Sadece o değildi. Bosna’da onun gibi birçok kişi vardı. Savaşta gerçek İslam’ı hissediyorsun. Bir Allah’ın var bir de seninle savaşan yanındaki kardeşin. Şu an savaş bitti ve o hava yok oldu. Savaştan sonra şeytanî yollar daha da fazlalaştı ve mücadele vermek zorlaştı.

Normal hayatta 70 yaşına kadar yaşayacağını zanneder insan. Savaşta böyle olmuyor, ölüme yakın yaşıyorsun ve bazı şeyleri unutamıyorsun. Mesela siz buraya geldiniz ve bunu unutmayacaksınız. Ben de arkadaşlarımı hiçbir zaman unutamıyorum. 250 tane arkadaşım vefat etti ve 1400 tane de yaralı arkadaşım var, gazi. Bunlar bire bir tanıştığımız, kahve içtiğimiz arkadaşlar. Siz de şu anki birlikteliğinizi koruyun. Birbirinize yakın olun. Yapmamız gereken bu zaten.

Ben savaştaki halimizle gurur duyuyorum. Kimileri hayal kırıklığına uğradı. Büyük zenginlik bekliyorlardı. Fabrikalar, etrafın güzelleşmesi vs. Ben bunu beklemiyordum. Şimdiki yeni nesil bir şeyler yapacak. Türkiye’den gelen siz gençler! Sizler de bir şeyler yapmalısınız, Bosna aynı zamanda sizin. Bu emanet bize ve size Pilot’tan kaldı. Mesela şehit aileleri. Hiçbir şey yapamıyorsak nerede yaşadıklarını bulmalıyız. Geçen sene askerlerle Pilot’un babasının ziyaret edip bayrak hediye ettik. Bunu devlet yapmadı, biz insanî çabamızla yaptık. Bu bizim sorumluluğumuzdu ve diğer şehit ailelerini de bulup bayrak hediye etmeye gideceğiz. Bir arada yapmadık hepsini. Arada bir yaparak daha fazla ilişki olsun istedik.

Bu konuda bizler neler yapabiliriz?Esad Eseoğlu ve Şerif Patkoviç

İlk başta aileleri beraberce tespit edebiliriz. Bu ülkede şehitlerin ailelerine özel haklar var. Ama bazıları gelmedi, bilmiyorlar. Biz de onların yerlerini bilmiyoruz; tespit edebiliriz onları. Öğrencilerin bursları karşılanabilir. Onların çocukları parasızlık yüzünden eğitimsiz kalmamalı. Bizler sahip çıkmalıyız.

Aliya İzzet Begoviç ile ilişkiniz nasıldı?

(Soruyu yönelten kişiye dönerek) Baban var mı senin? İşte o öyleydi.

Aliya’ya olan ilgi Bosna’da az sanki? Yani sokaklarda, caddelerde veya parklarda bu hissedilmiyor. Neden?

Buradaki ilginin göstergesi Türkiye’deki gibi olmuyor. Ama yok da değil, cadde isimleri, parklar vs. var. (Heykelden bahsedildi.) Biz öyle şeyler yapmıyoruz.

Siz de biliyorsunuz rahmetli Aliya’yı. Anlatılacak bir şey değil, kalplerde kaldı o.

(Bu cevaptan sonra çaylar geliyor ve grubumuzda güzel sesiyle gönlümüze giren Ömer Faruk Karataş ve Hamza Algül ağabeyler, ‘Hayat İman ve Cihad’ marşını söylüyorlar. Kısa bir moladan sonra tekrar devam ediyoruz.)

Bosna Savaşı’na dair yazılan eser var mı?

Bazı kitaplar var ama gerçeği yansıtmıyor. Anılarımı zamanla yayınlayacağız. Biraz da ben size sorayım. Bosna nasıl sizce?

(Grubumuzdan bir abi cevaplıyor) Burada kendimizi gerçekten evimizde hissettik. O havayı tenefüs ettik. Eski bir dosta kavuşmuş gibi.

(Başka biri) Özellikle şehit mezarları bizi çok etkiledi.

(Başka biri) Bir zamanlar buraya savaşmak için gelen kardeşlerimizin savaştığı mekânları görmek bizi duygulandırdı. İnşallah Türkiye’ye döndüğümüzde, oradaki kardeşlerimize de buradaki atmosferi anlatıp onların da Bosna’ya gelmesini sağlayarak bu durumu yaygınlaştırmayı düşünüyoruz.

(Başka biri) Saraybosna, Travnik, Zenitsa… Buralar Doğu Karadeniz’in şehirleri gibi. Hiçbir farkı yok oralardan.

( Patkoviç burada bir latife yaparak Türk Hava Yolları ucuzlarsa geleceğini söylüyor Türkiye’ye. ‘Şu an çok pahalı. Ben bile Türkiye’ye gelemiyorum.’ diyor. (gülüşmeler) )

Yürüyüş yolunda (Srebrenica Yürüyüşü) Sırplar önümüzü kesiyormuş. Boşnaklar diyor ki “ses etmeyin.” Bize burada sıkıntı çıkarabilirler. Ne yapalım sizce?

Kavga edin. (gülüşmeler) Biz Çanakkale’ye gittiğimizde (18 Mart), orada tekbir getirilmediğini biliyordum. Ben de hiçbir şey anlamıyormuşum gibi kendi işime baktım ve tekbir getirdim orada. Oraya gittiğimde sizdeki yasakları biliyordum az çok. Oraya gittim ki kardeşlerimi selamlayayım. Onlar da bizim gibi aynı yolda savaştılar, onun için öldüler. Türk askerleri geldi yanımıza ve bağırmanın yasak olduğunu söylediler. Sessiz olmamızı istediler. Ben de oradaki Türk askerine sordum: ‘Şimdi savaş çıksa, sen yine tekbir getirmeyecek misin aynı üniforma altında?’ O da getireceğini söyledi. Sıkışınca tekbir geliyor hemen. (gülüşmeler) Ölüm yaklaşınca herkes sarılıyor hemen tekbire.

“Kavga edin” falan dedim de, herhalde bir şey olmaz (yürüyüş boyunca Sırpları gördük fakat herhangi bir eylemde bulunmadı iki taraf da- E.E). Programa Erdoğan da gelecek. Biz de üniformalarımızla katılarak ona bir onur gösterisi yapacağız. Aslında cesaret ve moral için de geliyoruz.

Son zamanlarda takip ediyorsunuz. Sırbistan ile Bosna’nın arasını düzeltmeye çalışıyorlar. Son olarak Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanı olarak gelmesi, Türkiye’nin Balkanlarda ne kadar önemli olduğunu bir kere daha gösterdi. Sırbistan bazı şartları kabul ediyor çünkü ekonomik anlamda destek alacak. Bizim devletin sahip olduğu birçok şey ya yıkıldı ya da özelleştirildi.

Bir Boşnak’a soruyorlar: Bu ay ne kadar kazandın? 200 mark. Ne kadar harcadın? 300 mark. Peki, 100 mark nereden? Vallahi vursan bilmiyorum nereden geldiğini. Biz mutlu bir milletiz. Savaş da olsa, ekonomi kötü de olsa devamlı sevinçliyizdir.

 

Esad Eseoğlu arkadaşlarıyla birlikte sordu

Güncelleme Tarihi: 25 Temmuz 2010, 20:32
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner7

banner6