Sanatla uğraşandan çirkinlik çıkmaz!

Sadreddin Özçimi Hocamız ile muhabbete kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Sanatla uğraşandan çirkinlik çıkmaz!

 

Röportajın birinci bölümünü okumak için tıklayınız.

Ebru sanatında günümüzün en önemli isimlerinden birisiniz. Bu tür sanatlarla ilgilenmenin ilk olarak bir neyzene, ikinci olarak da bir sanatçıya ne gibi katkıları olabilir. Siz neyzen arkadaşlara neler önerirsiniz ?

Öncelikle güzel sanatlar deyince neyi anlamamız gerektiğine bağlı her şey. Çünkü, güzel sanatlar; insanın güzel ahlak sahibi olabilmek için seçebileceği en önemli yollardan biri. Güzel sanatların bence şöyle bir anlamı var: Cenab-ı Hakka ait olan bütün güzelliklerin görülmesi, algılanması ve o güzelliklerin bir insan eliyle, yine Allah’ın arzu ettiği kadarıyla o kuldan tezahür etmesi. Bunun sonucunda da bu tür sanatlarla ilgilenenlerin, Yaradanla arasında bir yakınlık ve ünsiyet kurması demek olacağından o insandan  bir çirkinliğin sadır olması düşünülemez diye inanmaktayım.

Bunun yanında bir de hayat gayemizi, hayata geliş amacımızı  biraz düşünmemiz lazım. İnsanoğlu sadece yiyip  içip ölmek için mi yaratıldı? Sizce bu hayat bu kadar basit mi? Kaldı  ki insan en kutsi varlık. Cenab-ı Hakkın ortaya koyduğu en büyük mucize. Etrafımıza bakarsak; insan dışındaki bütün varlıklar, insana hizmet için yaratılmış. Peki ya insan? Hiçbir borcu, hiçbir sorumluluğu olmayan bir varlık mıdır?  Allah bizi bu kadar donanımlı ve ulvi yaratmışken biz bu hayatı bu kadar gayesiz ve sorumsuzca geçiremeyiz. Zira en başta Yaradan, bizleri kendi bilinmekliği için ve diğer bir kuluna hizmet etmekliğimiz için yarattığının farkında ve şuurunda olmalıyız. Daha evvel de söylediğimiz gibi güzel sanatlar bizi O en güzel olana ve güzelliklere iletmek ve çirkinliklerden uzaklaştırmak için kullanabileceğimiz en önemli bir vasıta.

Neyzenlerin kendilerini geliştirebilmeleri için diğer kültürleri örnek alması ve bu sanat dallarından bilgi edinmelerini siz nasıl karşılarsınız ?

Bu elbette olabilir. Bir sanatçının kendisini geliştirmesi için başka kültürleri araştırması ve okuması bir bakıma gereklidir. Çünkü o insanı yaratan da aynı Allah’tır. Bunun yanında, eğer o insan da yine Allah’a ait bir güzelliği ortaya koyabiliyorsa bu arayış faydalı olabilir. Fakat bu arayışlar, kendi güzelliklerini bir kenara bıkarıp o kültürü kendi üzerine giydirmesi şekline dönüşmemelidir. Yani kültür etkileşimi derken; kendi kültürünü, diğer kültürle dejenere etmek değildir, bu çok yanlış olur günümüzde olduğu gibi maalesef. Bu ancak aşağılık kompleksi içinde olan toplumların göstereceği bir davranış biçimi. Kendi kültür değerlerini bilmediği için bu kültür etkileşimi yanlış boyutlara gidiyor. Bunun tek olur şekli; kendi kültürünüzü tam olarak tahsil ettikten sonra diğer kültürlerde size ilham verecek bir güzellik varsa eğer o güzelliği alıp hiç ellemeden kendine monte ederek değil, ancak onu kendi geçmiş birikiminin verdiği güçle kendi özüne uyarlayarak monte edebilirsen olur. Bunun dışında kendi özünü beğenmeyerek, başka yerlere giderseniz, ortaya günümüzün ucubelerinden başka bir şey çıkmaz.

Selçuk Üniversitesinde Cinuçen Tanrıkorur ile birlikte Müzik Eğitimi Bölümünün kuruluşunda yer almışsınız. Ben bu bilgiyi öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Eğitmenliğe gönül verdiğiniz buradan net bir biçimde anlaşılıyor. Bize bu süreci biraz anlatır mısınız?

1984 te, Cinuçen Tanrıkorur Beyle birlikte, Konya Selçuk Üniversitesine öğretim görevlisi olarak girdik. O tarihlerde eğitim fakültesinde bir müzik bölümü yoktu. Rektörün arzusuyla orada bir müzik bölümü açtık. O tarihlerde YÖK’ün müsade ettiği kadarıyla bir müzik bölümü oldu. Müfredatta ne kadar Türk musikisi vardı, tabi ki tartışılır ama yine de bizim zamanımızda musikimizle ilgili dersler oldukça vardı, ancak bizden sonra gelen ve Batı konservatuarlarından mezun olan hocaların da gayretleriyle, Türk müziği neredeyse seçmeli ders seviyesine kadar geriledi.Sadreddin Özçimi

Sizin oradaki eğitmenliğiniz ne kadar sürdü?

1991 yılına kadar sürdü. Bu yıldan itibaren tekrar İstanbula döndüm.

Sizin zamanınızdaki neye yaklaşımla günümüzdeki neye yaklışım arasında ki farkları siz nasıl değerlendiriyorsunuz.

Bizim zamanımızda, iki elin parmakları adedince az icracı vardı. Bunun içine Türk Müziği Konservatuarı da dahildi. O zamanlarda şimdiye kıyasla talep de azdı. Fakat günümüzde özellikle ney sazı, insanımız için bir aksesuar haline geldi diyebilirim. Yolda yürürken bakıyorum da herkesin sırtında bir ney çantası. Bununla beraber ney açan insanların sayısı da arttı. En basitinden internette ney imalatçısı  diye arama yaptığınızda bir çok kişi çıkıyor karşınıza. Belli ki bu talebi karşılama ihtiyacı var.

Burada bir hususu da belirtmekte fayda var. Popüler kültürün zararından ney sazı da nasibini almış görünüyor maalesef. Asırlardır gelişerek Muhterem Niyazi Sayın Hocamızla mükemmel bir saz haline gelmiş olan ve diğer milletler içerisinde apayrı bir yeri olan Türk Neyi tavrımız da bugün bir bocalama yaşıyor nerdeyse ve bunun sonucunda da ya kaval ya da arabesk tarzında üflenen bir ney karşımıza çıkıyor. Popüler kültürün kullandığı ney de doğal olarak bu. Ney olarak isimlendirilen ancak Ney’den fersah fersah uzak olan dejenere olmuş bir Ney tavrı, başka bir şey değil.

Bunun yanında unutulan başka bir hadise de meşktir. Meşkten gaye; birebir insan ilişkisi, birebir hoca-talebe ilişkisidir. Bir düşünün, öyle güzel bir hocaya tabi olacaksınız ki, hoca sizi daima doğru ve en güzele sevk edecek, doğru sanat ahlakına sevk edecek. Dolayısıyla bir sanat talibine meşk çok önemli bir hadise. İnsan hocasından hem sanatıyla alakalı güzel şeyler öğrenirken hem de sanatının onu götürmesi gereken yer ile ilgili faydalı bilgiler öğrenir. Ancak maalesef bugün bu meşk hadisesi de kalmadı, günümüz talebeleri için bu da büyük bir kayıp.

Meşk usulünün kaybolmasıyla gençlerimiz sadece sanat alanında değil, aynı zamanda ahlaken de büyük zararlar görüyor. Bunun en büyük örneği şudur: İnternette biraz dolaştığınızda üç-beş aylık geçmişi olan taze bir ney talebesinin kendince taksim yapıp görüntüsünü koyduğunu görüyoruz. Altındaki yorumlara bakıyorum, öve öve bitirememişler ancak ortaya çıkan netice normal olarak çok zayıf ve bazen de çok gülünç. Öncelikle görüntüsünü koyan neyzen belli ki bu saza yeni başlamış ve yeterli birikimi yok. Bunun yanında sen hangi cesaretle internete bu görüntünü koyabiliyorsun. İşte bu arkadaşlar meşk usulüyle eğitim görmüş olsalar, böyle bir şey yapmanın hem yanlış hemde utanç verici bir durum olduğunu bilirler ve meşk etmekte oldukları hocalarından ruhsat almadan hiçbir şey yapamazlardı. Yani o talebeler, talibler hocalarına ‘Ölü yıkayıcısı önünde ki meyyit’ gibi teslim olurlardı. Bendeniz elli altı yaşındayım, hocamın karşısında hala el pençe divan oturuyorum, ney üflemeye haya ediyorum, terliyorum, elim ayağıma karışıyor. Fakat öteki çiçeği burnunda olan neyzen kardeşim, internette icrasını umuma sunmakdan çekinmiyor, utanmıyor. Gerçekten çok üzücü bir durum.Sadreddin Özçimi

İyi bir motorsiklet kullanıcısı olduğunuzu biliyoruz. Uzak mesafelere motorsiklet ile gidiyormuşsunuz. Motorsikletleri sever misiniz ?

Evet seviyorum. Türkiye’nin bir çok yerini motorsikletle gezdim. Konya çocuğu olmamız hasebiyle, gençliğimizden beri bisiklet ve motorsiklet ilgi alanımızdaydı. Bu ilgi 45 yaşından sonra tekrar alevlendi. Belki aklınıza ‘bir neyzen, bu kadar popüler olan bir aracı nasıl kullanabilir’ diye bir soru gelebilir. Onu da şu şekilde izah edeyim; ben motorsikleti bir vasıta olarak kabul ediyorum. Bugün otomobil ne kadar ihtiyaç ise, motorsiklet de o kadar ihtiyaç bence. Önemli olan burada hayattan zevk alabilmektir.

Kitaplarla aranız nasıl, özellikle beriltmek istediğiniz yazar var mıdır?

Vakit buldukça tasavvufi kitaplar okuyorum. Günümüz yazarlarından pek okuduğum söylenemez ancak Mesneviyi baş köşeye koymamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Mesnevi öyle bir hazine ki, aynı şeyi okuduğunuzda dahi her seferinde karşınızda farklı bir ufuk açılıyor. Belki neyzen olmak hasabiyle olsa gerek Hz. Pir’in Nayi şerifi, Mesnevinin ilk beyitlerine taşımak suretiyle Ney’e farklı bir anlam yüklemesi, bizi Mesneviye çeken bir sebep diye düşünürüm.

Ney ile yeni tanışacak gençlere neler tavsiye edersiniz.

Günümüzde daha ziyade işittikleri, dinledikleri ney tavrının, gerçek ney tavrı olmadığını ben buradan açıkça söylemek istiyorum. Çünkü bizim musikimizin ney tavrı ne kaval tavrıdır, ne de arabesk tavrıdır. Bütün bunların çok çok dışında ve dünyada sadece Türklere mahsus bir tavrı vardır. Bugün Arabistan’da, İran’da ney üflenmekte ve ismi de ney diye geçiyor. Fakat bizim tavrımız, onlarla yanyana üflenemeyecek kadar farklı. Bir İranlı neyzen ile ben oturup aynı şeyi üfleyemem, o da aynısını yapamaz. Bu bakımdan neye heves eden arkadaşlarımızın çok doğru bir hocayı arayıp bulmaları gerekmektedir. Ney üflediği söylenen herhangi birinden gidip ders almamaları gerekmektedir. Bizim musikimizi hakkıyla icra eden ve öğreten bir hocadan ders almaları onlar için son derece önemlidir derim.

Abdullah Said Can konuştu

Yayın Tarihi: 22 Kasım 2011 Salı 22:10 Güncelleme Tarihi: 24 Kasım 2011, 07:38
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
genc
genc - 10 yıl Önce

SAdreddin hoca gibi Büyük ustanın röportajını yapmak cesaret ister. Teşekkürler.

Hasan zahid yurdagül
Hasan zahid yurdagül - 4 yıl Önce

2 bölüm olarak hazırladığınız bu söyleşi içün çok teşekkür ediyorum Allah razı olsun. Hocamı epeydir göremiyordum okurken sesi geldi kulağıma cok guzel olmuş:) Acaba kullanılan fotoğrafları mail olarak ulaştırabilir misiniz rica etsem ve mümkün ise Neyzenzahid46@gmail.comTeşekkürler

İhsan Yaşar ÖZDEMİR
İhsan Yaşar ÖZDEMİR - 4 yıl Önce

Üstadım,Harika bir ropörtaj olmuş.Allah sağlık,afiyet ve hayırlı uzun ömürler nasip etsin.Selam ve sevgilerimi sunarım.

banner26