Sami Arslan: 'Yazma eser toplumun şarkısıdır bence; onda tılsımlara, nefretlere, doğumlara, izdivaçlara rastlayabilirsiniz’

Türkiye'nin ilk Yazma Eserler Uygulama ve Araştırma Merkezi, 9 Mart 2020 tarihinde Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nin Üsküdar Yerleşkesi’nde açıldı. Merkezin müdürü Samir Arslan ile çalışmalarını ve geleceğe yönelik projelerini konuştuk.

Sami Arslan: 'Yazma eser toplumun şarkısıdır bence; onda tılsımlara, nefretlere, doğumlara, izdivaçlara rastlayabilirsiniz’

Pandemi sürecinin gölgesinde kalsa da Mart ayında çok önemli bir gelişmeye şahit olduk. Medeniyetimizin eşsiz birikimi yazma eserler üzerine çalışmalar yapacak Yazma Eserler Uygulama ve Araştırma Merkezi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi bünyesinde açıldı. Dünyabizim sitesi olarak Yazma Eserler Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin müdürü Sami Arslan’a projenin nasıl ortaya çıktığını, kimlerle çalıştıklarını, amaçlarını, geleceğe dair hedeflerini sorduk.

Proje nasıl ortaya çıktı? Ne kadar süredir üzerinde çalışıyorsunuz?

Daha önce farklı yerlerde bahsi geçtiği için bazı şeyler tekrar olacak fakat hatırlatmakta fayda var: Doğrusu biz yazma eser çalışmalarının, müstakil bir disipline doğru gittiğini düşünüyoruz. Hem yazma eser çalışmalarının hem de kitap kültürü çalışmalarının... Bunlarla alakalı Türkiye dışında profesyonelce yapılan işler var. Almanya’da, Fransa’da, İspanya’da… Amerika’da başka çalışmalar var, keza İngiltere’de yapılan çalışmalar var. Bu tür merkezlere baktığımızda yazma eser kültürü alanında yavaş yavaş bir teori geliştirmeye, terimler vazedilmeye başlanıldığını görüyorsunuz.

Herkes iddiasını ortaya koyabilir tabii ki –koymalıdır da- fakat biz niye iddiamızı ortaya koymuyoruz? Başka araştırmacıların nesne olarak baktıkları ve inceledikleri İslam yazma eserleri burada üretilmiş. Yani İngiltere'de üretilmemiş, Fransa'da üretilmemiş, Berlin'de üretilmemiş, ne bileyim Madrid’te üretilmemiş; burada, İstanbul'da, Kahire’de, Mekke'de üretilmiş. Dolayısıyla eğer bu alan müstakil bir disiplin olacaksa bu disiplinin çalışma zeminini oluşturan şeyler nerede üretilmiş ise teorisinin de orada (da) çalışılması gerektiğini düşündük, tarifinin burada yapılması, terimlerinin burada konulması vs. İstanbul’un -Süleymaniye’den mütevellit- bu iş için çok uygun ve önemli bir yer olduğuna inanıyoruz ve bu sebeple Yazma Eserler Uygulama ve Araştırma Merkezi’ni İhsan Fazlıoğlu’nun öncülüğünde Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi bünyesinde, Atik Valide Kampüsü’nde kurmuş olduk.

Hamasete düşmeden, yazma eser kültürü çalışmalarında gerçekten mevcut durumun daha iyisini yapabileceğimize inanıyoruz. Bunu söylerken Batı’da ya da başka yerlerde yapılan çalışmaları yadsımıyoruz, söz gelimi François Deroche’un, Konrad Hirscler’in hele Adam Gacek’in alana katkılarını kim inkar edebilir ki! Şunu da ilaveten belirtmek isterim ki Türkiye dışında birçok ülkeden yazma eser uzmanını da yirmi kişilik istişare kurulumuza davet ettik/ediyoruz.

Yazma eser çalışmaları müstakil bir disiplin olacaksa bu disiplinin ilgileneceği konular ve problemler neler olacak?

Konulara tamam ama problemlere yek seferde cevap vermek beni aşar doğrusu, bir ortak akıl lazım bunun için. Öncelikle şunu söyleyeyim, yazma eserler üzerine şimdilik herkesçe kabul edilmiş ortak bir tanım bile yok. Klasik Yayınları tarafından Arapça Elyazmaları İçin Rehber adıyla Türkçeye kazandırılan kitabında Adam Gacek de aynı şeye dikkat çekiyor. Gerçekten onun söylediği gibi bu alanda henüz emekleme aşamasındayız. Yazma eserin tarifinde bile bir ittifak yok ve çalışılacak çok mesele var. Bu doğrultuda yapmayı planladığımız çalışmaların listesi epeyce kabarık. Çalıştay, sempozyum ve seminerler başta geliyor. Merkezin hedeflerini bu doğrultuda kısa, orta ve uzun vadeli olmak üzere üçe ayırdık. Yapılacak işlerin başında metodolojiyle alakalı konular var. Önce tanımları yerli yerine oturtmak gerekiyor. Bu amaçla bir çalıştay yapmayı planlıyoruz. Ayrıca şahsen bendeniz de yazma eserlere nasıl yaklaşılması gerektiğine dair bir makale hazırlıyorum şu sıra, ya nasip! Bu alanda çalışmak isteyenler için bir fırsat oluşturmaya çalışıyoruz.

Metni dışında bir yazma eser bize neler söyler biraz daha açabilir misiniz? Konuya yabancı okurlarımız için biraz daha ayrıntı faydalı olabilir.

Bu noktada şunu ifade etmeliyim ki yazma eser çalışmaları, üniversitelerimizde çokça yapılan edisyon kritik çalışmalarından ibaret değil. Yani nasıl söylesem, bu çalışmalar yazma eser kültürünün cüzi bir kısmıdır aslında, sadece metin çalışmasıdır, yazma eser çalışmaları denilince sadece bunlar anlaşılmamalı. Yazma eser denildiğinde, onu ortaya çıkartan müellif tamam hikayenin esas oğlanıdır ama tek başına ondan ibaret değildir mesele, olmamalıdır. Aksi halde yazarı tek fail kabul edeceksek yazma eserin matbu kitaptan ne farkı kalır ki! Söz gelimi Taşköprülüzâde’nin Medînetu’l-‘ulûm’ndaki muhteva kadar o eserin nüshalarının üstündeki bir sürü hayat ve hikaye de önemlidir. Yazma eser çalışmaları denilince onu çoğaltan müstensih, müstensihin kullandığı kağıt, kağıt tedarikçisi, kağıda döktüğü mürekkep, tezhibi-minyatürü yapan sanatkar ve daha da önemlisi yazma eserin okuru, yazma eserin sahipleri, onu okura sunan sahafı… devreye girmesi lazım. Bunların ve metni dışında bir yazma eser bize siyasete ve tabiata dair de önemli şeyler söyler; insanların korkularından bahseder, psikolojilerine dair şeyler anlatır.

Ülkemizde maalesef tüm bunlardan maada metin neşrine indirgenmiş gibi yazma eser çalışmaları. Mürekkep üzerine, kağıt üzerine, okur üzerine, temellük formları üzerine, bırakın formu mütemellikler üzerine bile kaç tane yapılmış tez var ki? Neredeyse yok. Neyse ki İsmail Erünsal hocamızın çalışmaları var önümüzü açan, kılavuzluk yapan. Allah üstadımızın ömrüne bereket versin ki daha çok müstefit olalım çalışmalarından.  Keza Hatice Aynur ve Berat Açıl’ın da bu alandaki çalışmalarından bahsetmek gerekir. Yani yazma eser toplumun şarkısıdır bence, onda tılsımlara, nefretlere, çiftçinin mer’aya gönderdiği atına, yemek tariflerine, yol güzergahlarına, bağışçılara, doğumlara, izdivaçlara rastlayabilirsiniz. Örnekleri keyif ile çoğaltabilirim ama hacet yok sanırım. Yazma eser Bertolt Brecht’in Okumuş İşçi’sine vereceğimiz cevaptır bence, sadece krallara/müelliflere odaklanmamaktır. Diyeceğim o ki o ki yazma eser çalışmaları metin çalışmalarını aşıp nüsha çalışmalarına odaklanmalıdır.

Yazma eser kültüründe başat rol oynamak istiyorsak onun sosyolojisine odaklanmalıyız, bunun öncelikli şartı ise kataloglarının merkezinde kitap/metin değil nüshaların olmasıdır.  Merkezin açılışında üstad İhsan Fazlıoğlu bu konuya değinerek şunları söylemişti: “Bir yazma eser ile kültür ve medeniyet tarihimizin haritasını çıkarabiliriz. Yazmanın teknik içeriği size akademik kariyer açısından faydalıdır ama o yazmanın bağlamını ele aldığınız zaman onu kendi kültürel kodları ve tarihsel süreç içerisinde bulundurduğunuz zaman tüm İslâm medeniyetinin konuştuğunu görüyorsunuz. O konuşanı anlayacak önce bir niyet, sonra ahlak, ardından da bir kulak gerekir. Bunlar yoksa o sesi duyamazsınız. Yazma Eserler Uygulama ve Araştırma Merkezimizde önce bu niyeti sonra metodolojiyi yani ahlakı geliştireceğiz. Ondan sonra da duymaya başlayacağız.”

Merkezin gelecek hedeflerini biraz daha somutlaştırabilir misiniz?

Yazma Eserler Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin kısa, orta ve uzun vadede hedefleri var. Üniversitemiz merkezlerinden İslam Sanatları Merkezi ile birlikte yürüttüğümüz bir “Yazma Eser Okur Yazarlığı” sertifika programı başlatmıştık fakat malum salgın sebebiyle ara vermek zorunda kaldık ama o programa online devam edebiliriz. Yine tüm hazırlıklarını bitirdiğimiz bir “Sebeb-i Telif” çalıştayımız vardı, onu da maalesef bu süreçte tehir etmek durumunda kaldık. Haziran ayında Tuncay Başoğlu’nun moderatörlüğünde akademik dünyadaki yazma eser çalışmalarının seyrine dair bir panel düzenleyeceğiz. Bu vesileyle bu sahada dünyada kimler neler yapıyor görmek istiyoruz. 7-8 Ekim’de Almanya’da faaliyet gösteren Saxon Academy ile derkenarlar üzerine Berat Açıl’ın koordinatörlüğünde kapalı bir çalıştay yapacağız nasipse. 

Seneye “Yazma eser Okur Yazarlığı” II ve III devam edecek inşallah. Aslında bana kalsa hemen yapalım diyeceğim çok şey var da yönetimdeki hocalarımız tecrübelerine istinaden teenni ile hareket etmemizi tavsiye ediyor. Yazma eser ve kitap kültürü alanında bir dergi çıkartmak istiyoruz mesela, hazırlıklarına başladık. Bu projeyi yönetim kurulu üyelerimizden Mustakim Arıcı yürütecek. Sanırım derginin yayına başlaması bir iki yılı bulacak.

Şu sıralar beni heyecanlandıran bir şey ise merkezimize dört yüz bin eserin görselinin bağışlanacak olması, içlerinde dünyanın dört bir yanındaki yazma eser kütüphanesinden eserler var. Bu eserlerle alakalı bir çalışmamız olacak ve bunları merkezimizde okurların istifadesine açacağız. Yine şu sıralara bir danışma kurulu üyelerimizin aracılığıyla uluslararası bir proje (daha doğrusu projeler diyelim) desteğinin cevabını bekliyoruz, onaylanırsa detaylarını daha sonra paylaşırız inşallah.

Uzun vadeli hedefimiz ise Osmanlı ilimler literatürü hazırlamak. Bunun için sağlam bir sponsor desteğine ihtiyacımız olacak. Bu, İSAM’ın DİA’sı gibi uzun soluklu bir proje olacak. Şahsen ben devletin buna el atması gerektiğini düşünüyorum, bu projeyi konuşmak için sanırım şu an için erken.

Bize Yazma Eserler Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin açılmasında kimlerin emeği olduğundan, yani ekibinizden bahsedebilir misiniz?

Tabii ki, gururla hem de. Bendeniz hasbelkader merkezin müdürüyüm ama yönetim kurulunda bu işi benden daha iyi yapabilecek isimler var. Burada iki şey söylemek istiyorum. Birincisi üniversitemiz rektörü Prof. Dr. Fatih Andı kuruluş aşamasında merkeze yürekten destek verdi ve merkez yönetiminin teşekkülüne hiç müdahil olmadı, tekraren müteşekkiriz kendilerine. On kişilik yönetim kurulunun sekizi diğer üniversitelerde görev yapıyor, yani bu, üniversiteler arası bir proje. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’den M. Fatih Kaya, İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nden İhsan Fazlıoğlu, Mustakim Arıcı ve Mehmet Arıkan, İstanbul Şehir Üniversitesi’nden Berat Açıl, 29 Mayıs Üniversitesi’nden Ertuğrul Ökten, Sabancı Üniversitesi’nden Abdurrahman Atçıl, İstanbul Üniversitesi’nden Kadir Turgut ve İSAM’dan Tuncay Başoğlu yönetim kurulu üyeleri. Yönetimde profesör de var doktora öğrencisi de. Bu kadar kıymetli isimlerle beraber olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Toplantılarımız benim açımdan ders gibi oluyor doğrusu, çok keyifli geçiyor.

Hedeflerinizden biri de bu alanda uzmanlar yetiştirmek sanırım?

Şu an enstitü statüsünde olmadığımız için tez yaptıramıyoruz. Ancak üniversitelerin tarih bölümünden ya da başka bölümlerden yazma eser kültürü alanında tez hazırlamak isteyen arkadaşlarımız bize müracaat edebilirler; istişare eder, konu tavsiyesinde bulunur, ihtiyaç haline yardımcı danışmanlık yapabiliriz. Amacımız konuya ilgi duyan uzmanlar yetiştirmesine katkı sağlamak. Tezler, makaleler ve kitaplar aracılığıyla konuyu Türk akademisinin gündemine taşımak istiyoruz.

Merkez kapsamında bir kütüphane kurmayı planlıyor musunuz?

Öncelikle bir dijital ihtisas kütüphanesi kurmak istiyoruz, daha önce bahsettiğimiz dört yüz bin yazma eser nüshası bunun nüvesini oluşturacak. Bunun yanı sıra İhsan Fazlıoğlu hocamız da kendilerinde bulunan otuz bin kadar yazma eser görselini bu kütüphaneye bağışlayacak. Bazen sizin o an için gündeminizde, hesabınızda olmayan durumlarla da karşılaşabiliyorsunuz hayatta. Böylesi bir durum bizim de karşımıza çıktı, eğer üniversitede uygun yer ayarlanabilirse bir matbu kütüphane bağışı alma durumu ortaya çıktı, bunları daha sonra açıklayacağız ama vesile olan hocamıza buradan çok teşekkür ediyorum. Böylece merkezde araştırma yapmak isteyenler yazma eser alanında yapılmış tüm çalışmaların dijital ve matbu versiyonlarını merkezimizde bulabilecekler. 

Konu üzerine çalışan biri olarak sizce Türkiye’deki yazma eserlerle ilgili en ciddi problem nedir?

Türkiye’deki yazma eserlerle ilgili yapılması gereken en acil şey nedir diye sorarsanız kataloglama derim. Ama daha önce de bahsedildiği gibi nasıl katalog yapılacağına dair bir konsensüs oluşturulmalı önce. Buna dair bir metodoloji çalıştayı yapmayı düşünüyoruz, merkezimizden Kadir Turgut’ın ideal kataloğun nasıl olması gerektiğine dair öteden beri düşündüğü birtakım şeyler/yaklaşımlar var. Her eser gizemli bir dünyadır, bu dünyanın dehlizlerinden dolaşmak insana keyif verir, bunun yanında bilgi de üretirsiniz. Fakat bu dünyaya girebilmenin anahtarı da kataloglardır. Ve maalesef bizim hala kayda değer kataloglarımız yok. Mesela falanca eserin filanca kütüphanede bulunan nüshasının fişini hazırlarken -eğer eser az bilinen ya da hiç bilinmeyen bir eser değilse- uzun uzun o eserin muhtevasından bahsetmenin ne faydası var, zaten bunlar o esere dair kamuya mal olmuş bilgiler. Benim okur olarak o nüshanın etrafında olup bitenleri önüme koymalı fiş/katalog. Kaç kişinin elinden geçmiş, nereleri dolaşmış, hangi hikayelere tanıklık etmiş, derkenarlarda kimlerin izleri var, o okur hangi eserlerden o nüshanın derkenarlarına iktibas yapmış vs.  

Peki, siz merkez olarak bunu tek başınıza yapabilir misiniz derseniz, hayır! Yapamayız çünkü bu söylediğimiz şey yılları alacak ve çok büyük ölçekte katlımla mümkün olabilecek bir şey, biz en fazla küçük bir koleksiyon üzerinden ideal bir katalog “nasıl olmalı”nın provasını yapabiliriz sadece. Böylesi bir katalog için YÖK, Yazma Eserler Kurumu ve üniversitelerden seçilmiş bazı bölümlerin iş birliği yapması gerekir. YÖK işin organizasyon tarafını sağlayabilir ve kısmen de burs ayırabilir. Üniversitelerimizin özelikle tarih, edebiyat ve ilahiyat fakülte/bölümlerinde çok sayıda edisyon kritik yapılıyor malum, bence buna biraz ara verilip bu enerji katalogların tez olarak hazırlatılmasına kanalize edilmelidir. Bir dönem üniversitede teorik dersler alındıktan sonra bir dönem Süleymaniye’de pratik yapılabilir, sonrasında tez olarak da belli sayıda eserlerin kataloğu hazırlatılabilir.

Son olarak bu alanda çalışmak isteyen genç arkadaşlara neler söylemek istersiniz?

Her şeyden önce çok hevesli olunması gerekiyor, bu hepimiz için geçerli. Bu iş bazen iğneyle kuyu kazmaya benzer. Sonrasında ortalama düzeyde Arapça bilinmesi gerekir. Yazma eserler söz konusu olduğunda Farsça, Arapça kadar yaygın değil fakat onun da kullanıldığı sahalar var. Osmanlı Türkçesini söylemiyorum bile. Şunu tekrar etmek isterim, yazma eser kültürü ve kitap kültürü üzerine çalışmak isteyen arkadaşlarımız merkezimizle irtibata geçebilirler.

Son olarak ilginiz için teşekkür ederim.

Röportaj: Munise Şimşek

 

Güncelleme Tarihi: 11 Nisan 2020, 10:58
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26