Şairin meslek hastalığı mı var?

Son zamanlarda adından sıkça söz ettiren Furkan Çalışkan'la ilk kitabı Kabahatler Kanunu'na dair keyifli bir söyleşi yaptık..

Şairin meslek hastalığı mı var?

Furkan Çalışkan kimdir denildiğinde bir şair olarak bu soruya cevabın ne oluyor?

Bu soruya başkalarının vereceği cevap daha önemli. Ben sadece şu kadarını söyleyeyim, şiirinden başka sermayesi olmayan bir adamım.

Kabahatler Kanunu, Furkan ÇalışkanHer şairin, şiiri neden tercih ettiği noktasında -en azından kendisi için de olsa- ikna edici bir sebebi vardır. Senin bu tercihindeki sebepler nelerdir?

Benim ikna edici bir sebebimden çok, şiirin birçok konuda beni ikna ettiği gerçeği var. Belki de bir Türk’ün şair olması için ikna edici bir sebebe de ihtiyacı yoktur! Şaka bir yana, zihnimdekinden daha mat bir dünyaya tahammül etmekte zorlanıyorum, şiir benim için her şeyi daha net hale getiriyor. Daha parlak bir dünya için ikna ediyor.

Kabahatler Kanunu ilk kitabın ve ilk mısrası “Şairin suçu!” ünlemesiyle başlıyor. Kabahat, suç, hata, yasak gibi kavramlar içinde bulunduğumuz kuşağın genel olarak üzerinde durduğu kavramlar oldu nedense. Son zamanlarda bu kavramlara karşı duyulan yoğun ilginin sebebi ne olabilir sence?

Şairin varlığı, yaşayışı ve en önemlisi bu hayatta tercih ettiği şeyin şiir olması, çağımıza başlı başına aykırı bir şey. Bizler romantik, hisli adamlar değiliz, düzenin algı sistematiğine çomak sokma peşindeyiz. Aşk mesela, bu toplumun ne kadar Karacaoğlan’dan koptuğunu görmek derecesinde girer şiire…

Ölüm mü? Biz onu üçüncü sayfalardan değil Âşık Veysel’in gözünden görme derdindeyiz; iddiamızı siyasetçilerin bozuk Türkçelerinde değil İsmet Özel’in dizelerinde parlatmışız. Bütün yolların yürünebilir olmasından kaçınan insanlarız. Bu çağa göre bunlar kabahatlidir, mantıksızdır, reel karşılığı yoktur, bu kafa için sistem hata verir. Şair, suçlarının büyüklüğü ölçüsünde suçsuzdur bu çağda. İçinde bulunduğumuz kuşak için çemberin biraz daha daraldığı gerçekliğini unutmamak lazım.

Kendi kuşağın hakkındaki görüşlerin nelerdir?

İki bin kuşağı yeni yeni temayüz etmeye başladı. Birçoğumuz kuvvetli bir şekilde gelen ’90 kuşağının en hararetli zamanlarında şiire başladık. Doksan kuşağının dergilerinde ilk ürünlerimiz yayınlandı. Belki de bu yüzden iki bin kuşağının belirginleşmesi uzun sürdü. Özal sonrası oluşan Türkiye’de ve soğuk savaş sonrası kurulan yeni dünyada şiir daha marjinal bir alanda kaldı. Kastım teknik ve içerik değil. Şiir ve şiire ait algı biçimleri artık sistemin otomatik dışlamasına maruz kaldı.

Şiirin zor günlerine denk geldik

Şiirin zor günleri denk geldi biz iki bin kuşağı şairlerine. Öte yandan çok dallı budaklı bir kuşak, iki binlerde yazmaya başlayan her şairi bunun içine dâhil etmek ne derece doğru bilemiyorum. Zaten bu ‘kuşak’ kavramı sıkıntılı bir kavram. Onun yerine şiir anlayışlarının üzerinden gitmek daha sağlıklı. Benim iki bin kuşağı anlayışımın çerçevesinde kalan şairler ve yapıtlar bir başkasından epey farklı olabilir. Ancak şundan kesin olarak eminim ki, suni bir biçimde oluşturulamaz. İki bin kuşağı ile ilgili seri yazılar yazmakla, teorik denemelerde isim belirlemekle zannetmiyorum ki bu iş olsun.

Furkan ÇalışkanBunu, şiirlerin kalıcılığı, okunurluğu ve etki alanı belirleyecek. Şiirinde nefes alabildiğim, okudukça kendimi güvenli bir bölgede hissettiğim, kendi kuşağımdan çok yetenekli şairler var. Mesela Mustafa Akar, Ahmet Edip Başaran, İsmail Kılıçarslan, Yavuz Altınışık, Oğuz Karakaş, Vural Kaya gibi şairler üzerinden belli karakteristikler çıkarılabilir. Aslında burada ortak olan tek şey süre olarak iki binlerde yazmaya başlamak değil, aynı zamanda bu şairlerin çoğunun “buluş”u ve “bulgucu’’ şiiri önceleyen isimler olması. Bu kendiliğinden oluşan bir durum. Bunun yanında, bulguyu değil, bulguya giden yolun şiirini yazan isimler de var, Efe Murad, Mehmet Öztek gibi…

Şiirde rahat bir söyleşiye sahipsin. Etki ve esinlenme bakımından bu söyleşiyi borçlu olduğun şairler var mı?

Şiir serüvenimizi, böyle diyor Cemal Süreya, iyi bilmek gerekir. Hiçbir zaman doğrudan bir şairi referans almadım, yapmaya çalıştığım şey daha çok Büyük Türk Şiiri’nin adımlarını izlemek oldu. ‘Etkileşim’, şiirinizi kurarken yardımcınızdır; ancak o şiir kurulamazsa ve o şekilde icra olmaya devam ederse bunun adı ‘çoğaltmak’ olur. Türk şiir geleneği çok muazzam bir şey, Osman Konuk’un dediği gibi kiminle teraziye çıktığınız çok önemli. Bilindiği gibi Kırklar dergisinde şiire başladım, yani hiç halı sahada oynamadım, direk arenada buldum kendimi. İbrahim Tenekeci, Hüseyin Akın, Ahmet Murat, Ali Emre gibi güçlü şairler vardı orada. Bu, şiir terbiyesi almak açısından harika bir deneyim oldu.

Kabahatler Kanunu hakkında irili ufaklı birçok metin yayınlandı, yayınlanıyor. Bu ilgiyi nasıl değerlendiriyorsun?

Kabahatler Kanunu her çeşit karşılığı buldu. Kitaptan sonra beni meraklandıran ve heyecanlandıran asıl şey kitabın okur ile iletişime geçip geçemeyeceği idi. Bu beni biraz daha fazla ilgilendiriyordu açıkçası. Bu noktanın beni mutlu etmesi ile yetineyim. Öte yandan, kitap hakkında çok değerli isimlerin yazıları oldu. Kendi kuşağımdan isimlerin yazılarını özellikle önemsedim.

Usta şairlerin cesaretlendirici yazıları da oldu, kendilerine müteşekkirim. Yapıcı eleştirileri kesinlikle dikkate aldım, asla kulak arkası etmedim. Ne yazık ki bunların yanında, edebiyatın karanlık sokaklarında, şiiri ile değil başka şeylerle var olmaya çalışan arkadaşların ne maksatla olduğunu bildiğim yazıları da geldi. Tetikçi dediğimiz tür. Önemsiz. Ama genel olarak kitabın gördüğü ilgi Türk şiiri refleksi ile alakalı bir şey, bu bağlamda benim için olumlu.

Bir şair olarak edebiyat ortamında seni en çok heyecanlandıran ve en çok canını sıkan şeyler nelerdir?

Sevdiğim bir şair yahut yazarla tanıştığım zaman, hayal ettiğim insansa karşıma çıkan, bu beni sevindiriyor. Tersi de canımı sıkıyor. Geriye dönüp baktığımda beni en çok mutlu eden ise, edebiyat vesilesi ile tanıştığım ve edebiyat haricinde de dost olduğum isimlerle bugün hâlâ kardeşliğimin devam etmesi. Edebiyat ortamında can sıkıcı durumlar çoktur, ortam insanı olmazsanız bu sizi çok etkilemez. Ben şiirime bakmayı tercih ettim bugüne kadar.

Modern ve şiir tamlamasının sendeki ilk çağrışımı nedir?

Tamlama oluşturan bir zıtlıktır. Düşman hatlarında dolaşmak gibi! Sabotaj. Bir de işin başka bir yönü var; kavramların ve kavramsallaştırmanın hüküm sürdüğü bir dünyada yaşıyoruz. Demokrasi kelimesi kullanılarak ülkeler işgal ediliyor. Modernizm kavramı da, içini nasıl dolduracağınız, neresinden tuttuğunuzla alakalı bir kavram. Modernizm, şiiri baştan çıkaramaz, şiir tarafından aldatılır ancak. Bu yüzden modern şiir diyoruz.  

Kitaplarla aranın iyi olduğu su götürmez. Merak ettiğim neleri okuduğun, kimleri takip ettiğindir?

Son zamanlarda Nurettin Topçu’yu tekrardan okudum, yine İdris Küçükömer’in ve Hilmi Ziya Ülken’in üzerinden bir kere daha geçiyorum. Mircea Eliade’nin Dinler Tarihi de elimin altında. Bir de Thomas Bernard yakın zamanda severek okuduğum yazarlardan biri. 

Başucu kitapların oldu mu hiç? Mesela tekrar tekrar okuduğun, ‘bunlarsız yapamam’ dediğin kitaplar?

Evet, başucu kitapları diyebileceğimiz ya da takıntı yaptığım kitaplar oldu. Seyahatlerde bile yanımdan ayıramadığım kitaplar. Zamanla bazılarına ihanet ettim, bazıları ise hâlâ hayatımda inatla. Mesela John Fante’nin Toza Soru, Salinger’in Çavdar Tarlasında Çocuklar’ı, Cioran’nın Çürümenin Kitabı, tabii ki Erbain, Mustafa Kutlu’dan Uzun Hikâye gibi…

“Mukavemet” şiirinin sonu “Kim demiş yoktur diye/ Şairlerin meslek hastalığı” mısrasıyla bitiyor. Sahiden var mı böyle bir şey! Nedir bu şairlerin meslek hastalığı?

Kesinlikle var, şiir çok fazla bedel isteyen bir sanat. Hayatınızda onun önüne başka bir iş koyamazsınız. Sizi anında terk eder. Zekânızın bütün imkânlarını ister, gözlerinizin gördüğü her ayrıntıyı talep eder. Çok fazla şeyden vazgeçmeniz gerekir, yükleri attıkça hızlanan bir gemi gibidir. Bütün bunlara rağmen, her şeyi de yapsanız nasip işidir. Bir gün gelir sizi terk eder, bunu kabullenememek çok trajik bir şeydir. Şiirimiz bunun örnekleri ile dolu. Henry Miller şairler için şöyle söylemiş: “Şair diğer insanlarla eşit hamilelik süresine yükümlü değildir, o hamileliğini doğumdan sonra da sürdürmek zorundadır.”

Şiir haricinde müzik, sinema gibi ilgilendiğin başka alanlar var mı?

Evet, müzik ve sinema hem şiirin haricinde hem de bizzat şiirin içinde yoğun olarak içselleştirdiğim sanatlar. Edebiyattan hiç ayrı tutmuyorum hatta çoğu zaman ona yontuyorum. Mesela Martin Scorsese’yi bir yönetmenden çok harika bir romancı gibi görmüşümdür; Fellini’yi, keza, bir şair olarak… Tom Waits bağımlısıyım, Ece Ayhan’ı okur gibi dinlerim onu. Beni iyi bir dost ve Rahmaninov’dan daha iyi teselli edebilecek bir şey yok sanırım. Özellikle son zamanlarda türkülere merak saldım. Bilhassa Karadeniz türküleri…

Çok önce yazıp da sonradan karşılaştığın ve “vay canına neler de yazmışım” dediğin şeyler oldu mu hiç?

Pek öyle değil de, yazar yazmaz ‘vay canına’ dediğim çok olur; o zaman hemen frene basıp demlemeye bırakır, aradan bir vakit geçtikten sonra çıkarıp tekrar bakarım. O zaman o ‘vay canına’ nidası yerini ‘’hay aksi’’ye bırakır, bu noktadan sonrası da şiir çalışmaktır zaten.

Herkesin aklından çıkaramadığı, çarpıldığı şiirler, mısralar vardır. Senin de aklından hiç çıkmayan, seni çarpan şiir ve mısralar var mı?

Turgut Uyar’ın “Geyikli Gece”sine olan düşkünlüğüm bilinir, söylemişimdir başka yerlerde de. Zarifoğlu’ndan “Berdücesi”, Dylan Thomas’ın “Yeşil Fitilden Doğru”su, İsmet Özel’in “Muş’ta Bir Güz İçin Prelüdler”i, Appollinaire’nin “Bölge” şiiri ilk aklıma gelenler.

 

 

Yavuz Altınışık konuştu

Furkan Çalışkan / Foto: Kerim Akbulut

Yayın Tarihi: 17 Nisan 2010 Cumartesi 19:56 Güncelleme Tarihi: 05 Mayıs 2016, 13:44
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Eliaçık
Mehmet Eliaçık - 12 yıl Önce

Furkan iyi bir şair değil. Tenekci'nin yakını olduğu için zoraki iyi deniliyor. Saydığı şairlerin içinde İsmail Kılıçarslan hariç şair yok. Arkadaş eş dost şair deyince kişi şair olmaz. Furkan Çalışkan oturup şiir yazsın.

daha iyi bir dost
daha iyi bir dost - 12 yıl Önce

valla adam çatır çatır yazıyor, herkesin dilinde dolaşıyor mısraları, söyleşide zaten söylüyor herkesin farklı bir kuşak anlayışı vardır diye, ama saydığı isimler a.e.başaran, mustafa akar, ismail kılıçarslan falan hepsi babalar gibi şairler, çok normal insanın aklına ikibin diyince zaten bu adamlar gelir...

metin
metin - 12 yıl Önce

''duvar yıkıldığında taşlar özgür kalır ama gidemez''

'' sen söyle her zaman işe yaramazmı ilk öğrendiğin dua''

sırf bunları yazsaydı bile severdik kendisini

demet
demet - 12 yıl Önce

son dönemin en sarsıcı şiir kitabına imza attı furkan çalışkan. bu söyleşide iyi oldu, kendisi hakkındaki merakımız biraz olsun giderildi. çok iyi hatta büyük bir şair geliyor sessiz sedasız...

bir dost
bir dost - 12 yıl Önce

söyleşide verilen cevapları nesnel bulmadım. körlüğü nasıl aşacağız bilemiyorum. kuşak deyince hala etrafımızda bize yakın bir kaç şairin ismini vererek açıklama yapıyoruz. önde gelen şairler.... diyoruz. çünkü ötekiler kaka. çalışkan da kendi marjinal alanında sıkışmak zorunda bu yüzden.

mert öser
mert öser - 12 yıl Önce

geçen hafta okudum kitabını. adam yazmış ya. kuşak muşak anlamam ben bu adam çok sağlam bir şair.

nesrin çelebi
nesrin çelebi - 12 yıl Önce

hoş bir röportaj olmuş.. soranın da cevaplayanın da yüreğine sağlık.

lütfü akbay
lütfü akbay - 12 yıl Önce

seveni de nefret edeni de çok bir şair. bu bence iyi bir şey. gerçek şairler böyle bir etki bırakırlar. ama nefret edenleri ölçüyü kaçırıp saçmalamaya başlarlarsa komik duruma düşerler. mustafa kutlunun öne çıkattığı bir isme iyi bir şair değil demek, sanırım kıskançlığın sınırlarını zorlamaktır. oturup şiir yazsın diyenler dergahın son sayısını zahmet edip alsınlar. son yılların en iyi şiirlerinden birine imza atmış furkan çalışkan.


banner26