Şair ve yazarlarla camide buluşuyorduk

Camilerimizi, hayatın içinde en etkili alanlar haline çevirmeliyiz. Kadın ve erkek ayrımı yapmaksızın camilerimizden istifade edilmelidir..

Şair ve yazarlarla camide buluşuyorduk

 

Bir dizi cami röportajı yapmış idik. Bu röportaj serisi devam ediyor. Şair ve ressam Recep Garip’e sorduk bu kez. Camiler hakkında neler düşünüyor, neler söylüyor? Buyurunuz…

Camiyle aranız nasıl? Camiye devam ediyor musunuz? Hangi camiye ve niçin?

Hamd Âlemlerin Rabbine, salât ve selam Efendimize ve sizlere olsun. Çocukluğumdan bu yana camiler mekânımdır. İlkokulda başladım minareye çıkmaya. Şerefeden seyrettiğim ilk şehir Adana’dır. İlk çıktığım minare Şefika Hatun Camii’nin minaresidir.

Cami her ezan sesiyle çağırır bizi. İstanbul’un ezanları kulaklarımızdan gönüllerimize sızan ilahi ikramdır. Bu şehirden ayrılmanın en zor geldiği konulardan biri de ezanlardır elbette. İçinden, yüreğinden sesine yükselen müezzinin sesindeki etki, “Kuran’ı seslerinizle güzelleştirin” emrinin tezahürü olsa gerektir.

Fırsat buldukça camiye devam etmeye çalışıyorum. Cemaatle kılmak için bir şekilde gayretimiz olmalıdır. Cahit Zarifoğlu, “kişi mahalle camiinin cemaatinden olmalı” demişti. Ölünce tanıklık edecekler mahallelilerdir öncelikle. Konu komşumuz, eşimiz ve dostumuzdur.Recep Garip

Cuma namazları ile bayram namazlarını İstanbul’da olursam Marmara İlahiyat Camii’nde ya da Küçük Çamlıca’daki Çilehane Camii’nde kılıyorum. Adana’ya gidersem eğer, mutlaka Sinan Paşa’daki Zincirli Camii’nde kılmayı tercih ediyorum. Bu cami genel itibariyle ilkokul sonrası yıllarımın geçtiği camidir. Rahmetli babam Ahmet Garip Hocanın camii diye bilinir. Ümraniye’de oturmaktayım. Genellikle mahalle camiinde cumaları, teravihleri kılıyorum. Günlük vakitlere fırsat buldukça gidiyorum. Burası Mehmet Akif Mahallesindeki Mehmet Zahit Kotku Camii’dir.

Hangi camide namaz kılmak isterdiniz, niçin?

Mekke’de Kabe-i Muazzama’da, Medine’de Mescidi Nebevi’de, Kudüs’te Mescidi Aksa’da, Bağdat’ta İmam-ı Azam Camii’nde, İstanbul’da Eyüp Sultan, Aziz Mahmut Hüdayi, Yahya Efendi, Yuşa, Süleymaniye, Edirne’de Selimiye Camii’nde, Konya’da Mevlana Camii’nde, Bursa’da Ulu Cami’de, Adana’da Ulu Cami, Zincirli Camii, Yağ Camii ve Yeni Cami’de, Yozgat’taki Nasrullah Efendi Camii, Düzce Şeyh Hayrettin Tokadi Camii’nde…

Ayrıca, doğduğum şehir olan Tarsus’un Ulu Camii’nde kılmak isterdim. İki tane peygamberin kabri vardır. Ruhaniyeti, etkileyiciliği oldukça güçlüdür. Bir de Bilal-i Habeşi Mescidi vardır Tarsus’ta, özel ziyaretçileri uzaktan yakından gelirler. Kuyusundan içtiğiniz su şifalı kabul edilir ve zemzeme çalar. Bir de Maraş’ta Ükkaşe hazretlerini ziyarete gitmiştik Emin Tanın dostumla. Gecenin zifiri karanlıklarında şehirden 60-70 km uzaklıkta bir tepedeydi. Orada iki rekât kıldığım namazı tekrar yeniden kılmayı ne kadar arzu ederim.

En güzel ezanı hangi camiden duyuyorsunuz? Bu sizi nasıl etkiliyor?

Ankara’da Kocatepe Camii’nde, İstanbul’da Sultanahmet ve Süleymaniye’de. Merkezî ezan sisteminden bu yana aslında bütün İstanbul’da güzel ezanlar dinliyorum. Derlenip toparlanmamı, dinlerken tekrar etmemi, konuşuyorsam susmamı, içime dönerek hamd ve şükretmemi ve kalkıp namaza gitmemi ya da namaz kılmamı sağlıyor. Anlık değişimlerle sürüyor hayat. Gönüllerin değişmesiyle tekâmülleşen yürek, işittiği sesin durumuyla orantılanıyor. Nerede etkileneceğimiz, hangi sesle etkileneceğimiz ve hangi makamın tesirli olacağı, yüreğimizin o anki durumuyla ilgili olduğunu söylemeliyim. Mescid-i Aksa’da dinlediğim ezandaki etki oranının her türlü bıraktığı izle, düşle, düşünceyle, sapan taşıyla da ilgisi vardır. Efendimizin mescidinde duyduğum ilk ezan sesi elbette ki anlatımımı imkânsızlaştırıyor. Endülüs’te, Buhara’da, Urumçi’de, Rumeli’de ezan ve namazın farklı Aziz Mahmud Hüdayi Camiipencereler açacağından kuşku duymuyorum. Ses ve ezan etkindir ve etkileyicidir. Ses ve şiir de öyledir. Ses ve musiki, bir birini ören, tamamlayan unsurlardandır. Ses, ezan, şiir ve musiki; insanı diriltir, derinleştirir, soylulaştırır ve büyütür.

Salâtı ikame ettiğiniz camilerle ilgili hatıralarınız var mı? Anlatır mısınız?

İlk hatıram şu: 5-6 yaşlarında köyden Adana’ya gelmiştik. Rahmetli babamın görev yaptığı Adana Hürriyet mahallesindeki Hürriyet Camii’nde kıldığım öğle namazıdır. Cebime koyduğum buğday kavurgasının dökülmesiyle namazı bırakıp onları toplayarak kıldığım namazdır. Herkes namaz kılarken ben kavurgaları toplamakla geçirmiştim zamanı.

İkincisi, yine babamın görev yaptığı Şefika Hatun Camii’nde yatsı namazının son sünnetini kılarken yakınında kıyam halinde durduğum Onbaşı Mehmet Amca’nın, önünden ikinci kez geçen çocuğun ensesine indirdiği tokattır. Namazı bozmuş, gülmekten camiden çıkmak durumunda kalmıştık. Onbaşı Mehmet Amca ise hiçbir şey olmamış gibi namazını ciddiyet içerisinde tamamlamıştı. Rahmetli babam namaz sonrasında Onbaşı Mehmet Amca’ya dönerek, “tokat sesi senden mi geldi” diye sormuştu. Namaz kıldıkları halde babam bunu nasıl bilebilmişti diye düşünmüş ve hayret etmiştim.

Beni etkileyen bir de ilk ezan sesi vardır. Ortaokul yıllarımda Şefika Hatun Camii civarında oturuyorduk Çifte Minare Camii müezzininin okuduğu sabah ezanıyla uyanmıştım. Bu ezan sesi yatağımdan fırlayarak kaldırmıştı beni. O gün bu gün bu ezan sesini kulaklarım hep duymak ister. Titremiş, yatağımın içinde mıhlanıp kalmıştım. Ezan bittikten sonra da camiye giderek sabah namazını cemaatle kılmıştım.

Dördüncüsü, Aziz Mahmut Hüdayi Camii’dir. 1970’li yıllar Türkiye’nin gençlerinin sokaklara döküldüğü yıllardır. O yıllarda İstanbul’daydım. Hangi zaman dilimi olursa olsun içimi dinlemek, huzur bulmak, kendimle buluşmak, inzivaya çekilmek, toplumdan kaçıp gitmek istesem gözlerimin önüne bu cami gelirdi. Özellikle ikindi ve yatsı vakitlerine sıklıkla giderdim. Oraya girdiğim andan itibaren her şeyi unutur, sanki yüreğimle buluşurdum. Bu huzur hiç değişmedi. Aynı duygularla yine gidip gelmelerim sürmektedir.

Beşincisi, Yuşa tepesindeki camidir. Oraya da nadiren de olsa yatsı, daha geç vakitler ya da sabah namazına gittiğim olmuştur. Sizi sanki huzura çağırmaktadır. Tabiatın koynunda sizi yeniler, tazeler ve uğurlar gibidir.Yahya Efendi Camii

Beşiktaş’taki Yahya Efendi Dergâhı Camii’ni de anlatmak isterim. Yine yetmiş sekizli yıllardır ve kavga son hızıyla sürmektedir. O yıllarda kaçıp sığındığım, kendimle buluştuğum camilerdendir. Kurşunlardan korunma Allah’a kalmıştır. O yıllar için “Yetmiş Sekiz Kuşağı Araştırma Merkezi” diye bir çalışma yapılmalıdır. Bu üst başlıkla mutlaka o dönemin şiirleri, hayat öyküleri, mektupları, belgeleri, romanları, denemeleri hem toplanmalı hem de yazdırılmalıdır. Belgesellere, tiyatrolara, sinema filmlerine ev sahipliği yapılmalıdır. Bu, benim kuşağımın yapması gereken bir sorumluluktur. Sivil kurumların (vakıf ve derneklerin - aslında yapması gereken isimleri bile yazabilirim lakin yazmıyorum) yapması gereken ödevlerdendir. Dergâhtaki zikirlere katıldığım yıllar geliyor hatırıma. Aşkın zirveler yaşattığı yıllardır. Erenköy’deki istasyonun yanındaki camide geçen yıllarımdır ki burası biraz da şeyh Mahmut Sami Ramazanoğlu hazretlerinin huzurunda olduğum anlardır. Müşfik sesiyle, ifadelerindeki letafetle, bakışlarındaki derinlik, sohbetlerindeki ünsiyet ve feyizle Yahya Efendi ve Aziz Mahmut Hüdayi arasında bilemediğim bir bağ, bir köprü vardır. Maneviyatın atmosferi o hal ile hallenildiğinde fark ediliyor. Aynı aşkı, aynı huzuru ve aynı teslimiyeti İskenderpaşa Camii’nde şeyh Mehmet Zahit Kotku hazretlerinin huzurunda, sohbetlerinde de aldığımı söylemeliyim. Yüz sürerek merhamete, affa talip olduğumuz bu hallerin, hürmette, hizmette, teslimiyette ahiret azığı olmasını ne kadar arzu ederim. Bu sohbet ve gönül makamlarına bu gün ne kadar çok ihtiyacım var. Ne kadar aç ve susuzum. Rabbimden merhamet kapılarını açmasını, gönüllerimize esenlikler vermesini temenni ederim. Şiirimiz de, edebiyatımız da bunları söyler.

Yedincisi,  1990 yılında rahmetli annemle birlikte kara yoluyla gittiğimiz hac ibadeti nedeniyle Bağdat’taki İmam-ı Azam Camii’nde kıldığım öğle namazıdır. İmam-ı Azam Efendimiz sanki bizi karşılamış, kucaklamış ve uğurlamıştı.

Sekizincisi, Mevlana hazretlerinin bulunduğu mekândır. Nasıl giderseniz öyle kabul edilir ve uğurlanırsınız. Her şeyin bir usulü, adabı, terbiyesi, muhabbeti, iç muhasebesiyle seslenilen sesin uyumu, ruha dokunuşu vardır ve önemlidir. Böyle gidildiğinde belki de ikram görmenin sırları yaşanabilir. Aldığınız kokuların sprey olmadığını, gönülle gelebilenin bu ikramla karşılandığını idraktir belki de söylemek istediğim. Ah bir anlayabilseydik “Fusus’ul Hikem”i?

Bursa Ulu CamiDokuzuncusu… Yıl 1978, Bursa Ulu Camii’nde bir sabah namazına kavuşmuştum. İlk kez Bursa’ya geliyordum. Caminin içindeki şadırvandan aldığım abdest, kıldığım namaz, caminin manevi atmosferi ile duvardaki hatların, vavların dokunuşunu unutmam mümkün değildir.

İlk efendimin huzuruna çıkışım, ilk Kâbe’yi görüşümü ifade etmekten acizim. En son Mescid-i Aksa’da kıldığım vakit namazlarıyla Cuma namazına gidiş dönüşlerimdeki İsrail askerlerinin tutumunu ve Mescid-i Aksa’da yaşanılan İsra olayını orada idrak etmeye çalışmak sanırım unutulacak gibi değildir. Rabbim ne olur koru bizi, her türlü riya hallerinden. Amin.

En son bir yazarı (şairi yahut başka bir kanaat önderini) hangi camide gördünüz?

İstanbul İlahiyat Camii’nde zaman zaman buluşma toplantıları yaptık. Aynı camide Prof. Dr. Raşit Küçük, Prof. Dr. Hüsrev Subaşı, Prof. Dr. Ali Akyüz, Nedim Urhan hocam, hattat Ali Hüsrevoğlu, edebiyatçı Kemal Kahraman, şair Şeref Akbaba, Nejdet Külünk vs. ile karşılaştım. Artık kanaat önderleri camilerde gözüküyor. Buna şükretmek gerekiyor sanırım.

Cami derslerine katıldınız mı? Katılmak ister misiniz?

İlk cami dersim Sanlıca (Fenk) köyündeki dersimdir. Henüz ilkokul öncesi gidip gelmeye başlamıştım. Rahmetli teyzemin beyi Mahmut Hoca’da elif’i, be’yi, cim karnında noktayı öğrenmiştim. O zamanlarda Rabbi yessir, Sübhaneke ve diğer sureleri ezberlemiştim. Gücün yetiyorsa ezberleme. Nar çubuğu, kulağını kökünden kızartabilirdi.

Sonra Şefika Hatun ve Şeyhoğlu camilerinde okudum. Tepebağ Kuran Kursu’nda Mehmet Baysal (Mahmut Sami Efendi’nin halifelerindendir) hocamdan Kuran ve Arapça derslerine devam ettim. Adana Ulu Camii’nde de bir müddet Muhittin Taş Hocam rahmetli de okudum. Böyle bir ulu camide tekrar dersler okumak, dersler yapmayı ne kadar çok arzu ederim.Adana Merkez Camii

Uzun yılar Cuma konuşmaları yaptım Adana’da. Sinan Paşa Zincirli Camii, Pozantı Merkez Camii, Ahmet Has Camii, Veysel Karani Camii, Kasım Gülek Camii, Faruk Karabucak Camii bunlardan bazılarıdır.

Camide kitap okumaya ne dersiniz? Hangi eserler camide okunmak için uygundur?

Camilerde hâlâ kitap okumalarımı sürdürmekteyim. Özel bir camiden ziyade namazdan sonra uzun bir süre elimde hangi kitap varsa okumayı sürdürüyorum. Edebiyatımızın bütün seçkin eserleri okunabilir. Camiler ilim ve irfan mekânlarıdır. Sadece kuran merkezli ilimler değil, dünyevî ilimlerin de okunabileceği mekânlardır. Kuran, meal, tefsir ve hadis külliyatları başta olmak üzere İhya-ı Ulumiddin, Fıkh-ı Ekber, Füsusu’l Hikem, divanlar okunabileceği gibi Necip Fazıl Kısakürek’ten, Sezai Karakoç’tan,  Cemil Meriç’ten, Safahat’tan dersler yapmak isterdim.

Cami bağlamında özellikle dile getirmek istediğiniz başka hususlar var mı?

Camiler günün 24 saatinde açık olmalıdır. Vakit namazlarının haricinde her türden derslerin yapılabildiği mekânlar haline dönüştürülmelidir. Mutlak surette devlet eliyle ısıtılmalı, aydınlatılmalı, ihtiyaçları giderilmelidir. Bu güne değin halkın kendi gayretleriyle devam eden camilerimizi, hayatın içinde en etkili alanlar haline çevirmeliyiz. Kadın ve erkek ayrımı yapmaksızın camilerimizden istifade edilmelidir. Ciddi kütüphaneler bulunmalıdır. Cami görevlilerinin en az üniversite mezunu olmaları, edebiyatçılar kadar edebiyatla, şairler kadar şiirle, sorulanları cevaplandırabilecek kadar Arapçayla donatılmış olmalıdırlar. Güzel sesli ve iyi hatip olmaları önemlidir. Bu görevlere, aşkla, yürek ve gönülleriyle yapabilenlerle, insanlarla ilgilenmeyi sevenler, tahammül sahibi olanlar seçilmelidir.

Okuyucu kardeşlerime dualarımı, muhabbetlerimi arz ederken dualarını da bekliyorum. Velhamdülillahi rabbil alemiyn. Esselamü aleyküm verahmetüllah.

 

Cevat Akkanat sordu

Güncelleme Tarihi: 21 Nisan 2012, 13:38
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13