Şafak Tavkulla okçuluğumuz!

İbrahim/ içimdeki putları devir" bestesinden tanıdığımız, sevdiğimiz çizer Şafak Tavkulla apayrı bir yönünü konuştuk: Okçuluğunu! Güzel şeyler öğrendik. Acaba ben de okçu olabilir miyim dedik.

Şafak Tavkulla okçuluğumuz!

Efendim maşallah on parmağınızda on marifet. Çizerlik, kalbimizle dinlediğimiz 'İbrahim içimdeki putları devir elindeki baltayla' muhteşem ezgisinin bestesi ve kemankeşlik yani okçuluk. Benim bildiklerim bunlar. Okçuluğa nasıl başladınız?

Her Türk çocuğu gibi ağaçtan dal keserek tabii ki... Esnek ve uzunca bir dal alınır, kabuğu soyulduktan sonra bir ip takılarak gerilir. İnce kamışlardan yapılan okların ucuna gazoz kapakları konik şekil verilerek sıkıştırılır ve çocuklar için son derece tehlikeli (maazallah) göz çıkaran bir ok-yay seti elde edilir. Hemen her çocuk gibi bu ev yapımı malzemeyle büyüdük. 17-18 yaşlarındayken Ankara'da federasyonun kapısını çaldım. O zamanlar Federasyon başkanı –sonradan ünlü Osmanlı okçularının soyundan geldiğini öğrendiğim- Fazıl Özok adında bir amcaydı. Bana çok yakınlık gösterdi. Ancak ortada yaş problemi gibi bir durum vardı. 16 yaşını geçenlere federasyon malzeme vermiyormuş, dolayısıyla kendi malzememi edinmek zorundaymışım. O yıllarda yurt dışından birşey getirtmek, üç ışık yılı uzaktaki bir gezegenden uzaylı getirmekten daha zor.

Şafak Tavkulla

GEÇMEK BİLMEYEN PAZAR!

Durum hemen hemen imkansız görünüyordu ancak Fazıl Amca bana bir  çözüm önerisinde bulundu. Ayhan Kır adında eski bir okçuyla tanıştırdı beni.  Çok yakışıklı bir amcaydı o da. Okçuluğu bırakmış eskrime başlamış bir süredir.  Kendi yayını bana seve seve satabileceğini söyledi. İstediği para da öyle çok büyük bir miktar değildi üstelik. Cuma günü konuştuk, pazartesi için sözleştik. Ben hafta sonu eşten dosttan borç isteyerek gereken parayı toparladım. Pazar günü heyecandan geçmek bilmedi bir türlü. O akşam televizyondaki haber bülteni hayallerimi darmadağın etti. Ayhan Kır pazar antrenmanında geçirdiği beyin kanaması sonucu vefat etmişti. Nasıl üzüldüğümü anlatamam size. Hem adamcağıza üzüldüm, hem yaysız kaldığıma. Allah rahmet eylesin. Sonra bu içimdeki ukdeyle yaşadım yıllarca. 20 sene kadar önce bir av malzemesi satan dükkandan konsinye bırakılmış bir av yayıyla ilk kez gerçek bir yaya sahip oldum. Uzun yıllar bu yayla ok attım. Zaman içinde tekniği öğrendim sora sora. Ancak olimpik bir spor için yaşlanmaya başlamıştım.

Şafak TavkullaBundan 4 sene kadar önce yeni bir okçu gurubuyla tanıştım. Kendilerine kemankeş adını veren bu gurup beni de aralarına alınca okçuluğumun seyri değişiverdi. Olimpik yaylarla çalışan bu gurubun en büyük hayali geleneksel Türk yaylarıyla atış yapmaktı. Ben de bu sevdaya ortak oldum. 3 senedir olimpik ve av amaçlı yayı bırakıp Türk tipi yayla atış yapıyorum. Aralarındaki haz farkı kelimelerle anlatılamaz.



KABZA ALABİLMEK KOLAY DEĞİL!

Bildiğimiz kadarıyla okçuluğun da belirli ritüelleri var. Adab-erkanı var. Fütüvvet, ahilik ve lonca sistemlerinin olduğu bir medeniyetten söz ediyoruz. Elbette kemankeşliğin de bu tür öz-disiplin sağlayan kurallarının olması olağan. Biraz bunlardan bahseder misiniz?
Okçular tekkesi diye bilinen kurum dünyada bilinen ilk spor klubü aslında. Fatih Sultan Mehmed zamanında  günümüzde Okmeydanı diye bilinen bölgede ciddi olarak faaliyete başlamışlar. Tekkenin piri aynı zamanda hattatların da piri sayılan Şeyh Hamdullah'mış. Şeyh Hamdullah aynı zamanda başka bir tekkenin de şeyhi olduğu için buradaki şeyhliğinin dini bir liderlikten farklı olarak bir tür klüp başkanı olduğunu söylüyor uzmanlar. Buraya katılan kemankeşlerde herhangi bir yola bağlılıktan çok Kemankeşlik becerisi aranmasından da anlaşılabilir bu kolayca. Eski ölçüyle 900 gez mesafeye ok atabilenler Kabza alarak Kemankeş olabilirlermiş eskiden. Bu da yaklaşık 540 metre gibi bir uzaklığa denk geliyor. Bugün bu mesafeye ok atabilen bir babayiğit bulmak çok zor. Ancak kurumun kendine özgü kuralları da varmış tabi ki. Mesela giriş kapısının üzerinde "Edep Ya Hu", çıkış kapısında da "Hiç" yazısının olduğunu söylerler. Edep bir Kemankeşin en önemli vasfı olmalıdır.

HATT VE OK ŞEYHİ ŞEYH HAMDULLAH!

Okçuların da diğer mesleklere benzer şekilde prototip olan bir önderi, şeyhi var mı? Okçuların intisap ettiği bir tasavvufi, irfani yapılanma var mıydı? Vardıysa günümüzde de devam ediyor mu?
Şeyh Hamdullah'la 1460'larda başlayan Meydan şeyhliği 19. Yüzyılın sonlarına kadar devam etmiş. Belirgin bir tasavvufi görüşün hakimiyetinden söz etmek mümkün değil. En azından mevcut bilgilerimiz bu konuda pek yeterli değil. Ancak Anadolu'nun değişik yerlerinden gelen farklı mezheplerden insanların varlığını biliyoruz. Yeniçeri ocağının da genellikle Bektaşi olduğunu düşünürsek, mevcut kaynaklarda bu konuda bir çatışma yaşandığına dair herhangi bir bilgimiz yok. Günümüzde okçuların bir şeyhi yok ancak bu işi yapanlar büyük çoğunlukla okçuluğun maneviyatından haberdar kişilerdir. Bildiğiniz gibi okçulukla ilgili 40'tan fazla hadis var.

OKLU SOYADLARI!

Günümüzde varolan Okçu, Üçok, Ok, Okyay vb. soyisimlerin tarihsel bir süreklilikle, okçulukla ilgileri var mı?
Tabi var. Soyadı kanunu çıktığında Kemankeş soyundan gelenler özellikle bu tür soyadlarını tercih etmişler. Hatta meşhur Hezarfen Necmeddin Okyay Hoca da bunlardan biridir.

 

Sizin yaşamınızı nasıl etkiliyor bu iş? Yorucu mu, eğlenceli mi, eğitici mi, benliğinize neler ediyor? Ok atarken neler hissediyorsunuz? Çizerliğinize yansımaları oldu mu, oluyor mu?
Diyebilirim ki hayatımın yarısı okçulukla dolu. Kesinlikle yorucu değil. Son derece zevkli ve bir o kadar da terbiye edici buluyorum okçuluğu. Tüfekle veya tabancayla hedefe ateş ederken alamayacağınız bir haz veriyor. En azından okun hedefe gidişini görüyorsunuz ve bu anlatılmaz bir heyecan veriyor insana.


Hangi mesleklerden insanlar var aranızda?

Diş hekimlerinden avukatlara, öğrencilerden akademisyenlere kadar çok geniş bir yelpazede okçular var. Tokat'ta kalp cerrahı bir arkadaşımız eski tarz yayların yapımıyla uğraşıyor. Hem iyi bir okçu, hem yay ustası hem de öğretiyor nasıl yapıldığını. Ancak kesinlikle sabır isteyen bir iş. Çünkü basit bir yayın yapımı bile 2-3 seneyi alabiliyor.

Sitenizde ilginç kıyafetler gördüm. Giyilen elbiselerin, kıyafetlerin özel isimleri, anlamları var mı? Neye göre kıyafet seçimi yapılıyor?
Kıyafetler genellikle yurt dışındaki yarışmalarda giyiliyor. Çünkü bu yarışmaların şartlarından biri de kıyafet zorunluluğu. Kıyafeti belirleyen ise kullanılan yayla ilgili. Osmanlı tarzı yay kullanıyorsanız Sipahi veya Yeniçeri gibi giyinebileceğiniz gibi, Hun yayı kullanıyorsanız Hunlu gibi giyinmeniz gerekiyor. Bu da işin başka bir eğlenceli tarafı. 40 yaşını devirmiş çocuk ruhlu adamların yapacağı birşey yani....

Şafak Tavkulla

Gençlere tavsiye ediyor musunuz bu işi? Ruh ve bedenin terbiyesi için...
Kesinlikle tavsiye ediyorum. Önce olimpik stilde başlayıp en azından doğru atış tekniğini öğrenmelerinde büyük fayda var. Ama dediğim gibi, olimpik okçuluk geleneksel okçulukla kıyaslanamaz. Olimpik atışta çok teknik düşünmek ve bir noktaya atış yapmak zorundasınız. Geleneksel atışta ise yüreğinizle atarsınız. Enfal suresinde dendiği üzere oku siz atmazsınız. Siz sadece kirişi bırakırsınız, oku hedefe ulaştıran Allah'tır. Ayrıca bir çok hadiste ok atmanın nafile ibadetten daha hayırlı olduğu nakledilmektedir. Çünkü ok atarken ruhunuz dinlenir, bedenin bütün kasları çalışır. Son derece faydalı bir spordur. Hatta bu işe başlamadan önce varlığından haberim bile olmayan kaslarımı hissetmeye başladığımı söylersem ne demek istediğimi anlarsınız. Diğer bir tavsiye nedeni de şu: Atalarımızın bizlere bıraktığı bu mirasa sahip çıkmak zorundayız. Bu bizim kayıp hazinelerimizden biri ve ne yazık ki bizler de yeni yeni öğreniyoruz.
Usta çizerimiz Şafak Tavkul'un dahil olduğu Türk okçuları ekibini daha yakından tanımak için bkz: www.kemankes.com

Foto galeri için: //www.dunyabizim.com/gallery.php?id=63

 

Mustafa Nezihi Pesen, Asım Gültekin konuştu

Yayın Tarihi: 16 Ağustos 2009 Pazar 17:21 Güncelleme Tarihi: 24 Ağustos 2009, 09:11
YORUM EKLE
YORUMLAR
ayşegül genç
ayşegül genç - 13 yıl Önce

o en beğendiğim çizer. okçuluk ile alakasını bilmiyorduk öğrenmiş olduk. ayrıca son zamnalarda trt çocuktaki mükemmel işleri gözümüzden kaçmıyor.... o özellikle çocuk dergilerinin vazgeçilmezi... buradan saygılarımı iletmek istedim...

banner19

banner26