“Recep Garip'e Zor Sorular”

'Edep öğrenmek için edepli insanlarla birlikte olmak gereklidir. Yazmak için çırak olmak gereklidir. Sözü doğru söylemek için tornadan geçmek gereklidir.'

“Recep Garip'e Zor Sorular”

Sitemizin ağabeylerinden, çok sevdiğimiz Zeki Bulduk, Recep Garip'le ilgili bir portre yazısı yazdı. Biz de o yazıyı tamamlayıcı bir söyleşi yayınlayarak hem Recep Garip yazısını tamamlamayı hem de Dil ve Edebiyat Derneği'nde ne olup bittiğini öğrenelim dedik. Buyurun bakalım... 
 

Dil ve Edebiyat Derneği kuruldu. Oranın yönetimindesiniz... Bu dernek niye var? Neler oluyor Dil ve Edebiyat Derneğinde... 

Dil ve Edebiyat Derneği, 22 Mayıs 2008 de kuruldu. Feshane Cad. No. 3 Eyüp / İstanbul adresinde haftalık seminerlerini sürdürmektedir. Şu an 4. sayısı dağıtıma verilmek üzere olan 96 sayfalık Dil ve Edebiyat dergisini hazırlayıp dilimiz, kültürümüz ve medeniyetimiz adına kendi üzerine düşeni yapmanın gayretindedir. Dernek, dilimiz Türkçemizin yozlaştırılmasına, bozulmasına, kendi membaından uzaklaştırılmasına, yabancı lisanların istilasına karşı erdemli duruşlar ortaya koymak için kurulmuştur. Yüzyıllardır birikimi olan kelimelerle uğraşmadan yeni gelişmeler ve değişimlere önceden tedbirler alarak isimler, terim ve kelimeler bulmakla mükellef olan kurum ve kuruluşlara destek çıkmak kendi üzerine düşeni yapmaktır. Türkiye'mizin bütün vilayetlerinde şubeler açmayı düşünmekteyiz. Ayrıca, Türk Dil Akademisinin oluşturulmasına ev sahipliği için yoğun gayretler içerisindedir. Bu hususta bütün ilgililerin ihmalsiz katkıda bulunmaları gerekmektedir.

Geçmiş dönemde milletvekilliği yaptınız. Hangisi zor? Vekillik mi yoksa şairlik, yazarlık mı? 

İkisi birbirinden alan itibariyle çok farklıdır. Milletten aldığınız sorumluluğu ne pahasına olursa olsun onlar için, onların ihtiyaçlarına yönelik hizmetler vermekle, bölgenize yapılacak hizmet ve yatırımların getirilmesine ve yapılmasına katkıda bulunacaksınız. Halktan gelen doğru yanlış bütün talepleri dinlemekle onlara ülfet etmekle de yükümlü hissedersiniz kendinizi. Vekillik böyle bir şeydir.

Yazarlık, şairlik ve ressamlık ise sizin doğuştan yükümlü olduğunuz bir görevdir. Ölünceye değin üzerinizdeki bu görev artarak devam eder.

Size verilmiş olan bir ikramın, bir nimetin kendinizden başlayarak toplumunuza ve insanlığa sunulmasıdır. Bu görevse diğerinden daha ağır bir sorumluluk yükler. Hangi tür işle meşgul olunursa olunsun ilk ödev yazarlıktır. Toplumun değerlerine sahip çıkmaktır. Değerler zinciri, o toplumun birden bire oluşturduğu bir oluşumdan ziyade yüzyıllardır medeniyet demliğinden damıtılan birikimlerdir. O nedenle yazmak gerektiğinde yazmak, konuşmak gerektiğinde konuşmak ve baş kaldırılması gerektiğinde de baş kaldırmakla ödevlidir sanatçı. Savaşması gerektiğinde de savaşmaktır şairin ödevi.

Soruda bahsedilen iki görev birbirinden bu nedenle farklıdır. Yazarlık, doğuştan Allah'ın size yüklediği bir vecibedir. Vekillik ise kendinizin talep ederek toplumun katkılarıyla alınmış olan, süresi bulunan bir iştir.

Her ikisi de sorumluluk ister. Millete memlekete, topluma hizmet etme işidir. Her ikisinin de vebali büyüktür.

Nasıl oldu kitapla tanışmanız. İlk okuduğunuz kitap neydi? 

İlkokul öğretmenim Mahmut Kuzdağ (kendisini saygıyla anıyor ellerinden öpüyorum), bize okumayı öğretendi. Köye kitapları o getirmiş olmalıydı. Ancak ilk dokunduğum kitap evimizin duvarında asılı olan zaman zaman okunduğunu gördüğüm Kuranı Kerimdi. Ders çalışmalarımızın arkasından kitap okumaları yaptırırdı öğretmenimiz. Sesli olarak bize kitap okuturdu. İlkokulda kitapla tanıştım. İlk okuduğum kitaptı Deli Dumrul, Altın Yumurtlayan Tavuk, Çil Horoz. Daha sonra Hazreti Ali cenkleri, ortaokullu yıllarımda Kemalettin Tuğcunun kitaplarını, Lisede ise doğu-batı klasikleri ve edebiyat dergileriyle tanıştım. İlk dergimi liseli yıllarda ''Alem-ara'yı Adana da yayınladım. Kısa bir süre sonra ikinci dergi 'Büyük Akın'ı yayınladım. Üniversitede iken bir taraftan yoğun sokak kavgaları, duvar yazıları, öğrenci hareketlilikleri diğer taraftan okuma eylemimin daha ciddi olarak ben de yer aldığını çalışmalarımın dergi ve gazetelerde yayınlanmaya başladığı yılları hatırlatıyor.

Şu sıralar neler okuyorsunuz? Elinizin altında hangi kitaplar var? 

Abide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle Osmanlı – Osman Nuri Topbaş'a ait, Türkçenin Sırları –Nihat Sami Banarlı'nın, Karayılan-Sinan Yıldız'ın, Amaç-Eliyahu M. Goldratt'ın, Modernliğin Eleştirisi-AlainTouraine'nin ve Gün Olur Asra Bedel-Cengiz Aytmatov'un. Son iki aydır okumakta olduklarım bunlar. Elimin altındakiler ise, Kuranı Kerim, Türkçe Sözlük-Türk Dil Kurumu'nun, Edebiyat Yazıları I-II ve Monna Roza, Sezai Karakoç'un, Bu Ülke ve Jurnaller-Cemil Meriç'in, Çöle İnen Nur  –Rabıta'i Şerif ve Hazreti Ali-Necip Fazıl Kısakürek'in ve Genç Bir Şaire Mektuplar'ı Rilke'nin…

Sizin beyaz atlı şairiniz kim? Bir mısrasını bizimle paylaşsanız? 

Aslında öyle bir atım olsun isterdim. Beyaz bir at, yeleleri savrulan, harlı bir yüreğe sahip. Bir de şairim olsun isterdim; beni evire çevire, şekilden şekle sokan, yokuştan inişe, vadiden vadiye koşturan sırıl sıklam bir aşk gibi. Ama yoktu. Olmadı. Sadece sevdim o beyaz atları ve süvarilerini. Üstat Necip Fazıl, Sezai Karakoç yine de benim ustalarımdır.

Mısralara gelince;

—Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın

    Gündüz geceye muhtaç bana da sen lazımsın

—Lambada titreyen alev üşüyor

Sağlıklı bir insan iki gün yemeden, içmeden yaşayabilir. Peki, sağlıklı bir insan şiir okumadan ne kadar yaşayabilir? 

Yaşadığının farkına varamadan bir ömür yaşayabilir.

Bir İslam büyüğümüz söz söylese de ruhumuz şenlense dediğiniz? 

Önce, efendimiz, baş tacımız, sultanımız. Sonra Ebubekir, Ömer, Ali ve Osman efendilerimiz, ahiren Mus'ab bin Umeyr salisen, Ramazanoğlu Mahmut Sami (efendim), Mehmet Sofuoğlu (hocam) 

Bir batılı yazar söyleyin okuduğumuzda zihnimizi açsın, bir doğulu yazar söyleyin okuduğumuzda kalbimizi genişletsin? 

Tolstoy, Marie Rilke, Farabi, Mevlana, İbni Haldun, Muhyiddin İbni Arabî, Kınalızade, Halil Cibran, Necip Fazıl Kısakürek, Sezai Karakoç, Cemil Meriç, Peyamı Safa, Ahmet Hamdi Tanpınar. 

Bazı yazarların sağlıklarında gençlerin onların yanına varmalarını ve istifade etmeleri gerektiğini söylüyorsunuz. Siz kimlerin yanına varırdınız gençliğinizde, bunu niye bu kadar önemsiyor Recep Garip. 

Necip Fazıl Kısakürek

Sezai Karakoç

Cemil Meriç

Cahit Zarifoğlu

Ahmet Kabaklı

ve başkaları...

Önemsiyorum çünkü çırak olmadan usta olunacağı kanaatinde değilim. Ustalık için önce oturup kalkmayı, girip çıkmayı, hizmet etmeyi, çay getirip götürmeyi, soru sormayı, izinsiz konuşmamayı, izinsiz huzura varmamayı, susmanın değerini, konuşmanın vahametini daha bir sürü şeyin oralarda öğrenilebileceği kanaatindeyim.

Edep öğrenmek için edepli insanlarla birlikte olmak gereklidir. Yazmak için çırak olmak gereklidir. Sözü doğru söylemek için tornadan geçmek gereklidir. Hiç konuşmadan da konuşulabileceğinin farkını kavramak için gereklidir.

Özlediğiniz bir uzak şehir?  

Medine, İstanbul, Bağdat, Buhara, Kurtuba… 

Ufukta Recep Garip kitabı görünüyor mu? Yoksa kaptan dümen mi kırıyor? 

Uzun yıllardır üzerinde çalıştığım GÜNLÜKLER var. Ayrıca, CEMİL MERİÇ ŞİİRİ, bitmesini beklediğim SEKSENE BİR KALA ve SOFYALI BİR GELİN isimli tiyatro çalışmam ve DENEMELER var. Yine, DAĞLARIN SÜLEYMANI şiir kitabı hazır durumda. Bunlar henüz yayınlanmayan dosyalarımızdır. 

Genç okurlarımıza son olarak bir tavsiye... 

Kitapla dost olsunlar. Günlük mutlaka asli ihtiyaçlarımız gibi kitap okumaları yapsınlar. Hedefleri olsun. Seçici olsunlar. Tevazu sahibi olmayı asla ihmal etmesinler. İyi dostlar, iyi arkadaşlar insana istikamet verir buna dikkat etsinler. Mutlaka çok sevdikleri bir ustanın müdavimi olsunlar amma diğerlerini de göz ardı etmesinler.

İtikat ve inançlarında istikrarlı olsunlar.

Vesselam...

Besim Bal yazdı

Yayın Tarihi: 12 Nisan 2009 Pazar 11:14 Güncelleme Tarihi: 10 Haziran 2011, 09:39
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
selim ışık
selim ışık - 13 yıl Önce

"lambada titreyen alev üşüyor" dizesi Sezai Karakoç'un değil, Abdurrahim Karakoç'un...

Selim EFE
Selim EFE - 11 yıl Önce

Çıraklık yapılmadan.Usta olunmaz.Sizleri tanımak sizler ile birlikte olmak bizim için büyük bir şerefti.Benim hayatıma solmayacak Renk. Bitmeyecek güzellik kattınız..

OKAN DİLEK
OKAN DİLEK - 11 ay Önce

Koca bir derya engin insan, bilim ve ilim insanı olmak, bir kaç yılda olunabilecek bir durum değildir. Hayatını sevginin ve saygının temeli üzerine kurmuş değerli büyüğüm ile tanışmış olmanın bahtiyarlığındayım. Ne güzel ne güzel

banner26