Rana Demiriz: “En çok gezdiğim, atmosferini soluduğum ve o an çok etkilendiğim tarihi yapılardan, antik kentlerden ilham alıyorum.”

Fantastik romanlarından oluşan “Gölgedeki Işıklar” adlı ilk kitabından dolayı Başbakanlık dâhil birçok kamu kuruluşu tarafından da ödüllendirilen Rana Demiriz, “Yale Üniversitesi Yazarlar Konferansı”na ilk romanım “Gölgedeki Işıklar”ın İngilizcesi ile katıldım. Kesinlikle harika bir deneyimdi. Beni çok etkileyen yazarlarla bizzat tanıştım ve kitabımı okuyup bana yorumda bulundular. Bu çok kıymetli bir deneyimdi.” diyor. Deniz Demirdağ'ın söyleşisi.

Rana Demiriz: “En çok gezdiğim, atmosferini soluduğum ve o an çok etkilendiğim tarihi yapılardan, antik kentlerden ilham alıyorum.”

Genç yaşta kaleme aldığı kitaplarıyla tanıdığınız Rana Demiriz, “Rana’nın Hikâye Sandığı” ismiyle tarihî yerleri gezdiği, hikâyeler anlattığı harika bir youtube serisine başladı. Biz de genç yazar Rana Demiriz ile “Rana’nın Hikâye Sandığı” ve yazarlık serüveni üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

14 yaşında yazdığınız romanla “Türkiye’nin en genç yazarı” unvanını aldınız. 17 yaşına kadar dört roman yazan tek kişi olarak da dünyada bir ilke imza attınız. Sizi yazarlığa hazırlayan süreci merak ediyorum. Yazarlığa nasıl başladınız? Bir hikâyesi var mı? Yazarlık hayali olan birisi miydiniz?

Yazar olmadan önce çok kitap okuyan biriyim. Annem sayesinde küçük yaşlardan beri kitap okumayı çok seviyorum. Böyle bir alışkanlığı erken yaşlarda edinmiş olmaktan dolayı çok mutluyum. Evde büyük bir kütüphanemiz var. Kitapların içinde olmaktan büyük bir mutluluk ve huzur duyuyorum. İlkokulda kısa kısa şiirler, hikâyeler yazardım ve öğretmenlerimin teşvikiyle yarışmalara katılırdım. İlk romanım “Gölgedeki Işıklar”ı yazdığımda 13 yaşındaydım ama “Yazar olayım!”, “Kitap yazayım!” gibi bir düşünceyle başlamamıştım. Yazdıkça uzadı ve bir roman oldu. Yazmayı seviyordum ama bu alanda bir kariyer inşa etme hedefim yoktu. İlk romanım yayınlandığında okurlar devamını heyecanla beklediler, derken lisede dört kitaplık bir seri oldu. Yani her şey kendiliğinden gelişti diyebilirim.

Yola baş koyduğunuzda çevrenizdekilerin tepkisi ne oldu? Bu konuda çevrenizden ihtiyacınız olan desteği gördünüz mü?

İlk kitabımı 14 yaşındayken yayınlamaya karar vermem ailemin teşvikiyle oldu. O zaman şimdiki gibi genç yazarlar desteklenmiyordu, en genç yazar yirmili yaşlarındaydı. Bu anlamda bir yazar olarak değil yaşıtlarımı motive etmek, onlara neler başarabileceklerini göstermek, cesaret vermek için bu yola çıktım. Okurlarımın sevgisiyle kitaplarımın devamı geldi. Bu anlamda hem ailemden, hem okurlarımdan çok destek gördüm.

Bir de Amerikan yazarlar konferansına katılan ilk Türk yazarsınız? Bu süreçten de bahsedebilir miyiz? Böyle bir ilke imza atmak size neler hissettirdi?

Evet, 2016 yılında “Yale Üniversitesi Yazarlar Konferansı”na ilk romanım “Gölgedeki Işıklar”ın İngilizcesi ile katıldım. Kesinlikle harika bir deneyimdi. Beni çok etkileyen yazarlarla bizzat tanıştım ve kitabımı okuyup bana yorumda bulundular. Bu çok kıymetli bir deneyimdi. Zaten bu sene “Gölgedeki Işıklar” serim İngilizce olarak Amazon Amerika’da hem e-book hem de baskı hâliyle çıktı. Bu da tamamen katıldığım bu konferans sayesinde oldu. Beni pek çok konuda yüreklendirdiler.

Kitaplarınızda yoğun bir şekilde sanat ve tarih karşımıza çıkıyor. Sanat ve tarih hayatınızda ne kadar yer kaplıyor?

Çocukluğumdan beri sanat dallarıyla hep ilgilenirdim. Güzel sanatlar okumak için uzun yıllar resim eğitimi aldım. Daha sonra sanat tarihi okumaya karar verdim. Çünkü “Gölgedeki Işıklar” serisini yazarken bile çok antik kent gezdim, araştırma yaptım. Bu araştırmalarımın içinde tarih, mitoloji her şey vardı. Neden üniversitede bu alanda eğitim almayayım dedim. Sanat ve tarih her zaman ilgimi çekiyordu. Çok severek okudum bu bölümleri ve derslerde edindiğim bilgiler ve stajlarımda gördüklerim bana çok ilham verdi, vermeye de devam ediyor. Zaten bir okur olarak da tarihî macera kitapları okumayı hep seviyordum.

Romanlarınızı besleyen kanallar nelerdir? Sizi yazarken en üretken yapan duygu nedir?

En çok gezdiğim, atmosferini soluduğum ve o an çok etkilendiğim tarihi yapılardan, antik kentlerden ilham alıyorum. O an hissettiklerimi okurlarıma da hissettirmek istiyorum. Bana çok gizemli ve mistik geliyor. Aynı zamanda da çok heyecan verici gördüğümüz bir yapının yüzlerce, binlerce yıldır orada olması. En zor kısmı tabii makalelerle, araştırmalarla destekleyip kitapların matematiğini, yani yap-boz kısmını oluşturmak. Ama son sayfayı yazana kadar, beni o kitabı yazmaya teşvik eden kıvılcım, benimle kalıyor.

Romanlarınıza bakınca kendinize has bir dil ve kurgu yapısı oluşturduğunuzu görüyoruz. Ayrıca okurlarınız ile yazım diliniz sayesinde geliştirdiğiniz iletişim de çok kuvvetli. Kurduğunuz bu kuvvetli dili ve iletişimi sağlayan etken nedir? Sizce yazar ile okuyucu arasında yazım dili ile sağlanan iletişim nasıl olmalıdır?

Bence okurlarımızda kurduğumuz bağ çok kıymetli. Ne onlar beni ne de ben onları tanıyorum aslında. Ama yaşadığımız bir macera aracılığıyla bir bağ oluşturmuş oluyoruz. Ben kafamın içinde yaşadığım, kurguladığım bir maceraya onları davet ediyorum ve onlarda keyifle katılıyorlar. Bu anlamda bu bağı koruyarak ve karşılıklı saygı duyarak bir iletişim kurulması gerektiğine inanıyorum. Çünkü birbirimizin dünyasına girmiş oluyoruz.

Genç bir yazar olarak, yazarlıkta emek ve yetenek noktaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bence emek çok büyük yer kaplıyor. Yazı egzersizleri, yılmadan yazmak, çok okumak, çok gözlem yapmak, çok not almak, bunlar hem çok emek hem de çok zaman gerektiren şeyler. Sadece yetenek kesinlikle yeterli değil. Yeteneği, pratik yapmak besliyor. Çok okumazsanız ne bakış açınız ne söz dağarcığınız genişler. Çok gözlemlemezseniz, insanların nasıl hareket ettiklerini, konuştuklarını, bir yaprağın kımıldayışındaki evreleri fark edemezsiniz. Dolayısıyla bunların hepsi birer bütün. Her aşamada çok emek vermek gerekiyor.

Türk veya yabancı yazarlar içerisinde sizi yazar olmaya teşvik eden yazar/yazarlar var mı?

Bizzat okuduktan sonra yazar olacağım, dediğim bir yazar yok. Fakat okumaktan çok keyif aldığım, dönüp dönüp okuduğum seriler, kitaplar var. Mesela, Isabel Allende, Orhan Pamuk ve Ahmet Hamdi Tanpınar okumayı çok severim. “Narnia Günlükleri” ve “Ulyesses Moore” beni en çok etkileyen kitap serileridir diyebilirim, çocuk kitabı olmasına rağmen hâlâ açıp okurum. 

Yazarlık kimliğinizin yanında nasıl bir okursunuz? Yazmak ve okumak arasındaki münasebet size göre nedir?

Bence okumayı sevmeyen biri yazar olamaz. Film izlemeyi sevmeden yönetmen olmak gibi bir şey bu. Ben çok okurum ama çok sadık ve sabırlı bir okur değilim. Mesela, bir kitaptan sıkıldıysam sonuna kadar devam etmem. Ya da bir yazar yeni kitaplarında kendini tekrar etmeye başlamışsa artık onu takip etmem. Aynı durumu ben de yaşamayayım diye her bir kitabıma da çok titizleniyorum. Çünkü bu kadar acımasız bir okur olmak kendime karşı da acımasız olmama sebebiyet verebiliyor bazen.

“Rana’nın Hikâye Sandığı” ismiyle tarihi yerleri gezdiğiniz, hikâyeler anlattığınız harika bir youtube serisine başladınız. Bu proje ne zaman başladı ve bu süreç nasıl gelişim gösterdi?

Üniversitedeyken bir öğrenci kulübümüz vardı ve burada geziler yapar, gittiğimiz yerleri rehber olarak biz anlatırdık. O anlamda zaten tecrübem vardı. Aynı zamanda hep bir sanat tarihi programım olsun istiyordum ama burada sadece bilgiler vermek değil, gezdiğimiz yerlerle bütünleşmiş rivayetler, hikâyeler aktarmak istiyordum. Bir de yıllardır konuşmacı olarak gittiğim okul etkinliklerinde, seminerlerde hep kitaplarımda bahsettiğim yerleri benimle gezmek isteyen okurlarımı dinledim. Aslında çıkış noktam da onların bu istekleri oldu diyebilirim. Özellikle bu pandemi sürecinde hem gezmeyi sevdiğim hem de ara ara gördüğümüz, kitaplarımın geçtiği yerleri izleyenlerin evlerine taşımak daha anlamlı bir hâle geldi ve ortaya bu proje çıktı. Bu zamana kadar üzerine emek verdiğim her şeyin; kitaplarım, eğitimim, okuduklarım, sanat tarihi, kültürel geziler, vs. tek bir yerde bir araya gelmesi diyebilirim.

Okurlarınızın Youtube çalışmalarınıza ilgileri nasıl? Geri dönüşlerden memnun musunuz?

Açıkçası kısa sürede bu kadar ilgiliyle karşılanacağını tahmin etmiyordum. Fakat çok emek verilerek çekiliyor. İçerikler, çekim ekibi, kurgusu, görselleri vs. gerçekten her bölüm belgesel tadında çekiliyor ve yayına hazırlanıyor. İzleyenlerin 15 dakikada izlediği bir videoda en az 3-4 günlük çekim, kurgu emekleri, haftalar öncesinde içerik hazırlığı var. Ben izleyicilerin ve okurlarımın bu emekleri gördüğünü düşünüyorum, bu anlamda ekibim adına da kendim adına da çok teşekkür ediyorum.

Youtube serisi projenizin temel dinamiği neydi? Bu proje ile takipçilerinize ne tür kazanımlar vaat ediyorsunuz?

Ben izleyicilerimizi gizemlerle, efsanelerle dolu tarihî bir yolculuğa çıkarmayı amaçladım. Aynı kitaplarımda yaptığım gibi. Hem hikâyeleri keşfedelim hem de tarihi öğrenelim, doğrusunu bilelim istedim. Aynı zamanda gittiğimiz mekânların, gezdiğimiz yerlerinde atmosferini, dokusunu taşıyayım, hissettireyim, bir de benim gözümle görsünler istedim. Bu anlamda her Cumartesi 19.00 da yayınlanan yeni bölümlerimle hem öğrenerek hem eğlenerek benimle beraber keyifle gezeceklerine inanıyorum. 

Rana Demiriz’in Youtube kanalı için: https://www.youtube.com/channel/UCk1EX2RFTEmCajzUBGJ6vow

Söyleşi: Deniz Demirdağ

Yayın Tarihi: 26 Mayıs 2021 Çarşamba 19:00
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ahmet Yapıcı
Ahmet Yapıcı - 4 ay Önce

Yazarın Ayasofya'da Bir Gece kitabını okudum. Kitap her ne kadar ismiyle heyecan uyandırsa da içeriği açısından bir hayal kırıklığı oluşturdu maalesef. Başlıktaki Ayasofya Diyarbakır, Van ve İtalya'daki kiliselerde sadece biri. Bunlar arasında gezen bir şifreyi çözme peşinde kahramanları. Bu nedenle "Cami Ayasofya" bu kitapta yok. Kilise ve gizemleri açısından kitaba bir şey diyemem. Ama kapaktaki Ayasofya ismi okuyucuların (benim gibi) kolayca yanılabilmesi ihtimalini içinde barındırıyor. Kitapta Cami Ayasofya'ya neredeyse hiç değinilmemesi ayrı bir eleştiri konusu. Kendi içinde sürükleyici bir kitap ama isme aldanmamak lazım.

banner26