banner17

Rafine devrimin karşıtı Jön Türkler

Dilaver Demirağ ile bir söyleşi gerçekleştirdik. "Yitik hikmetin izini sürme çabasında su gibi akmaya devam edeceğim." diyen Demirağ..

Rafine devrimin karşıtı Jön Türkler
11758

(+)   Jön Türk İhtilali ve Kanun-i Esasi Hatıra Kartpostalı, 1908

Bismillah... Türk solu jakoben, Kemalist muhafazakarlıktan kurtulabilir mi? Yani rafine bir devrimciliğe evrilmesi mümkün mü?

Sanırım sorunun kaynağı Türk modernleşmesinin Jön Türkler nedeni ile Comte’a adeta tapması. Düşünün ki o dönemde Nietzsche ve Marks fırtınası esiyor, ama bizim Jön Türklerin ilgisini bile çekmiyor bu ikisinin de. Sorun devlet, nasıl yaparız da devleti kurtarırız mantığı. Hal böyle olunca da iktidardan başka bir şey gözünüze çarpmaz. Pozitivizmde sonuçta bir egemenlik anlayışı. Aşkın otorite yerine seküler otorite ön planda. Yine o dönemin aydınları batının “ilim ve fenninden” büyülenmiş haldeler. Renan’ın “İslam terakkiye manidir” fikrine adeta iman etmişler. Hal böyle olunca pozitivizm aydınların dini oldu. Sonuç olarak sol bir aydın hareketi oldu. Ne ıştrakıyundan, ne de Osmanlı Amele Cemiyetinden geldiler. Tabi Mustafa Suphi’lerin ölümü de önemli bir kayıp. Çünkü onlar doğulu bir sol anlayış taşıdıklarından din karşısında sonradan ortaya çıkan kültürel ajan komünistler gibi olmadılar. Hâsılı bütün kayıplar ve ana aydın damar, geleneğin sürekliliğinin kesintiye uğraması gibi unsurlar ile türkiyede gerçek bir burjuvazinin ortaya çıkamayışı solu Alev Alatlı’nın sevdiğim deyimi ile haymatlos ya da kültürel olarak vatansız kaldı. Bu işin bir boyutu. Lakin sorunun bir de şu boyutu var. Varsayalım ki sol din karşısında şu an olduğu konumda olmasın. Peki, hangi dinle ya da dinsel anlayışla buluşabilirdi. Belki Mevlevilik, belki Bektaşilik. Çünkü fıkıh eksenli resmi din anlayışı solun haklı olarak sırt çevireceği bir şey. O Şeriati’nin deyimiyle sahih dinin karşısında icat edilmiş bir din olarak yerini aldı. Eğer Bedrettin geleneği ezilmesiydi belki sol o geleneğin üzerinde yükselirdi.

11759Ama iktidar bir yandan solu hep ezerken, gelenek her yerde kesintiye uğramışken, ciddi bir aydın kaybı yaşanırken sol doğal ki gelenekle buluşarak bu topraklardaki bir başka muhalif gelenekle kaynaşarak sol olamazdı. Hâsılı sol kendini pek de her yönden hayırhah diyeceğimiz bir ortamda bulmadı. Dönem batının yükselme devriydi, dönem dış rüzgârların evimize dolduğu bir dönemdi. Marks’ın çok sevdiğim sözü ile insanlık önüne çözemeyeceği şeyleri koymaz. Sol da elinde hangi malzeme varsa kendi temelsiz evini o malzeme ile kurdu. Hal böyle olunca de kendisi de modernist bir ideoloji olduğundan ve pozitivizmin rahle-i tedrisinden geçtiğinden Kemalizm’le buluştu.

Kapital finansmana bağımlı bir sol

Şimdi bu uzun uykudan uyanma çabasındalar ama bu kez de tıpkı İslam gibi liberalizm tarafından ayartılma tehlikesi mevcut, sınıfsal sorunlar yani adalet meselesi kimlik meselesinden geriye düştü. Post modern sol modern sola oranla daha demokrat olsa da sol olma niteliklerinden ciddi bir kayba sahip. Hâlihazırda kurulma çalışması yapılan sol partiyi biri armatör, diğeri ilaç sektöründe yıllar öncesinden büyük bir Pazar payı yakalamış büyük bir tekel olan Eczacıbaşı finanse ediyor. Yani iki büyük kapitalist sol bir partiye kesenin ağzını açıyor. Bu tam anlamı ile solun ölümü demektir. Dahası Eczacıbaşı oligarşinin sermeye ayağıdır ve siz onlardan destek almayı sol bir parti olarak sorun yapmıyorsanız sol olarak yeriniz bitmiştir. Türkiye de sol statükonun yedeği olma sürecinde yeni yükselen gücün bir temsilcisi olarak rolünü sürdürüyor. Eczacıbaşı tarafından finanse edilen bir sol parti günlük ekmeğini bile teminde zorluk çeken yoksulla nasıl bağ kuracak.

11760Bugün ülkemizde de dünyada da gerçek manada tek sol hareket Anarşistler ve yeşil solcular. Gerçek anlamda sol bir tavır alış onlarda mevcut. Ama Yalçın Küçük’ün dediği gibi aydın tercüme odasında doğduğundan ve ülkemizde anarşizm de bir tercüme hareketi olmanın ötesine geçme noktasında olamadığından (ama bu yönde çabalar yok değil) solun genelini etkileyemiyor ve farklı türden arızalarla var oluyor ki bunların en başında elitizm ve marjinallik geliyor. Şu anda aslında nur topu gibi bir yerli sol doğum sancıları yaşıyor. İslami sol ve İslami Anarşizm tartışmaları bana göre doğru mecrada akıyor. İslami harekette kendi içinde doğru bir hesaplaşmayı yaşamakta, liberallik, muhafazakârlık gibi düzen içi evcil bir hareketler karşısında yabansı yönünü gösteriyor. Bu yaygınlaştığında siz gençler bu tartışmalar ile İslam’daki adalet eksenini ve özgürlükçü yanları ortaya çıkardığınızda solun bu ülkedeki seksen yıldan fazla olan serüveni doğru yere evrilecek. Su yatağını bulmuş olacak.

Bu arada solun yüz akı Birikim’deki sol ilahiyat tartışmaları bence en çok İslami vicdan sahibi gençleri ilgilendiriyor kanımca. Sizler de o tartışmaya katılmalısınız. Refah Partisi bu ülkede ilk çıktığında sol bir duruşu temsil ediyordu. Ama Erbakan nedeni ile o potansiyel heba oldu. Ama bugün bile yoksullarla bağ kuracak olan İslami soldur. Bu ülkenin katıksız yerli solu onlar olacaktır. Bu nedenle İhsan Eliaçık’ı, ondan önce Mehmet Bekaroğlu’nu yürekten destekliyorum. Onlara gösterilen tepkiler ise sınıfsal bir tepki. Bu anlamda doğru yerdeler. İslami burjuvazi rahatsız oldu.

Modern ideolojiler Türkiye’ye çevirilerle geldi. Türk solunu da bundan bağımsız düşünemeyiz. Sol’un dinden anladığı niçin Paganizm ve Hristiyanlık’tan öteye geçmiyor? İslam’a yaklaşımı niçin hep oryantalist bakış açısı ile oluyor?

11761Bu ilk soruda da bahsettiğim gibi aydın hareketi olmaktan kaynaklanıyor. Solun yanlış materyalizm anlayışından ve Nietzscheci anti –teistik hınç duygusundan kaynaklanıyor (bu özellikle anarşistlerin bir bölümünde yaygın). Ama sorunun kaynağı aslında aydınlanmacı sosyalizmde. Aydınlanmacı sosyalizm bana göre solun karşı devrimdir, Bavyera aydınlanması ile sol düşünceyi mecrasından saptırıp sekülerleştiren masonluk aslında has burjuvazidir. Kilise ile olan iktidar eksenli hesaplaşmasına heretikleri malzeme yapmıştır. Bu yüzden sol din konusunda pagan olanı, kiliseyi eleştirirken doğrudur ama pagan kültlerden gelenler de sola sızmıştır.

Solun baş tacı ettiği heretizmin İbrahimi dinler karşısında statükocu konumu ayrı bir tartışma konusudur. Hâsılı sol batıdan geldi bize ve doğal olarak aydın hareketi olarak içselleştirilmiş oryantalizmi de beraberinde taşıdı. Dediğim gibi bu sorunun asli cevabı solun batıdaki tarihinden başlayacak olan bir tartışmayla bağlantılı. Heterodoksinin avantajları ile dezavantajları tartışmasını beraberinde taşır. Ama solun İslam’ı ciddi biçimde didik didik etmişliği olmadığı gibi özellikle Bakunin’in kurumlaşmış din konusundaki yaklaşımlarını anlamak için uygarlık tarihini okumak gerekir. Bunu bizde en iyi yapabilecek olan ilkelci anarşistler ama onlar da henüz Amerika’dan buraya gelemediler. Allahın izni ile beyaz aydınlanma yeşil isyan ile bir başka sol mümkün çalışmalarında bu meseleleri derinliğine ele alacağım.

Bunun temelinde jön Türklerle başlayan meraksızlık olduğu kanısındayım dahası Renancı kalıt. Yani solun gözünde din hep feodal kalıntı olarak kaldı, gericilik ötesi bir yere (istisnalar hariç) oturmadı. İlerlemeye maniydi. Belki Kıvılcımlı’yı ayrı bir yere koymak gerekir, tüm faşist arızalarına rağmen Topçu’ya bakmak gerekir özellikle de İsyan Ahlakı’nı da ele almak gerekir ama bunları şu anda yapacak bir tek Birikim var, bir ölçüde de teori ve politika bu iki yayın benim gözümde solun yüz akıdır. Hâsılı entelektüel meraksızlık, ortalama militanın hazır kalıp ideolojilerin ötesinde bir bilgiye sahip olmaması (70’lerdeki sosyalistler özellikle mahirler ve denizler ne kadar derin bir entelektüel birikime sahiptiler ki .) solun tarihinde başka bir sapmayı İbrahim Kaypakkaya temsil eder. Onun köylü sosyalizmi tam da bu coğrafyaya özgü bir sol kavrayışın imkânlarını koyardı. Ama bunları oturup da tartışan sol dergiler ve sol örgütler yok ki.

Anarşistler içerisinde bazı kesimlerin sezgisel bilgiye inandıkları için tasavvufa ilgi duydukları söylenir. Genel olarak anarşistlerin İslam’a ve İslami bilgiye yaklaşımları nasıldır?

Bu soru yerli malı olan ile Batılı olarak iki konumlu tartışılabilir. Batılı anarşistler İslam konusunda tartışma içindeler, bir kısım anarşist tam derinliği ile değilse (batıda henüz İbrahimî geleneğin hakkını veren bir solcuyu okumadım, bukçin, bir ölçüde… Bazı olguları ele alır ama katı rasyonalizmleri bazı şeyleri derinleştirmeye elvermedi) de eğer Benjamin yaşasaydı sanırım solun tarihinde gerçek bir devrimi gerçekleştirmiş olurdu. (Açıkçası suyun kültürel tarihi etrafında yaptığım yolculuk ve Burak Eldemin Fraternis kitabı, Levinas ve İslami Akıl üzerine Cabirî’nin yapıtları bana çok şey kazandırdı. Bu okumalardan çıkardığım sonuçları sözün ettiğim çalışmalarda ortaya koyacağım) Neyse diyeceğim bir kısım batılı anarşist İslam’daki tahakküm karşıtı damarı fark etmiş durumda ve İslam ile Anarşizmin anlaşmakta hiç de güçlük çekmeyeceğini söylüyor.

Hâkim Bey’de temsil olunan oryantalist damar ise İsmailî Bâtınilik damarı üzerinden bir anarşist irfan üretme peşinde ama ben Hâkim Bey’i hiç sevmiyorum fazlası ile oryantalist ve mistisisit bir uyuşukluk hali içinde. Anarşist New Age’nin Mistik İslamla harmanlanmış biçimi ki Amerikan Anarşizminin arızalarını ortaya koymak bakımından iyi bir örnek. Hâsılı bugün batıda İslami Anarşizm diye bir olgu var ve bunlar Anarşistler içinde tartışmalara neden oluyorlar. Bu tartışma hayli verimli bizde de bir ara benle başlayan bir tartışma süreci yaşandı ve o zaman fark ettim ki bizdeki anarşistler hala solcular, İslam dendiğinde akıllarına gelen tek şey Turan Dursun. Oysaki bütün genellemeler insansızdır diyen de Anarşizmdir.

İktidar nedir? Ulus-devletin artık miadını doldurduğu şu günlerde ‘iktidar’ nosyonu nasıl bir biçim ve içerik değişikliği sergiliyor?

İktidar dendiğinde iki şey akla gelir: güç yoğunlaşması olarak devlet ve yaptırabilme gücü. Bunun karşısına anarşistlerin Spinoza’dan türettikleri içsel güç olarak bir başka iktidar türü vardır ki buna da kudret diyebiliriz. Kudret Nietzscheci anlamda bir oluştur, oluşun içsel gücünü temsil eder ki bu felsefesinde Platona hatta Aristo’ya kadar uzanan hareket ettirici olgusuna kadar gider. Kısaca buna da yapabilme erki diyebiliriz. Anarşizmin eleştirdiği iktidar emretme kapasitesi olarak yaptırabilme gücüdür.

İkinci soruya gelince devlet ekonomik iktidarını kaybederken saf tahakküme dönüşüyor ve giderek daha totaliter bir biçim alıyor. Aslında totaliterliğin metafizik arkaplanını almak hoş olurdu. Neyse bunlarla ayartılmayalım; mesela ordular polisleşiyor, polisler ordulaşıyor ve insanlık tarihi boyunca olmadığı kadar uysallaştırılıyor. Artık tahakkümün hedefi beden değil doğrudan zihin. Sizi engellemiyor tersine ayartıyor, baştan çıkartıyor ve size yapma değil, yap diyen bir iktidar var.  O yüzden bu tahakküm çok daha sinsi ve bir o kadar da nüfuz edici. Belki bu yüzden yunan ayaklanması bu yüzyılın ilk isyan ateşiydi ama korkarım ki bir 20- 25 yıl sonra onlar da kalmayacak ve herkes evcilleşecek. Çünkü üzerinde çalıştıkları beyin eksenli silahlar hepimize lobotomi yapacak yani beyinlerimiz süngerleşecek. Çok az sayıda isyancı belki yeni bir ateş yakacak (burada Deccal ve Mehdi meselesini devrimci bir okumaya tabi tutmak ne hoş olurdu) ama kesin olan şey şu; geçtiğimiz yüzyıl isyanlar çağıydı bu çağın direnişi ise (Baudrillard ustama selam olsunJ) terör olacak ve kitleler kim vurduya gidecek çünkü kitle zaten bir hesap unsuru değil bir sayısal yığın. Kitlenin yüzü yok, kitlenin vicdanı ve insanlığı yok. Kitle bir totaliter nesne o kadar. Belki önümüzdeki yüzyılın devrimleri bir matriks olacak. Çünkü hızla oraya gidiyoruz. O yüzden bu çağ ütopyanın değil distopyanın çağı. Tabi bir Müslüman olarak şunu diyebiliriz onların bir hesabı varsa Allahın da bir hesabı var. O yüzden Müslümanlar, değerli yazar, Müslümanların yüz akı bilge Abdurrahman Aslan’ın dediği gibi 21 yüzyılda İnsanlığın vicdanı olmakla, totaliter hesapların nesnesi olmak arasında tercih yapma mecburiyetinde.

İktidar tartışmaları genellikle otorite kavramı olmaksızın yapılmaz. Ama siz bir Müslüman olarak bu iki kavramı ayırıyorsunuz. Peki, nedir otorite ile iktidar arasındaki fark, ilişki ve çelişki?

11762
(+)

Sadece bir Müslüman olarak değil İtalyan Anarşist Amedeo Bertolo’nun ve 20 yy’ın en önemli siyaset filozofu Hannah Arendt’in de izinden giderek Otoriteyi olumlamak mümkündür. Otorite itaat ister ama sizi buna zorlamaz, dahası sizi buna ikna etmek de istemez zorladığı ya da iknaya giriştiği anda otorite buharlaşır. Otorite gücünü meşruluğundan alır ve esas olarak size yön tayin eder. Şeyhin Otoritesi İmamın Otoritesi bu türden bir otoritedir. Hatta Papa’nın bile. Manevi Otorite hükmetmez, Manevi otorite kılavuzdur, size doğruları yanlışları ayırd etme olanağı verir, devletin çağımızda giderek daha güçlü olması, totaliter bir mahiyet kazanması tam da bu nedenle olmuştur. Otoritesiz kalan insanlar kılavuzsuz kaldılar ve küresel şer güçlerinin avı oldular, beyinleri süngersileşti. İktidar ise gücünü esas olarak zordan alır, İktidar salt zorla yönetemeyeceği için otoriteye gerek duyar ve onu yedeğine alır. Bunu en iyi antik çağda devletin oluşumunda görmek mümkün. Kral ile rahip birlikte yönettiler. Rahip krala boyun eğmeye teşvik etti. Ve kral üzerinde manevi semboller taşıyarak otoritesini meşrulaştırdı.

Anarşistlerin otorite karşıtlığının temelinde bu illüzyon yatar. Ama dedim ya Anarşizmin talihsizliği Hz.İbrahimin yaptığı devrimi anlamamaları. Bunun da nedeni masonik müdahale. Otorite bu nedenle suistimale açıktır. Tam da bu nedenle İslam rasyonel otorite anlayışı ile ve otoriteyi seçimle getirerek ve yetki alanını idari konularla sınırlandırarak bu konuda en doğru dengeyi kurdu ve otoritenin iktidarlaşmasını engelledi. Tâ ki Emevilere kadar. İslam’ın devletleşerek bir iktidar dinine dönüşmesi tam da bu karşı devrimle oldu. Bugün totaliterliğe karşı yegâne silahımız otoriteyi yeniden tesis etmek hem de tam da İslam’ın ki gibi rasyonel ve denetime açık bir otorite olarak. Çünkü bu gün insanlığın yöne, kılavuza gereksinmesi var ve bu boşluk reklamcılık, medya endüstrisi ile dolduruluyor. Bu iki alanın başarısı tam da otoritenin kaybında yatar. Demokrasi otoriteyle tutuştuğu kavgada kendi temelini oydu ve bunun farkında değil. Gerçek bir demokrasi için otoriteye şiddetle ihtiyacımız var.

‘Küreselleşme’ adını verdikleri illüzyonla tüm insanlığı standardize etmeğe çalışan kapitalist batıya karşı, paradigma dışı bir muhalefetin ancak ve ancak İslam’dan olacağı aşikar. Modern-post modern paradigmaya karşı müslümanlarla, namuslu solcuların ve anarşistlerin beraber hareket edebileceğini/etmesi gerektiğini düşünüyorsunuz. Bu birliktelikte İslam’ın konumu ne olacaktır? Medine vesikası tartışmalarındaki gibi diğer dünya görüşleriyle eşit mi olacaktır?

Eşitlik değil anaçlık. Emzirme ya da. İslam ise bu ikisinde ki vicdanı, eleştirel gücü bünyesine geçirecek. Bir tür en iyiler takası bence. Bu ikisinin İslam’daki manevi ruha gereksinmesi var, diğer yandan İslam’ınsa bu iki öğretideki eleştirel potansiyeli kendi bünyesine alması, analitikliği kazanması gerek. İslam’ın anarşist okuması olarak İslami Anarşizm İslam’daki muhafazakârlığın, sağcılaşmanın panzehiri olacaktır. İslami Sol ise İslam’ın içindeki Ebu Zerr damarını harekete geçirmelidir. Kendi adıma bu işin en iyi bu ülkede olacağını düşünüyorum.

11763İslami sol adına Hasan Hanefi’ye baktığımızda ben bunun bildik solun İslam’ın içine zerkedilmesi olduğunu görüyorum. Bu mümkün değil çünkü bu ikisinin elementi uymaz. Sol artık gnostik köklerinden kopmuş tamamen sekülerleşmiş sol adına spinozacı içkinliği İslam’a taşımak Vahdet-i Mevcudu Vahdet-i Vücuda dayatmak olur. İlla aşkınlık içkinlik dengesi kurulacaksa çok uzağa gitmeye gerek yok İbn Arabi’de bu fazlası ile var. Ama ben sol bir İslam yorumunun Mısır Hermetizmi ile Yunan Platonculuğunun ürünü olan Yeni Platoncu Vahdeti Vücud’dan değil zahiri olandan türetileceği kanısındayım..Lakin İslam Dünyasındaki entelektüeller felsefi bir aktivite içinde olup (bildiğim yegane İstisna Ali Şeriatidir ki benim İslami Anarşizmim büyük oranda bu üstada dayanıyor)  İslami bir sosyal teori geliştirip bunu siyasal alana uyarlamak yerine Hanefi örneğinde olduğu gibi kopya çekiyorlar o zaman da bu İslam ne kadar İslam oluyor diye ulema haklı itirazda bulunuyor. İslam dünyasında Ulemayı bütünü ile yok sayarak bir şey üretemeyiz. Elbette ulemadaki sorunları göz ardı etmeden, onlardaki kimi sağcılaşmış arızaları gidermek kaydı ile.

Hâsılı Zehirli Sarmaşık adını verdiğim şey teorik olmaktan çok bir ittifaklar dizisi deccallaşmış medeniyete karşı adalet koalisyonu. Bir vicdan hareketi. Burada Negri’nin çokluk dediği şey buraya uyarlanabilir. Hiç kimse kendini tamamı ile değiştirmeden birlikteyken yolda birbirlerini tanıyarak birbirlerinden etkileşecek. Bunun sonucu ortaya ne çıkar bunu şimdiden öngörmek mümkün değil ama ben çok hayırlı şeyler ortaya çıkacağı kanısındayım.

 André Gide "Öğrettikleri her şeyi unutmaya çalışıyorum.” demişti. Anarşizmi de, şahsen,  modern paradigmanın öğrettiği ve kutsadığı her şeyi unutmak olarak görüyorum. Ama ne yazık ki anarşistler de Andre Gide gibi sonunda ‘erkek’ ve ‘kadın’ın ne olduğunu unuttutlar. Ailenin, aşkın ve tanrının ne olduğunu da… Bunları kim, nasıl hatırlatacak?

11764
(+)

Bu düşünceye tamamı ile katılmıyorum. Belki Gnosis olarak Anarşi hikmeti unuttu ama şimdilerde yeniden hatırlamaya çalışıyor. Bence Anarşizmi iki boyutu ile ele almak gerekir ki Anarşide insanları hem cezbeden hem yanıltan nokta da bu bence. Anarşi La İlahe İllaha benzer (teşbihte hata olmaz umarım) ilk nokta mutlak reddir, La aşaması. Bu noktada anarşi uygarlıkla birlikte oluşan  (dinde dahil) tüm kurumları red süpürgesiyle süpürür. Bu nokta, bu aşama kapsamlı bir temizliktir. Bu bir unutuştur. Bildiklerimizi, kanıksadıklarımızı unutmamız gerekir.

Buna Tao’daki, Zen’deki hatta Tasavvuftaki boşaltma süreci gözüyle de bakabiliriz “ dolmak için boşal, parçalan ki yenilen” sözünde olduğu gibi Anarşi düzene geçmek için kaosu, yıkımı yardıma çağırır. Aslında peygamberi tutum da budur ( bununla Anarşinin peygamberî olduğunu söylemiyorum). Bir şeyleri reddetmek, yıkmak gerekir.

Peygamberin Hz. İbrahim gibi putları yıkması mutlak bir devrimdir-ki İslam’a bir devrim fırtınası gibi de bakabiliriz, şirke, köhnemiş düzene ait ne varsa yıkmak gerekir nitekim yıkmıştır da. Bence Anarşizmin din karşıtı tutumu da bu zeminde anlam kazanır. Şeriati’nın deyimi ile hem dine karşı din haline dönüşen tüm dinleri, hem de deccali, şirk düzeninin dinlerini topyekun yıkarak işe başlamak lazım. Bu nokta bir unutuştur. Hafıza boşalmalıdır ki yerine gelecek olan oraya yerleşsin.

Ama Anarşizmin bir de kurucu damarı vardır ki orada da kolektif hafızada üzeri örtülmüş olanlar hatırlanır. Bir yerde tozu, toprağı süpürüp ortaya çıkanı çıkarmaktır da bu süreç. Nedir bu unutulmuş olan, Anaerkil komünal düzen, uygarlık ortaya çıkmadan önceki aşama. Eşitliğin, doğa ile uyum içinde olduğumuz, ahengin dönemi (bu süreci ilkelciler gibi romantize edip salt güzellemeler ile birlikte düşünmüyorum, ilk toplumlardan devşirilmesi gereken anacıl eşitliktir bana göre, ikincisi de tabiatla olabildiği ölçüde uyum içinde olmak (insanın doğası gereği doğa ile tam bir uyum gösterdiği söylenemez) Anarşizm bunlara dayanır, bunlar üzerinden inşa eder kendini. İlk toplumlardaki komünal paylaşmayı, armağanlaşmayı, yabancılaşmayı aşma çabası. Bunu yapmak için mevcut olanın yıkımı gerekti o yüzden Anarşi redle, isyanla işe başladı. Ama nasıl La İlahe’den sonra İllallah geliyor ise, Anarşide de reddin, isyanın ardından , yıkımın peşi sıra inşaa başlar. Yıkıma yaklaştıkça yüreğim Yaratıma dikilir gözlerim” şarkısında olduğu gibi ya da Bakunin’in ünlü sözündeki gibi “yıkmak yapmaktır”

Anarşi her şeye karşı

Gelelim ikinciye Anarşi aileye de karşı çıkar, ama bence burjuva çekirdek aile ile ataerkil aile yapılanmasına yani yine Tahakküm denilen şeyin unsurlarına. Bu noktada sormak gerek aşktan ne anlarız, Anarşi özgür aşk deyince ne kasteder, cinsel devrim neyin devrimidir. Anarşi uygarlık tarafından baskılanan arzuya iadeyi itibarda bulunarak insan doğasını yeniden doğaya dikişlenmesini teğellenmesini, onla irtibatlanmasını ister. Aileyi yıkarak, ataerkilliği yıkarak anaçlığı, şefkati, agapik aşkla erotik aşkın bütünleşmesidir. Yani aşk hem aşkındır, hem içkin, hem cinselliktir, hem şefkattir.Okşayan el hem erosu yardıma çağırı hem agapeyi. Bu noktada kadın arzunun nesnesi değildir, kadın evrensel dişi arketipinin yan da Allahın dişide tezahür etmesinin-ki kadınların tepeden tırnağa tesettürünün ardında bu olduğunu düşünüyorum-kadının kutsalı yansıtan ayna olmasının bir sonucu olarak erkeğin kölesi olmaz olmamalıdır. Uygarlık kadını nesneleştirir, aşkı pazarlık konusu yapar, aileyi salt çocuk üretim fabrikası olarak görür “Oysa mallarınız ve evlatlarınız sizin imtihanınızdır” çocuklarımız da bizim değildir. Anarşi doğadan uzaklaştığımız ne varsa onun reddidir. Anarşist cinsel devrim zampara kapitalizmin kadını vajinaya dönüştürmesinin reddidir ve kadına iade-i itibarda bulunurken, doğayı ve insan doğasını özgürleştirmek ister.

Elbette burada Feminizm doğru noktadan yanlış sonuçlara varmıştır denebilir. Kadın ve erkek arasındaki mizanın kurduğu dengeyi bu kez tersine bükme çabasıdır feminizm, kadını özgür kılayım derken kadını kapitalizmin kollarına atar. Oysaki kadın asalettir, bu anlamda Kur’an kadına asaletini verirken eşitliği değil dengeyi anımsatır, tamamlayıcılığı hatırlatır. Birbirimizi geceyle gündüz gibi örtmekten söz eder. Anarşi yanlış kavramlarla (sekülerliğin, modernitenin tasallutu sonucu) derdini ifade etse de uygarlık öncesi dengeyi yeniden bulma çabasıdır. O yüzden İslam’a gereksinmesi olduğu kanısındayım.

Biraz da tabiattan bahsedelim. Modern bilim ve teknolojinin vahşi ve baştan çıkarıcı gücü olmasaydı bugün ne küresel ısınmadan ne çevre kirliliğinden ne de bunların sonucu olan doğal(!) afetlerden bahsedecektik. Anarşist gelenekten gelmiş biri olduğunuz için soruyorum, anarşist müktesebatta modern bilime ve teknolojiye yaklaşım nasıldır?

Anarşizm yukarda da ifade ettiğim gibi yabanıla dönüştür bence.Uygarlık öncesini hatırlama çabası. Bir yaz öğlesinin dinginliğini çağrıştıran  (William Morris’in kavramları ile) anarşi doğaya en çok uyumu amaçlayan düzendir. Kaotik kozmos ya da... Uyumsuzluğun uyumu, dengesiz denge hali.  Kropotkin demiryollarını, sanayi tesislerini sorgular, doğayla uyumu Etika’sında arar. Bu bakımdan ekoloji anarşiye eklenmiş bir şey değil. Onun doğal halinde mevcut. “Küçük Güzeldir”i (Michael Scuhumacher “Şenlikli Araçlar”ı (İvan İlllich) anarşi kendi teorisinde konuşmuştu. Bence bugün ekolojik bakımdan en güçlü damarı İlkelci Anarşizm yakaladı anarşizmler içinde. Politik ekoloji doğayla denge içinde yaşayacağımız toplumsal düzeni bulma çabasıdır. Bunun için tüketimi, ataerkilliği, kapitalizmi, kalkınma büyüme, ekonomizm meselesini hasılı modernliğe ve hatta uygarlığa ait ne varsa onlardan olabildiğince kurtulup olabilecek en basit, en yalın toplumsal düzeni kurma çabası olarak ortaya çıktığında esinini büyük oranda anarşizmden almıştı.

80’lerin ikinci yarısında çıkan ilk dönem Zaman gazetesinde (o ‘zaman’ın sahipleri başkaydı.) bir sayfa ekolojiye ayrılırdı. Yaklaşık 20 yıl aradan sonra yine Müslümanların çıkardığı bir gazetede(özgün duruş) aynı şekilde bir sayfa ekolojiye ayrıldı. Anasır-ı Erbaa nasıl gidiyor? Sayfa editörü olarak aldığınız tepkiler nasıl?

11765
(+)

Önce bir düzeltme Yeni Şafakta Hakan Albayrak’ın Derin Yeşil adıyla (aklımda kaldığınca) beat ile İslam’ın ilginç karışımı ile oluşturduğu sayfayı atlamak haksızlık olur. Çevre sayfası ise ilk Yeni Günaydın gazetesinde oluştu. Daha sonra denemeler oldu (mesela Milliyet) ama sonuçta büyük medya okunurluğu esas alır. Bu nedenle basında uzun soluklu bir ekoloji sayfası oluşmadı.

Benim yaptığım anasır-ı erbaa’ya gelince ben bu sayfada iki şey yapmaya çalışıyorum, bir yandan temel ekolojik sorunları, ekoloji mücadelesindeki kişileri, diğer yandan ise kozmolojik dediğimiz Kainatın Vahyin açığa çıktığı bir mekan olarak kudsiyetini yeniden kazanması ekseninde İslami bir ekoloji anlayışını oluşturmaya çabalıyorum. Arkadaşlar sağ olsunlar en başından bu konu önemli dediler ve çıktığı günden bu yana kesintisiz olarak bu sayfanın arkasında durdular. Benim sayfam diğer siyasi sayfalar ile kıyaslandığında daha özel bir okura hitap ettiğinden daha az okunan bir sayfa. Bu doğal çünkü İslamcılar henüz bir medeniyet inşa edecek bilinci üretmediler. Bu ülkemizin olağanüstü koşullarından kaynaklanıyor.

Diğer yandan AKP kaynaklı sağcı-muhafazakar algının ne bahasına olursa olsun kalkınalım güçlü olalım, zengin olalım fikri nedeni ile İslamcıların önemli bir kısmının dünyaya gark olmuşlukları da bunda etken. Suya sabuna dokunmadan, salt İslami ekoloji diyerek Osmanlı güzellemesi yapsam AKP okuru da zevkle okur beni ama ben eleştirel duruşumla özellikle bu kesime sert tonda yazılarımla varolunca hali ile çok okunan bir yazar ve sayfası oluşmuyor. Ben kendi adıma bundan taviz vermeyeceğim, ama giderek daha çıtası yükselen İslam ile ekoloji arasındaki yakınlaşmalar üzerine düşünce üretmeye çabalayacağım. Yani sayfam giderek daha kozmolojikleşecek giderek. Bu oranda da Kur’an eksenli düşünme çabası ile köşemde bu meseleye daha çok kafa yormaya çaba sarf edeceğim. İslam’ın doğa ile insanla, hayatla kısacası varlığın bütünü ile denge eksenine dayanan bakışını yansıtma çabasında olacağım. Bunu yaparken de Nasr’dan kopya çekmeyeceğim. Diğer yandan anarşist duruşumla köşem giderek daha sivri dilli de olacak.

Bu köşedeki yazıları ileride kitaplaştırmaya da çalışacağım. Bu yazılar daha çok bir düşünme çabası İslam ve ekolojinin sorunlarının buluşma noktası olması için yazıldılar.

Hasılı Özgün Duruşun adına uygun olarak özgün bir sayfa ve köşe yapmaya çabalıyorum takdir Allah’ın ve siz kulların elbet. Ben yitik hikmetin izini sürme çabasında su gibi akmaya devam edeceğim.

Eyvallah...

 

Erdal Kurgan konuşturdu

Güncelleme Tarihi: 23 Şubat 2010, 19:22
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
İtirazcı
İtirazcı - 9 yıl Önce

"diğer yandan """İslam’ınsa bu iki öğretideki eleştirel potansiyeli kendi bünyesine alması, analitikliği kazanması gerek."""İtiraz edilecek o kadar çok şey var ki.Temel sorun "İslam" kelimesi kullanılırken sadece "Kur'an" ın temel alınması.Sünnet ve 1400 yıllık birikimin icması göz ardı ediliyor ve Yukarıdaki ifadede olduğu gibi İslam ideolojik-felsefik-metafizik hammadde olarak algılanıyor.Zihinselleştirilen islam zoom yapılıp bütünlüğü kaçırılıp islam analitiklikten yoksundur deni

İtirazcı2
İtirazcı2 - 9 yıl Önce

Ebu Zerr İbrahim geçiyor(?).Cümle gavur geçiyor.Muhammed SAV ismi yok! Sol harekete geçti! Liberallik İslamı dönüştürüyor tartışması çıktı. Sol İslam diye bir yaygara koptu ve Liberal istemiyorsanız Sosyalistini verelim diyorlar. Bu solculuk daha tehlikeli! Yazar İ Eliaçık'ı destekliyormuş. Eliaçık'ın sol islam yorumu tamamen PROTESTAN-POZİTİVİST-RASYONALİST sosyalizmdir.Bir taarruza geçildi!Temiz değiller!

Erdal Kurgan
Erdal Kurgan - 9 yıl Önce

şimdiye dek sağcı reflekslerle hareket eden bazı müslümanların bu tavırlarına karşı, bence başka bir hata olan, sol'a angaje olma ifrat ve tefrit arasındaki ilişkinin bir görünümüdür. Ve dahi Dilaver Demirağ diyeceklerini daha tam olarak söylememiştir. Bu tartışmayı Üstad Abdurrahman Arslan'la devam ettirmek niyetindeyim, o zaman taşların yerlerine daha iyi oturacağı kanaatindeyim. Bu arada İhsan eliaçık'a bir çok noktada katılmadığımı da belirtmek isterim...

ey şehid
ey şehid - 9 yıl Önce

”Bundan sonra insanlığı tehdit edecek bela, kıtlıkla (…) açlık değil, fazla üretim ve onun doğuracağı işsizlik sefaletleri (dir) ” der. Nitekim 2000’li yıllar boyunca yaşanan kentsel dönüşüm, kırsal kalkınma politikaları yoksulluk ve mülksüzlük sefaletini Müslüman Düşüncenin önüne getirip dayamıştır. 2008 krizi ile kapitalizm kendini yeniden dönüştürmek üzeredir. İslamcılar sefaletin teorisini yaparak Anadolu’ya has bir cemaatçi-ekolojik-ebuzeran solun-müslümanlığın ruhunu üfürebilir."

banner8

banner19

banner20