Rabia Sakartepe: "Her birey sadeleşme sürecinde kendi ihtiyaçlarını saptayabilme yetisini kazanmaya gayret etmelidir."

"Bu nasıl Müslümanlık ki İslâm’ı yaşadığımızı iddia ederken kıyafetlerimiz dolaplara, eşyalarımız koca kamyonlara sığmaz oldu? Bir hasırı kendine yatak yapan peygamberin dinine tabi olarak biz, sade yaşamdan uzaklaşıp gösterişin şatafatın ağına nasıl oldu da düştük?" Rabia Sakartepe'nin Hüma Dergisi'nin 8. sayısında yayımlanmış söyleşisi.

Rabia Sakartepe: "Her birey sadeleşme sürecinde kendi ihtiyaçlarını saptayabilme yetisini kazanmaya gayret etmelidir."

Sosyal Medya üzerinden “Sade Evim” hesabıyla tanıdığımız Rabia Sakartepe’yi daha yakından tanıyabilir miyiz?

1987 yılı Şubat ayında Ankara’da doğdum ve büyüdüm. 2008 yılı İzzet Baysal Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği mezunuyum. Emanetlerim, oğlum Orhan Selçuk, kızım Zeynep Alya ve kıymetli eşim Erhan Bey ile Afyonkarahisar’da ikâmet ediyoruz. 2012 yılından bu yana hemhâl olduğum ve 2014 yılında marka ve tasarım patentini aldığım “Alyanak” isimli bez bebeklerin üretimini ve eğitmenliğini yapıyorum. Bu röportaja vesile olan esas konuya gelecek olursak hemen hemen dört senedir minimalizm/sade yaşam konulu içerikler ürettiğim “Sade Evim” isimli sosyal medya hesaplarını yönetiyorum.

Zihin meşguliyetlerimizi azaltıp azla mutlu olmayı sağlayan “Minimalizm” akımı, İslâm Medeniyetinin asırlar önce tavsiye ettiği “Sade Yaşam” düşüncesinin popüler terimlerle ifade edilmiş hâli gibi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Sosyal medyada minimalizm ve sade yaşam konulu paylaşımlarım “Sadelik zaten dinimizin gereğidir, İslâm dini sade yaşamı yüzyıllar öncesinde tavsiye ederken Batı kokan kelimeleri kullanmaya ve sadeliği onlara mâl etmeye çok meraklısınız. Bu nasıl Müslümanlık?” cümleleriyle eleştirilmiştir. Kendilerinin gözden kaçırdıkları bir gerçek var ki benim eleştirim de tam olarak budur:

Bu nasıl Müslümanlık ki İslâm’ı yaşadığımızı iddia ederken kıyafetlerimiz dolaplara, eşyalarımız koca kamyonlara sığmaz oldu? Bir hasırı kendine yatak yapan peygamberin dinine tabii olarak biz, sade yaşamdan uzaklaşıp gösterişin, şatafatın ağına nasıl oldu da düştük? Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), şüphesiz sadelik ve kanaat konusunda bizim en büyük rehberimizdir ve sade yaşamı yalnızca sözle değil, aynı zamanda yaşayarak da yani hâl dili ile de anlatmıştır. Ellerindeki malları fakirlere infak etmeleri sebebi ile çoğu kez bacaları tütmemiş, hurma ve su ile karınlarını doyurmuşlardır.

Bir gün Hazreti Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ashabıyla otururlarken “Dere kenarında abdest alıyor dahi olsanız suyu tasarruflu kullanınız.” diye buyurmuştur. Cemaatten biri, “Ya Resulullah, derenin suyu akıp gidiyor. Biz tasarruflu da kullansak tasarruf etmeden de kullansak yine akıp gidecek. Bunun bize ne faydası olacak?” deyince Hazreti Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), “Önemli olan suyun akıp gitmesi değil, senin tasarruf terbiyesi içinde yetişmendir.” buyurmuştur. Bununla birlikte yanında dünyadan bahseden ashabına, “Siz işitmiyor musunuz? İşitmiyor musunuz, sade yaşamak imandandır. Sade hayat sürmek imandandır.” diyerek sadeliğin inanç noktasında önemime dikkat çekmiştir.

Efendimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) örnek hayatına baktığımızda görürüz ki o bir peygamber olduğu kadar bir devlet reisi, bir komutan, bir hâkim, bir öğretmen ve aile reisi idi. Ancak “Makamım ve işlerim gereği” diyerek ihtiyacından fazlasını asla tüketmemiş, mütevazı bir yaşamı asla terk etmemiştir. İslâm’ın emrettiği sadelik, nimetlerden yoksun bir hayat yaşamak değildir. Kur’an, “De ki: İhtiyaç fazlasını verin.” ayetiyle ihtiyaç fazlasından ve insanları kıskançlığa sevk edecek yaşamdan uzak durmamızı emrederek bize orta yolu tavsiye eder. “İslâm, ne herkesin kıskanmasına ve buğzetmesine sebep olacak derecede lüks yaşamayı ne de bunun aksine son derece pejmürde bir görünüm sergilemeyi tasvip eder. İslâm, mütevazı bir hayatı ve sade bir görünümü mükemmel bir imanın belirtisi sayar.

Akan nehirde abdest alırken dahi suyun israf edilmemesini söyleyerek tasarruf terbiyesine dikkat çeken Hazreti Muhammed’in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), örnek hayatını bilen kişiler olarak minimalizm ve sade yaşam kavramlarının yeni keşfedilen bir şeymiş gibi ifade edilmesinden belki rahatsızlık duyulabilir. Ancak unutulmamalıdır ki pek çok konuda olduğu gibi sadeleşme konusunda da eyleme dökülmeyen bilgilere sahip olmamızın manevî yaşamımıza hiçbir katkısı olmayacaktır. Zira bilmek başka, bilinen şeyi hakkıyla uygulamak bambaşkadır ve bu konudaki noksanlığımız aşikârdır.

Nehirden akan suyla abdest alan sahabelerini suyu israf etmeyin diyerek uyaran Peygamberin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ümmetinin dolapları gereğinden fazla kıyafet, mideleri ihtiyacından fazla gıda, zihinleri geçmişin pişmanlıkları ve geleceğin endişeleri ile doluyken konuyu popüler terimlerle ifade ediyorsunuz bakışını çok anlamlı ve haklı bulmuyorum. Çok uzun zamandır bu konuda sınıfta kaldığımızı düşünüyorum.

“Neden bu kadar büyük bir çoklukla yaşıyoruz, İslâm’ın sade yaşam emri hayatımızın neresinde? Şimdi imanınızı sorgulama ve sadeleşme vakti” diyerek kişileri inanışları üzerinden yargılamaktan ve inançlarındaki ihlâsı, sade yaşam seviyeleri ile kıyaslamaktan imtina ediyorum. Bu nedenle inancım gereği bu yüce değerleri sadeleşme sürecime temel yapıp minimalizm felsefesi ile kendime yalın, gösterişsiz, sakin bir hayat evi inşa etmeye çalışıyorum.

Hem batıdan hem doğudan sesi yükselen ve her yeni gün binlerce kişiye sadeliğin güzelliğini hatırlatan bu yaklaşımla tanıştığım ve kendi inancım, yaşamım adına fırsata çevirebildiğim için mutluyum.

Kendinizi Minimalist değil de “Sade yaşam yolcusu” olarak isimlendiriyorsunuz. Sade Yaşam ile nasıl tanıştınız?

Evimin mutfağı için internette masa modellerine bakarken Marie Kondo ismi ile ve sadeleşme sözcüğü ile karşılaştım. Masa aradığımı unutup günlerce konuyla ilgili içerikler okudum. Böyle bir yaşam şekli mi varmış, ne de güzelmiş derken hayatımın en önemli dönüm noktalarından birinde olduğumdan habersizdim. Bir yolcu olarak tanımlıyorum çünkü sade yaşamı, hayatımın bir döneminde deneyimleyip daha sonra bir kenara bırakacağım popüler bir akım olarak görmüyorum.

Aileniz ve arkadaşlarınız sadeleşme konusuna nasıl yaklaşıyor? Etrafınızda sizinle bu konuda zıt görüşlere sahip insanlara karşı nasıl bir tutum izliyorsunuz?

Ailem ve yakın çevrem haklı olarak süreç yeni başladığında sadeleşme eylemlerimi anlamlandıramadılar. Gün geçtikçe azalan iş yüküme şahit oldular ve yaşam alanımdaki sadeliği düzeni gördükçe onlar da yavaş yavaş kolları sıvadılar. Bu konuda benimle aynı düşünmeyen pek çok kişi elbette var. İnsan yolun başındayken ve heyecanı taze iken herkes sadelikle tanışsın ve yaşamına uygulasın istiyor. Zamanla herkesin böyle bir dönüşüm için hazır olmadığını ya da ihtiyaç hissetmediklerini kabulleniyorsunuz. En güzeli kimseyi zorlamadan, sadece yaşayarak örnek olabilmek.

2018 yılında “Sade Yaşam için Küçük Bir Adım” isimli kitabınız yayınlandı. Kitap yazmaya nasıl karar verdiniz? Nasıl geri dönüşler aldınız?

Hayatı yaşamayı seven pek çok kişinin iyi kötü “Ölmeden yapılacaklar listesi” vardır. Kitap yazmak benim listeme üniversite yıllarında yazılmış olan hedeflerimden biriydi. Fakat böyle bir konuda kitap yazabileceğim aklıma dahi gelmemişti. Kitabımı Cezve Yayınevi’nin teklifi üzerine yazdım. Geri dönüşlerin neredeyse tamamı mutluluk vericiydi.

Sade yaşamı seçenler hakkında lüks eşya yahut marka ürünler almadıkları, alışverişten kaçındıkları gibi yanlış algılar olabiliyor. Sade yaşam bilinçli bir tercih mi?

İstek ve ihtiyaçlarımız insan olmamızdan kaynaklanan ortak payda nedeniyle benzer olsa da tüm bu şeylerin niteliği ve niceliği kişilerin özgür tercihlerine kalmıştır. Ve her birey sadeleşme sürecinde kendi ihtiyaçlarını saptayabilme yetisini kazanmaya gayret etmelidir. Bu meseleyi halletmiş biri için ”Yukarı kaydır”, “Her eve lazım”, “Olmazsa olmaz” mesajları maksadına ulaşamayacaktır. Bu konuda bizim tercihimiz lüks ya da marka değil “Kalite”dir. Kalite markada bulunursa elbette marka ürünler de satın alınabilir.

Lüks, aşırı gösteriş demek. Bugün, gösterişten uzak şık ve yalın ürünler tasarlayan firmalara ulaşmak hiç de zor değil. Tüketiciler bütçelerinin elverdiği ölçüde, aynı işi gören üç adet sıradan eşya yerine bir adet nitelikli ürün tercih ederlerse hem daha az sayıda eşya ile yaşamış hem de uzun vadede bütçelerini korumuş olurlar. Doğaya bırakılacak daha az atık da cabası. Kaliteli ve konforlu bir yaşamı hedeflerken inancımızla ters düşmemek adına, “İnsanların gıpta damarını tahrik etmemek ve etekleri yerlere sürümeden yaşamak” gibi konularda niyetlerimizi ve adımlarımızı sorgulamayı ihmal etmemeliyiz.

Sade yaşam herkese hitap ediyor mu? Sadeleşip de pişman olanlara şahit oldunuz mu?

Sade yaşam her yaştan ve her yaşam tarzından insana hitap eder. Çünkü tüm canlılar yaşamak için az ya da çok tüketmek zorundadır. Sade yaşam tüketim alışkınlarını terbiye ederken kişiye istek ve ihtiyaçların ayrımına varabilme yetisi kazandırır. Eşyalarını eleyen ve daha sonra vazgeçtiği şeye ihtiyaç duyduğu için pişman oldum diyen kişilerden elbette mesaj alıyorum. Onlara genellikle şu iki soruyu soruyorum; vazgeçtiğiniz eşyanın yoklukları büyük bir kriz oluşturdu mu? O eşya yerine evde aynı işi görecek başka bir şey bulabilir misiniz? Yüzlerce eşyayı elimize alıp istek mi ihtiyaç mı acaba lazım olur mu diye düşünmek ve hepsi için doğru karar vermek kolay iş değil. Kaldı ki hedefimiz mükemmellik değil ve hata yapma hakkına da sahibiz yeter ki netice telafi edilebilir olsun.

Ahşap boyama, eski eşyaları yenileyerek dönüştürmek, bez bebekler yapmak, doğal aromaterapi yağları üretmek gibi farklı girişimci yönleriniz var. Bunları hobi olarak yapmanızın sade yaşam tercihinize bir engeli var mı?

Çocukluğumdan beri üretmeyi tasarlamayı seven biriyim. Çok küçük yaşlarda oyuncak bebeklerime kıyafet diker, koleksiyon yapar, takı tasarlardım. Mesleğimi icra etmeye başladığım yıllarda kendimi yine tasarlamanın üretmenin yenilemenin içinde buldum. Birkaç yıl, ahşap boyama eşya yenileme gibi projelerimi paylaştığım bir blog yazdım. Blog vesilesi ile çalışmalarımı televizyonda ve bazı ev yaşam dergilerinde paylaşma fırsatı buldum. 2013 yılından bu yana “Alyanak” ismini verdiğim marka ve tasarım patentli bez bebeklerimle hemhâlim. Fakat tüm bu çalışmalar sade yaşamla tanışmadan evvel başlamıştı. Yaşam alanımı sadeleştirirken zihinsel olarak beni en çok zorlayan alanlardan biri hobi odam oldu. Yılların birikimini minimalize etmek “Şundan şunu yaparım” alışkanlığından vazgeçmek kolay değil.

Hobilerimizin sade bir yaşama engel olmaması için dikkat etmemiz gereken hususları şöyle sıralayabilirim: Tamamlanmayı bekleyen projeler için kendinize bir süre tayin edin. Hedeflediğiniz zamanda planladığınız işi tamamlayamadıysanız o iş için beklettiğinizi eşyalara veda edin.

Üretim yapacağınız işle ya da hobinizle ilgili alışverişe çıkmadan önce muhakkak ihtiyaç liste yapın ve o listeye sadık kalın. Ben buna proje odaklı alışveriş diyorum. “Bir gün bir şey yaparım.” hissiyle güzel bulduğunuz her malzemeyi satın alarak fiziksel ve zihinsel yükünüzü arttırmayın.

Dijital ortamda sadeleşmek için hangi adımları takip edebiliriz?

Dijital dağınıklıklarımız ne yazık ki gardıroplarımızdaki fazlalıklar, çalışma masamızdaki dağınıklar kadar kolay fark edilmez. Ta ki telefonumuz “Depolama alanı doldu” uyarısı verene kadar. Bu durumda pek çoğumuz genellikle galerimizdeki fotoğraf ve videoları silerek yükü biraz hafifletmeye çalışırız. Ancak etkin bir dijital sadelik için bundan daha fazlası gerekir. Özel bir sıraya bağlı kalmadan şunlar yapılabilir:

Hesaplarınıza gelen e-postaları düzenli aralıklarla temizleyin. Genellikle alışveriş sonrası ödeme yapılırken kampanya, indirim gibi bildirimler için sizden e-posta adresiniz talep edilir. Sizin için önem arz etmeyen firmaların aboneliklerini iptal edin ve gerekmedikçe e-posta adresinizi firmalarla paylaşmayın.

Facebook, Instagram ya da Youtube gibi sosyal medya hesaplarını gözden geçirmek dijital sadelik için oldukça önemli. Size kendinizi yetersiz hissettiren, enerjinizi aşağı çeken ve sizi sürekli tüketime teşvik eden hesapları takipten çıkın.

Ekran kullanım sürenizi takip ederek sosyal medyadan dolayısıyla dijitalden uzak, daha kaliteli vakit geçirmeye gayret edin. Özellikle tamamlamanız gereken bir işin başındayken odaklanmak ve zamanı tasarruflu kullanmak için bildirimleri sessize almayı ihmal etmeyin.

Sadelik deyince yalnızca eşya üzerinden giden bir anlayış var. Peki, zihinsel sadeleşmeyi nasıl sağlayabiliriz?

Sade yaşam bazen dıştan içe bazen de içten dışa doğru yol alan kendi içinde katmanlı bir yaşam tarzıdır. Evvela zihinsel olarak yüklerinden kurtulan daha sonra fiziksel şeyleri yani eşyaları elemeye başlayan minimalistler olduğu gibi bunun zıddıyla yola çıkanlar da var. Benim gözlemlerim ve kendi deneyimlerim, pek çok kişinin bu sürece eşya elemekle başladığı yönünde. Hayatı sadeleştirmek, sadece kıyafet çanta ayakkabı, mutfak eşyası ya da kitap elemekten ya da daha az tüketmekten ibaret değildir. Alışkanlıklar, ilişkiler, zamanı kullanım şekli, hayata bakış ve daha pek çok konuda insan bir dönüşüm yaşar. Bir konuda başarı elde etmek için kolaydan başlayıp zora doğru ilerlemek, büyük işler için önce küçük adımlar atmak, şüphesiz kişiye güven verir. Bu nedenle ben, sadeleşmek isteyen birine “Geçmişi ve geleceği çok düşünme, zihnindeki endişeleri rahat bırak.” demeden önce ”Dolaplarını çekmecelerini tek tek boşalt ve yıllardır bir gün kullanırım diye beklettiğin şeylerden vazgeç.” demeyi tercih ediyorum. Hiçbir fayda görmediği ya da gereğinden fazlasına sahip olduğu eşyalardan dahi vazgeçemeyen birine daha ulaşılabilir gerçekçi hedefler ve tavsiyeler vermek gerekir.

Sadeleşme yolculuğuna başlayanlar ilk olarak hangi yöntemle başlamalı? 3 adımda bu yolculuğu tarif etmenizi istesek ne söylersiniz?

Sade yaşama ilgi duymaya başladığımda ve sonrasında kitap yazma sürecimde onlarca kaynak taraması yaptım. Minimalizmi deneyimleyen ve yaşadığı süreci kaleme alan yazarların tavsiye ettiği çeşitli yöntemler vardır. Kimisi sil baştan diyerek yaşam alanını ve yaşamını sıfırlayarak çok sert bir geçişle hayatını yenilemiş, kimi altı ay gibi kısa bir sürede eşyalarını minimalize etmiş. Bu topraklarda yaşayan ve benzer alışkanlıklara sahip olanlar için şahsen içinde bulunduğumuz maddi ve manevi şartların keskin ve kısa vadeli dönüşümler için uygun olmadığını düşünüyorum. Sadeliği kalıcı kılmak için küçük ve sürekli adımlar atılmasını tavsiye ediyorum. Bunun için “Kaizen” ve “5s” sistemini kullanıyorum.

Kendi kültürümüze ters düşmeden ve kapitalizmin oyuncağı haline gelmeden bizi kalıcı sade yaşam hedefine ulaştıracak “Kaizen” diye bir yöntemden bahsediyorsunuz. Kısaca nedir bu Kaizen?

Kaizen’e gelecek olursak Sade Yaşam İçin Küçük Bir Adım ismini verdiğimiz kitabımı yazma sürecindeyken Japonların düzen ve temizlik anlayışlarını incelediğim sırada yine Japon haber kanallarında ve bloglarında karşılaştığım bir kavram.

Kaizen, Japonca Kai (Sürekli) ve Zen (İyi olmak) kelimelerinin bir araya gelmesiyle oluşan “Ayakta kalabilmek için iyiye doğru sürekli ilerlemek.” şeklinde tanımlanan Japon ekonomisinin yapı taşıdır. Başlangıçta bir dokuma fabrikası olan Toyota’yı bugünkü yerine taşıyan köklü ve toplumda yer edinmiş bir anlayıştır. Kaizen, çok uzun yıllar sadece ticari faaliyetlerde kullanılmış olsa da bugün yaşamın hemen her alanında kendine yer bulabilmiş etkili bir yöntemdir. Kaizenin bana sihirli gelen tarafı merkezinde kararlılık ve yavaşlık olması. Başarılması en güç işlerin dahi küçük ve sürekli adımlarla halledilebilir olduğunu söylemesi. Bazen hayatımızda bir şeyler çabucak olmasını ya da kaybettiklerimizi kısa sürede tekrar kazanmayı isteriz ancak şartlar gereği bu her zaman mümkün olmuyor.

Japonya’da köklü ve etki alanı geniş bir anlayış hâline gelen kaizeni tanıdıktan sonra konu ile ilgili daha derin araştırmalar yapmaya başladım ve kaizenin uygulanışı ile ilgili örnekler ararken 5S denilen bir sistemle karşılaştım. 5S, 1950’lerde Japonya’da ortaya çıkmış ve Japonca; seiri, seiton, seiso, seiketsu, shitsuke kelimelerinin baş harflerinden oluşuyor. Bu kavramlar sırasıyla; ayıklama, düzen, temizlik, standartlaştırma ve sürdürülebilir anlamlarına gelir.

5S doğru şekilde uygulandığında düzeni standartlaştırır. Bu standardı yakalamaksa üretkenliği arttırır. Düzensiz ve dağınık bir ortamda çalışmak, verimliliğin önündeki en büyük engeldir çünkü dağınık bir ortam çoğunlukla zihnin bir işe odaklanmasını zorlaştırır. Temiz ve düzenli bir yaşam alanı, aynı zamanda keyifli bir yaşam alanıdır. Şüphesiz insan keyif aldığı ortamı sever ve sevgi de verimliliğin kapısını açar.

“Kendi kültürümüze ters düşmeden” ayrıntısı sadeleşme sürecinde benim için çok önemliydi. Çünkü ben sadeleşirken içinde bulunduğunuz kültürün güzelliklerden mahrum kalmak istemedim. Dört tane çay bardağı ile yaşamak bana göre değildi. Bu nedenle kendimi hiçbir zaman minimalist olarak tanımlamadım. Hâl böyle olunca meseleye kendimce yorum getirmem gerekti. Evim hem sade olsun hem de istediğim an 12 kişilik misafir ağırlayıp kalabalık sofralar kurabilecek konfora sahip olmayı istedim. Bu nedenle mobilyalarımı işlevsel az yer kaplayan ve iş yükü minimum olacak ürünlere dönüştürdüm.

İlerleyen süreçte, sade yaşam alanına yönelik yapmak istediğiniz çalışmalar, projeler var mı? Başka bir kitap yazmayı düşünüyor musunuz?

Hayal kurmayı bırakmadığınız müddetçe planlar projeler eksik olmuyor. Bir yaşam alanı oluştururken yani bizim tabirimizle “Ev düzerken” özellikle hemcinslerime “Maksimum işlev ve minimum iş yükü” ile hizmet sunacak ve gerçekten gün içinde ihtiyaç duyulan eşyalara kolayca ulaşabilecekleri bir mecra oluşturmayı çok arzu ediyorum. Bununla birlikte bu yıl eşimin uzmanlık alanı vesilesi ile aromaterapi ve kantaron, aynı sefa, papatya gibi pek çok şifalı bitkilerle alakadar olmaya başladım. Üç senelik girişimimiz olan Roze Natura’yı geliştirmek için çalışırken her gün yeni şeyler öğreniyorum ve bu beni çok mutlu ediyor. Evimde sentetik oda kokuları yerine buhurdanlıkla uçucu yağlar soluyorum, kimyasal içerikli yumuşatıcılar yerine lavanta uçucu yağı, bir ağrı sızı yanık durumunda hemen kantaron yağı kullanıyorum. İnsan sadeleştikçe huzur ve şifa için dünyanın kendisine hizmetkâr kılındığının çok daha farkına varıyor.

Dünyanın telaşı ellerini omuzlarımdan biraz olsun çekerse ve nasipte varsa geçen dört senenin sağlaması olacak ikinci kitabımı yazmayı çok istiyorum.

Vazgeçtiğinize pişman olduğunuz bir eşya?

Taahhüdü bitmemiş bir uydu alıcısı.

En keyifle izlediğiniz sinema filmi hangisiydi?

Zor soru, keyif alarak seyrettiğim pek çok film var. Julie & Julia, Esaretin Bedeli, Gone Girl, The Piyanist, Umudunu Kaybetme, Schindler’s List, Forrest Gump ...

Sizi yansıtan renk nedir?

Beyaz.

En çok hangi mevsim sizin ruhunuza hitap ediyor?

Bahar.

En son bitirdiğiniz kitap nedir?

Nihan Kaya’nın “İyi Toplum Yoktur” isimli kitap.

Hissetmeyi en sevdiğiniz duygu hangisi?

Özgürlük.

Söyleşi: Hatice Kübra Ergür, Nurşen Altundağ

Hüma Dergisi, Sayı:8

Yayın Tarihi: 13 Nisan 2022 Çarşamba 13:00
YORUM EKLE

banner19

banner36