banner17

Peygamber dostlarının aynası, dostları Peygamberin

''Güzel insanlar arıyorsak Asr-ı Saadet’e çevireceğiz bakışlarımızı. Biz onlara benzediğimiz nispette güzeliz.'' A. Ali Ural, ''Peygamber'in Aynaları'' kitabı üzerine Hatice Ebrar Akbulut'un sorularını cevapladı.

Peygamber dostlarının aynası, dostları Peygamberin

İnsan sevdiğini andıkça sevinir, kendini huzurlu hisseder. Sevdiğini anmadığı zaman kendisini eksik ve huzursuz hisseder. Hz. Peygamber’i ve ashabını anmak bizim için böyledir. O’nu ve ashabını göremediğimiz zamanların özlemini onları anlatanları okuyarak, dinleyerek gideriyoruz.

Zaman öyle değişti ki, buna rağmen O’na ve ashabına olan saygı ve sevgi her dem aynı oldu. Zaman geçtikçe ahlâkı O’nun ahlâkına benzeyen kimselere olan ihtiyacımızı daha fazla duyumsuyoruz. Örnek alınsın, doğruluktan yana olan insanların sayısı artsın, dürüst insanlar çoğalsın diye O’nun ahlâkını ve ashabının örnek yaşamını anlatmaya çalışıyoruz. Anlattığımızı yaşamak noktasında da çok ihmalkâr, samimiyetsiz davranıyoruz. Samimi olsaydık eğer, birçok yönden daha iyi bir seviyede olacaktık. Hem yaşantımıza hem de içinde yaşadığımız topluma baktığımızda bu konuda ne kadar eksik olduğumuz ortada. İnsan kendisine en yabancı olanı tanıma merakına düşüyor da neden peygamberi ve ashabını tanıma merakına düşmüyor, diye bir sormak gerekiyor. Çok ayrıntıda boğulan, önemsiz noktaların üzerinde durarak sahabeye ve peygambere gereksiz sözler isnat eden siyer kitapları da kabahatsiz sayılmaz. Onların bu tutumu da insanları Asr-ı Saadet’i bilmekten imtina ettiriyor. Peygamberi ve ashabını edebî bir üslup ve gayretle anlatan, tamamen onlardan almamız gerekenler üzerinde yoğunlaşan ve pratikte uygulanabilir bilgiler veren siyerlere çok ihtiyacımız var. Bu şekilde olan siyerleri de kaybolmamaları, unutulmamaları için çekip çıkarmak ve gündeme taşımak gerekiyor. Peygamber’in Aynaları bir siyer kitabı olmasa da dil ve anlatım bakımından bu konuda iyi bir örnek olmuş.

Ali Ural, dilin estetiğinden ödün vermeden, edebî bir üslupla edebiyatın da imkânlarını kullanarak Hz. Peygamber’in ashabını anlatmış. Ashap Peygamber’in dostuydu. Dostlar birbirlerini yansıtırlar. Onlardan birine bakan bir diğerini görür. Birbirlerini andırırlar. Mü’min mü’minin aynasıdır hadisince, onlar birbirlerinin aynasıdırlar. “Peygamber dostlarının aynası, dostları Peygamber’in.”

Ali Ural, okurlarının kalbine “Sevgili Dost” nidasıyla girdi. Onun “Sevgili Dost” ünlemeli sözleri olmadan önce de insanlar “Sevgili Dost” diye hitap etmeyi biliyorlardı elbette. Fakat bu ünleme Ali Ural ile öyle özdeşleşti ki, ilgisinin ve alakasının olmadığı noktada bile, söze her “Sevgili Dost” diye başlanışta akıllara geliyor. Peygamber’in Aynaları da akıllara oturacak ve yine Ali Ural ile özdeşleşecek bir terkip. Ural’ın Peygamber’in dostlarını şiirsel cümlelerle anlattığı bu kitapta otuz üç sahabi anlatılıyor. Kitabın dipnotlarında yer alan kaynaklar, Ural’ın geniş yelpazeli bir çalışma yaptığını gösteriyor. Ayrıca kaynak bilgilerinin verilmesi eserin güvenilirliğini artırıyor. Ayna imgesini kullanarak farklı bir anlatım yakalamış Ali Ural. Kitabı okudukça kat kat açılan bir açılım olduğunu görüyoruz. Ali Ural’ın gözünden sahabeyi okurken, sahabe gözünden de Hz. Peygamber’i okuyoruz. Birbirine ayna olmuş, birbirini yansıtmış bir silsile-i insan fotoğrafıdır Peygamber’in Aynaları.

Ali Ural ile son kitabı Peygamber’in Aynaları üzerine bir söyleşi yaptık. Bu eserdeki İslâm ve edebiyat ilişkisine dikkat çektik, eksiklerimizi konuştuk. Söyleşi sonunda Ali Ural’ın da dediği gibi “kitaba ayna tutmak” istedik.

İslâm ve edebiyat bir arada düşünülmez genelde. Ya da İslâm ile edebiyatın yakın ilişkisi fark edilse de ikisi bir araya getirilmez. A. Ali Ural, İslâm ile edebiyatı harmanlıyor ve sevdiriyor onu.“Peygamber’in Aynaları” da bu harmanın bir meyvesi. Bu bir beceriyse eğer, bu marifet nereden geliyor? Aldığınız ilâhiyat eğitiminin buna katkısı vardır elbette ki ama salt ondan kaynaklı değildir herhalde…

Din ve edebiyat birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Biraz daha ileri gidip “edebiyat” yerine “sanat” da diyebiliriz. Batı’da ve Doğu’da hiçbir büyük eser yoktur ki ilhamını dinden almasın. Bırakın hak dinleri, batıl dinler dahi ilham vermiştir sanata. Batı edebiyatından mitoloji ve Kitab-ı Mukaddes'i çıkarın, geride özsüz bir yığın kalır. Doğrusu Müslüman edebiyatçıların da ilham kaynakları Kur’ân-ı Kerîm, hadis-i şerîfler, Hz. Peygamber’in ve ashabının hayatı, enbiya ve evliyanın haber ve menkıbeleriydi son yüzyıla kadar. Kur’ân ve hadisle bağlantısını kesin, ne Yunus Emre kalır, ne Mevlana, ne Nâbî, ne Şeyh Galip. Modern zamanların mankurtlaştırdığı aydınların dini, hayattan soyutlama çabaları kapsamında din de edebiyattan kovuldu ya da bir alay malzemesi haline getirildi. Fakat hakikati hiç kimse hiçbir yerden kovamaz. Babaannem “bülbül evladı bir gün gelir öter” derdi. Bugün geldiğimiz nokta bülbüllerin yuvaya dönüşüyle izah edilebilir.

Benim macerama gelince; şair ve yazar kimliğim öne çıksa da kitaplarımın ilmi bir arka planı var. Arabistan’da tamamladım yüksek öğrenimimi. Usuliddîn Fakültesi Tefsir Bölümü mezunuyum. Yedi yıl ilim tahsil ettim Riyad’da. İslami ilimlerin yanı sıra Arap edebiyatı üzerinde çalıştım. İmam Şafii Divanı’nı o yıllarda Türkçe’ye çevirmiştim. Sahabileri yazma fikri de o günlere dayanıyor.

Fakat sadece bilgi iyi bir metin yazmaya yetmez. Başka disiplin ve duyarlılıklara da ihtiyaç var. Bunlardan söz etmeyi müsaadenizle eleştirmenlere bırakıyorum.

Yazılarınızda, şiirlerinizde Kelam-ı Kadim’den etkilenişler, esinlenmeler görüyoruz. Kur’ân-ı Kerîm yazıya ve şiire olan iştahınızı artırdı diyebilir miyiz?

Kur’ân-ı Kerîm önünde hepimize Lebid gibi kalemlerimizi kırmak düşer. Ancak aczini bilen kalem ilhama mazhar olur. Pablo Neruda, “Şair küçük tanrı değildir, olsa olsa halkın ekmeğini veren bir fırıncıdır” der. Hafız’ın gençliğinde bir fırında hamurkâr olduğunu düşünerek gülümsemiştim ilk okuduğumda Neruda’nın sözüne.

Kureyş liderlerinden Velid b. Mugîre, Hz. Muhammed’in yanına geldiğinde Peygamberimiz ona Kur’ân okumuştu. Velid Kur’ân’dan o kadar etkilendi ki dönüşte akrabası olan Beni Mahzum’a uğramış ve “ Vallahi Muhammed’den az önce bir kelam dinledim ki insan sözü desem değil, cin sözü desem değil. Öyle bir halâveti (tatlılığı) ve öyle bir talâveti (güzelliği) var ki sormayın. Öyle bir kelam ki üstü meyveli, altı verimli, bereketli. O muhakkak üste çıkar, üstüne çıkılmaz” demişti. Bunun üzerine Kureyşliler, “Velid saptı vallahi, peşinden bütün Kureyş sapacaktır!” dediler.

Şair ve yazarlarımızın bir an önce Kur’ân’la buluşmaları gerekiyor. Bu buluşmaya Şeyh Galib çağırıyor onları, “Söz olsa da menba’-ı kerâmet/ Kur’ân’a nazîre olmaz elbet” diyerek. İnsan sözünün ilâhi söze yetişemeyeceğini ilan eden Şeyh Galib’e göre Kur’ân’ın hak olduğunun ispatıdır yeryüzünün bütün şairleri. Zira Kur’ân onlardan –şayet inanmıyorlarsa Allah katından olduğuna– ilahi kelamın bir benzerini yazmalarını istemiş ve yüzyıllardır hiçbiri başaramamıştır bunu. Galib bu başka bakış açısıyla över şairleri, zira onlar Allah’ın en büyük delilleridir. “Ger kalmasa şair-i Sühan-dân/ Bürhân-ı Huda bulurdı noksan.” (Güzel sözden anlayan şairler olmasa Allah’ın en büyük delili eksik kalırdı.)

Peygamber’in Aynaları” okur karşısına çıkmadan önce sizde nasıl oluştu, kitabı yazmaya nasıl karar verdiniz?

Sahabileri yazma fikri üniversite yıllarıma dayanıyor. Arapça’yı öğrenip ana kaynaklara aracısız ulaşma imkanına sahip olduğum günden beri hayalimdi o güzel insanları yazmak. “Güzel insan” tabiri son yıllarda fazlaca kullanılır oldu. Güzel insanlar arıyorsak Asr-ı Saadet’e çevireceğiz bakışlarımızı. Biz onlara benzediğimiz nispette güzeliz. Dokuz yıl önce kıymetli bir talebem, Hz. Peygamber’i anlatmak amacıyla kurulan “sonpeygamber.info” sitesine yazmamı rica ettiğinde, otuz yıl önce kurduğum hayalimi gerçekleştirme zamanının geldiğini anladım ve “Sahabileri yazabilirim isterseniz” deyiverdim. Hatta kitabımın adını da koyarak yazılarımın “Peygamber’in Aynaları” başlığı altında yayımlanmasını istedim. Dokuz yıl sonra doğdu kitap.

Sahabe-i Kiram hakkında yazılan kitapların büyük çoğunluğu bilgi verme amaçlı. İnsanın duygularına dokunmuyor ve pratik yaşama aktarılmaya da uygun bir anlatımla yazılmamışlar. Halbuki onlardan etkilenmeli ve günlük hayatımızda onların güzel ahlâkını örnek almalıydık. Hoyrat davranışların, kırıcı tavırların, çirkin sözlerin çoğaldığı günümüzde yılların bir uzaklık sebebi olmadığını, asıl uzaklık sebebinin kalbî ve zihnî yönden olduğunu anlıyoruz. Kalben ve zihnen Peygamber’i ve ashabını düşünmüyor, örnek almıyor, model olarak benimsemiyoruz. Peygamber’i ve ashabını anan, anlatan ağlıyorsa onun ağlamasından memnuniyet duyuyoruz. “Peygamber’in Aynaları” bu konudaki eksikliği gidermek, onları anmadaki tavrımızın nasıl olması gerektiğini göstermek için mi yazıldı?

Biyografiden ziyade portre demek gerekiyor sanırım ortaya çıkan çalışmaya. Eğer bir türe ait kılacaksak “deneme” de diyebiliriz bu portrelere. Zira bilgi aktarımıyla yetinilmeyen, kronolojiye bağlı kalınmayan, ilmi kökleri belirtilmekle beraber akademik dilin soğukluğundan uzak tutulmuş öznel metinler bunlar. Hakiki gözyaşları kıymetlidir. Ancak “ağlatmak” değil, “anlamak” için yazıldı bu metinler. Duyguyla düşünce buluşsun istendi.

Peygamber’in Aynaları” şiirsel bir dille kaleme alınan denemelerden oluşuyor. Şiir, Ali Ural için bir nesne olsaydı bu nesne ne olurdu?

Şiir nesne olamadığı için şiir oldu. Hegel’in sanat piramidinde zirvede bulunmasının sebebi, maddeden kurtulmuş olmasıdır.

Sahabeyi aşağılayan ya da aşırı yücelten bir zihniyet var. İlahiyat çevresinden ve sair çevrelerden bu zihniyeti taşıyanlar ya çok tahkir edici ya da çok yüceltici bir dil kullanıyorlar. Sizce bu konuda olması gereken nedir?

Sahabiler insandır. Ancak seçilmiş insanlardır onlar. Hakikat bu iki cümlenin arasında duruyor. Yüce Allah nasıl Hz. Muhammed’i son peygamber olarak seçmişse, ashabını da O’na yardımcılar olarak seçmiştir insanlar arasından. el-Hilye ve el-İstiâb gibi kadim kaynaklarda delili var bu görüşün. Kurân-ı Kerîm sahabileri öven âyetlerle doludur. “Siz insanlar için (seçilip) çıkarılmış en hayırlı bir ümmettiniz” (Âl-i İmran,110) bunlardan biri sadece. Hz. Peygamber’in sahabenin üstün özelliklerine dair de pek çok hadisi bulunmaktadır. Hadis kitaplarında, “Fezailü’s- Sahabe” (Sahabenin faziletleri) bölümünde yer almaktadır bu hadisler. Bu hadislerde onlar için şu sıfatları kullanmıştır Efendimiz: “İnsanlık tarihinin en hayırlı nesli”, “Ümmetin en hayırlıları”, “Cehennem ateşinin yakmayacağı kimseler”, “Cennetlikler.” Fakat bütün bunlar sahabilere masumiyet atfetmemizi gerektirmez. İsmet sıfatı sadece peygamberlere aittir.

Peygamber’in Aynaları”nda saygılı bir dil kullanılmakla beraber sahabeyle aramızdaki mesafeyi açacak bir kutsallaştırmadan kaçınılıyor. Yeri geldiğinde sahabilerin bazı hataları da zikrediliyor ki empati kurmak kolaylaşsın. İnsani zaaflarına rağmen büyüktür çünkü onlar. Marifet, eksiği olmamak değil, eksiklerine rağmen ve onları aşarak iyi bir insan ve Müslüman olabilmektir.

Peygamber’in Aynaları” kitabının kaynaklarından da söz edelim isterseniz. Peygamber’in ve ashabının hayatına dair sahih bilgilere ulaşmak zor oldu mu Ali Ural için. Ölçünüz neydi?

Sîret’in özgün kaynaklarına ulaşmadan Efendimiz ve ashabı hakkında yazmak doğru olmazdı. Çok şükür kaynaklara ulaşmakta bir zorluk yaşamadım. Asıl zorluk kaynaklardan aldığımız bu ışığı güne taşımaktaydı. Edebiyat burada koştu imdadıma. Yalın ancak derin bir dil oluşturabilmek için çok çalıştım. Anlatının önüne geçmemeye gayret ettim. Okurun özgürlüğüne müdahale etmedim. Sağlıklı bir portrenin oluşabilmesi için rivayetler arasındaki bağlar ve denge önemliydi.

Peygamber’in Aynaları” Subhanallah lafzıyla açıldığına göre, devamı Elhamdülillah, Allahu Ekber şeklinde gelecek mi?

Ömrüm olursa doksan dokuza tamamlamak istiyorum tespihi. Bunda muvaffak olursam sıra İmâme’ye de gelir bir gün inşallah.

Kitabınızda yer verdiğiniz sahabileri, öne çıkan özellikleriyle anlatmaya özen göstermişsiniz. Ashabın her biri yıldız gibidir; Ali Ural’ın kendini yakın hissettiği, onunla içinden konuştuğu, dostluk kurduğu sahabi kimdir? Ve o sahabinin hangi özelliği Ural’ı etkilemiştir?

Şair olduğum için Ka’b b. Malik, Abdullah b. Revâha ve Hassan b. Sâbit gibi şair sahabilerle empati kurmam daha kolay olsa da, sahabilerin arasında ayrım yapamam. Hepsi bir bütünün parçası. Bir araya geldiklerinde o muhteşem tablo ortaya çıkıyor.

Mümin müminin aynasıdır” hadisi, kitabınız için ilham kaynağı olmuş mudur?

Olmaz mı! Kitabın asıl kaynağı bu hadis-i şerîftir. Ayna metaforu bizim medeniyetimizde Batı medeniyetinin aksine müspet çağrışımlar ve derinlikler içeriyor. İnananların birbirine ayna kılınması hikmetin ta kendisi. Müslüman kardeşini kıran, aynasını kırmıştır. Her parlak şeyi ayna sanıp yanılır artık.

Bitiş çizgisine ulaşanlar aynayı değil, yüzünün hâlini gösteren yansımayı kazanacak.” Bu sözlerinizden hareketle asıl olan ayna değil, asıl olan insanın aynasından yansıyanlardır desek doğru demiş olur muyuz?

İnsan kendini tanımadıkça rabbini tanıyamıyor madem, aynalardan en büyük kazancımız kendi yansımamızdır.

Peygamber’i ve ashabı anlatan kitapların büyük çoğunluğu günümüz insanına hem dil bakımından hem de anlatım bakımından uzak geliyor. Bu konuda neler söylersiniz? Peygamber’i ve ashabını anlatan kitapları seçmede kriterlerimiz ne olmalıdır?

Klasik eserler olduğu için yenileri yazılabiliyor. Bu yüzden geçmiş âlim ve müelliflerimizi rahmetle anıyoruz. Ancak Hz. Peygamber’in, “İnsanlara akılları ölçüsünce hitap edin” ilkesi gereğince her çağda din dilinin güncellenmesi gerekiyor. Edebiyatın ve dilin imkanlarını iyi kullanmalıyız. Madem en güzel olandan söz edeceğiz, en güzel insanları anlatacağız, üslubumuz da güzel ve etkili olmalı.

Bu güzel söyleşi için Dünya Bizim ailesi adına teşekkür ediyorum.

Asıl ben teşekkür ederim ayna tuttuğunuz için kitaba.

 

Hatice Ebrar Akbulut konuştu

Güncelleme Tarihi: 01 Şubat 2016, 09:49
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20