Pakistan'da Her Yüz Kilometrede Bir Dil ve Kültür Değişir

''İngiltere’nin kolonyal egemenliğine karşı hareketin öne çıkan figürlerinden olan ve Pakistan’ın kurulmasına öncülük edenler, kendi medreselerini ve okullarını siyasi aktivizm uğruna terk eden ulemaydı.'' Türkiye'de öğrenim gören yabancı öğrencilerle soruşturmamızda bu kez Pakistan'dan Abdul Basit Adeel, Deniz Baran'ın sorularını cevapladı.

Pakistan'da Her Yüz Kilometrede Bir Dil ve Kültür Değişir

Müslüman coğrafyanın farklı köşelerinden Türkiye’ye yolu düşen gençlerle yaptığımız röportajlar serisinde en son durağımız Kazakistan olmuş, Kazak dostumuzla keyifli bir röportaj yapmıştık. En az onun kadar keyifli bir röportajı, İslam coğrafyasının temel direklerinden Pakistan’dan gelen dostumuz Abdul Basit Adeel ile yaptık. Abdul Basit, İstanbul Şehir Üniversitesi’nin en aktif simalarından ve tam bir Türkiye Âşığı. Sorularımıza verdiği doyurucu cevaplarda bunların izlerine rastlayacaksınız:

Bize ülkenden bahsedebilir misin? Nüfus hangi kesimlerden oluşuyor?

Pakistan, Güney Asya’da İran ve Hindistan arasında yer alan, 190 milyon civarında nüfusa sahip bir ülke. Nüfus ağırlıklı olarak Müslüman ve 1947’de Hindistan’dan da ayrı bir dini kimliğe sahip olma gerekçesiyle ayrıldı. Ümmet için bağımsız, modern, her etnik arka plandan Müslümanı ve Müslümanların yönetiminde yer alacak gayrımüslimleri de kapsayan bir devlet kurma fikri ile doğdu. Böyle bir fikir, o dönemin dünyasında iki dünya savaşı yahut kolonyal hamlelerden sonra zuhur eden baskıcı seküler ve milliyetçi Müslüman devletler ile onların positivist otokratlarına bakıldığında genel trende tersti. Faisal Devji isimli bir yazarın Muslim Zion adında, bir nebze eleştirel bir kitabı vardır Pakistan hakkında; o kitapta Pakistan ulusal, etnik veya coğrafi bir kıstasa göre değil salt olarak dini kimliği baz alan –aynı İsrail gibi- bir devlet olarak betimlenir. Modern çağda bunun benzeri bir durum çok azdır.

Öte yandan bu proje, bugün, başarısız olmuş durumda. Muhtemelen zamanın gereklerine karşıydı böyle bir fikir yahut dünyanın farklı yerlerindeki Müslümanlar kendi ulusal kimliklerini zaten benimsemişken fazla idealist/ideolojikti. Muhammed İkbal’in ve dönemin diğer düşünürlerinin pan-İslamcı hayallerini bir kenara bırakırsak Pakistan modern bir ulus devlettir geldiğimiz noktada. Ancak aklı karışık bir versiyonu…

Pakistan vatandaşlarının Müslüman kimliği ise oldukça güçlü. Muhtemelen geçen 70 yılda kökünden kopartılamadığı için veya belki de devlet kendi vatandaşlarının gururunu okşayacak kadar onlara gerekenleri sunamadığı için (nitekim bu da 3. dünya ülkelerinde ortak bir nokta). 

Müslüman kimliğin yanında dilsel, coğrafi ve etnik unsurlardan doğan bazı alt kimlikler de mevcut. Hane halkının kendi arasında Urduca konuştuğunu görmek zor, bazı eğitimli kesimler buna istisna tabi. En azından 12 tane etnik/bölgesel dil mevcut; Punjabi, Sindhi, Blochi, Peştun, Saraiki, Keşmir, Balti, Fars dilleri gibi. Pakistan’ın eyelet sınırları da bu dillerin konuşulduğu bölgelere göre ayrılmış durumda.

İstatistiklere göre Pakistanlıların %97’si Müslüman ve bunların da %80’i Sünni iken %20’si Şia. Bu oranlarda +/-5 hata payı var. Farklı tarikatlara bağlı sufi dervişler de Sünni çoğunluğun içerisindeki temel unsurlar. Öte yandan geçmişi yüzyılları bulan Pers etkisi de Şia faktörünün mevcudiyetini açıklıyor. %3 kadar da (ben bu oranın biraz düşürüldüğünü düşünüyorum) farklı dini azınlıkların varlığı söz konusu; Hindular, Hristiyanlar, Ahmediler, Caynistler ve diğerleri…

İlginç bir husus, Pakistan bayrağının yeşili ve bayraktaki hilâl ile yıldız Müslüman kimliği sembolize ederken, beyaz da azınlıklara karşı ayrımcı olmayacak bir vatandaşlık hakkı anlayışını temsil eder. Fakat pratikte azınlıklar genelde ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmektedir. Hem de Pakistan’ın kurucu babaları, Brahmin yönetimi altındaki Hindistan’da azınlık oldukları için haklarının korunmayacağını düşünen insanlar oldukları hâlde…

Pakistan farklı kabileler ve etnik grupların bir karışımıdır aynı zamanda. Her yüz kilometrede dil ve kültür değişir. Doğu Pakistan daha şehirleşmiş ve sanayileşmiş iken Batı çok az gelişmiştir. Tabi, her bölgenin içerisinde istisnalar da vardır. Kısaca, Pakistan kültürel olarak zengin bir ülkedir.

Ülkenin kültürünü anlatacak 3 şeyden bahseder misin?

İslam, Pakistan kültürünün en asli unsurudur.

Urduca, tek bir etnik gruba ait olmayan ve Pakistan’da yaşayan tüm farklı toplulukları birbirine bağlayan ana dildir. 

Dışa açıklık… Pakistanlılar kendilerine has kimlik söylemi sayesinde en az ırkçı toplumlardandır. Pakistan’a giderseniz kesinlikle bir ayrımcılığa uğramaz ve çok sıcak karşılanırsınız.

Ülkende gençlerin en çok saygı duyduğu, takip ettiği Müslüman şahsiyetler kimler?

Doğal olarak Muhammed İkbal’in Pakistan gençliği üzerinde güçlü bir etkisi vardır. İkbal, her kesimden kimseye evrenselci, anti-kolonyal ve ümmet merkezli mesajıyla yakın gelir.

Qudrat Ullah Shahab, Mumtaz Mufti, Umera Ahmed, Wasif Ali Wasif, Ashfaq Ahmed, Bano Qudsia, Mushtaq Yusufi, Pitris Bukhari ve diğer yazarlar, eleştirmenler, şairler de yaygın olarak okunur. Genç nesil yazarlar genelde İngilizce dilinde yazmayı tercih ediyorlar ve kolonyal dönemde empoze edildiği için ana dil hâline gelen bu global dilde harika işler üretiyorlar. Ben şahsen entelektüel üretimin Urduca yapılmasından yanayım fakat 1980’lerden itibaren geçerli olan bir olgu da var ki Pakistan’ın her yerinde mantar gibi türeyen özel okullarda İngilizce öğretildiği için Urduca silik kalmış durumda. Bu sebeple benim nesilim Urdu edebiyatı okurken zorlanıyor. Urducanın bahtsızlığı!

Ulema ise Hindistan’da her zaman hayati bir rol oynamıştır. İngiltere’nin kolonyal egemenliğine karşı hareketin öne çıkan figürlerinden olan ve Pakistan’ın kurulmasına öncülük edenler, kendi medreselerini ve okullarını siyasi aktivizm uğruna terk eden ulemaydı. Türkiye’de çok saygı duyulan Ebu’l A’la Mevdudi, Mekke’ye Giden Yol’un yazarı Muhammed Esed, Shabbir Ahmad Usmani, Ahmed Raza Khan Barelvi, Dr. Israr Ahmed, Tariq Jamel ve diğer ulema, Pakistanlı Müslümanların manevi gelişiminde hayati roller oynadılar.  

Ülkende İslam kültürüne dair yayım yapan önemli dergi, gazete, TV kanalı vb. var mı?

Çocuklar ve kadınlar için haftalık dergi çıkaran, ayrıca haftalık bülten Darb-e-Momin’i yayımlayan Daily Islam, Pakistan’ın en büyük gazetesi. Qtv, Haq TV ve diğer kanallar da İslami yayın yapıyor. Buraya dair şu anlaşılmalı ki burada her gazete ve TV kanalı İslami unsurlar içerir ve birçok popüler dini program, ana akım TV kanallarında yayımlanır; dini yazılar, ana akım basında yer alır.

Pakistan’da İslami kanat siyasi grupların etkili olduğunu biliyoruz. Şu an durum nedir? Nawaz Şerif yönetimi neler getirdi?

Talihsiz bir gerçek ki Pakistan’daki İslami partiler İslamcılığa döndüler. Sistematik değişimlere adapte olmak ve hükümeti demokratik bir formla bağdaştırmak yerine kendi sert söylemlerine ve ajandalarına takılı kalmayı tercih ediyorlar. Pakistan’daki muhafazakâr gruplar, kolonyalistlere karşı savaşma zihniyetinden kaçamadılar. Beyaz adam gideli çok olduğunu anlamada başarısız oldular ve şu an demokratik kanallarla sisteme erişebiliyorlar. Pakistan’ın İslami partileri, Türkiye, Mısır, Tunus ve diğer Müslüman ülkelerdeki muadillerinin aksine hâlâ ortodoksiye bağlı kalmakta. Politik ajandalarında köklü bir reform yapmaya ihtiyaçları var ve halkı etkilemek için demokratik bir yol haritası çizmeliler. Ne yazık ki şu an, en büyük İslami cumhuriyette, rijit mantaliteleri sebebiyle İslami siyasi partiler etkisiz ve herhangi bir seçimde kaydadeğer oranda koltuk kazanamıyorlar.  

Nawaz Şerif muhafazakâr bir aileden geliyor ve genelde İslam dostu bir lider olarak anılıyor. Bir diğer gerçeklikse hiçbir lider, Pakistanlıların Müslüman kimliği veya İslam dini ile açıktan çarpışamaz, aksi hâlde çok büyük bir toplumsal tepkiyle karşılaşırlar. Şerif’in de halk genelinde desteği var ve kendisi diğer Müslüman ülkelerle ilişkileri güçlendirmeye istekli. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şerif iyi arkadaşlar ve bunun sonucunda Türkiye ve Pakistan arasındaki ekonomik ve siyasi işbirliği bu günlerde çok üst seviyede. Şerif’in, Keşmir davasının sıkı bir destekleyicisi olmasının yanında Türkiye’nin KKTC duruşunu da desteklediğini söyleyebiliriz. Umuyorum ki bu iki ülke arasındaki ilişki uzun süre böyle kalır ve işler rast gider.

Peki, Müslüman gençlerin din eğitimini ve bilgisini aldıkları kurumlar nelerdir?

Pakistan’daki okullarda din dersi zorunlu ders. Daha ilk sınıflardan başlayarak öğrenciler İslam’ın temellerini öğrenmeye başlıyor, lisede temel Arapça eğitimi de veriliyor. Aileler de çocuklarını kendileri eğiterek veya onları medreselere yollayarak geliştiriyor. Esasında her çocuk yüce Kur’an’ı öğrenmeleri için yollanır ve bazı aileler çocuklarının hafız olması için uğraşır. Tüm bunları toparlasak, çocuklar İslam’ı evvelâ evde, sonra okulda ve medresede, nihayetinde de sosyal pratikte öğrenir. 

Türkiye’ye geliş sebebiniz neydi?

Türkiye benim için her zaman kültürel olarak ilgi çekici bir ülke oldu. Çocukluğumdan beri Türkiye ve Osmanlı İmparatorluğu hakkında çok şey okudum. Ürdün, Suriye ve Mısır ile birlikte Türkiye, seyahat etmek için ideal istikametlerden biriydi çünkü Ortaçağ Müslüman tarihi hakkında çok okuma yapmıştım. Bir yandan da hiçbir zaman Türkiye’ye eğitim için geleceğimi hayal etmemiştim.

2012 yazında rastgele bir reklama denk geldim. İstanbul Şehir Üniversitesi uluslararası öğrencilere burs sunuyordu ve ben de kriterlere uyuyordum. Tek yapmam gereken IELTS sınavına girmek ve başvurmaktı. 13 gün sonra kabul edildiğime ve tüm masraflarımın İstanbul Şehir Üniversitesi’nce karşılanacağına dair bir e-posta aldım. Çok heyecanlıydım ve inanır mısınız, bir an bile yabancı bir yere gidiyor olduğum aklımdan geçmedi. Ailemin de hiçbir endişesi olmadı. Öylece çantamı topladım ve Türkiye’ye geldim, o zamandan beri de buraya âşığım. Türkiye’ye gelişim tamamen bir tesadüf sonucuydu ve hayatımda başıma gelen en güzel tesadüftü!

Yakın gelecekte Pakistan’a dönmeyi düşünüyor musunuz?

Nerede bana ihtiyaç duyulursa oraya gitmeyi planlıyorum ve kesinlikle Pakistan bu yerlerden biri. Belki beni post-modernist, çılgın, özgür ruhlu ya da başka bir şekilde adlandırabilirsiniz ama tesadüfen sahip olduğum ve yanımda taşıdığım bir kağıt parçasının (doğum belgesi ya da pasaport) kimliğimi, hayatımı ve işimi belli bir coğrafyayla sınırlamasına izin vermeyeceğim. Benim ilgi alanlarım küresel eşitsizlik, küresel sistemdeki hiyerarşiler, post-kolonyal ekonomik bağımlılık ve bunun gibi 3. dünya ülke vatandaşlarının daha iyi hâle gelmesine, daha fazla refaha kavuşmasına dair konuları dert ediniyor. Kendimi konforlu bir alana (Pakistan’a) yerleştirmek yerine 3. dünya ülkelerinde bir göçebe gibi dolaşmayı ve kalkınmada, benim gibi insanların düzgün hayatlara sahip olmasını sağlamada kendi rolümü oynamayı yeğlerim. Pakistan başlayacağım yer olmalı ama benim aktivist yönümü sınırlamamalı. Pakistan, doğduğum yer ama evim tüm dünya ve sınırlar gökyüzü! 

En çok neyi özlüyorsun?

Yuvasından uzak herkes gibi ailemi… Ve beraber büyüdüğüm insanları, basit bir hayatı, kriket oynamayı, şalvar giymeyi, sıradan biri olmayı, içinde büyüdüğüm sokakları özlüyorum. Fakat neticede insanoğlu çok çabuk adapte oluyor. Türkiye de evim ve burada çok daha büyük bir ailem var, eski arkadaşlarım kadar sevgi dolu arkadaşlarım burada da var, buranın sokakları da memleketimdekiler kadar güzel. Pakistan’ı özlüyorum ama ne zaman özlesem Türkiye kendimi evimdeymişim gibi hissettiriyorJ

Türkiye’ye yabancılık problemi yaşadın mı? Yaşadıysan bir yabancı olarak yaşadığın problemler neydi?

Oldukça çabuk alıştım, bu yüzden Türkçe öğrenmek dışında herhangi bir problem yaşadığımı söyleyemem. Fakat buraya geldikten kısa bir süre sonra dili anlamaya başladım ve sonra da Türk arkadaşlarımın yardımıyla konuşmaya…

Öte yandan, bazı hukuki düzenlemeler sebebiyle uluslararası öğrenciler birtakım meselelerde yerel öğrencilere kıyasla farklı muamele görüyorlar. Türkiyeli öğrenciler bizden daha fazla hakka ve ayrıcalığa sahip. Bu durum da hâliyle bazen alengirli gelebiliyor. Fakat diğer Türk üniversitelerinden farklı olan Şehir Üniversitesi, bu bakımdan hayatı bizim için çok daha kolaylaştırıyor. Eğer uluslararası öğrenciler ayrımcı bir muameleye maruz kalırsa genellikle yerel öğrenciler onlara arka çıkıyor. Neticede bizim kampüsümüzde yerel ve uluslararası öğrenciler arasında çok az fark hissediliyor. Ben de hâliyle burada evimde hissediyorum ve hiçbir spesifik problemle karşı karşıya kalmıyorum.

Türkiye’deki kültürle Pakistan kültürünü karşılaştırdığında en büyük farklılıklar neler sence?

Soru şöyle sorulmalıydı: “Türkiye ve Pakistan arasında herhangi bir kültürel farklılık var mı?”

Buraya geldiğimde ciddi bir kültür şoku yaşamadım. En nihayetinde iki ülkede de kültürün kökü İslam’da, bu da günlük pratikleri aynı tipte kılıyor.

Fakat yemek meselesi ayrı bir mesele. Biz bolca baharat kullanırız, bu da bizim nezdimizde Türk yemeklerini Pakistan yemeklerine nazaran lezzetsiz kılıyor. Neyse ki ben hiçbir zaman baharatlara çok düşkün değildim, bu sebeple Türk yemeklerini sevdim.

Kültüre dair bir diğer mesele de Türk kültürünün seküler boyutu. İçki içmek, gece kulüpleri, barlar, vs. Pakistan’da resmi olarak yasak, Türkiye’de ise değil. Bu yüzden Taksim’e ilk gittiğimde biraz gerilmiştim. Benim gibi kapalı, dini kültürden gelen bir öğrenci için Türk toplumunun seküler/Batılı boyutunu absorbe etmek biraz zaman alıyor. 

Öte yandan da Pakistan çok kalabalık ve kaotik. Pakistan’ı ziyaret eden birçok Türkiyeli arkadaşım sokakların kirliliğinden ve yemeklerin hijyenik standartlara uymadığından dem vurdu. Bu, Pakistan’a özgü bir durum değil, 3. dünya ülkelerinin büyük problemi. Devletin sokakları temizleyip standartları dayatacak yeterli kaynakları yok. Aynı Haliç’in 1990’lardaki durumu gibi… Birileri sorumluluk alıp kaynakları temizlik için kullanmalı.

Türkiye’deki kültürle Pakistan kültürü arasındaki en büyük benzerlik?

Camiler, Adana kebap, irmik helvası, lavaş ve yerel halk. İronik bir şekilde yerel halkın yanında yabancı hissetmiyorum. Onlardan farksızmışım gibi kabul gördüm ki bu da fıtri gerçekliği yansıtıyor: Tarih içerisinde oluşan önyargıları, ulus devlet sınırlarını ve “diğerinden” korkmayı bir kenarda bırakırsak hepmiz Adem ve Havva’nın çocuklarıyız ve birbirimizden farklı değiliz.

Türkiye’ye gelmeden önce burası hakkında düşündüğün ama çok yanıldığın bir şey var mı?

Yok. Sadece bazen bürokrasi ve yabancılara dair tamamlanmamış hukuki çerçeve sorunlara yol açıyor ama geri kalan her şey iyi. 

En çok nereleri seviyorsun?

İstanbul şehrini, Üsküdar’ı ve insanlarının çoğunu. Sanıyorum ki bana Türkiye’yi sevdiren, insanlar ve bilhassa İstanbul’du ve tabi bu şehrin tarihi cazibesi… Arkadaşlarım ve öğretmenlerim benim ailem ve onların aileleri de benim ailem oldu. Buraya geldiğimden beri hiçbir Ramazan’ı ya da bayramı tek başıma geçirmedim. Bu muhabbet ve sevgi bana burayı sevdiriyor.

Türkiye’deki üniversiteler hakkında ne düşünüyorsun?

Türkiye’deki üniversiteler okumak için iyi yerler. Genelde iyi şekilde finanse ediliyorlar ve dünya klasında fakültelere sahipler. En iyi özel üniversiteler, yabancı ülkelerdeki muadillerinden farksız. Almanya’da değişim öğrencisi olarak bir dönem geçirdim ve İstanbul Şehir Üniversitesi ile Almanya’daki Bamberg Üniversitesi arasında ciddi bir fark göremedim. 

Bu dönemde ise bilhassa sosyal bilimler eğitimi gerçekten iyi. Fakat, Pakistan’a kıyasla, mühendislik eğitimi geliştirilmeli.

Bir diğer meseleyse dil. Türk arkadaşlarım İngilizce’ye dair ciddi problemler yaşıyorlar, bu da devletin okullarında uyguladığı yabancı dil eğitimi metotlarını, öğrencileri uluslararası seviyeye eriştirmek için değiştirmesi gerektiği anlamına geliyor. Bunun dışında her şey iyi. 

Türkiye’deki insanların dini yaşantılarını sürdürmede bir sıkıntı yaşadığına şahit oldun mu?

Hayır. En azından, vaktimin çoğunu geçirdiğim Üsküdar, Fatih, Eyüp gibi yerlerde görmedim. Sanıyorum insanların dini pratiklerini yaşamada zorluklarla karşılaştığı günler eskidendi. Türkiye halkı geçmişten dersler çıkardı ve muhtemelen eskiye nazaran bu tip farklılıklara karşı daha toleranslı.

 

Röportaj: Deniz Baran

Güncelleme Tarihi: 11 Ekim 2016, 14:42

Eslem Nilay Bozdemir

banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26