banner17

Pakdil eli öpülesi bir 'Usta'dır!

1984'te yayınına son vermişti Edebiyat dergisi. Kalem, hayat ve devrim okulu Edebiyat dergisini, şair Ahmet Edip Başaran ile konuştuk.

Pakdil eli öpülesi bir 'Usta'dır!

Nuri Pakdil Usta'nın çıkardığı Edebiyat isimli dergiyi görebilen çok az insan var günümüzde. Nasıl bir dergiymiş ki efsanevi bir hüviyet kazanmış?

İlkeli, tutarlı ve bu ülkenin köklerinden, temel dinamiklerinden beslenen ödünsüz, sapasağlam bir dergiydi Edebiyat. Yabancılaşma vebasının, kültürel hayatımızın bütün hücrelerine dek işlediği bir ortamda, hem yerli hem evrensel bir damara sahip bir dergiydi ve bu yüzden yeryüzü coğrafyasında çok önemli izler, etkiler bıraktı.

Edebiyatımıza nasıl etkileri oldu?

İlk elde bir “şok”la karşılandı Edebiyat dergisi. Çünkü kullandıkları dil marksist, sosyalist ideolojinin ve hatta Türkiye’deki egemen resmi ideolojinin baş tacı ettiği bir dildi. Bununla birlikte içerik tamamen İslamî bir duygu ve düşünce dünyasından besleniyordu. İslamcı bir dergiydi Edebiyat, hatta Pakdil Biat’taki yazılarından birindeydi sanırım “İslamcı” kelimesine şerh düşerek açıklıyordu bulundukları konumu. Bu sebepten olsa gerek Türkiye’de ne sol ne de sağ kesim tam olarak bir ünsiyet, yakınlık kuramamıştır Edebiyat’la. Zaman geçtikçe aslında şunu fark ediyoruz. Edebiyat, daha 70’li yıllarda 21. asrın edebiyat ve sanat dilini kurmuştur. İdeolojilerin çöktüğü, “konu”nun yandığı bir ortamda insan ve insanın “konum”u çıkmıştır ortaya. Bunu yıllar önce yazan Pakdil, bu yüzden eli öpülesi bir ustadır.

MaveraMavera, Diriliş ve Büyük Doğu’dan farkı nelerdir?

Mavera bir ekip dergisiydi. Hatta Rasim Bey bir söyleşisinde “Biz Mavera’yla bir koro dergisi oluşturmaya çalıştık” demiştir. Diriliş, Edebiyat, Büyük Doğu dergileri solo dergilerdi, çünkü varlıklarını tek bir adama borçluydular. Onlar olmasaydı bu andığımız dergiler de olmayacaktı belki de. Edebiyat dergisi özellikle kullandığı dil ve ilgilendiği kültürel coğrafya açısından da Diriliş ve Büyük Doğu’dan ayrılıyordu. Pakdil’in Çağdaş Kolombiya edebiyatından Prevert’e, Arap şairlerinden Dostoyevski’ye kadar yaptığı bütün çeviriler onun salt “edebiyat” kelimesine yüklediği anlamı görme açısından önemlidir.

Edebiyat Dergisi’nin her döneminde birçok önemli isim yetiştirdiğini biliyoruz. Bunlar arasında kimler vardır?

İlk dönemlerinde yedi güzel adam olarak bildiğimiz imzalar özellikle öne çıkmıştır. Hatta hemen hemen çoğunun ilk kitapları Edebiyat Dergisi Yayınlarından çıkmıştır. Daha sonraki süreçte Arif Ay, Turan Koç, Cahit Yeşilyurt, Ali Göçer, Hüseyin Su, Ömer Erinç, İdris Hamza ilk aklıma gelen isimler.

Türkiye dindarlarının sağcılardan ayrışmasına katkısı olmuş bir dergi Edebiyat dergisi. Bunu nasıl yaptı bir dergi?

Sağ ve sol kavramları mesnetsiz ve tarihsiz girdi bu ülkeye. Batıdan gelmeydi ve bütün batıdan gelen kavramlar gibi zihnimizi ve yüreğimizi zehirledi. Giderek insanları ve fikirleri tanımlamada işlevsel bir araç hâline getirildi ne yazık ki. İnsanları tanımlamak onları öldürmek demektir, çünkü onları tanımlayınca rahat ettiğimizi düşünüyoruz. Hâlbuki “insan” özelinde baktığımızda bugün mesele diye tartıştığımız pek çok şeyin ne kadar gereksiz şeyler olduğunu anlayacağız. Ne var ki bu ülkenin enerjisi işte bu saçma sapan ayrışmaların kavgasında eriyip gidiyor. Pakdil, Bir Yazarın Notları’na “İnsanın Süren Sorgusu” olarak başlar. İlk kitaptaki şu cümleyi anmadan geçemem: “İnsan, seni savunuyorum sana karşı!” Bütün kitaplarını açıp okuyun, Pakdil’in en çok kullandığı kelimelerden birisi “insan” kelimesidir. İnsan, kuldur. Bunu anlayan, anlayabilen bir Müslüman Türkiye’deki sağcılık kostümünün ne kadar ilkel ve sığ olduğunu anlamakta tereddüt etmez bence. Çünkü eğer tanımlamalardan yola çıkacaksak illaki, insanın tek bir tanımı vardır, o da kul olması. Meselenin özü burası.

Edebiyat DergisiEdebiyat dergiciliğine katkıları nelerdir?

Bir edebiyat dergisinin nasıl titiz, özverili ve ilkeli bir anlayışla çıkarılabileceğini öğretti Edebiyat. Her ayın birinde kitapçılarda bayilerde hazır olması, tek bir yazım hatasının bile olmaması hatta bunun için hastalık derecesinde bir özenin gösterilmesi… Bütün bunlar Edebiyat’ın nasıl bir sanatçı sorumluluğuyla yayımlandığını gösteriyor.

Okul dergisi olarak görülüyor, bu özelliğinden bahseder misiniz?

Öğreten bir dergiydi Edebiyat. Bu yüzden bir okul dergisiydi. Pakdil’in hocalığında çoğu genç, edebiyatın ve sanatın inceliklerini öğrendiler. Arif Ay, bir dosya dolusu şiirini Pakdil’in nasıl yırtıp attığından bahseder bir konuşmasında. Hüseyin Su’nun şahsında ve bazı hikâyelerinde bu edep erkân taliminin izdüşümünü görmek mümkündür. Sadece “kalem eğitimi”nin verildiği bir yer değildi Edebiyat, topyekûn bir “hayat eğitimi”nden geçti genç şair ve yazarlar orda.

Nuri PakdilNuri Pakdil'in titiz ödünsüz ve devrimci edebi kimliği onun sanatını zedeliyor mu sizce?

Asla. Pakdil söz konusu olduğunda onun kişiliğini ve sanatını ayrı ayrı değerlendirmek sağlıklı bir sonuç vermez bana kalırsa. Çünkü Pakdil’de bunların her ikisi de iç içe geçmiştir. Ayırt edilemeyecek derecede hem de.

Pakdil’in her eseri ayrı bir önem taşır ama Batı Notları’nın önemi nereden geliyor?

Batı Notları önemlidir çünkü belki de ilk kez bir Türk aydını Paris sokaklarını gezerken İstanbul’un güvercinlerini düşler. Saint-Michel köprüsünden geçerken Kudüs’ü, bütün bir Ortadoğu coğrafyasını gözlerinin önüne getirir. Afrikalı aydınlarla konuşurken gözlerinde beliren coşku ve heyecan aynı ortak kaderin, Müslümanlık kaderinin verdiği coşkudan başka bir şey değildir aslında. Komplekssiz bir kitaptır Batı Notları. İbrahim Tenekeci bir yazısında “sınırlar yapay, coğrafyalar gerçektir” diyordu. Eğer hayalleriniz ve düşleriniz misak-ı milli kadarsa Batı Notları’ndan alacağınız çok dersler var demektir. Paris’e giden uçakta, dilinde Yunus’tan şiirler Kudüs’ü düşünen bir yazardan bahsediyoruz. Bence bu kitap mutlaka okunmalı ve bütün diplomatlara da “ev ödevi” olarak verilmelidir.

Nuri Pakdil, Bağlanma2011 dünyasında çıkara ve menfaate sabitlenmiş ilişkiler çıkmazından kurtulmamızda "Bağlanma" kitabı bize ne verebilir?

Bağlanma önemlidir çünkü hakiki Müslüman bağlanmasını sapasağlam inşa edebilmiş insandır. Fazlalıklarımız var, çıkarlarımız, menfaatlerimiz, para pul kamburlarımız. Bu yüzden gerçek anlamda özgür değiliz. Ayaklarımıza ve ellerimize bakıyoruz, zincirlerimiz, prangalarımız yok diye kendimizi özgür hissediyoruz. Ya beynimizdeki zincirler? Ya kalbimizdeki Zarifoğlu diliyle söylersek “gömleğimizin üstüne kadar çıkmış kara lekeler?” Fethi Beyin şahsında Pakdil modern zamanların vicdanımızı lekeleyen bütün zehirlerine karşı bir “panzehir” sunuyor bence. Hem inanç hem de kimlik noktasında yapıyor bunu. Diliyle, muhtevasıyla kim ne derse desin bir başyapıttır Bağlanma.

Pakdil'in baskısı olmayan kitaplarından hangileri mutlaka basılmalıdır?

Elbette Bağlanma. Biat kitaplarının da yeni basımları yapılmalıdır. Bir Yazarın Notları serisinin ilk kitabı yayımlandı arkası gelmedi. Geri kalan üç kitabın da yayımlanmasını dört gözle bekliyoruz. Bence Pakdil, sükût sûretine bürünmeden önce yayımladığı bütün kitaplarını yeniden sürmelidir namluya. Arada yayımlananlar da var ama hepsi bütün olarak hâlâ okurunu bekliyor. Okur bu kitapları bekliyor demeliyiz belki de.

 

Meryem Uçar konuştu

Güncelleme Tarihi: 22 Şubat 2011, 17:10
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
seda
seda - 8 yıl Önce

ahir zaman beyefendisi...

Hüseyin Türkel
Hüseyin Türkel - 8 yıl Önce

Okur kitapları bekliyor.

banner8

banner19

banner20