Özgür Aras Tüfek: “Çocuklar için yazmak; benim için çok büyülü, çok heyecan verici ve sağaltıcı bir yolculuk.”

“Çocuklar saf bakışa ve filtresiz ifadeye sahip bilgeler. Bu nedenle onlarla gerek sözlü gerek yazılı olarak bir anlatıda buluşmak, benim için eşsiz bir varoluş meselesi.” Emre Orhan Gökalp'in söyleşisi.

Özgür Aras Tüfek: “Çocuklar için yazmak; benim için çok büyülü, çok heyecan verici ve sağaltıcı bir yolculuk.”

Sohbete ilk olarak sizinle yani hikâyenizle, yolculuğunuzla başlamak isterim. Mesela, nasıl bir çocuktunuz? Geçmişiniz, aileniz ve çevrenizin yazarlığınız üzerinde nasıl bir etkisi oldu?

Çocukluğum İzmir’in Buca İlçesi’nde eski mahalle özelliklerini taşıyan güzel bir mahallede geçti. Ben oyun oynamayı, resim yapmayı, hayal kurmayı çok seven bir çocuktum; canımın sıkıldığını neredeyse hiç hatırlamıyorum. Dedemden, babamdan masallar, hikâyeler, menkıbeler dinlemeyi çok sevdiğimi hatırlıyorum; benden küçük dört kardeşime zaman zaman dinlediğim bu masalları, hikâyeleri anlattığımı da… Bir de kelimeler… Benim için kelimeler, çok özel bir dünyaya açılan pencerelerdir. Otobüste, yolda, gece yatarken yatakta aklıma bir kelime takılıverir; o kelimenin anlamını, eş anlamlılarını, yakın anlamlılarını araştırmadan günlük akışın benim için devam etmesi mümkün olmazdı.

İzmir’de Buca Ortaokulu’na geçtiğimde ise harika bir Türkçe öğretmenim oldu; Yasemin Dalgıç… Tam bir İzmir hanımefendisiydi Yasemin öğretmen. Derslerde bizlere o güzel sesiyle hikâyeler okurdu. Sonra Ömer Seyfettin’den, Sait Faik’ten, Gülten Dayıoğlu’ndan, Muzaffer İzgü’den okuduğu bu hikâyeler hakkında sohbet ederdi bizimle. Sorular sorar, dikkatimizi çeken yerleri ilgiyle dinlerdi. Sonra bazı derslerde kompozisyon yazdırırdı. Bu derslerde öyle heyecanla durmaksızın hikâyeler yazardım ki… Öğretmenim sınıfta bu yazdıklarımızı bize okuturdu. Yazdığım metinleri öyle güzel, içten ve titizlikle yorumlardı ki… Bu, benim için çok onur vericiydi.

Daha o yaşta Reşat Nuri’nin Çalıkuşu romanını okumuş ve tıpkı Yasemin öğretmenim gibi bir Türkçe öğretmeni olmaya karar vermiştim.

Peki, yazma maceranız nasıl başladı? Yazarlık hayali olan biri miydiniz?

Aslında yazmaktan önce anlatmak vardı benim için. Ortaokulda Türkçe derslerinde bu anlatma, zamanla yazmaya evrildi. Ortaokul bitince yazmaya günlük tutarak devam ettim. Lise ikinci sınıfta da devamlı gittiğim İzmir İl Halk Kütüphanesi’nin görevli memurunun dikkatini çekti. Yazdıklarımı okudu, inceledi. O zamanlar kendimce şiirler de yazıyordum. Meğer o memur, Yeni Asır gazetesinin yayın kurulundaymış ve o günden sonra bazı şiirlerimi Yeni Asır gazetesinde yayınlattı. Yine, İzmir Kız Lisesi’ndeki edebiyat öğretmenim de bazı şiirlerimi İzmir’de yayınlanan dergi ve gazetelerde yayınlattı. Böylelikle lise ikinci sınıfa giderken yazdıklarım, çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlanmış oldu. Bu, benim için çok kıymetliydi.

Yazar olma hayaline gelince daha ortaokulda Yasemin öğretmenimin günün birinde tüm sınıfın duyacağı bir şekilde “Sen büyüyünce çok iyi bir yazar olacaksın.” demesiyle küçücük bir tohum gibi düştü kalbime. “Acaba bir gün ben de bir yazar olabilir miyim?” diye içten içe hayal kurmaya başladığımı hatırlıyorum. Ama bunu sesli bir şekilde ifade ettiğimi hiç hatırlamıyorum çünkü bana göre “yazar olmak”, çok büyük bir meseleydi.

Hâlâ da böyle düşünürüm. Ben kendimi bir yazar olarak tanımlayamıyorum. Bugün yazıyorum ancak hakikî anlamda benim yazarlığa atfettiğim mana çok başka… Bana göre bir yazanın eserleri, insanlar tarafından çok uzun süredir okunmaya devam ediyorsa ancak ona yazar denebilir. 

Bu sebeple kendimi bir yazar olarak değil bir yazan olarak adlandırabilirim.

Masal yazmaya nasıl ve ne zaman karar verdiniz? Masal yazma konusunda sizi etkileyip bu kararı verdiren bir etken var mı?

Çocuklar için yazmak; benim için çok büyülü, çok heyecan verici ve sağaltıcı bir yolculuk. Çocuklar saf bakışa ve filtresiz ifadeye sahip bilgeler. Bu nedenle onlarla gerek sözlü gerek yazılı olarak bir anlatıda buluşmak, benim için eşsiz bir varoluş meselesi.

Çocukların doğal iletişim dili ise oyun ve masal… Çocuğun dünyası sınırsız… Uçsuz bucaksız ve engelsiz… Onun dünyasında olmazlar olur, sınırsız hayaller gerçekleşebilir; tıpkı masallardaki gibi.

Edebî türler içinde en özgür olanı masallardır. Bu samimiyet ve özgürlük beni cezbetti sanıyorum.

“Ali Şir Nevayi’yi okumanız, araştırmanız, tez yazmanız elbette önemli fakat daha önemlisi -çocuklarımı göstererek- onu bu çocuklara anlatabilmektir.”

Türkçenin Muhafızları adlı kitap serisini yazma fikri nasıl ortaya çıktı, yayın yolculuğunda neler yaşandı, hangi aşamalardan geçti ve nasıl bir ön hazırlık süreci oldu?

Benim yüksek lisans tez konum Türk dilbilimci Ali Şir Nevayi’nin gazellerinin günümüz Türkçesine çevrilmesiyle ilgiliydi. Tezimin içeriğinde Çağatayca bir Nevayi sözlüğü hazırlamak da vardı. Hocam, Marmara Üniversitesi Türkçe Öğretimi bölüm başkanı aynı zamanda Türk Dil Kurumu’nun o dönemki başkanı Mustafa Kaçalin’di. Hocamızın yüksek lisans ve doktora talebelerine yaptığı derslere iki çocuğumla katılmak durumundaydım. Oğlum ve kızım da derslerde benimle olurdu. Kaçalin hoca, bir gün “Ali Şir Nevayi’yi okumanız, araştırmanız, tez yazmanız elbette önemli fakat daha önemlisi -çocuklarımı göstererek- onu bu çocuklara anlatabilmektir.” demişti. Ben de hem bir anne, hem bir öğretmen hem de kelimelere gönül vermiş bir dil araştırmacısı olarak bunu bir vazife olarak kabul ettim. Tezimi savunmamın hemen ardından Ali Şir Nevayi’nin hayatını on-on iki yaşındaki çocuklara anlatmaya çalıştığım biyografik çocuk romanı Simurg’a Yolculuk’u yazdım. Yayınevim Erdem Yayınları’na bir kitap serisi önerisi olarak sundum.

Öncesinde bir araştırma yaptım elbette ve gördüm ki bugüne dek Ali Şir Nevayi gibi bir dilbilimci, Türk diline ömrünü vakfetmiş, onlarca eser vermiş bu kıymetli şahsiyet hakkında çocuklara göre yazılmış bir eser maalesef yoktu. Tarihimizdeki birçok siyasî, askerî, edebî şahsiyet çocuklara anlatılmış fakat Türk dilinin bilinen ilk yazılı eserlerini veren, Türk İslam sentezinin dil konusundaki varlığını inşa etmiş dilbilimciler ne yazık ki anlatılmamış.

Bu boşluk beni üzdü ve bu alanda biriktirdiğim bilgiyi, heyecanımı ve emeğimi hikâyeciliğimle yoğurarak Türkçenin Muhafızları’nı kaleme aldım.

“Kadim dilimizi ‘Biz de bugünün Türkçe muhafızlarıyız.’ diyerek sahiplenmeleri zaman zaman gözlerimi yaşarttı.”

“Türkçenin Muhafızları” kitaplarını besleyen kaynak ne? Okuyuculardan gelen geri dönüşler nasıl oldu?

Bu kitapları besleyen kaynak elbette kitaplarda anlatılan yüksek şahsiyetlerdir. Bunlar: Bir Kelime Seyyahı-Kaşgarlı Mahmut, Simurg’a Yolculuk-Ali Şir Nevayi, Mutluluk Bilgisi-Yusuf Has Hacip, Kelimelerin Işığı-Edip Ahmet Yükneki, Gönüllerin Hocası-Ahmet Yesevi…

“Türkçenin Muhafızları” ile Türkiye’de kırktan fazla şehrimizde çocuklarımızla buluştum. İnanılmaz güzellikte tepkiler, çok kıymetli geri bildirimler aldım. Ülkemizin birçok şehrinde şehir merkezlerinden köy okullarına kadar buluştuğum çocukların Ali Şir Nevayi’yi, Kaşgarlı’yı sevmeleri, tanımaları ve onların yüzlerce yıl önce koruduğu kadim dilimizi “Biz de bugünün Türkçe muhafızlarıyız.” diyerek sahiplenmeleri zaman zaman gözlerimi yaşarttı. Sayısız güzel anlar ve anılar biriktirdim.

Bu kişileri yazmaya başladığımda bazı tenkitler ve uyarılar da aldım. Pek de popüler olmayan, çocukların içselleştiremeyeceği kadar uzak kişiler olduğuna dairdi bu eleştiriler. On yaşındaki bir çocuğun Ali Şir Nevayi demesi bile güç, birçok yetişkinin bile ilk Türkçe sözlüğümüzü ve onun yazarını bilmezken Kaşgarlı’yı ve Divanu Lügati’t Türk’ü onlara anlatmaya kalkışmak biraz afaki bir işti onlar için belki de. Oysa bugün Anadolu’da gittiğim şehirlerde çocukların bu isimleri sanki arkadaşlarından bahsedercesine telaffuz etmeleri, inanarak yola çıkmanın samimi bir dil yakalayabilmemin bir göstergesi sanıyorum. Ve iyi ki bu yola çıkmışım diyorum. 

Bu arada şunu söylemeden geçmem eksiklik olur: Ülkemizin dört bir köşesinde öğretmenlik yapan arkadaşlarım -bilhassa da Türkçe öğretmenleri- “Türkçenin Muhafızları”na sahip çıktı. Çoğunlukla kısıtlı imkânlar ve türlü zorluklarla baş ederek kitapları çocuklara ulaştırdılar ve beni de çocuklarımızla buluşturdular. Öğretmen arkadaşlarıma bu vesileyle minnettar olduğumu da ekleyeyim.

Son kitabınız “Evsiz Ben’in Hikâyesi” her ne kadar bir hikâye olarak isimlendirilse de masalsı ögeler taşıyor. Evsiz Ben ile ilgili neler söylemek istersiniz?

Evsiz Ben benim için çok özel bir hikâye… Evet dediğiniz gibi masalsı unsurlar taşıyor.

Bu hikâye, dört-beş sene evvel bir sümüklü böceği seyrettiğim anda düştü kalbime. Birkaç sene içimde o sümüklü böceği taşıdım âdeta. Yazmak için en doğru zamanı bekledim diyelim. Sonra artık onun hikâyesini anlatmam gerektiğini hissettim. Onu okurla buluşturmak âdeta bir doğum gibiydi benim için. Daha çok yeni bir kitap ama çok güzel tepkiler alıyorum, bu da beni çok mutlu ediyor. Evsiz Ben, daha ziyade sekiz ila on bir yaşındaki çocukların tek başlarına ama ondan küçüklerin de belki ebeveynleriyle okuyabilecekleri bir kitap. Bununla beraber kitabı okuyan yetişkinler de kitabın kendilerine hitap ettiğini söylüyorlar. Özetle “Evsiz Ben’in Hikâyesi” yaşsız bir kitap.

Özetle hikâye şöyle: Evsiz Ben, yaşadığı salyangozlar dünyasında herkesten farklı olduğunu anlayınca kendinde bir eksiklik olduğunu düşünür. Ondan başka bütün salyangozların sırtında üşüdüklerinde, korktuklarında, dinlenmek istediklerinde sığınabilecekleri bir evi vardır. Gitgide artan bu yoksunluk hissi onu cesaretle bir maceraya atılmaya götürür. Evsiz Ben, bir yerlerde kaybettiğini düşündüğü evini aramak üzere yola çıkar. Başından türlü türlü maceralar geçer. Yolculuk ona birbirinden heyecanlı anlar yaşatır. Yolun sonunda Evsiz Ben, bir sürprizle karşılaşır.
Evini mi bulur yoksa başka bir şey mi olur, buna sevgili okur karar verecektir.

Yazarken neler hissedip düşünüyor, nasıl bir ruh hâline bürünüyorsunuz? Mesela, günlerce hayattan kopmak gibi bir durum oluyor mu veya olmazsa olmazım dediğiniz alışkanlıklarınız var mı?

Yazarken herhangi bir alışkanlığım yok sanıyorum. Ama daha ziyade geceleri yazmaya odaklanabiliyorum. Bazen güzel bir fon müziği eşlik ediyor bana… Mum yakmayı da çok severim, ateşin hayal gücünü tetikleyen bir etkisi olduğunu biliyorum. Bütün bunlar olmazsa olmazlarım değil elbette; gündüz herhangi bir kafede bilgisayarımı açıp yazdığım da oluyor, bir kütüphaneye geçip sessizlikle buluşup yazdığım da…

“Elbette yoldayız, yürüyoruz… Değişiyor, dönüşüyor; düşüyor, kalkıyor ama nihayet yola devam ediyoruz.”

Yazarlığınızın ilk gününden bugüne sizde neler değişti? Hem fikir hem üslup olarak bir değişimden söz edebilir miyiz?

Elbette yoldayız, yürüyoruz… Değişiyor, dönüşüyor; düşüyor, kalkıyor ama nihayet yola devam ediyoruz. Ben amatörce yazmayı seviyorum ve kafama göre, canım istediğinde… Öyle fazla planlı, kurallı bir yazar olamayacağımı sanıyorum. Benim için yazmada ve yaptığım herhangi bir işte en büyük kaynak, samimi olmak ve heyecan duymak. Öyle olunca zaten muhatabınızı buluyorsunuz çünkü. Umarım bunu kaybetmem ve coşku duymadığım tek bir cümle yazmam.

Koordinatörlüğünü yaptığınız “İstanbul Masal Okulu”, nasıl başladı ve nasıl devam ediyor? Bu projeye katılan çocuklar burada neler öğreniyor?

“İstanbul Masal Okulu”, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü çatısı altında yürüttüğümüz bir çalışma. Proje; kadim anlatıcılık geleneğini, sözlü kültürün en güzel eserleri olan masalları bugünün çocuklarına öğretmenlerin diliyle ulaştırmayı amaçlayan bir proje… Projemizin dördüncü yılında, İstanbul’da yüzlerce öğretmenimize “Masal Anlatıcılığı” eğitimi verdik ve on binlerce çocuğumuzla masal diyarına yolculuk ettik.

Şimdi, Validebağ Korusu’nda merkez bir masal okulumuz, Şile’de Şile Masal Okulu’muz, Çatalca’da Arif Nihat Asya Masal Okulu’muz var. Birkaç ilçemizde de masal okulu açma hazırlıklarımız devam ediyor. Yakın zamanda buralarda da çocuklarımızı ağırlayacağız.

Sizce eğitim, Covid-19 pandemisinden sonra nasıl bir noktaya evrildi? Temas ettiğiniz kişilerde bu değişim fark ediliyor mu?

Pandemi süreci; tüm insanları psikolojik, fiziksel, sosyolojik bakımdan ciddi şekilde etkiledi. Öznesi insan olan eğitim konusu da bu sebeple en çok etkilenen alanların başında geliyor. Çevrimiçi dersler, eğitimler, söyleşiler hepimizin hayatına ansızın giriverdi. Ben kendi adıma bütün bunların, yüz yüze buluşmaların ve paylaşımların yerini tutmadığını düşünüyorum.

Bununla beraber bizler de bu dönemde gerek kitaplarla ilgili buluşmalarımızı, gerek masal anlatımlarımızı gerekse anlatıcılık eğitimlerini bu tür platformlarda gerçekleştirdik. İmkânsızlık içinde bir imkân olarak elbette işe yaradığını söyleyebiliriz.

Peki, sizi en çok etkileyen kitap, film, müzik gibi eserlerin listesini yapsanız bu listede neler olur?

Bu liste çok uzar gider, hepsini yazmaya kalksam. Genel bir şeyler söyleyebilirim ama. Ben eski Türk filmlerini, hani şu iyilerin hep kazandığı, büyük sofralarda büyük ailelerin hatta mahallelinin bir arada neşeyle oturduğu, herkesin gülümsediği bir fotoğrafla biten Türk filmlerini çok severim. Defalarca seyrettiğim filmler vardır. Bana tertemiz, masalsı bir dünyayı anlatıyor gibi geliyor.

Bunun yanında ilham veren hayat hikâyelerinin anlatıldığı biyografik filmleri de severim. Fazla didaktik, kuru olmamakla birlikte gerçeklikten de fazla uzaklaşmadan iyi bir şekilde harmanlanmış ümit veren hayat hikâyeleri…

Müziğe gelince gerçekten ruh hâlime göre çok değişken oluyor tercihlerim. Bazen bir türkü, bazen farklı bir kültüre ait etnik bir müzik, bazen bir Yeşilçam şarkısı, bazen çok hareketli bir yabancı müzik, bazen iyi bir fon müziği ya da arabesk bir şarkı…

Yapmaktan en çok hoşlandığınız üç şey?

Ben seyahat etmeyi, kızıma ve oğluma sarılıp onlarla sohbet etmeyi çok severim. Yeni insanlar, yeni hikâyeler tanımayı da…

Son olarak dünyanın bu zor zamanlarında bizlere neler tavsiye edersiniz?

Zor zamanlardan geçtiğimiz doğru ama bunun da dünyanın gelip geçici hâllerinden biri olduğunu hatırlamak bana iyi geliyor. Dünyada hep iyi kötü şeyler yaşanmış, yaşanacak da… Bizim meselemiz biz burada ne tarafa katkı sunuyoruz olmalı diye düşünüyorum. Bütün gayretimizle iyi şeyler yapmaya iyi hikâyeler yazmaya ve anlatmaya devam edelim derim. İyi hikâyelerin dünyamıza iyi geleceğine inanıyorum.

Söyleşi: Emre Orhan Gökalp

Yayın Tarihi: 10 Şubat 2022 Perşembe 13:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26