Osman Özbahçe ile şiiri konuştuk!

Karagöz dergisi ekibinden Osman Özbahçe ile deneysel şiiri ve şiirin bugününü konuştuk.

Osman Özbahçe ile şiiri konuştuk!

Son dönemde gençler arasında yaygınlaşan bir tarz olarak deneysel şiir hakkındaki düşüncelerini de merak edenler vardır elbet? Bu durum Türk şiiri açısından bir gelecek vaat ediyor mu? 

Osman ÖzbahçeDeneysel şiir veya biçim arayışlarında yanlış giden bir şey var. Bu yanlışlık sebebiyle bu arayışlar verimli olamıyor. Bakın, özellikle Hâşim’in ve Âkif’in kendi zamanlarında yaptıkları iş aynı zamanda deneyseldir. Necip Fazıl’ın ve Nâzım Hikmet’inki de öyle, Orhan Veli’nin, Sezai Karakoç’un ve İsmet Özel’inki de öyle. Bu noktayı kaçıranlar deneyi de kaçırıyor aslında. Yani deneyemiyorlar ve bence deneyemediklerinin de farkında değiller. Meselâ Düşmanlık ve Kral’da yaptıklarımla ben yeni şeyler denedim. Meselâ son kitabımda nazlı bayraklı, Türkiyeli şiirler yazdığım hâlde deneycilik sunumu yapanlardan daha yeni ve deneysel olduğumu düşünüyorum. Bu şiire başlarken hem Türkiye’yi yazmak istiyordum, hem kendimi. Hem son derece yeni bir iş yapmak istiyordum, hem bu yeniliği en çok bilinen kelime ve kavramlar üzerine bina etmek istiyordum, yani en klişe kelime ve kavramlarla bunu yapmak istiyordum. Bu kitaptaki amaçlarımdan birisi de klişeyi klişeyle yenmek. Bununla artık içi boşalmış, tedavülden kalkmış kelimeleri yeniden doldurarak dolaşıma sokmak istedim. Bunu başardığım kanaatindeyim. Klişe kelime ve kavramları kasıtlı bir şekilde yenileyerek şiir gücümü göstermek istediğim kadar, piyasaya belirli istikamette etki etmek de istiyordum. Nitekim ben bu şiiri bölümler hâlinde yayımlamaya başladıktan sonra hem kuşağım arasında, hem benden yaşça küçük ve yaşça büyük şairler arasında Türkiyeli mısralar, şiirler görülmeye başladı. Bununla iftihar ediyorum. Bana bu şiirle ilgili olarak el altından hayranlık mailleri attıkları hâlde kamu nezdinde ağzını eğip bükerek konuşanların, işte nazlı bayrağa, Türkiye’ye, Türkiye’nin ovalarına, şehirlerine bakarak bana vatan millet sakarya çekenlerin sonradan tıpış tıpış böyle şiirler yazmaları beni keyiflendiriyor. Ben en klişe, en içi boşalmış, en kimsenin suratına bakmadığı kelimeleri alıp modern şiirimize sokacağım dedim ve yaptım. Yenilik buna güç yetirebilmektir. Meselâ bu şiirde yaptığım en basit işlerden birisi, en ünlü, en bilinen şairlerimizin aynı şekilde en ünlü, en bilinen mısralarını, şiirlerini kasıtlı bir şekilde değiştirerek, günümüze özgü bir bakış açısıyla yenileyerek kullandım ve bu bir teknik olarak şiirimizde yürürlüğe girdi. Gerçi bu, klişe seçimine koşut, bu işe özgü bir tercihti. Benim daha bir teknik olarak yürürlüğe girmiş pek çok numaram vardır. Yenilikçi arkadaşlarda bunların yansımalarını zevkle izliyorum… 

Osman ÖzbahçePeki, genel olarak Türk şiirinin şu an ki görünümü hakkında neler söylersin? Şiire hâkim olan hava “meselesizlik” midir? 

Bakın, insanların, benim beğenime uyuyor veya uymuyor diyebileceği nokta şöyle bir şeydir: Hiç kimse Hâşim’e veya Âkif’e sıradan şair muamelesi çekemez; ama Hâşim’i Akif’e, Âkif’i Hâşim’e tercih edebilir. Ben beğendim, beğenmedim böyle bir şeydir, yani şiirin içinde kalarak böyle bir tercihte bulunulabilir. Şimdi şiirde bir meseleden bahsedenle bahsetmeyen arasındaki fark şu tarz şiirle bu tarz şiir arasındaki fark değildir. Her iyi şiirin bir meselesi vardır. Modern Türk şiirinde bir meselesi olmadığı hâlde şiirimizde yer tutabilmiş bir şair yok. Yani mesele, örneğin Türkiye’den bahsetmek değildir. Hâşim’in de, Yahya Kemal’in de, Orhan Veli’nin de, Edip Cansever’in de bir meselesi vardır. Çünkü şiir yazabilen şair meseleden kaçamaz. Meselâ Murat Üstübal bana, senin şiirin imgesel gerçekçi bir şiir dedi. Bu benim ilk kitabımda bile böyledir. Murat’ın tanımlaması aşağı yukarı benim şiir görüşümü izah ediyor. Çok yerinde bir tanımlama. İşte bu benim tercihim. Fakat bu tercihi şiir sınırları içinde kalmayı başararak yapabilirsin. Ben imgeyle yeniliği, şiirin teknik tarihi diyebileceğimiz bir zinciri gözettiğim kadar ve yeni durumu araştırma kabiliyetimi korumaya çalışırken, aynı zamanda bir insan olarak kendimi ve içinde bulunduğum milleti yazmayı önemsiyorum. Enfeksiyon Arzu, gel lan sana biraz isyan bulaştırayım diyor meselâ. Yazdığım metin şiirse bunu yapabiliyorum demektir. Yani piyasanın meselesizliği öncelikle yazılan metnin şiir gücü taşıyıp taşımamasıyla alâkalıdır. Ben bugün piyasada bol miktarda kartondan işler görüyorum. Yani yapay işler. Damardan gelmeyen işler. Buna üç şey yol açıyor. Bir retorik, nutuk işleri. İki, şiirde yeniliği şekil atmak, poz kesmek, müzik katmak, modern ve asri görünmek çabaları zanneden işler. Üç, şiiri teknik çalışmaya hapseden işler. Yani nutuk işleri bugün en çok lirik şiirlerde var meselâ. Bu ilginç; çünkü liriğin tersi işlerde olması lâzım bunun. Böyle işler sizi otomatik olarak teatral bir havaya sokuyor. Yapaylaştırıyor hayat karşısında. Bugün şiiri teknik bir mesele hâline getirenlerin de en temel zaafları buradadır, henüz anlamıyorlar, teknik çalışma onları eski, arkaik bir şiire itiyor; umarım anladıklarında geç olmaz. 

Yavuz Altınışık konuştu

Yayın Tarihi: 27 Haziran 2009 Cumartesi 15:45 Güncelleme Tarihi: 26 Mart 2011, 15:54
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
biri
biri - 12 yıl Önce

bu kadarı da ayıp be kardeşim. tamam seviyoruz seni. ama başkası övsün seni. "Benim daha bir teknik olarak yürürlüğe girmiş pek çok numaram vardır." ayrıca biz bi kral tanıyoruz şiirde.. florinalı nazım.

ABDÜLKADİR ERDEN
ABDÜLKADİR ERDEN - 12 yıl Önce

İsmet Özel'in gölgesinde fidan büyümüz. Anlaşıldı mı acaba?

memed meriç ada
memed meriç ada - 12 yıl Önce

Kralsın kral....

memed meriç
memed meriç - 12 yıl Önce

ne diyosunuz adamım ne.
ismet özel'in gölgesi de ne demek?
siz kimsiniz?
bunları konuşacak adam mısınız bi kere? geç kardeş geeeeç!

osman'ı kıskanıyorsanız açık açık bunu söyleyin. osman günümüz şiir piyasasında özü sözü bir olan bir kaç şairden biri. var mı ötesi? var mı?

banner26