Osman Egin: Zamanı da mekânı da şerefli ve değerli kılan insanın davranışlarıdır.

Diyanet İşleri Başkanlığı Haseki Eğitim Merkezi Müdürü İlahiyatçı Osman Eğin ile hafızlık vazifesi için etkili olan faktörleri, hafızlığın insana kattığı güzellikleri, hoca talebe ilişkisinin nasıl olması gerektiğini, hafızlık yarışmalarının İslâm dünyası açısından önemini ve Kur’an-ı Kerim’i kendi yaşamlarına göre şekillendirmeye çalışan gençlere önerilerini konuştuk.

Osman Egin: Zamanı da mekânı da şerefli ve değerli kılan insanın davranışlarıdır.

 Çocukluk yıllarınızın Trabzon dolaylarında geçtiğini biliyoruz. Nasıl bir ortamda yetiştiniz, dönüp baktığınızda şimdiki yaşamınızda büyüdüğünüz ortamın bir etkisi var mı, varsa ne ölçüde?

Tamamen bir bitkinin kökleri gibi düşünün; o bitki kökleriyle irtibatını kopartırsa kurur. Bizim Trabzon’da köyümüzde Hacı Hasan Efendi ismiyle maruf bir hocamız vardı. Babam, askerliğini bitirdikten sonra hafızlık yapmış ve İslâmî ilimlere yönelmiş. Zonguldak’ta kömür ocağında çalışırken ayağına kazan düşünce ayağı kırılmış, öyle olunca da çalışamamış. Köye dönmüş, evli, iki tane de çocuğu var. Bu hâlde ne yapabilirim ki demiş ve okumaya karar vermiş. Hacı Hasan Efendi’den önce Kur’an okumasını öğrenmiş, sonra da hafızlık eğitimi almış. Köyde insanlar “Bu aç kalacak, zaten aklı yerinde değil.” demişler. Bu şartlar altında o hengâmede hafızlığını bitirmiş ardından Arapça okumam lazım demiş. Babam Arapça okurken ben de ilkokuldan önce babamın vesilesiyle hafızlığa başladım. Beş yaşında başladığım hafızlığı yedi yaşında bitirdim. Babam İslami İlimlere olan sevdasını ve bizim de ilme devam etmemiz hususundaki tavrını çok erken yaşta bu şekilde ortaya koymuş oldu. Hayata ve dünyaya dair düşüncelerimin temelinde babamın çok veciz ifadeleri vardır.

Kardeşleriniz arasında tek hafız siz misiniz?

Hayır. Biz altı kardeşiz, üç kız üç erkek. O zamanlar imkânlar sınırlı olduğu için babam kızları bir miktar okutabildi. Ama diğer üç erkeği okuttu, hafızlığını yaptırdı. Erkekler açısından bir pozitif ayrımcılık yapıldığı görülüyor… Ama kızları da güzel bir şekilde eğitti.

Hafızlığınız ile devam etmek istiyoruz. Henüz 7 yaşında iken hafızlığını tamamlayan biri olarak size göre yaş, çevre, eğitim düzeyi hafızlık vazifesi için etkili olan faktörlerden midir?

Bizim köyde şöyle bir şey gelişmişti: “İlkokuldan önce hafızlık yapmak.” İlkokula başladın mı hafızlık yapmak mümkün değildi. Aslında o dönemlerde Kur’an-ı Kerim ile alakalı yapılan baskılar, hiç farkında olmadan muhafazakâr camiada da hafızlığın çok zor olduğuna dair bir algı oluşturmuştu. Sadece hafızlıkla ilgili değil, İslâmî ilimlerle ilgili de etrafımızda böyle konuşulurdu. Hafızlığın ne kadar zor olduğunu anlatmak için “Hafızlık iğne ile kuyu kazmak.” derlerdi. Bu algının dinimizden kaynaklanmadığını çok net tespit ettik. Bana, Kur’an-ı Kerim’in gerek lafzı gerek manası gerek yaşanmasına dair Kur’an-ı Kerim’den ya da Peygamber Efendimizin  sözlerinden “Bu iş zordur.” diyen tek bir kelime getirin görevimden istifa edeyim. Böyle bir şey söz konusu değildir. Kur’an-ı Kerim, başından sonuna kendisinin kolay bir kitap olduğunu söyler. Cenab-ı Hakk çok net söylüyor Âlâ Suresinde, “Biz Sana okutacağız ve Sen unutmayacaksın.” Sonda iki ayet giriyor araya ve daha sonra bize diyor ki “Kolay olanı Sana daha da kolaylaştıracağız.”

Temel problem şu; biz diğer disiplinlerde olduğu gibi Kur’an’la, dinimizle, Peygamberimizle, Rabbimizle irtibatımızı aklımızla kuracağımızı zannettik yani öyle bir mecrada bulduk kendimizi. Hâlbuki Cenab-ı Hakk imanın kalble olacağını söylüyordu. Mesela, başka bir ayette Peygamberimizin  unutma endişesine, “Biz onu Senin kalbine ruhuna benliğine, kimliğine, karakterine yerleştirdik.” der. Şimdi dünyanın en kolay işi nedir diye bana sorsalar hemen hafızlık derim, Elhamdulillah. Bunu bir slogan olarak değil, altını da çok rahatça dolduracak bir biçimde söyleyebilirim. Bir insanı bir şeye başlatıyorsanız onun güzel olduğunu, kolay olduğunu ve rahat olacağını en azından anlatmanız gerekir.

Hafızlık yapan bir kızımız bir seminerde hafızlığın ne kadar zor olduğunu ve karşılaştığı zorlukları öyle bir anlattı ki hafız olmayan insanlar “Elhamdulillah, iyi ki ben hafız olmamışım.” dediler. Yani bizimle ve bu dünyayla irtibatı olmayan bir insan bunu duysa, “İyi ki de bu kitapla irtibat kurmamışım.” der. Bu da gösteriyor ki bizim bu konuda çok büyük vebalimiz var. Rabbimizin yarattığı her şeyin bir ahlâkı vardır. Bitkinin, rüzgârın, bulutun… En önemli ahlâk, Kur’an okuma, ezberleme; Kur’an’a yaklaşım ahlâkıdır. O ahlâka tekrar dönmemiz lazım. Çok net söylüyorum, dünyada en rahat, en kolay, en mutlu, en huzurlu iş; hafızlık yapmaktır. Ben hafızlık yapan öğrencilerime hep şunu derim: “Sayfayı ezberlemeye başlamadan önce sayfayı açın, sayfayla tanışın, sayfayla barışın; sonra güzel bir şekilde şefkat ve merhametle onu gönlünüze bağrınıza basın. Göreceksiniz ki siz onu ezberlemeyeceksiniz o size kendisini ezberletecek.”

Siz gerçi biraz cevap verdiniz ama tekrar sormuş olayım; hafızlığın şartı var mıdır, herkes hafız olabilir mi?

Hafız olmanın tek şartı vardır: Kur’an’ı sevmek. Onu göndereni, onu getireni sevmek. Bu şartı çok iyi bir şekilde tüm dünyaya bütün Müslümanlara ilan etmemiz lazım. Kur’an’a karşı niyet önemlidir. Kur’an’a yaklaşma niyetiniz Kur’an ile birlikte olma niyetiniz mutlaka halis bir niyet olmalıdır. Kur’an’a hangi niyetle yaklaşıyorsan yaklaş, iyi niyetle yaklaşacaksın. Onu ezberlemekte bunun içine dâhildir. Bana soruyorlar diyorlar ki “Hocam abdestsiz Kur’an-ı Kerim’e dokunabilir miyim?” Dokunabilirsin ama derdin ne senin? Ne derdin var bu kitapla ki böyle bir şey soruyorsun bana? Dokunabilirsin, okuyabilirsin hadi bütün fetvaları verdim ama nasıl bir şey bu? Benim babamın kitabı değil ki bu, Rabbinin kitabı. Biz İslâm’ı öğretmede zihniyet inşasını beceremedik. Bu işin içinde ben de varım. Zihniyeti inşa edemeyince neyi inşa edeceğiz? Kur’an-ı Kerim’in başında ne yazıyor: “Ona ancak temiz olanlar dokunabilir.” Biz onu abdest diye tercüme etmişiz. Oradaki temizlik aynı zamanda kalbî ve imanî temizlik demektir. Kalbi temiz olmayan, bu kitaba el sürmesin demektir! Bu zihniyeti, bu ahlâkı yavrularımıza inşa edersek hiçbir öğrencimiz bize gelip Kur’an’ı abdestsiz tutabilir miyim diye sormaz hatta abdestinin üzerine bir abdest daha alarak ona sarılır ve onu bağrına basar.

Şunu da ifade etmek gerekir ki insanın niyetinin temiz olması yetmez. Annelerin ve babaların da niyetlerinin temiz olması lazım. Bitmedi; hafızlığı yaptıracak hocanın da niyetinin ve ahlâkının temiz olması lazımdır. Peygamber  vefatından önce Medine’de Ashabını topluyor ve diyor ki: “Cenab-ı Hakk dinini tamamladı.” Ve devam ediyor: “Benden sonra Medine’nin etrafından ve diğer beldelerden insanlar akın akın dinlerini öğrenmek için buraya koşacaklar. Dinini öğrenmek için koşa koşa size gelen insanlar Benim size vasiyetimdir. Onların Benim size bir vasiyetim olduğunu asla unutmayın ve onlara buna göre davranın o ahlâkla, o niyetle yaklaşın.” Bu rivayetten anlıyoruz ki Allah’ın kitabını ezberlemek, anlamak, anlatmak, öğrenmek için gelen öğrenciler bize Peygamber Efendimizin vasiyetleri imiş. Biz ne kadar bu vasiyetlere sahip çıkarsak Allah’a, Resulüne ve Allah’ın kitabına o kadar sahip çıkmış olacağız. Onun için hafızlık yapacak çocuğun niyeti önemlidir ama ondan önce onun annesinin babasının ve hocasının niyeti, bu iş için çok daha önemlidir. Yani: Halis bir niyet ama tek kişilik değil, dört kişilik. Bu duygu, düşünce ve niyeti tamamlayabilirsek hafızlık yapmanın önünde hiçbir engel kalmıyor demektir.

Peki, bir insan neden hafız olmalı? Hafızlığın insana kattığı güzellikler nelerdir? Bu yolda motivasyon kaynağı ne olmalı? Kendine sık sık neyi hatırlatmalı?

Aslında bu soruya diğer sorularınız içinde cevap verdim. Bir şekilde bu halis niyetle hafızlık yapan bir çocuk, bahsettiğimiz şekilde onunla münasebetini sağlamlaştırabilirse Kur’an’ı Kerim onun zekâsını açar, ahlâkını güzelleştirir ve onu korumaya alır. Kur’an insana sadece hayır getirir. Çünkü Kur’an en güzel olandır. Kur’an-ı Kerim’i Cenab-ı Allah tarif ederken, “En güzeli tasdik etmek.” diye tarif ediyor. En güzel olanı tasdik etmek ne demek, bunun kazanımlarını saymakla bitiremeyiz. Hafızlık insana dünya ve ahireti kazandırır. Hafızlık insana dünyaya dair rızık endişesi taşımaması gerektiğini öğretir.

Evet, hafızın dünyaya dair beklentisi olmaz ancak ahirete dair beklentileri vardır. Şöyle anlatayım: Peygamberimiz  Ubey bin Ka’b’a  gidiyor. Ona “Allah sana Kur’an okutmamı emretti.” deyince Ubey bin Ka’b: “Allah bizatihi Size benim ismimi mi söyledi ya Resulullah?” diye soruyor. Peygamberimiz, “Evet” diyor. Ubey bin Ka’b sormaya devam ediyor: “Ya Resulullah Rabbimin katında şimdi benden mi bahsedilir?”  Resulullah yine: “Evet” diye cevaplıyor. Bu cevap üzerine Ubey bin Ka’b’ın iki gözü iki çeşme. Bu akan gözyaşları, mutluluğun gözyaşlarıdır. İşte Ubey bin Ka’b’ın Kur’an’ı Kerimi güzel okumak ve hıfzetmekten beklentisi ne ise bizim de beklentimiz bu olmalıdır. Yani ismimizin Rabbimiz katında bizatihi melekler tarafından zikredilmesi ve okunmasıdır.

Hoca seçmenin ne kadar önemli olduğunu, hatta hocanın niyetinin bile ne kadar önemli olduğunu söylediniz. Bu noktada nelere dikkat edilmeli ya da hoca talebe ilişkisi bu noktada nasıl olmalı?

Buna teknik manada cevap vereyim. Hocada (Kadın veya erkek fark etmez) üç vasıf, unsur bulunması lazım. Bir, Kur’an’a dair müktesebatının çok güçlü olması lazım. Bir kütüphane düşünün, kütüphanedeki tüm kitapları aynı anda okumam mümkün değil ama bir problem çıkarsa burada hangi kitaptan neye bakacağımı bilir çeker alırım. Hocanın da böyle olması lazım; arka planının güçlü olması, kendini yetiştirmiş olması lazım. Hele bir göreve başlayayım sonra yetiştirim yaklaşımı ahlâklı bir yaklaşım değil. İki, öğretme becerisinin olması lazım. Yani Peygamber  kendi döneminde bütün ashabı öğretmen yapmamış. İslam’ı öğretmek için Muaz bin Cebel’i  Yemen’e, Musab bin Umeyr’i  Medine’ye göndermiş. Herkesin becerisi neyse ona göre bir görev vermiş. Ama herkesi görevlendirmemiş. Şunu da farkında olmamız gerekiyor; bilgiyi depolamış, belli birikimi olan herkes öğretebilir mi? Hayır! Öğretme becerisi olacak, peki öğretme becerisini de aldık yeter mi? Yetmez. Bir hocada hangi alanda olursa olsun uygulama becerisi olacak. Bu unsurlarla ilgili ciddi sıkıntılarımız var. Müktesebatımız yok; okuttuğumuz kitabı tanımıyoruz, öğretme becerisine sahip değiliz. En kötüsü içimizde insan sevgisi yok. İnsana dair sevgisi olmayan, insanı sevmeyen nasıl öğretmenlik yapacak? Evet, yapar, fakat ayın on beşini bekler. Maaş… Öğretmenin insanı, hele hele çocukları sevmesi lazım. İki kere anlattıktan sonra muhatabı anlamayınca sinirlenen ve dişlerini sıkmaya başlayandan asla öğretici olmaz. Hoca, sabırlı, insana dair sevgisi ve derdi olan bir birey olmak zorundadır.

Hafızlık yarışmalarının İslâm dünyası açısından önemi var mıdır? Hafızlık yarışmaları, kadim bir gelenek midir yoksa gelecek nesli teşvik edici bir niyet midir?

Hafızlık yarışmalarını ve Kur’an-ı Kerim’i güzel okuma yarışmalarını diğer alanlarla alakalı yarışma formatlarından çıkarmamız lazım. Şu andaki durum: Kaybeden üzülüyor, kazananı tebrik etmiyor, sevinmiyor mutlu olmuyor. Veyahut “Karşılığında ne vereceksin?” diyor. Bunları teşvik olması için yapıyoruz ama benim kanaatim, hepsinden sıyrılmamız lazım. Birisi Kur’an-ı Kerim’i okuyorsa zaten en büyük ödülü almıştır. Kısaca ifade etmek gerekirse bu yarışmaların merkezinde dünyaya dair beklentiler olmamalıdır. Kur’an’ı kerim yarışmaları öğrencilerimizi, hocalarımızı kaynaştırıcı ve yaklaştırıcı olmalıdır. Bu yarışmalar bize Kur’an’ı daha güzel okuma daha iyi anlama, anlatma ve daha güzel yaşama hususlarında katkılar sağlamalıdır. Eğer bu amaçtan sapılırsa yarışmaların yapılmaması yapılmasından daha az zararlı olabilir.

Hafızlık ve Kıraat Hafızlığı kavramları arasındaki fark nedir?

Farkı şudur: Fıkıhta nasıl ki dört mezhebimiz var, kıratta da Kıraat-ı Aşere denilen on kıraatımız var, öyle düşünün. Bunların yedisi mütevatir, üçü meşhur kıraattir. Bu kıraatlerden bir tanesi bizim kıraatimiz; Asım kıraati. Her kıraatin iki ravisi vardır. Biz hafızlığı, bir kıraat imamının bir ravisine göre yapıyoruz.

Peki, Kurra Hafız ne demek? Bunun da iki merhalesi var: Suğra ve Kübra. Suğra şudur: On imamı ve iki ravisini bilmek. Kübra ise on kıraat imamı, iki ravi, her ravinin de tariklerinin bilinmesidir. Aşere-i takrib ise Kur’an’ımızın böyle okunabilme tarzına denir. Her kıraatın nasıl okunacağını gösteren temel kıraat kaynakları vardır. Kurra Hafız bu on kıraatin hepsini bilendir. Ve Kur’an’ı başından sonuna bütün kıraat imamlarına göre meşk edendir. Kurra hafızlık olmak hafızlıktan sonra yaklaşık üç yıl süren bir çalışmadır. Hafız olmayanların kıraat ilmi okumaları geleneğimizde yoktur.

Zaman- maneviyat- sosyal medya kavramları arasında bir bağlantı kurmanız gerekse sizce bu çerçevede düşünsel olarak nasıl bir noktaya geldik, bu hız çağında neleri kazandık ya da neleri kaybettik diyebiliriz?

Zamanı da mekânı da şerefli kılan ve değerli kılan insanın davranışlarıdır. Muhakkak ki bütün insanlar da beğenilme bilinme ve tanınma özlemi vardır. Dinimiz burada da bize bir istikamet, bir kıble gösteriyor: İnsan kendisini beğendirmeli ama kime? Tabi ki Rabbine. Eğer Rabbimiz bizi beğenir, bizden memnun kalırsa hayata dair bütün sorunlarımızı tüm beklentilerimizi karşılar. Fakat Rabbimize değil de kendimizi diğer insanlara tanıtma diğer insanlardan daha üstün olma, daha büyük olma, daha ileride olma gibi kaygılarla hareket edersek o zaman Rabbimiz elimizden tutmaz. Bu dünyaya tutunmuş gibi görünsek bile ahiret hayatında asla tutunamayız. Biri fani, diğeri baki… Hangisine yatırım yapmamız gerektiğini çok iyi kavramamız gerekiyor. Sizin vesilenizle bu röportajı okuyan kardeşlerime sunu söylemek isterim: Sosyal medyada lütfen diğer insanlara sataşmayalım. Bizim fikirlerimize katılmıyor diye diğer insanlara hakaret etmeyelim. Daha çok insana ulaşma kaygısıyla nahoş davranışlardan ve ifadelerden mutlaka sakınalım. Bağlı bulunduğumuz değerleri asla unutmayalım. Birileri bizi görmüyor duymuyor olsa bile Rabbimizin bizi duyduğunun, gördüğünün ve kayıt altına aldığının idrakinde olalım.

Kur’an-ı Kerim’i kendi yaşamlarına göre şekillendirmeye çalışan değil de yaşam biçimini Kur’an’a göre şekillendirmek isteyen, bu yola bir türlü giremeyen gençler için nasıl önerileriniz olacaktır?

Şunu hiç unutmayalım, Kur’an-ı Kerim’in her harfi, her kelimesi insana bir şey söyler ama hepsini bir anda söylemez. Bizim temel problemimiz nedir? Bir kardeşimizde bir şey daha güzelse onu gizleriz. Birinin kendimizden daha iyi olduğunu dile getirmeyiz. Böyle olmasa bu zamanda bu bahsettiğimiz problem olmaz. Dua etmek gerek. Peygamber Efendimizin  olsun, Sahabelerimizin olsun kendimizi kurtarmaya yönelik çok güzel duaları var, bu insanı rahatlatır. Basra’yı fethetmiş bir adama bütün insanlar kahraman gözüyle bakıyor, çıkıyor ilk hutbesini okuyor. Hutbesinin ilk cümlesi şu: “Ya Rabbi! İnsanların gözünde büyük, Senin gözünde küçük olmaktan Sana sığınırım.” Nasıl bir dua bu. Bizim bu çizgiye gelmemiz gerekiyor. Nerede hata yapıyoruz, nerede yanlış yapıyoruz, bunları kendi aramızda konuşmamız lazım; kendi aramızda yarışmamamız, birbirimizi şevklendirmemiz lazım. Safları sıklaştırmamız lazım. Yani kafamızın içindeki, beynimizdeki, zihnimizdeki safları sıklaştırmaktan bahsediyorum. Bunları yaparsak bahsettiğimiz problem ortadan kalkar.

İnsanlar bir an önce büyümek istiyorlar. Küçük olmayı kimse istemiyor, kanaatimce bu da bazen bilgileriyle insanları ezmeye kalkan benim hocalardan kaynaklanıyor. Ezilen de ben de biraz bilgileneyim ben de bunu yapayım deyince hep birlikte çöküyoruz. Geminin içindeyiz, su aldığında hep beraber batıyoruz, bu yaklaşımla bakabiliriz. Biz önce kendi Müslümanlığımızla uğraşmalıyız. Ama biz bunun yerine daha çok başkasının Müslümanlığıyla uğraşıyoruz.  Daha iyi, kaliteli Müslüman olma yerine dini muhafaza sevdasının peşine düşüyoruz. Oysa Rabbim diyor ki ben muhafaza ederim sen önce Müslüman ol. Biz dinimizin müntesipleriyiz, sahibi değiliz. Dinimizin sahibi Rabbimizdir. Tek amacımız var; Müslümanlığımızın kalitesini arttırmak. Bu da Allah’ın emirlerini kendi adımıza dinlemekle olur. Yasaklarından da kendi adımıza uzaklaşmakla olur. Dinin emirlerini azaltmak ve yasaklarını delmek sevdasında olan ve kendisini Müslüman diye tanımlayan insanlardan Allah bizi uzak eylesin.

Aşr-ı Şerif olarak okumayı en çok tercih ettiğiniz ayet/sure hangisidir?

Genelde hafızlarımız Kur’an-ı Kerim’den aynı yerleri okuyor.  Bu da Kur’an’ın mesajlarının tamamının insanlara ulaşmasına engel oluyor. Ben de nerede fazla okunmayan yerler varsa onları tercih ediyorum. Kendi aşırlarımı kendim belirliyorum, bulunduğum ortamdaki problemleri merkeze alarak Ayet-i Kerimeler tercih ediyorum. Dolayısıyla insanlara da yeni aşırlar kazandırmış oluyorum.

Dinlemeyi en çok sevdiğiniz Kurra?

Kur’an-ı Kerim’i dinlerken muallim tavrıyla edasıyla değil, Müslüman tavrıyla dinlerim.  Kur’an’a bu ahlâk ile yaklaşınca her kıraatti dinlemekten huzur buluyorsunuz okuyanı değil, okunanı merkeze koyuyorsunuz. Bununla birlikte geçmiş Kurra’yı Arap-Türk farkı gözetmeksizin dinliyorum. Geçmişte de günümüzde de güzel Kur’anımızı çok güzel okuyan karilerimiz var, Elhamdulillah. Yetiştiren hocalarımızdan Allah razı olsun.

Kur’an’ı okumayı mı daha çok seversiniz yoksa dinlemeyi mi?

Dinlemeyi daha çok seviyorum. Çünkü Kur’an-ı Kerim dinleyin diyor. Hele hem sadası hem tilaveti hem de ahlâkı güzel olan bir hocanın ağzından inciler dökülünce onun hazzı dünyadaki hiçbir hazza mukayese edilemez. O zaman Kur’an’ı dinlemek sahip olduğumuz nimetlerin en güzeli oluyor. Rabbim bizi Kur’an’dan, Kur’an’ı da bizden ayırmasın.

Fatma Elifnur Kaya

Şevval Güneş

Hüma Dergisi, Ağustos-Eylül 2020, Sayı:5

 

Yayın Tarihi: 29 Aralık 2020 Salı 10:00 Güncelleme Tarihi: 29 Aralık 2020, 10:08
banner25
YORUM EKLE

banner26