Önlerine Nâbi koysan boncuk boncuk terlerler!

“Şiiri Konuştular” kitabıyla Türk şiirinin önemli isimlerinin söyleşilerini derlediği kitabından sonra bu kez eserin derleyicisi Celal Fedâi konuştu.

Önlerine Nâbi koysan boncuk boncuk terlerler!

 

Şiiri Konuştular kitabıyla Türk şiirinin önemli isimlerinin söyleşilerini derlediği kitabından sonra bu kez eserin derleyicisi Celal Fedâi konuştu. Celal Fedai ile Türk şiirinin bugünkü ahvalini, kitabına niçin Nazım’ı almadığını, birbirlerini metheden şairleri, Müslüman duyarlılığını, yeni çıkacak kitabı Sözcükler İçin Savaş’ı konuştuk.

Celal Fedâi, şiirleriyle olduğu kadar şiire dair ileri sürdüğü görüşleri ve düşünceleri ile de önemli bir isim. Şiiri Konuştular eseri derinlikli şiir okurunu ve genç şairi heyecanlandıracak bir proje. Çünkü kitapta arayıp da bulamayacağımız söyleşiler bir araya getirilmiş. Celal Fedai elbette kendisine göre bir ölçütle yapmış bunu. Sorduğumuz sorulara derinlikli ve de samimi cevaplar veriyor. Müslüman şairin duyarlılığının buharlaştığını söylerken ciddi bir eleştiriye kapı aralıyor. Günümüz şairi acaba gerçekten daha çok niteliğin değil de ilginçliğin ve şaşırtıcılığın mı peşinde? Tefekkür etmeye değer.

Hemen sormak isterim, Şiiri Konuştular kimin fikriydi? Bu eserle şiir okurunu arşiv tozu yutmaktan kurtardınız sayılır? Önemli bir toplam var karşımızda. Bu soruyla birlikte şairleri seçerken ölçüt olarak neyi seçtiniz?Celal Fedai, Şiiri Konuştular

1996-1998 yılları arasında yüksek lisans tezimi hazırlarken bu söyleşilerden çok daha fazlasını derlemiştim. O yıllarda fotokopi imkânı kıttı. Kütüphanelerde günde 3 kitap veriyorlardı. Bir yandan tezle uğraşırken bir yandan bu türden derlemeler yaptım. Bu söyleşiler bana pahalıya mal oldu yani. Fakat tabii çok öğreticiydi ve zevkli bir işti. Görgüm, bilgim arttı. Bugün de eski dergileri, gazeteleri taramayı bugünkülerden çok severim. Fikir olarak o günlerde doğdu. 2003’te MerdivenŞiir’i çıkarırken basıma hazırdı. Hatta derginin ilk sayısında basım ilanı vardır. Sonra araya başka işler girdi. Hazırlandıktan tam 8 yıl sonra kitaplaştı. Aslında bu toplamdan çok daha fazlası var. 3-4 ciltlik. Bir seçme gerekti. Bu nedenle Türkiye’de modern şiirin 1940-1970 dönemini ele aldım. Ölçüt bu oldu.

Şairlerin yaptıklarının mahiyeti üzerine düşünmekten uzak durdukları günler geçiriyoruz, diyorsunuz. Bu kaygının bir ürünü olarak eskilerin ruhunu çağırmak gereğini işaret ediyorsunuz. Şiir dergilerine ve yayınlanan şiirlere bakıldığında Türk şiiri için ufukta ne görünüyor?

Türk şiiri karaya oturdu. Gördüğümüz bu ufuk da ancak karada görülebilecek bir ufuk. Denizde seyrüsefer edenin gördüğü, göreceği ufuklar vardır. Hans Blumenberg ve Paolo Rossi’nin kitapları modern şiir (dolayısıyla modernizm ve postmodernizm) yörüngesini terk edemeyen bir ‘ilerleme gemisi’nin halini “Gemi Batıyor Seyrediyorlar”a karşılık “Gemi Batıyor Seyreden Yok” diyaloguyla nefis şekilde vermiş durumda. Bugün şairler NeoKlasik bir tavır sergilemedikçe bu geminin yeniden yeni yörüngelere açılması söz konusu bile olamaz.  Gençler cahillikle bu işlerin pekâlâ yürüdüğünü gördü. Klasik tavrın gerektirdiği ciddiyet yerine kendini beğenmiş cahilliğine soyunuyorlar. Ben yirmili yaşlarımın başındayken bu sözünü ettiğiniz derlemenin belki on katını okumuş olarak İsmet Özel’in karşısına çıkmıştım master çalışmak için. Bir gün daha yeni buluşmuştuk ki çalışma odasında birden: “Aman kendini asmış yüz kiloluk bir zenci / Üstelik gece geçmiş ses gelmiyor kümesten / Ben olsam utanırım bu ne biçim öğrenci / Hem dersini bilmiyor hem de şişman herkesten” şiirini okuyuverdi. Şaşırdım, bunu bir taciz olarak algıladım. Şiirin Ülkü Tamer’e ait olduğunu ve daha ötesini benden duyunca bu defa o şaşırdı. Sanırım o gün, o ilk buluşmadan sonra beni ciddiye aldı. Çünkü ciddi biriydim, başından beri. Başkası anlamasa da fark etmezdi. Gençlerden böyleleri nadir çıkıyor. Lakaytlar zaten kendileri gibilerini buluyor. Hâsılı 1980 sonrası şiiri için yazdıklarımı tekrar etmem gerek burada: "Bu yıllardan sonra gelişen Türk şiirinin temel sorununun, modern şiiri uğurlayamamaktan, bu erki gösterememekten ötürü estetize edilmiş şiir fantezisine kapılmak olduğunu düşünüyorum. Bu fanteziden çıkmak bugün için de önümüzde bir mesele olarak durmaktadır ve modern şiiri uğurlayamadıkça da bu mesele türlü eğilimler, yönelimler, hareketler örüntüsü içinde şiirimizin ayaklarını birbirine bağlayıp şairlerinin yürüme, koşma, oynama fantezisine okurlarını raptedecektir. Bu görüntü aslında okurlardan, yani küresel dünya insanından şaire geçmiş bir mızmızlığın, mıymıntılığın, ödlekliğin de resmidir." Ufuk bu şiirde.

Bu dediklerimizi bugünün Türk dış siyasetiyle karşılaştırırsanız bariz bir fark ortaya çıkar. Bugün Türk siyaseti Türk şiirinin çok önünde. Siyaset adamlarımız NeoKlasik bir tavır ortaya koyabildikleri için dünya siyasetinde ciddi bir pozisyon almış durumdalar. Daha da alabilirler imkânları iyi kullanabilirlerse. Modern, postmodern paradigmaları kendi mantaliteleri çerçevesine tam oturtamasalar da bir ataklık gösteriyorlar. 1960, 1970’li yılların Müslüman siyasetçileri, Müslüman duyarlıklı şairlerden geride idi zihin bakımından. Şimdi bunun tam tersi oldu. Siyaset adamları şairleri geride bıraktı. Çünkü bir hattı değil bir sathı görebiliyorlar. Şairlerse kendi bön benliklerinin derdine düşmüş durumda. Ufuk farkı dediğim bu işte.

Kitapta Nâzım Hikmet, Can Yücel, Necip Fazıl’la Ahmet Muhip Dıranas’a da yer vermeyişinizden özel bir anlam çıkarmamız gerekir mi? Bu kişisel bir tercihten mi ibaret? 

Bu şairler modern şiirin yörüngesinde bir şiir seyri izlemediler. Bu nedenle derlemede yoklar. Edebiyat tarihi gözetilerek yapılabilecek başka bir derlemede pekâlâ olabilirler.

Modern şiir kıstas olarak alındığına göre kitabı  Ahmet Haşim’den başlatmak gerekmez miydi? 

Celal FedaiCenap Şehabettin ondan da önce gelir bana göre. Yani ondan da başlanabilirdi. Hâşim’in Bir Günün Sonunda Arzu şiirinden ötürü başına gelenlerden önce Cenap Şehabettin Terane-i Mehtap şiirinden ötürü dekadanlıkla suçlanmıştı. Ahmet Mithat’ın, dikkat edelim bir şair değil bir romancıdır, başlattığı bu dekadanlık tartışması çok önemlidir. Uzatmayayım, Cenap Şehabettin, şiirde anlamı irreel uzama taşıma gayretiyle Hâşim’den de önce gelir modern şiir düşünüldüğünde. Ancak ben 1940-1970 yıllarındaki şiirimizi görüp göstermeye çalıştım. Bence bu döneme odaklanmalı gençlerimiz. Emin olsunlar pek değerli bilgilerle donanacaklardır.

Sabit Kemal Bayıldıran eserinizle ilgili bir değinide ilginç  bir belirlemesini okuduk. Şöyle: “Sözgelimi Asaf Hâlet’in en sevdiği  şairler içinde verdiği Bedri Rahmi ve Celal Sılay’ın isimlerini vermesi dostluklarından kaynaklanıyor olsa gerek. Günümüzde de önüne gelen şairi öven şairlerin yarın hangi duruma düşeceklerini düşündükçe tüylerim ürperiyor. Bundan çıkan sonuç: Arkadaşınız, dostunuz diyerek kimseyi hak etmediği övgülere boğmayın.” Ne dersiniz bu yargılara?

Yargının kökü doğru. Kendi adıma konuşabilirsem şunu söyleyebilirim. Yazdığım yazıların üçte biri kuramsal yazılardır. Bunlarda Neo Klasik bir poetikanın yanı yöresi anlatılır. Üçte biriyse savunma yazılarıdır. Bunlarda spekülatör olarak adlandırdığım kişiliklere karşı anlayışımı savunurum. Geri kalanda ise Türk ve Dünya şiirinin önemsediğim, eleştirdiğim, değerlendirdiğim isimleri söz konusudur. Bu isimlerden birkaçı dışında hiçbiri yaşamıyor. Yaşayan isimlerin birbirlerine övgü düzmesinden çok önce tedirgin olduğum için bu durumdan uzak durdum. Bazı isimler var. Ne Türk şiirinin sergüzeştini ne de Dünya şiirini bilmeden türlü türlü kuramlar uydurmuş. Batılı postmodern adlardan yapılan her çevirinin üstüne atlayarak anlamadan kendilerine dayanak yapıyorlar. Komik tabii. Önlerine bir Nâbi koysan boncuk boncuk terlerler. Aynı şekilde resimden anlamadan kitaplarına son derece eklektik bir tarzda resimler koyuyorlar. Daha komikleri de var.

Bayıldıran’ın yargısının kökü doğru, dedim ama içte geçen isimlerden Celal Sılay’a haksızlık etmek istemem. Tipik bir dandy’dir ,çıkardığı Yeni İnsan dergisinin dergicilik tarihimizde benzeri nadirdir. Şiire de bir kişiliğin sesidir ayrıca.

 

Emir Yekta konuştu

Celal Fedai ile konuşmamız yarın kaldığı yerden devam edecek.

Güncelleme Tarihi: 05 Mayıs 2016, 14:52
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
ali sözer
ali sözer - 8 yıl Önce

modern şairin, modern müslümanın handikaplarından biri bu olsa gerek... geçmişini bilmiyor, yaşamıyor, anlamıyor.. bin yıl önceki ile bin yıl sonrakinin aynı tazelikte olduğunu bilmiyor..

banner19

banner13