Önce kendi yazımı gözden çıkarırım!

Şair-Eleştirmen Hakan Arslanbenzer'le editörlük deneyimini konuştuk.

Önce kendi yazımı gözden çıkarırım!


Editöryal sorumluluktan ne anlıyorsunuz?

“Editör” deyince kırk yaşında, aile sorumluluğunu üstlenmiş bir erkek geliyor aklıma. Böyle biri sorumluluktan kaçamaz. Sorumlulukları onun karakterinin bir parçası haline gelmiştir artık. İnsan olarak sorumlulukları lehine bazı hakları, lüksleri, fırsatları elinden alınmıştır. Aile babası “Canım yapmak istemiyor,” diyemez. O zaman çünkü aile tutunamaz, dağılır; şeref namus kalmaz. Dergi aile değil ama benzeyen tarafları çok. Eskiden daha zevkli, daha kültürel, daha züppe şeyler düşünürdüm. Daha Anglo-Sakson şeyler. Editör zevk sahibi, hayat öneren, yazarları ve okuyucuları yeden, matbaa medeniyetinin gizli prensi… gibi bir şeydi benim için. O kadar çok zahmet çektim, o kadar çok çamur atıldı üstüme, o kadar uzun mesai harcadım ki şiire, yazılara, insanlara… “editöryal sorumluluk” dediğinde yüzümde yorgun bir tebessüm oluştuğunu hissediyorum. Değer bilenin değerini kim bilir? Bilinmese ne olur? Uzun, yalnız bir yol olur.Fayrap

Yazarına danışmadan editöryal müdahalenin doğru olup olmadığı konusunda düşünceleriniz nelerdir?

Dizgi tashihi yapıyoruz sonuçta. Ama şiirde bazen bunu da yapmam. Konuşma diliyle yazılmış bir şiirde, “olup da” yerine “olupta” denmişse, ki bu tarz yazanlar her geçen sene artıyor, yazı dille birlikte dönüşüyor, ona karışmamak lazım. Senin kastettiğin belki, mısraları değiştirmektir; “şu şuraya olmamış, yerine şöyle demek lazım” gibi… Ben bunu yapmam. Kendime saygım olduğu için yapmam. Çok çirkin bir şey bu. Bunu yapan dergiler, editörler var maalesef. Bir de bu tür şeyleri yazara saygı duyduğum için yapmam. Saygı duymadığım biriyse de metnini basmam zaten. Adam zaten yazmayı bilmiyorsa yayımlamazsın olur biter. Ama gençler bırak hata yapsın, hataysa tabii yazdıkları. Hikayede, şiirde yaratıcı tashih yapılmaz. Ama eleştiri yazılarında zorunlu müdahaleler (maddi hataları temizlemek, bazen maksadı aşan saldırgan ifadeleri çıkarmak vb.) yapılır tabii. Fayrap’ta yazı kısaltması yapmıyoruz genellikle; çünkü zaten o yazının bin mi, bin beş yüz kelime mi olacağı önceden konuşulmuş oluyor. Bir de Ali Akyurt var tabii: Ali’ye 2700 kelimelik bir yazıyı verip şunu 2500’e indir dersen, 3200 olarak geri alabilirsin:)

Bir yazarın veya şairin ürünü size ulaştığında eser sahibinin ismine mi bakarsınız, eserin niteliğine mi?

Benden yaşça olgun insanlar eser göndermişse, isminin ve deneyiminin belli bir etkisi oluyor mutlaka. Ama bu insanlar gayet nazik insanlar ve bana her zaman “Beğenmezsen yayımlamak zorunda değilsin” gibisinden bir aralık bırakırlar. Beğenmeyip yayımlamak istemediğimde de asla problem çıkarmazlar. Derginin kadrosu var, biliyorsunuz. Kadronun yazıları aksi için kesin bir neden yoksa dergiye girer, normalde. Ama evin çocuğu muamelesi de görürüz hepimiz. Dergiden bir yazı çıkarmak gerekiyorsa önce kendi yazımdan başlarım. Yer darlığı yüzünden veya tarz farklılığı yüzünden başka dergilerde çıkan metinlerimiz olmuştur. Dışardan, gençlerden gelen metinlerde ise ismi zaten tanımadığımız için “isme bakmak” mevzubahis değil. Onlar yazdıklarını bize kabul ettirebilirse isim sahibi olacaklar.

Özellikle genç şair ve yazarların ürünleri geri çevrildiğinde ne tür tepkilerle karşılaşıyorsunuz, bu durum karşısında sağlıklı editör tavrı nasıl olmalıdır?

Genç yazarla muhatap olmak konusunda epey deneyimliyim. On beş yılı aşkın süredir yeni gelen metinleri yorumluyorum. Gelen şeylerin önemli bir kısmına kısa da olsa eleştiri yazarım. Buna tepkiler genelde olumludur. Teşekkür ederler ve önerilerimi de dikkate alırlar. Ama arada bir de, kaçık gibi davranan insanlar çıkıyor tabii. Yirmi beş yaşımda üzülür, kızardım buna. Şimdi, sakin karşılıyorum, bu tür insanlara da sükunet önerip geçiyorum. Çok da abartırlarsa bir şey söylemiyorum artık. Delilik bulaşıcı, o yüzden bulaşmamak en iyisi…

Sizce genç şair ve yazarlar, gönderecekleri dergileri belirlerken, ne tür kıstaslar çerçevesinde hareket ediyorlar?

Çoğu zevkine göre hareket ediyor sanki. Beğendikleri dergilere gönderiyorlar yazdıklarını. Bu gayet doğal bir şey. Bazıları bir tek kapıyı bekliyorlar uzun süre. Bunlar genelde en kabiliyetli, kendinin en farkında tipler oluyor. Benim en sevdiğim de bunlar. Fayrap’tan başka yerde yayımlamak istemiyor adam yazdıklarını. Sadece Fayrap’ın, yazdıklarına layık olduğunu düşünüyor. Yazdıklarının Fayrap’a layık olduğunu düşünüyor aynı zamanda. Ben de böyle başladığım için, Mustafa Kutlu’nun aylarca bekletmesini göze alıp ilk şiirlerimi, yazılarımı sadece Dergâh’ta yayımladığım için, bu tavra yakınlık duyuyorum. Son olarak, bir metni doksan dokuz dergiye birden gönderen ilginç tipler var, ki fark ettiğim an metni hiçbir şey söylemeden arşive kaldırıyorum. Bunlar mayın gibi, basan editör dergisini patlatır. Onun için tavır sahibi gençlerden şaşmamak gerekir. Kusursuz değildirler ama akıl sahibi oldukları için gelişme göstereceklerdir. Çoğunluk vasattır, vasatın biraz altında veya biraz üstündedir. Ama birkaç tane iyi adam için tekkeyi beklemek, ocağı harlı tutmak çok güzel bir şey. Ben her zaman en zeki, en kabiliyetli insanlarla tanıştım editörlük sayesinde. Kırk yıllık hayatımın ikinci yarısını bir kalite olarak telakki ediyorum, ki bu beş on insan sayesindedir. Zeki, kabiliyetli şair çok büyük nimettir.

Son olarak, sizce ideal editör tasavvuru nasıl olmalıdır?

Baba sorumluluğu bende ideal bırakmadı. Ama bana bıraksalar her editörün en çok anladığı ve sevdiği işi yaptığı, birçok editörü olan, çok başlı bir dergi isterim. Atlılar’da bunu denedik, olmadı. Hiçbir sorumluluk almayan, hiçbir iş yapmayan insanlara söz hakkı verdiğinizde yıkıcı olabiliyorlar. Çünkü iş yapmayan insan korkak ve kıskanç olur. Onun için yetkiyi taş taşıyana bırakmak tek doğrudur. Editör yıkar da yapar da. Herkesin işini yaptığı, serbest tartışmanın yürüdüğü bir dergi, bir edebiyat ortamı… İmkansız ama hayal etmek serbest. Biraz İngilizce bir hayal. Ama bu hayalin bile bir kusuru var. Bizim dergilerimiz yıkıcı ve yapıcı dergiler olabiliyor. Ama İngilizce dergiler müthiş dingin olabilirken, zerreyi yerinden kıpırdatma güçleri yok. Yıllarca İngilizce dergileri takip ettim. Poetry, Paris Review, Poetry Review, Agenda, Times Literary Supplement, New Yorker, The Atlantic, Talisman, Frank, Yale Journal of Criticism ve onlarca başka dergi, hatta fanzin, internet sitesi… Bunlar kültürümü artırsa da şahsen bende büyük bir etki bıraktıklarını söyleyemem. Oysa Dergâh ilk iki yılının sayılarıyla hayatımı tamamen değiştirmiştir. Hani son zamanlarda şöyle bir laf var ya medyada: “Türk futbolu kaosa sürükleniyor”. Ya Allah aşkına, dinimizi saymazsak bizim kaosta yüzmeyen neyimiz var ki? Ama bu sayede de çok güzel goller atıp dünyayı değiştirmeye kasteden dergiler çıkarabiliyoruz. Gene futbola bağladık iyi mi:)

 

Mustafa Celep sordu

 

Güncelleme Tarihi: 04 Mart 2012, 23:11
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
mehmet
mehmet - 7 yıl Önce

Hakan Arslanbenzer editörlük kurumu dediğimizde akla ilk gelen isimlerden biri, belki en önemlilerindendir. avangard yayınları ile ve çıkardığı dergilerdeki editörlük anlayışını samimi, içten ve öte yandan profesyonel buluyorum.

banner19

banner13