On üç yaşında fıkıh eğitimine başladı!

Esad Eseoğlu, Mehmet Çelen'le kitaplarından eğitimine, günümüz sorunlarında gençlere kadar geniş bir yelpazede konuştu.

On üç yaşında fıkıh eğitimine başladı!

Mehmet Çelen ismiyle ‘fıkıh’ kelimesi benim için ayrılmaz bir ikili. Mehmet hocayı tanıdığım günden beri kendisini hep bu konuya eğilmiş olarak görüyordum: İslam, günümüz sosyal hayatına nasıl müdahale etmeli? Çağımız insanlarının anlayacağı dile nasıl çevireceğiz İslam’ı?  Araştırmaları hep bu konu üzerineydi gördüğüm kadarıyla. Kendisiyle sohbet etmek istedik. Sağ olsun, kabul etti. Faydalı olacağına inandığım bir söyleşi oldu. Tercümanlığına dair sorduk, fıkıh eğitimiyle alakalı konuştuk. Tavsiyeler aldık. Kalem Yayınları’ndan çıkan son kitabı İslam Hukukunda İcmâya dair sorularımız da oldu.

Kitabınızdaki özgeçmişinizde fıkıh eğitiminize on üç yaşında başladığınız yazıyor. Neydi sizi bu kadar erken başlatan neden? 

On üç, fıkıh eğitimi için ideal bir yaş aslında, erken değil. Tabi Türkiye şartlarında erken denilebilir. İslam coğrafyası için konuştuğumuzda, daha da erken başlanıyor hatta. İlmihal eğitimine daha da erken başlamıştık tabi, annem ve babam vesilesiyle. İlmihal, fıkhın başka bir adı. Hâl’in ilmi, yaşayan fıkıh, vakıanın fıkhı gibi. Fakat ilim olarak fıkha yönelmem/düzenli bir çalışma on üç yaşında başladı. O da zaten benim değerli Arapça hocam Mehmet Alptekin’in teşvikleriyle oldu. Bana, inşaallah ileride İmam Ebu Hanife gibi olursun diyordu. Bu söz zihnimizde kıvılcımlar oluşturmuştu. On bir yaşımda özel Arapça tedrisatına başlamıştım. Hem Alptekin hocamın hem de rahmetli değerli Mehmet Said Ertürk hocamın da teşvikiyle fıkha yöneldik ve fıkıh bize daha da cazip gelmeye başladı. Sonra İmam-Hatip Lisesi’nde iken bu alana iyice yoğunlaşmaya başladım. Üniversitede ve sonrasında fıkıh araştırmalarıma devam ettim. 

28101Sizin bu eğitime başladığınız yıllarda yaygın mıydı peki erken yaşta İslamî ilimlere yönelmek? Arkadaşlarınız arasında var mıydı mesela? 

Hayır. Yaygın değildi. Tek çalışıyordum. Yaz kursları tabi ki olurdu ama ben okul döneminde de devam ettim Arapça eğitimime. Hem ortaokula gidiyordum, hem Arapça eğitimine. İmam Hatip Lisesi’nde ve üniversitede bu özel eğitimime hiç aksatmadan devam ettim. 

Gençler istemeli ve sebat etmeli

Peki, şu anki eğitim sistemini esas alarak düşündüğümüzde, hem okula devam etmek hem de İslamî ilimlere yönelmek isteyen gençler ne yapmalı? 

O zaman da çok farklı değildi aslında. Altı saat okuldaydık. Okuldan sonra da derse gidiyordum. Eğer özverili davranılırsa, insan kendi hayatını disiplin altına alıp programlarsa yapması çok kolay. Ben mesela derse giderken arkadaşlarım top oynuyorlardı. Bizim orada sokak oyunları, toplu oyunlar çokça oynanırdı. Ben derse gidip geliyordum, sonra da oyuna katılıyordum. Oyunum da aksamıyordu yani. Soyutlanma yoktu. Hatta 2. sınıfta yedi zayıfım vardı karnemde top oynamayı fazlaca abarttığım için. (Gülüşmeler) Ayrıca sebat etmek gerekiyor. “Bu işi yapacağım, bu ilmi öğreneceğim.” kararlılığına sahip olacak insan. Bir de kendini programlarsa, yapamayacağı bir şey yoktur. İstek, azim ve sebat ilim yolculuğunun vazgeçilmez esaslarıdır. 

Aynı zamanda mütercimsiniz. Nasıl başladı mütercimliğiniz? 

Mütercimliğe, ilahiyatı bitirdikten sonra başladım diyebilirim. Arapça, sarf, nahiv gibi dil bilgileri; bedi, beyan gibi belagat ilmiyle alakalı çalışmaları ve ana İslâmî ilimlerden tefsir, hadis, fıkıh, kelam ve mantık okumalarını yaptıktan sonra başladı.  

İlk olarak “Davet Yolu”nu tercüme ederek başladım (1985). Bu kitap 1986 yılında Saff Yayıncılık tarafından yayımlandı. O günden beri de 10 kitap tercüme etmiş olduk. Dokuzunu Arapça’dan, birini de İngilizce’den… 

Mütercim olmak isteyen gençlere tavsiyeleriniz vardır? 

Elbette. Özellikle iki dili çok iyi bilmeleri gerekiyor. Hem tercüme edilen dile, hem de tercüme ettikleri dile çok iyi hâkim olmaları gerekiyor. Eksikler giderilmeden de tercüme çalışmalarına başlanılmaması kanaatindeyim. Çünkü tercüme gerçekten büyük sorumluluk istiyor.  

Tercüme, dilin kendisidir. Hayatın her alanında olmak zorundasınız bu iş için. Belirli alanlara ve ihtisaslara yönelerek yapılan tercümeler de var. Siyaset kitabı tercüme edecekseniz, siyaseti ayrıca bilmeniz gerekir. Bilinmediği takdirde ister istemez hatalı işler çıkıyor ortaya. Terimler vardır mesela, terimler yeteri kadar bilinmezse mütercim tarafından, anlam kayması çok olabiliyor. Şu an Türkiye’de özellikle bu konu göz ardı edildiğinden, hatalar çok olabiliyor.  

Eserlerini tercüme ettiğiniz şahsiyetler arasından bizlere özellikle hatırlatacağınız isimler vardır mutlaka? Okunması gerektiğini düşündüğünüz isimler hangileridir? 

Seyyid Kutub, Mustafa Meşhur, Muhammed Hasan Burayğış, İzzet Derveze, Reşit Rıza… Bu isimlerin eserlerinden tercümeler yaptım. Bu düşünürlerin eserleri gerçekten dolu dolu, üzerinde araştırılma yapılacak niteliğe sahipler. Gerçekten ilmî kitaplar. Genç arkadaşlarımızın okumasını isterim.  

28102Son çıkan kitabınız (“İslam Hukukunda İcmâ’”)’da o eseri gençlere yönelik, onların anlaması için yazdığınızı söylüyorsunuz. Bu tür konularda (fıkıh, icma, sünnet vs.) gençler çok mu yetersiz sizce?  

Biz küçükken bize birtakım bilgiler verilirdi. Anne babamızdan en azından ilmihal, ahlâk ve akaid dersleri alırdık. Bu bilgiler eşliğinde kitaptan, sünnetten, icma ve kıyastan söz ederlerdi. Kitap Kur’ân’ı Kerim ve sünnet peygamberin davranışları olarak anlatılırdı. İcma ve kıyas biraz daha ayrıydı, onları çok açıklamazlardı; daha ilmî bir konu, özellikle araştırılması gerekli bir mesele olduğu için… Şu an bu konulardan yeteri kadar bahsedilmiyor, hatta genelde hiç söz edilmiyor dersek yanılmış olmayız. O yüzden başladık böyle bir seriye. Şimdi sırada “İslam Hukukunda Sünnet” var, onun çalışmalarına da başladık.  

Amacımız, gençlerimizin İslam hukukunu, ilmî olarak öğrenmeleri. Kitaba baktıklarında genç arkadaşlarımız, o konuya dair çoğu şeyi öğrensinler istiyoruz. Kitap bu amaçlarla kaleme alındı. Sanırım okuyucu için de yorucu olmaz, faydalı olur inşallah. En azından gencimizin zihninde “Evet, İslam hukuku diye bir hukuk sistemi var.” düşüncesinin oluşması, bizi mutlu eder.  

Son kitaptan bahsetmişken, bu arada tercüme ve telif eserleriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? 

Tercümelerim önceden belirttiğim gibi on sayısına ulaştı. Telif eserlerim de onu buldu, Allah’a hamd olsun toplam yirmi adet eserimiz ortaya çıktı. Ayrıca yarım kalan çalışmalarım mevcut, onlar üzerinde araştırma ve inceleme yapmaya devam ediyorum.  

Teliflerimi ağırlıklı olarak İslâm hukuku, siyaset, dil ve eğitim teşkil ediyor. Eserlerimden birkaçı şöyle: “Arapça’da Edatlar”, “İslâm Hukukunda Zina ve Recim”, “Reşid Rıza’da Hilafet Düşüncesi” ve “Osmanlı Tecrübesi” gibi. 

Vakit katili olmamalı

Gençlerle çok vakit geçiriyorsunuz bildiğim kadarıyla.  Gençlerin sorunu olarak addettiğiniz bir şeyler vardır herhalde? 

Kitap okumamak ve internette fazla dolaşmak sorun olarak gösterilebilir. Bunları genel olarak söylüyorum tabii. Çok okuyan gençlerimiz elbette var ve onları tebrik ediyorum.  

Gençlerimiz çokça incelemeli, araştırmalı ve her işin kolayını tercih etmekten az da olsa vazgeçmeliler. Bir okul ödevinde bile, çoğu öğrenci derlemeyle bitiriyor işini. Araştırma göz ardı ediliyor. İnceleme ve araştırmaya önem verilmiyor. 

İnternette saatlerce kalıyor gençlerimiz. İletişim sitelerinde çok vakit kaybediyorlar. Kur’anî tabirle ‘malayani’ dediğimiz ‘kişinin dünya ve ahiretine fayda vermeyen bilgi’lerle zamanlarını çokça harcıyorlar. Bu, büyük bir katliam. Zamanı katletmek… Çok kötü ve geri dönüşü olmayan bir şey. Zaman katili olmamak gerekiyor ve bunun için de gençlerimiz kendilerine uygun programlara yöneltmeli ve işlerini görmeliler.  

“Evlenmek ibadettir” başlıklı bir makaleniz var. Günümüz Müslüman gençlerinin sorunu mu gerçekten evlenmek ya da evlenmemek? 

Evet, evlenmek de evlenmemek de şu an sorun. “Nasıl oluyor?” diyeceksiniz.  

Gençlerimiz “evlenirsek büyük bir sorumluluk alacağım, bu sorumluluğun altından nasıl kalkacağım” düşüncesiyle adeta ‘eziliyorlar’. Aile içinde de buna hazırlık yapılmıyor. Bir de zaten liseyi hatta üniversiteyi bitiren birçok gencimiz zihinsel rüştüne de ermiş olmuyor. O sorumluluğu alacak yapıda yetişmemiş oluyor. Böyle olunca da evlenmesi problem oluyor. Bu problemler de evlenmemeyi doğuruyor. Bakıyoruz 30 yaşına gelmiş, hâlâ evlenememiş kızımız, erkeğimiz var.  

28103Ama bunda toplum da gereken hassasiyeti göstermiyor sanki. 

Toplumun büyük suçu var tabi. Zorlaştırıyorlar dediğiniz gibi. Sistem de işi kolaylaştırmıyor ve bir nikâh işi bile çokça masraf ve emek istiyor. Bir sürü gereksiz harcamalar, koşuşturma… Bunlar olumsuz etkenler olarak ‘evlenme’nin önüne geçiyor. 

Gençlerimizin erken yaşlarda evlenmelerini tavsiye ediyorum. Evlenirken ailenin rızasını almaları kanaatindeyim. Ailenin rızası alınmadan yapılan evlilikler genelde başarısız oluyor. 

Takip ettiğiniz dergi var mı? 

Evet. Umran, Nida, İktibas dergisi. Gençlerin çıkardığı dergileri takip etmeye çalışıyorum. Açıksayfa vardı bir ara, yakında tekrar başlayacak yayın hayatına. Özgün İrade, Haksöz, Altınoluk, Beyan ve Sızıntı dergilerini de okuyorum. 

80’li yılların dergicilik anlayışıyla şimdiki durumu karşılaştırabilir misiniz? 

80’lerde var olan pozisyonla şu anki durum arasında çok da fark yok aslında. O zamanlar ya para var ciddi yazar yoktu, ya da para yok yazar vardı… Fakat bu noktada gelişmeler var, zamanla değişecek bir şeyler inşallah. Şimdi dergilerimiz geçmişe oranla daha nitelikli çıkıyor, diyebiliriz. 

Kitap alırken nasıl alıyorsunuz? 

İhtiyacıma göre alıyorum. Bir araştırma için lazımsa mesela. Yayınevleri ve kitabevlerinden alıyorum kitaplarımı. Diyelim almakta zorlanıyorum, o durumda da kütüphanelerden tedarik etmeye çalışıyorum. Bir de alanımızla ilgili yeni çıkmış kitapları ve dikkat çeken kitapları alıyor ve okumaya çalışıyorum.   

Sohbetlerinizde sık sık bahsettiğiniz bir konu var: ilim adamı olmak. Bu konuda bir sıkıntı olduğu kanaatindesiniz sanırım? 

Evet, Türkiye’de ilim adamı yetiştirme konusunda sıkıntı var ve bu toplumsal boyutlara ulaşmış durumda. Maddecilik hâkim. Madde ön planda olunca insanımız aceleci davranıyor. Hemen paraya, mala ve mülke kavuşmak istiyor. İlim adamlığı ise uzun süreç gerektiriyor. Bu noktada hazırı, aceleciliği tercih eden insanımız uzun sürece yaklaşmıyor. Ama bu son zamanlarda, özelikle son 5 yıl, bu nokta ciddi çalışmalar var. Burslar veriliyor. Bir takım ihtiyaçlar karşılanarak insanımız teşvik ediliyor. Böylece gençlerimizin yetişmesi amaçlanıyor. Buradaki önemli husus da programların içeriğinin doldurulmasıdır. Buna ilim adamı olabilecek seviyeyi yakalayabilmek de diyebiliriz.  

Son olarak, gençlerin üniversiteye bakışını nasıl gözlemliyorsunuz? Nasıl algılıyorlar üniversiteyi sizce? 

Gözlemlediğim kadarıyla birçok genç, üniversiteyi bir ilim yuvasından ziyade ‘meslek kapısı’ olarak görüyor. Bu da ilmin gelişmesine engel oluyor. İyi bir makam, iyi bir iş kapısı veya askerliği kısa dönem yapmayı sağlayan faktör olarak görülüyor üniversiteler. Yalnızca bu amaç için gidilince de gerekli gelişim sağlanamıyor. Halkımızın geneli de olaya bu şekilde bakınca gençlerimizin gerekli ‘ilmî atılımları’ yapması engellenmiş oluyor.  

Teşekkür ederim. 

Ben de teşekkür eder, bu tarz çalışmalarından dolayı seni tebrik eder, ilim yolculuğunda ve hayatında başarılar dilerim. 

Esad Eseoğlu söyleşti

Güncelleme Tarihi: 15 Ağustos 2011, 19:02
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
tespih
tespih - 8 yıl Önce

üniversite bir ilim kapısı elbette değildir.Üniversiteyi böyle bir kişi nasıl bir ilim kapısı görür düşündürücü gerçekten.

takke
takke - 8 yıl Önce

peki neresi ilim kapısı tespih?

banner19

banner13