Ömer Yalçınova: Okumanın da zekatı vardır

Dünyabizim Kitaplığı'ndan çıkan 'Aynamdan Yansıyanlar', hikayesi sayfa sayısından çok olan bir kitap. Gülizar Güneş, kitabın yazarı Ömer Yalçınova'yla konuştu.

Ömer Yalçınova: Okumanın da zekatı vardır

Ömer Yalçınova 1980 doğumlu. Aynı hafta içinde biri şiir, diğeri deneme olan iki kitap yayımladı. Biz onunla daha çok Aynamdan Yansıyanlar’ı (Dünya Bizim Kitaplığı, 2015, deneme) konuştuk. Eğer Ömer’in Çatılan Kaşları’nı (Okur Kitaplığı, 2015, şiir) da konuşacak olsaydık, söz fazlasıyla uzayacaktı. Kendisinden öğrendiğimize göre, Aynamdan Yansıyanlar portre/biyografi türü esas alınarak, o niyetle yazılmış değil. Fakat yine de ortaya önemli kişilerle ilgili şairin aynasından yansıdığı kadarıyla ilginç denemeler çıkmış. Gördük ki Aynamdan Yansıyanlar, hikayesi sayfa sayısından çok olan bir kitap. Söyleşimiz, o hikayelerden bir bukle sadece…

Durdun durdun, bir haftada iki kitap çıkardın. Bunun özel bir sebebi var mı?

Özel bir sebebi yok, çünkü benim ayarladığım bir şey değil bu. Yıllarca şiir kitabımı yayımlamak için uğraştım, bekledim, sabrettim. Sonra sağ olsun Ünsal Ünlü el verdi, “tamam çıkaralım kitabını” dedi. Ve sonunda Ömer’in Çatılan Kaşları (Okur Kitaplığı, 2015) gün yüzüne çıktı. Şiir dosyam beş yıldır hazırdı. Belki elli defa değişti. Bazı şiirler girdi, bazıları çıktı, bazıları yeniden yazıldı. Bir kitap dolusu şiirim dışarıda kaldı. Kaldığı için üzülmüyorum. Ömer’in Çatılan Kaşları’yla bütünlüklü bir yekun okuyucuya ulaştırıldı. Ünsal Ünlü’ye ne kadar teşekkür etsem azdır.

Bu görüşme ve çalışmaların olduğu sıralardı, yani kitap ne zaman çıkabilir, hatta çıkar mı çıkmaz mı, net bir şey yoktu ortada. O arada Dünya Bizim’in yayın yönetmeni Mehmet Erken beni aradı. “Portre yazılarını kitaplaştıralım mı?” diye sordu. Ben önce Dünya Bizim’de yayımlanan bütün portre yazılarından bir seçme yapılacak, onlar kitaplaştırılacak sandım. Çünkü Dünya Bizim Kitaplığı var, biliyorsun. Onlar sitede çıkan yazılardan derlenmişti. Ayrıca sitede benim dışımda portre yazan kişiler var. Mehmet’e “Yazıların hepsi sana ait, istediğin tasarrufta bulunabilirsin.” dedim. Oysa onun düşüncesi, benim portre yazılarımın tamamını bir kitapta toplamakmış. O diyene kadar, “Önemli Adamlar” başlığı altında, bir kitap olacak sayı ve nitelikte yazımın olduğunu bilmiyordum. Bu, zamanla oluşmuş, iyi olmuş. Mehmet’le anlaştık. O zaten, beni aramadan önce yazıların tamamını bir dosya haline getirmişti. Ben o dosya üzerinde çalıştım. Çalışınca, bazı yazıların portre yazısı olmadığını fark ettim. Yani o tür yazılarda kişiden bir paragrafta söz etmişim, diğer paragraflarda kitaplarını konu edinmişim. Bu tür yazıları eledik. Eleyince ortaya büyük bir açık çıktı. Mehmet’e bu açığı on gün içinde kapatırım sözü verdim. Kitabın son altı yedi yazısı bu şekilde, yani on gün içinde sırf kitabı tamamlamak için yazıldı. Bakıyorum da en derli toplu yazılar da bunlar olmuş.

Farkındayım, henüz soruna cevap vermedim. Cevap şu: Aynamdan Yansıyanlar bir Mehmet Erken projesidir. Fakat ben yazdım. Ömer’in Çatılan Kaşları kaderimin projesidir. İkisinin gün yüzüne çıkması çakıştı.

Seni tanıdığımdan beri şiir yazıyorsun. Aynamdan Yansıyanlar ise deneme kitabı. Şair neden deneme yazar? Bu kitapta güttüğün amaç nedir?

Asım Gültekin dört yıl kadar önce “Sevdiğin şair ve yazarlarla ilgili yaz.” demişti. Aynamdan Yansıyanlar bu cümleden doğdu. Amacım, değerli bulduğum kişilerle ilgili yazmaktı.

Yazı yazmak, şiir yazmaktan ayrı bir şey. Aslında şairlerin düzyazıyla arası çok hoş değildir. Kendini yalnızca şair görenler, yazıya sıcak bakmaz, yüksünürler. Düzyazı için önce kendini yazar olarak görmek, ondan da önce yazar olmayı istemek gerekir. Şairlik, “olduğum” bir şey değil, o bende zaten vardı. Ama yazı yazmayı öğrendim, çünkü yazar olmak istiyordum. Bazı kitapları sırf yazar olmak için okudum. Edebiyat dergilerinde şiir ve roman eleştirileri yazdım. Eleştiri denemelerimle ilgili kim ne diyorsa kulak kesildim. Dergiler benim bu konudaki bütün hata ve heyecanlarımla doludur. Çünkü yazmayı ancak orada öğrenebilirsiniz. Fayrap dergisinde yayımlanacak yazılarımı Ali Akyurt didik didik ederdi. Abartmıyorum, gerçekten didik didik ederdi, tashihten geçirirdi, fena hırpalardı. Fazıl Baş, eline kalemi aldığında, yazının altından girip üstünden çıkardı. Ben bu iki kişiden yazı yazmayı öğrendim.

Fakat Dünya Bizim’de yazmak, edebiyat dergisinde yazmaktan farklı. Dünya Bizim’de daha rahat, konuşma diliyle, okunması kolay, daha geniş bir kitleye hitap eden denemeler yazmak zorundaydım. Kolay gibi görünüyor, ama diğer türlü yazmaya alışmış biri için aslında epey zor. Edebiyat dergilerinde ayrıntılı, neden-sonuç ilişkilerinin geniş geniş açıklandığı eleştiriler yazmaya alıştığım için, Dünya Bizim’de biraz zorlandım. Fakat yazarsan, yazarsın. Uğraşınca oluyor. Dünya Bizim’de yazmak ayrıca zevkli bir şeydir. Erhan Erken, Asım Gültekin, Mehmet Erken… editörlüğünde çalışmak, yorucu ama bıktırmayıcı bir çalışmadır. Yani bir yazarlık hayatım olduysa, ki olduğunu sanıyorum, Aynamdan Yansıyanlar ve Dünya Bizim’deki diğer yazılarım önemli bir dönemecin, tecrübenin ve çalışmanın anlamıdır.

Şiir yazmak mı zor, yazı yazmak mı?

Hayatım boyunca kolay nedir bilmedim. Kitap okumak bile zordur. Emek ister, sabretmek gerekir, dikkatli olunmalıdır bir kere, kafa yoracaksın, yazarın diline ayrı, söylediklerine ayrı eğileceksin…

Şiirde “yazdım bitti” demek zor. Yazıda ise düşünceyi zamanla bir yerden alıp bir yere getirebiliyorsun. Bir kova kumu dama çıkarmak gibi. Şiirde böyle bir şey yok. Bazen yazdığın ve çok beğendiğin bir şiir, bir süre sonra bakıyorsun, olmamış. Eğer olmuş diyerek, yani o ilk kamaşma sırasında bir dergiye gönderirsen, o ya yayımlanmaz, moralin bozulur; ya da yayımlanır, olmadığını dergi sayfasında teşhis ettiğin için, yine moralin bozulur. Bu yüzden kendine çok güvenmek bir yerde iyidir, bir yerde ise hatalara bütün kapıları açmak manasına gelir. Yazıda bu yok. Çok yorulsan da, o kova dama bir şekilde çıkarılıyor.

Portre yazarken nelere dikkat ediyorsun?

Ali Şeriati, İnsan adlı kitabında, “Birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık.” mealindeki ayet-i kerimeyi, “kendini tanımak başkalarını ve toplumu tanımaktan geçer” şeklinde yorumlamış. Şahsen Müslüman yazarların daha çok portre yazmaları gerektiğini düşünüyorum. “Nefsini bilen Rabbini bilir.” diye buyurmuş Peygamber Efendimiz. Hedefimiz buysa ve bunu en yakınlarımızı, arkadaşlarımızı bilerek, tanıyarak yapabiliyorsak, portre yazılarına ağırlık vermeliyiz. Anlatmak da bir anlama yöntemidir. Hakkıyla sevmek diye bir şey var bir de. Yani tanıyarak, bilerek sevmek. Aşk gibi, körlemesine, aşırı etki altında kalarak değil. Buna sebepli sevmek de diyebiliriz. Yani şu kişi bana Allah’ı ve Peygamberi hatırlatıyor, o yüzden seviyorum demek gibi. Diğer türlüsü, sürekli sukut-u hayale gebedir.

Bir de şu: Bir kişinin öne çıkarılacak, örnek gösterilecek yönlerini göremiyorsak, eleştirilecek yönlerini de göremeyiz. Tartımız yoktur çünkü. Tartılı, ölçülü olmak ise şiarımız. Düşmanlık veya dostluk güderken ölçülü olmak zorundayız.

Portresini yazdığım kişilerin daha çok etkilendiğim yönlerine yoğunlaşmak istedim. Birinci şart buydu. İkincisi, onların iyi yönlerini yansıtmak amacını güttüm.

Dikkat ettim, şu an görüşmediğin, belki dargın olduğun kişilerle ilgili de yazmışsın. Neden?

Evet, en zor yazılardı onlar. Kin beslediğim kimse yok bu kitapta. Fakat bazılarının bıraktıkları yaraların kabuğu inceydi. Onlara dokununca yeniden kanıyordu. Fakat şunu biliyordum, kinim yoktu, onlara karşı bir garaz içinde de değildim. Fakat onların üzerimde hakkı vardır. Hakkı teslim etmek için yazdım. On yıl arkadaşlık etmişsiniz ama şu an görüşmüyorsunuz. Eh, olabilir. Ama bu, onunla ilgili yazmana engel olmamalı. Çünkü oluyorsa, henüz hesaplaşmanız bitmemiş demektir. Aynamdan Yansıyanlar bir hesaplaşma kitabı değil. Hesaplaşma kitabını, Allah nasip ederse, ileride yazarım.

Eleştiri yazıların da epey çoğunlukta. Onlar henüz kitaplaştırılmadı. Bir eleştirmen olarak, kendi kitabını eleştirmeni istesek, neler söylersin?

Kitabımda eleştirilecek bir taraf yok :). Şaka tabi! Çünkü dediğim gibi Aynamdan Yansıyanlar sübjektif bir kitap. Bir kişiye “sen niye böylesin” diye kızamazsınız. Kızarsınız ama sonra bu kızgınlığın yersiz olduğunu fark edersiniz. Ben buyum! Böyle olduğum için birileri eleştirecekse, dinleyebilirim. Ama ötesi olmaz. Kişileri ele alış yöntemim belki eleştirilebilir. Doğrudur, kişileri etraflıca anlatmıyorum. Fakat anlatmak zorunda mıyım? Bir biyografi yazarı olduğum söylenemez. Bazı yazarların bazı eserlerini belirtmişimdir, onları okudum, söylemediğim, okumadığım eserleri de vardır, falan filan… eleştirilecek çok şey var. Aslında dediğim gibi kitabın formatı esas alındığında, eleştirilecek hiçbir şey yok. Eleştirenler olmuş, fakat “Abicim ben bu adamı can ı gönülden seviyorum.” demenin neyi eleştirilir? Cümle, en başından tamamıyla izafi zaten. Ben, “sen onu niye sevmiyorsun veya beğenmiyorsun” diye kızıyor veya eleştiriyor muyum? “Bunların eserleri dört dörtlüktür, bu yüzden seviyorum.” demiyorum. Eğer öyle demiş olsaydım, o zaman neyi dört dörtlükmüş diye karşı çıkılabilirdi.

Yeni kitap çalışmaların var mı? Ne zaman yayımlamayı düşünüyorsun?

Herhangi bir kitap çalışmam yok. Sanki durdum. Kitap yayımlamak beni durdurdu. Allah kerim. Yeniden bir enerji patlaması yaşarsam, bir heves, bir heyecan duyarsam, roman eleştirilerimi kitaplaştırmak istiyorum.

 

Gülizar Güneş konuştu

Yayın Tarihi: 23 Nisan 2015 Perşembe 17:07 Güncelleme Tarihi: 24 Mayıs 2016, 10:55
banner25
YORUM EKLE

banner26