banner17

Odaklanmamasında bir kasıt mı var?

Öykülerini üç yılı aşkın bir zamandır Heceöykü dergisinden takip ettiğimiz Esra Demirci için Abdullah Harmancı ne demişti?

Odaklanmamasında bir kasıt mı var?

 

Öykülerini üç yılı aşkın bir zamandır Heceöykü dergisinden takip ettiğimiz Esra Demirci ile öyküleri üzerine söyleştik.

Yazı serüveninizden bahsedebilir miyiz biraz, ne zaman başladınız yazmaya?

Aslına bakarsanız uzun bir süreçten söz edebiliriz. Yazmaya başladığım dönemle okumayı öğrenmeye başladığım dönem aynı desem abartmış olmam sanırım. İlkokul kompozisyonları, gençlik denemeleri… Ama ben daha çok Hece Öykü’de başlayan ve devam etmekte olan üç buçuk yıllık süreci önemsiyorum diyebilirim.

Nedir  ‘öykü’ sizin için? Hayatın en umulmadık anını çeken fotoğraf makinesinin deklanşörü mü, yoksa hayatın hepsini içine alan büyük bir resim mi?

Açıkçası öykü için, hatta yazı için böyle bir genelleme yapılmasını doğru bulamıyorum. Öykü, hayatın içinden resimler sunar. Bu resimlerden görebildiğiniz kadarını aktarmaya çalışırsınız. Sanırım doğru olan bu. Göz, nasibince görür. Akıl öğütür. Duygu yumuşatır. Hazırlanan hamura şekil vermekse kaleme düşer.Esra Demirci

Yazmak için ne besliyor sizi? Hani o meşhur ilhamı nereden alırsınız?

Bu ilham denen şey göreceli bir şey. Oturup bekleyince gelmeyen, üzerine gittikçe geri çekilen, önemsedikçe şımaran. Bu nedenle onu hiçbir yerde beklemiyorum. Randevulaştığımız görülmemiştir. Ama zaman zaman öyle bir yerden açığa çıkıyor ki… Otobüs yolculuğunda yanımdaki koltuğa oturan editör oluyor bazen. Bazen de, bir kitapçıda ödeme esnasında faturaya yazılacak ismin ağzımdan çıkmasıyla karşımda beliriyor: “Siz o dergide yazan bayan mısınız?”

İlham gerekli mi?

Elbette ama bence beklemek çare değil. Hatta onu beklememeli, onu aramalısınız. Yürürken, koşarken, bağırırken, üşürken, korkarken, kahkaha atarken. Hasılı, yaşamadan olmuyor. Kendi adıma, ilham geldikçe yazıyorum diyemem. İlhamın kendiliğinden gelen bir şey olduğuna, hayatın dışında durduğuna da inanmıyorum. Yaşıyoruz ve yazıyoruz.

Başucu kitaplarınızı sorsak? Durup durup okuduğunuz, hiç vazgeçemediğiniz kitaplar hangileridir?

Daha önce farklı bir röportajda, bu bağlamdaki bir soruya detaylıca cevap vermiştim. Şimdi hem tekrara düşmemek, hem de güncel bir cevap vermek adına masamın üzerinde bulunan kitapları anarak sorunuzu cevaplamış olayım. Ayhan Bozfırat’ın Bütün Hikâyeleri okumakta oldukça geciktiğim bir kitaptı. Aynı zamanda, okuduğum son öykü kitaplarından biridir. Nazlı Karabıyıkoğlu’nun İskele adlı kitabını da büyük bir zevkle okudum. Necip Tosun’un Modern Öykü Kuramı, Feridun Andaç’ın Öykücünün Kitabı şu sıralar kitaplığa kaldıramadıklarımdan. Son zamanlarda dikkatimi çeken bir başka kitapsa, kısa bir süre önce bir sahaf rafından bana göz kırpmıştı. Kasım 1968 tarihli bu kitabın adı: Sabahattin Ali Dosyası. Kaleme alan ise Kemal Sülker.

Abdullah  Harmancı, İtibar dergisinin “Dergilerde Öyküler” bölümünde sizin öyküleriniz  için, “Demirci’nin bugüne kadar yazdığı metinlerde, belli bir olaya, belli bir noktaya odaklanamama, çeşitli  sahneler, anekdotlar aktarma ve bu sebeple okurda net bir etki yaratamama sorununun olduğunu düşünüyorum’’ demiş, portre, olay aktarımında ise öykü estetiğinizin  yükseldiğinden bahsetmiş. Başa dönersek, ‘anekdotlar ve sahneler’ odaklanamamayı mı, yoksa hayal gücünüzün derinliğini mi gösterir? Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Öykümle ilgili her yapıcı eleştiri beni mutlu eder. Hayal gücümün derinliği, bazen kurgunun bütünlüğünden taşabiliyor. Aslında bu durum okurun hayal gücüyle, okuduğu öyküde kendinden ne bulduğuyla da alakalı. Fakat anlatıda odaklanma denen durumun, ancak daha çok yazarak yani tecrübe ederek kazanılabileceğini düşünüyorum.

3 yılı aşkındır Hece Öykü’de, bir de Mahalle Mektebi dergisinin ilk sayısında öykülerinizi okuduk.  Peki, bu öyküler, ne zaman hepsini bir arada okuyacağımız bir kitap haline gelecek? Var mı yakın zamanda böyle bir düşünceniz?

Yayımlanmış ve henüz yayımlanmamış öyküleri kısa bir süre önce dosya haline getirdim. Bu dosya, bir süredir çalışma masamda bekliyor. Üzerinde durmam gerektiği gerçeği de zihnimde yankılanıp duruyor. Bunları ne vakit dengelersem, o vakit bir kitaptan söz etmek mümkün olacaktır sanırım. Her ne kadar belli bir zaman veremeyecek olsam da belirlenmiş bir zamanı olduğuna inancım tam!

Öykü yazanlar hangi hatalara düşmemeli sizce?

En büyük sorun tekrara düşmek. Bu da sanırım okumamaktan ya da yanlış okumaktan kaynaklanıyor. Teknolojinin nimetlerine(!) yenik düşüp, bu güzel eylemle aramıza mesafe koymamamız, hasılı çok okumamız gerekiyor.

Öykü üzerine konuşabileceğiniz insanlar var mı çevrenizde?

Elbette. Zaman zaman birçok arkadaşla bir araya geliyoruz. Bunun yanı sıra, bilhassa Hüseyin Su, Necip Tosun, Cemal Şakar ve Kamil Doruk gibi değerli öykücülerle birlikte olabildiğimiz vakitler benim için ayrı bir önem teşkil ediyor.

 

Zeynep Delav konuşturdu

Güncelleme Tarihi: 12 Mart 2012, 09:42
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20