O yolculuğu asla unutamam!

Usta yazarımız Rasim Özdenören'le çocukluğunu arkadaşımız Mustafa Aldı konuştu.

O yolculuğu asla unutamam!

 

Çocukluğunuzu anlatır mısınız? Çocukluğunuzun size çağrıştırdıkları,dersek bu başlık altında bize neler anlatırsınız?

 

Ben, çocukluğunu doludizgin yaşamış biriyim. Çocukluğumuzun evleri bahçeliydi veya oturduğumuz evlerin önü oyun oynamaya uygundu. Bahçemizi, oyun alanlarımızı gönlümüzce değerlendirdik. Şimdiki gibi oyuncaklarımız yoktu, ancak oyuncak olsaydı bile bizi keser miydi emin değilim. Biz, koşardık, oyunlarımız da koşuşturmacayla doluydu. Kısacası, çocukluğumuzu her tür kaygıdan azade, bir çocuk olarak yaşadık.

 

 

Çocukluğunuz ile yazmak arasındaki ilgi/ilişki nedir?

 

Çocukluğumuzda yazmayla işimiz olmadı. İlkokulun birinci sınıfından itibaren hep okuduk. Okumayı sevdik.

 

 

Okulla ilgili hatıralarınızı anlatabilir misiniz? Okula ilk gittiğiniz gün, arkadaşlarınıza öğretmenleriniz... Nasıl bir iz bıraktı sizde?

 

Okumaya, okula olağanüstü meraklıydık. Ben, şimdi, okula başlayan çocukların ağladığını görünce hayret ediyorum. Bizim için ağlamak ne, biz, bir ân önce okula başlamanın sabırsızlığını yaşıyorduk. Birinci sınıftan ikinci sınıfa geçtiğimiz yılın tatil ayları, benim için bitmeyecek gibi görünüyordu ve ben bir ân önce okul açılsın sabırsızlığını yaşıyordum.

 

 

Büyüklerinizden sizi  en çok etkileyen  kimdi? Size masal anlatan, kitap armağan eden kimlerdi mesela?

 

Biz daha okula gitmeden önce, bize güzel masallar anlatan ninemiz (anneanne), üzerimizde en çok etkisi olanlardan birisidir. Onun dışında, kendilerini dayı diye andığımız anne tarafından akrabamız bazı yakınlarımız da bize masal ve halk hikâyeleri anlatırdı. Gene o dayılarımdan birisi, ben ikinci sınıfa devam ederken bana bir hikâye kitabı hediye etmişti. O kitabın içindeki metinleri defalarca okuyup durdum…

 

 

Oyunlarınız/oyuncaklarınız deyince aklınıza neler geliyor? Bu oyun/oyuncaklarınız içerisinde hiç unutamadığınız, yada bir hikâyesi olan oyununuz/oyuncağınız var mı?

 

Bizim oyuncaklarımız yoktu. Biz, çocuklara özgü oyunlar oynardık ve onların tadını çıkarırdık. Bir defasında, öğretmenimiz, sınıfa, oyuncaklarımızı getirmemizi istediğinde, evde oyuncağımızın olmadığını fark etmiş, fakat illa da bir şeyler götürmemiz gerektiğini düşünerek masa üstünde duran bir tazı biblosunu oyuncak diye götürmüştük.

 

 

Çocukluğunuzda sizi çok mutlu eden yada çok üzüldüğünüz anılarınız  nelerdir? On iki yaşınıza kadar sizi etkileyen en önemli olay neydi?

 

Biz Maraş'ta yaşıyorduk. Babam tarafından akrabalarımız ise İstanbul'da oturuyordu. Bir gün – o tarihte daha 6 yaşındaydım, demek ki yıl 1946- babama bir telgraf geldi, telgrafta amcamın öldüğü haberi veriliyormuş. Babamın ağladığını gördüm. Demek babalar da ağlarmış! Cenaze için İstanbul'a gittik. O yolculuğu asla unutamam. Onun ayrıntısı layıkıyla anlatılsa roman olur. Ne ilginç, İstanbul'dan Maraş'a dönüşümüzü anımsamıyorum. Bir de ilkokula başladığımız günü unutamam. Çok heyecanlıydım, zil çalmasını, derse girmeyi sabırsızlıktan içim titreyerek bekliyordum.

 

 

Bayram kutlamaları ile ilgili neler hatırlıyorsunuz? Bayramların ve diğer etkinliklerin sizde nasıl bir etkisi olduğunu düşünüyorsunuz?

 

Çocukluk bayramlarımız elbette bizim anılarımızın unutulmazları arasında yer alır. Her bayramda yeni elbisemiz, ayakkabımız olurdu. Ama unutamadığım bayramlığım, okula başlayacağımız yılın bayramlarından biridir. Bana ve ikiz kardeşim Alaeddin'e birer kısa pantolonlu takım elbise alınmıştı. Bayram sıcak yaz günlerine denk düşmesine rağmen, o lacivert takım elbisenin ceketini giymekten vazgeçemiyordum. Hem de terleye terleye… Benim terlediğimi fark eden büyüklerim “Rasim sıcağı sever” diyorlardı. Ben ondan sonra sıcağı da sevmeye başladım. Ayrıca, ellerini öptüğümüz büyüklerimizin verdiği bayram harçlıkları bizi mutlu ederdi…

 

 

Ailenizde, yakın çevrenizde ve okulda aldığınız din eğitimi ve öğretiminin sizde nasıl bir etkisi olduğunu düşünüyorsunuz?

Aile çevremizde bilinçli ve sıkı bir din eğitimi gördüğümüzü söyleyemem. 1940'lı yılların baskı ortamında, bizi -kardeşlerimle birlikte- mahalle mektebine gönderdilerse de, oradan fazlaca yararlanma imkânını bulabildiğimizi söyleyemem. Ancak aile çevremiz ibadetlerini geleneksel ölçüler içinde yerine getirirdi. Hele de ninemiz.. onu, şimdi, hep tespih çekerkenki haliyle anımsıyorum. Bize namaz surelerini öğreten, namaz kılmamızın yolunu açan o olmuştur. Malatya'da beşinci sınıftayken, din dersimize gelen öğretmenimizi de şükranla, rahmet anmak isterim.

 

 

Çocukluğunuzda sizi en çok etkileyen kitap yada kitaplar…

 

Hz. Ali'nin Cenkleri…, Abdullah Ziya Kozanoğlu'nun, Feridun Fazıl Tülbentçi'nin, E. Mahmut Karakurt'un, Kerime Nadir'in, M. Tahsin Berkant'ın vb. romanları… daha bir yığın kitap, bizim çocukluğumuzun vazgeçilmezleri arasında yer alır.

 

 

Çocukken yazarlar hakkındaki düşünceleriniz nelerdi? Yazarlara nasıl bakardınız?

 

Yazarlara gökte yaşayan insanlar diye bakardım. Onlar, benim efsane kişilerimdi. Nitekim kitapların da gökten indiğini düşünürdüm. Bunda, sanırım Kuranı Kerim üzerine söylenenlerin üstümüzdeki etkisinin de payı olmalı.


Çocukları karşılaştırmak mümkün mü? Şimdiki çocuklarla sizin çocukluğunuz arasında  ne gibi farklılıklar var acaba?

 

Bizim çocukluğumuz doğal ortamda geçmişti, oysa şimdiki çocukların sanal ortamın kültürüyle beslendiğini görüyorum.

 

 

Çocuklar için yazmak”,  “çocuklar için edebiyat” bunun cevabı nedir sizde? Görkemli zenginliğe dönüş mü, özlem mi , zorunluluk mu?

 

Ben çocukları hep ciddiye almışımdır. Çocuğa çocukça şeyler vermenin onlar tarafından reddedileceğini düşünürüm. Çocukları ciddiye aldığım için de, onlara layık bir şeyler yazabilmeye cesaret gösteremedim. Oysa rahmetli Cahit Zarifoğlu, gözünde büyütme, büyük şeyler yazmayı kurma kabilinden şeyler söylerdi ve bizi çocuklar için yazmaya teşvik ederdi. Fakat aslında kendisi de işini ciddiye alırdı. Bu yüzden yazdığı şeyler halen ilgiyle okunuyor. O, kısacık çocuk hikâyelerini bile, çocuklarla istişare ederek kaleme alırdı.

 

 

Çocukken ne olmak isterdiniz?

 

Doğrusu herhangi bir şey olmak istediğimi anımsamıyorum. Ama büyüklerim, en çok da rahmetli annem, beni yargıç olarak görmek istediğini söylerdi. Hukuk tahsilimizi ikmal ettik, ama yargıç olmayı fıtratımıza ve bizim vermek istediğimiz hizmete uygun bir uğraş olarak görmedik.

 

 

Çocukluğunuzla ilgili başka söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

 

Nurullah Ataç'ın bir sözünü anımsıyorum. “Çocukluğunu yaşamayan geçliğini yaşayamaz, gençliğini yaşamayanın da ihtiyarlığı olmaz” kabilinde bir cümlesi vardı. Çocukların, çocukluklarını doya doya yaşamasını öneriyorum.

 

 

Mustafa Aldı konuştu

Yayın Tarihi: 12 Mayıs 2009 Salı 17:03 Güncelleme Tarihi: 13 Mayıs 2016, 11:02
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mustafa UĞURLU
Mustafa UĞURLU - 13 yıl Önce

Her fırsatta Rasim Hocamızla bizi buluşturan dünya bizim ekibine ve bu söyleşiyi yapan Mustafa arkadaşımıza çok teşekkür ederim. Rasim Özdenören benim için çok ayrı bir yere sahip. Allah bizim başımızda olarak ona uzun ömür versin ki daha fazla faydanalım. İnşallah bir gün dünya gözüyle görürüm de nasihat alırım. Hepinize kolay gelsin.

Melih Koşucu
Melih Koşucu - 13 yıl Önce

Rasim Baba'yı ziyaret ettiğim günü hala unutamıyorum ya. Ankaraya yolum düşerse ilk soluğu onun yanında almayı düşünüyorum. Beraber namaz kılarız, sohbet ederiz. Ne güzel olur.

sadık
sadık - 13 yıl Önce

şimdi güzel röportaj.haksızlık yapmiyim.rasim abiyi
seviyoruz.ama fotoğrafların hepsi bi yerden.sanki röportaj sırasında
çekilmiş gibi koymuşsunuz.yemeyin bizi şimdi.türkan şoray mı
ki bu adam röportaj sırasında ikide bir üstünü değiştirsin

Melih Koşucu
Melih Koşucu - 13 yıl Önce

En üstteki ve üstten 4. fotoğrafı biz çekmiştik. Sanırım Asım Baba marifetiyle buraya aparılmış. Canı sağolsun onun. Asım Baba'yı da Rasim Baba'yı da seviyoruz...

önemsiz
önemsiz - 13 yıl Önce

ama o yolculukla ilgili hiçbir ayrıntı yok, yazıyı sırf başlık için, o yolculuğun ne olduğunu öğrenmek için okudum.

banner19

banner36