banner17

O Üsküp'e yakın, Bomonti'ye uzak!

İstanbul'daki evinden çok Balkanlarda vakit geçiren biri olan Ayhan Demir'le Balkanlar'ı konuştuk.

O Üsküp'e yakın, Bomonti'ye uzak!

Belki çok klişe olacak ama yine de sormadan edemeyeceğim: Ayhan Demir kimdir?

Bu soruya, başkalarının vereceği cevabın daha önemli olduğu kanaatindeyim. Bununla birlikte, benimle alakalı bir şeyler söylenecekse, bunun İbrahim Tenekeci’nin Kayıp Zaman İşareti isimli şiirindeki şu iki mısra olmasını tercih ederim: “Yakındı Üsküp ona, çok uzaktı Bomonti / Bir sürü örnek bunun gibi”

Balkanlarla yakından ilgileniyor ve bölge üzerine düzenli yazılar kaleme alıyorsunuz. Balkanlara olan bu ilginiz nasıl başladı?

Bosna Savaşı’nın o en sıcak günlerinde ortaokul öğrencisiydim. Ceketimin sol göğüs hizasına zambaklı Bosna-Hersek bayrağını diktirmiştim. Birçok kişinin bugün bile Bosna Marşı olarak bildiği, “Ben senin evladınım” isimli SDA marşını ezbere söylüyordum. Liseyi bitirdiğimde, dünyanın en adaletsiz anlaşmalarından biri olan Dayton imzalanmıştı. Lise bitti, savaş bitti ancak benim Bosna’ya olan ilgim üniversite yıllarında da devam etti.

Üniversiteyi bitirdikten birkaç yıl sonra, şair İbrahim Tenekeci editörlüğündeki, Milli Gazete düşünce sayfasında ilk yazılarım yayınlandı. Başlangıçta İslam coğrafyası ve Müslümanlar üzerine yazılar kaleme alırken, bir süre sonra, tüm dikkatim Balkanlar üzerinde toplandı. Bu vesileyle, yazılarımın yayınlanmasından aylar sonra tanışma fırsatına eriştiğim muhterem İbrahim ağabeyin, üzerimde çok büyük emeği olduğunu söylemeliyim.

Furkan Çalışkan, Ayhan Demir, Muhammed emoski, Dubrovnik
Furkan Çalışkan, Ayhan Demir, Muhammed emoski, Dubrovnik

İlk Bosna-Hersek seyahatim esnasında, Boşnak kardeşlerimizle, İngiliz dili vasıtasıyla iletişim kurmak zorunda kaldığım için çok utanmıştım. Bu sebeple, İstanbul’a döndüğümde ilk yaptığım işlerden biri, bir grup arkadaşla birlikte Boşnakça dersleri almak oldu. Bugün artık Dino Merlin, Hari Mata Hari, Halid Beşliç ve Al’Dino şarkılarını anlayarak dinliyorum. Rahmetli Aliya İzzetbegoviç’in İslam Deklerasyonu, Meşa Selimoviç’in Derviş ve Ölüm ve Necad İbrişimoviç’in Karabeg isimli eserlerini biraz yavaş da olsa orijinalinden okumaya çalışıyorum. Bosna-Hersek’te olup bitenleri Dnevni Avaz ve Oslobodjenje’den takip edebiliyorum.

Elbette bu ilgi ve dikkat yalnızca Saraybosna ile sınırlı değil. İstanbul’un anlam ve önemini bilen, bu güzide şehrin güvenliğinin mevcut sınırların çok ötesinden sağlanabileceğinin farkında olan herkes gibi, Üsküp, Prizren, Yanya, Belgrad, İşkodra, Zagreb, Novi Pazar ve Selanik’te olan biten her şey ile de yakından ilgileniyorum.

Sık sık Balkan coğrafyasında bulunuyor musunuz?

Evet, zaman bulabildikçe ve maddi imkânlar elverdikçe, Balkanlara gitmeye çalışıyorum. Ancak itiraf etmek gerekirse, bu yolculukların sıklığını ve süresini belirleyen esas faktör maddi imkân bahsi oluyor. Buna rağmen büyük bir memnuniyetle söylüyorum ki, bugüne kadar devlet imkânlarıyla gerçekleştirilen hiçbir Balkan seyahatinde ismin yer almadı. Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ya da Dışişleri Bakanlığı uçağında kontenjandan Balkanların nabzını tutanlardan olmadım.

Ayhan Demir, Split sahilinde
Ayhan Demir, Split sahilinde

İstanbul’daki evimden daha çok Balkanlarda vakit geçiren biri olarak, sokaklarını adımlamadığım pek az Balkan şehri kaldı. Mesela, kısa bir süre önce şair Furkan Çalışkan’la birlikte, Saraybosna, Mostar, Zagreb, Split ve Dubrovnik’i kapsayan bir seyahat gerçekleştirdik. Yoğun yağış sebebiyle Mostar yolu ulaşıma kapanınca Dubrovnik’ten Saraybosna’ya dönüşümüz oldukça zorlu olmuştu.

Türkiye’nin, Balkan politikasını nasıl yorumluyorsunuz?

En son söylemem gerekeni daha başlangıçta söyleyeyim: 2002 yılından beri Türk dış politikasına yön veren Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun, 1 Mayıs 2009 tarihinde Dışişleri Bakanı olarak görevlendirilmesiyle birlikte Türk hariciyesi, üzerindeki ölü toprağını önemli ölçüde attı. Türkiye, yıllar sonra yeniden kendi bölgesinde; Ortadoğu, Kafkasya ve özellikle Balkanlar’da daha sözü dinlenen bir konuma geldi. Erdoğan hükümetlerinin, dış politika sahasında elde ettiği başarıların neredeyse tamamının altında kendisinin imzası bulunuyor.

Ayhan Demir, Zagreb, Yeni Camii
Ayhan Demir, Zagreb, Yeni Camii

Elbette bunları söylerken, Türk dış politikasında her şeyin yolunda gittiğini söylemek de doğru olmaz. Sayın Davutoğlu’nun formüle ettiği “komşularla sıfır sorun” yaklaşımının, Ermenistan örneğinde olduğu gibi, zaman zaman hata verdiğini mutlaka belirtmek gerekir. Hazır yeri gelmişken, Türkiye’nin, Bosnalı Sırplar ve Sırbistan meselesinde, aynı akıbeti yaşaması ihtimalinin çok uzak olmadığını da bir kenara not edelim.

Türk dış politikasının önündeki en önemli sorunlardan bir tanesi, başta hükümetin diğer mensupları olmak üzere, Türkiye’yi dışarıda temsil eden kurum ve kuruluşlar bünyesinde çalışanların Sayın Davutoğlu’na ayak uyduramamasıdır.

Bugün bize “Osmanlı Devleti, aynı zamanda bir Balkan devletiydi” cümlesini kurabilme imkânı sağlayan en önemli etken; bir yandan cami, medrese, han, hamam, köprü ve çeşmelerle bölgenin mimari çehresini şekillendirirken, diğer yandan da kültür, sanat ve edebiyat dünyasını zenginleştirmesiydi. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ne yazık ki, bu iki hususu cem etme noktasında gerekli iradeyi bir türlü ortaya koyamıyor. Türkiye ile Balkanlar arasındaki ilişkilerin geleceğini teminat altına alacak derinlikli projeler, ne yazık ki, gündeme gelme imkânı bulamıyor. Bu sebepledir ki, gittiğimiz her ülkede Prof. Dr. Cemaludin Latiç gibi eli kalem tutan isimler, sözleşmişçesine aynı hususlardan yakınıyorlar: “Farklı şekilde yardımına ihtiyacımız varken, dağa taşa para harcamak kolay. Ancak unutmasınlar ki, Avrupa’nın orta yerinde Müslümanlığın ve Osmanlı kültürünün yaşamasını istiyorlarsa önce insanı yaşatmaları gerekir. Müslümansız taşın hiçbir anlamı yok.”

Ayhan Demir, Dubrovnik
Ayhan Demir, Dubrovnik

Peki, Balkan coğrafyasının geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bir rivayete göre; Fatih Sultan Mehmed, Bosna’nın fethinden sonraki ilk günlerde, rüyasında Peygamber Efendimizi ve Hz. Ömer hariç, diğer üç büyük İslam halifelerini görmüş. Gördüğü rüyanın anlamını hocası Akşemseddin’e sormuş. Akşemseddin, rüyayı şöyle yorumlamış: “Peygamber Efendimizi görmeniz, bu halkın, Müslüman olarak kalacağına; Hz. Ebu Bekir’i görmeniz Balkanlarda çok sayıda Müslüman âlim yetişeceğine ve Osmanlı’ya sadık kalacaklarına; Hz. Ali’yi görmeniz, kahraman ve cesur insanların yetişeceğine; Hz. Osman’ı görmeniz, bu topraklarda, Kur’an ehli insanların türeyeceğine işarettir. Hz. Ömer’i görmemeniz ise, bu toprakların ebediyen karışık ve huzursuz olacağına işaretidir.”

Balkanlar, Osmanlı egemenliğinde kaldığı yaklaşık beş asır boyunca huzur, güven, adalet ve refah içerisindeydi. Ancak, Osmanlı’nın bölge üzerindeki otoritesini kaybetmesiyle birlikte, Balkanlar ortalama her 15-20 yılda bir yerel, her 40-50 yılda bir bölgesel çatışma ve katliamlara sahne oluyor.

Şu an Balkanlarda, barış değil, ateşkes hüküm sürüyor. Korkarım, Fatih Sultan Mehmed’in rüyasını tabir eden Akşemseddin’in söylediği gibi, bu topraklardaki karışıklık ve huzursuzluk artarak devam edecek. Çünkü küresel güçler ve bu küresel güçlerin bölgedeki en önemli işbirlikçisi Sırplar açısından hesap henüz kapanmadı.

“Bitmedi, devam edecek…” başlıklı son yazınızın ardından, Milli Gazete’den ayrıldınız. Okurlarınızın sizi takip edebileceği başka bir yerde yazmayı düşünüyor musunuz?

Sizin de söylediğiniz gibi, herkesin bildiği sebeplerle, altı yıl boyunca düzenli olarak yazdığım Milli Gazete’den birkaç ay evvel ayrıldım. Bunun kısa süreli bir ayrılık olacağını düşünüyordum ancak nasipte biraz daha uzun olması varmış.

Sorunuza dönecek olursak, elbette, henüz sözümüz ve yolumuz bitmedi. Daha söyleyecek çok sözümüz, yürüyecek çok yolumuz var. Bir aksilik olmazsa eğer, yakında, kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

Röportajın devamı için tıklayın: Balkanlarda durum iç açıcı değil

 

İbrahim Aygül konuştu

İbrahim Aygün’ün Ayhan Demir ile röportajı yarın dunyabizim.com’da devam edecek.

Güncelleme Tarihi: 27 Şubat 2011, 11:59
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Fatih Çakır
Fatih Çakır - 8 yıl Önce

O marşı ben de Bosna Hersek marşı zannediyordum.

zehra
zehra - 8 yıl Önce

ayhan demirin yazılarını milli gazeteden takip edenlerden biriyim inşaallah tekrar yazılrarına döner. ilk yazısını okuduğumda bu çocuk boşnak heralde demiştim. faydalı ve öğretiyi yazılarını bekliyoruz kardeş..

Fatma Ünal
Fatma Ünal - 8 yıl Önce

İlkokul 3 öğrencisiyken, yazın kuran eğitimi için çamlıcada bir yurtta kalmıştım.Bosna savaşının yoğun olduğu zamanlardı.Yurda boşnak öğrenciler sığınmıştı.İkisi benim odamdaydı, saçitayla malika. Bosna marşını ezberletmişlerdi bana.Ne zor günlerdi allahım ama bir o kadar güzel! Bosnadaki kardeşlerimi, katledilen çocukları düşünür yemek yiyemezdim.Bunu gören belletmen ablam beni ikna için "Sen yemezsen gücün kuvvetin olmazsa onlara nasıl yardım edeceksin?"deyince yemeye başladığımı hatırlıyoru

Emre
Emre - 8 yıl Önce

Milli Gazete'deki yazılarıyla ciddi ciddi düşünce dünyamı besliyordu Ayhan Abi, Balkanlara dair analizleriyle yol gösteriyordu.
Aliya'yı, Mostar'ı, Sararbosna'yı Ayhan Abiden dinlemek, ondan okumak, sizi oraya götürmekle kalmıyor, yüreğinizle birlikte ordaymışçasına nefes aldırıyor. Oraları hissetmenize vesile oluyor, çünkü Ayhan Demir, sadece okumakla kalmıyor, orayla yaşıyor. Bedenen oralarda olmadığı anlarda bile ruhu orada!
Ağabey yazılarını özledik..
Keşke yazılarını kitap olarak top

ahmet durmaz
ahmet durmaz - 8 yıl Önce

kendine uzak olan başkasına yakın olamaz. bomontiye sahip çıkmayan balkanlara hiç sahip çıkamaz. ya da tam tersinden söyleyeyim. asmalımescidimiz sokak olarak kalır. 2. beyazıd ağlar. aliya'da.

Haberte editör
Haberte editör - 8 yıl Önce

Ayhan bey, yazılarınızla sizi aramızda görmek isteriz..
www.haberte.com
pabertehaber@gmail.com

Fikret Dadaş
Fikret Dadaş - 8 yıl Önce

Ayhan bey merhaba,
bir süredir iletişim kuramadım, editör arkadaşımızın affına sığınarak,
sizinle irtibata geçmek istiyorum
fikretdadas@gmail.com

banner8

banner20