O Artık Dünya Dillerinde

Yas Ayini ve Can Ağrısı'nın yazarı Recep Şükrü Güngör ile çeviriden, edebiyat ödüllerine kadar her şeyi konuştuk.

O Artık Dünya Dillerinde

Recep Şükrü Güngör'le Öyküye Dair Her Şeyi Konuştuk

Söze eserlerinizin çevrilmesi ile girelim. Yas Ayini ve Can Ağrısı adlı kitaplarınız, Yas Ayini adı ile Azerbaycan'da Azeri Türkçesi ile yayımlandı. Bunun hikâyesini öğrenebilir miyiz?

 

Çeviri mevzusunu iki bin birden bu yana düşünüyordum. Bir fırsat doğar mı diye bekliyordum. Yabancı dillere çevrilen yazarlarımızın hikâyelerini okuyordum. Edebiyatımızdan çevirisi yapılan yazarların ne gibi aşamalar yaşadıklarını merak ediyordum. Bunları araştırdım, soruşturdum. Çevirmenlerle görüştüm. Zor bir uğraş. Uzun bir yol.

 

Çevirmenler Birliği ile temas kurmak gerekiyor. Yayınevleri ile temas kurmak gerekiyor. Yazar ajanlarıyla çalışmak gerekiyor. Epeyce bir yol kat ettikten sonra yolum Bakü"ye düştü. Bakü Azad Yazarlar Birliği başkanı Rasim Karaca ile tanışıklığımız Azeri Türkçesine çeviriyi gündeme getirdi. Hemen anlaşmayı yaptık. Bakü"nün tarihi mekânlarını, yazarlarını, şairlerini Rasim Karaca ile gezdim, tanıdım.

 

Gezi sırasında çeviriyi konuştuk. Altı ay içinde çeviri tamamlandı. Can Ağrısı ve Yas Ayini bir arada çevrildi ve basıldı. Alatoran dergisinde de eleştiriler yayınlandı. Rasim Karaca"nın organizesi ile bir basın toplantısı yapıldı. Bütün televizyon ve gazetelerde söyleşi, haber yayınlandı.

 

Devlet televizyonu kırk dakika kadar tanıtım yaptı. Ana haber bültenlerinde basın toplantısının haberi verildi. Kitap kulüplerinde söyleşiler yapıldı. Bütün bunlar yapılırken Rus çevirmenlerle temas kurduk. Biriyle anlaştık ve bir yıl içinde çeviriyi yapması için sözleşme imzaladık.

Bu arada çeviri masraflarını kendim karşıladım. Rus edebiyat dergilerinde çevirinin tanıtımı yapıldı. Ama henüz basılmadı. İyi bir yayınevi ile anlaşma yapmak için araştırıyoruz.

 

Bu kitap Azerbaycan'da nasıl bir ilgi gördü? Bunun devamı gelecek mi?

 

Azerbaycan"da yeterli ilgiyi gördüğünü düşünüyorum. Benimki denize bir şişe atmak gibi. Bir gün bulan olur. Eleştiriler, söyleşiler, tanıtımlar, haberler yayınlandığına göre, edebiyat dergilerinde Refik Taği gibi oranın en iyi öykü eleştirmenince görüldüğüne göre ilgi çekmiştir diye düşünüyorum. Bütün kütüphanelerine gönderilmiş. Bazı okullara gönderilmiş. Merkezî kitapçılarda eseri bulmak mümkün. Gerisi kitabın kaderi. Benden çıktı artık. Devamı inşallah gelir.

 

Bakü"yü sevdim. O da beni sevdi. Yeni kitaplar yayınlandıkça Azerbaycan diline de çevrilecektir inşallah. Bakü bizim kardeş şehrimiz, halkı da kardeşimiz. Dilimiz çok yakın. Kimi kelimeler var farklı. Eser hiç çevrilmese anlaşılması zor.

 

Orada Türkiye edebiyatını takip eden bazı araştırmacılar dışında yerli okur-yazarlar Türkiye Türkçesini anlamakta zorluk çekiyorlar. Bunun için Azeri diline çevirinin yapılması gerekiyor. Türkiye, Azerbaycan dilini yabancı dil saymadığı için TEDA"nın Azerbaycan diline tercüme faaliyeti yok.

 

Bu, bir bakıma sevindirici bir durum. Geçen sene Rasim Karaca"nın bir başvurusu oldu TEDA"ya. Cevapları yukarıda söylediğim şekilde oldu.

 

Hikâyelerinizin Batı dillerine çevrilmesi ile ilgili de çalışmalar vardı sanırım. Bunlar ne durumda?

 

Batı dillerine de çevrilmeyi önemsiyorum. Bizim edebiyatımız Orhan Pamuk, Nedim Gürsel, Yaşar Kemal"den ibaret değil. Kutlu, Karakoç, Necip Fazıl, Topçu, Zarifoğlu, Tarık Buğra, Hüseyin Su gibi çok önemli isimler var. Bunların yanında yenilerden biz de olmalıyız.

 

Ben, Sait Türkoğlu, Mustafa Oğuz, Şemsettin Yapar, Abdullah Harmancı, Necip Tosun, Cemal Şakar, Ali Haydar Haksal, Beşir Ayvazoğlu, Cafer Keklikçi çevrilmeli diyorum. Neden yerimizde sayalım ki? Batı dillerine çevrilen sol yazarları araştırdım. Gitmişler, çevirmeni bulmuşlar, sözleşmeyi yapmışlar. Masraflarını karşılamışlar.

 

Sonra ne oluyor? Gazetelerde boy boy eserleri çevrildi diye okuyoruz. Bütün kendi çabası. Yazar ajanlarımız olsa da biz hiç uğraşmasak ama yok veya bize ulaşmıyor. İngilizceye çevrilmesini istiyorum yeni kitabımın. Çevirmenlerle görüşüyorum. İki bin dokuzda İngilizcesi ile Türkçesinin aynı anda yayınlanmasını arzu ediyorum. Nasipse olur.

 

Hikâyelerimin çevrilmesi için çalışmalar sürüyor. Fransızca çeviriyi ise Galatasaray Lisesi"nde çalışan bir çevirmen hanım yaptı. Çeviri aşamalarına tanık oldum. Beş altı sözlük kullanıyordu. Yerel kelimeleri çevirmekte epey zorlandı. Almanca çevirisini ise Berlin"de yaşayan bir çevirmen yaptı. Almanca çeviriyi TEDA"ya gönderdim. Cevap bekliyorum.

 

Fransızcası için Çevirmenler Birliği ile görüştüm, bir sonuç çıkmadı. Bireysel çabalarla Fransa"da yayınlayabilme çabasındayım. Bu arada eserlerimin yabancı dillere çeviri hakkı yayımcıda. Ama yayıncımdan izin aldığım için bu konuda sıkıntı yaşamadım. Hatta çevirileri yayıncım yayınlamak isterse her zaman verebileceğimi beyan ettim. Bir maddi beklentimin olmadığını da söyledim. Azerbaycan"ın Sumgayt şehrinde bir hocaya, Türk edebiyatından kimleri tanıdığını sorduğumda hep sol yazarları saydı.

 

Necip Fazıl, Akif, Topçu, Özdenören, Kutlu, Zarifoğlu, Karakoç gibi isimlerden hiçbiri yoktu listesinde. Bu zoruma gitti. Bir yerden başlamalı dedim. Kendimden başladım. Sonra Rasim Karaca, Özdenören, Necip Fazıl, Karakoç gibi isimleri çevirdi, inanın çok sevindim. Mustafa Kutlu"nun, Hüseyin Su"nun Farsçaya çevrildiğini duyunca azıcık rahatladım. Taraf tutuyorum, elimde değil. Tarafsız olmayı kimliksiz olmayla eş sayıyorum. Ben Müslüman kimliğimle yazarlığımı sürdürebileceğimi düşünüyorum.

 

Bu işlerle yazarın kendisi mi ilgilenmelidir? Ya da bu işler nasıl oluyor?

 

Yazar ilgilenmese elbette iyi olacak. Ama yazar ajanları hep sol. Sizi gören yayıncı, ajan olmazsa yerinizde oturamazsınız.

 

Bir çıkış yolu bulacaksınız.

Bu ülkenin edebiyatı solculardan ibaret değil. Birilerinin tekelinde değil. Bizim yazar ajanlarımız iş başına geçinceye kadar, yayıncılarımız çeviri işini becerinceye kadar yazar yapacak. Birkaç ajans kuruluşu var ama yeni oldukları için öncelikle maddi imkânlarına göre eser çeviriyorlar. Sıra bize de gelecek inşallah.

 

Türk edebiyatını Batıya ve Doğuya gerektiği gibi tanıtmak ve edebiyatımızı transfer etmek için neler yapılıyor, neler yapılmalıdır?

 

Çok bilgim olduğu söylenemez. Gördüklerim, duyduklarım, okuduklarım var. Yeterli çeviri yapılmıyor, yapılanlar tanıtılmıyor. Bu iş birinci olarak yayıncının işi. Sonra yazar ajanlarının işi. Ajanlarımız reklâm peşinde. Ajanlık yapan nerdeyse yok. Son yıllarda birkaç yazar ajansımız kuruldu, onların ne kadar başarılı olduklarını zaman gösterecek. Ben her zaman kültürü tanıtmanın en iyi yolunun edebiyat eseri olduğunu savundum. Din eserleri ile bir yere kadar gidersiniz.

 

Sonrasına kapılar kapalıdır. Batı kültürü bize İncil ve İncil yorumları ile girmedi, giremedi. Ama romanlar, öyküler, şiirlerle girdi. Batı kültürü bizi edebiyatla kuşattı. Bütün dünyada da böyle oldu. Biz de Batı"ya önce Kuran tefsirleriyle girmedik. İlk yayınlanan eserlerimiz felsefe, sosyoloji ve edebiyat kitapları oldu.

 

İstanbul'dan sonra halka daha yakın olduğu Sakarya'da Recep Şükrü neler yapıyor? Nelerin peşinde koşuyor?

 

Hikâyemin peşinde koşup gidiyorum. Yeni yüzler, yeni öyküler demektir. Burada altı yıldan beri hasretini çektiğim insan yüzlerini gözlemliyorum. Kahvehanelerde oturuyorum. Sokakları adımlıyorum. Caddelerde volta atıyorum. Öteye adımlıyorum tarlaya ulaşıyorum, beriye adımlıyorum tarlaya. Bütün yol toprağa ulaşıyor.

 

İnsanın aslı toprak değil mi? Burada toprak ve su barışı anlaşılırsa hayat anlamını bulur. Yok anlaşılmazsa, on yedi ağustoslar yaşanmaya devam edilir. Yedi kat bina yapılır mı? Üç metre aşağısı su. Şehrin kurulduğu alanın zemini su. Yani şehir bir tasın üstünde. Toprak, üç kattan fazlasını kaldırmam diyor. Muhteris müteahhitler ise sus sen diyorlar, beş altı katı yüklüyorlar sırtına. Kaldırmıyor.

 

Faik Baysal"ın romanını yazdığı semtte, Serdivan'da oturuyorum.

 

Köyden bozma bir belediyelik. Toprağı verimli. Binanın çevresinde yeşil soğan, sarımsak, dereotu, çilek, maydanoz yetiştiriyorum.

 

Çiçekleri, meyveleri tanımaya çalışıyorum. Hünnapla barıştık geçen gün. Kızılcıkla sohbet ettik bir zaman. Tarihsizlik içime oturuyor ama Orhan Gazi Camisi, Tozlu Cami, Beş Köprü, Sakarya Nehri, Şeker Fabrikası gibi eskiye ait çağrışımcıklarla kendime tarih oluşturuyorum. İpsiz Recep"in kahramanlıklarını dinliyorum. Hendek"ten, Geyve"den, Karasu"dan destanlar biriktiriyorum.

 

Recep Şükrü neler yapar bir günde? Neler okur, neler seyreder, nerelere takılır?

 

Gizlimi açık etmemi istiyorsunuz. Birazını açayım sizin hatırınıza. Sabah erken kalkarım. Yasin"den sonra meal okurum. İş hazırlığı, kahvaltı… Akşam yedide işten dönerim. Önce belediyenin kıraathanesinde çay içer, gazete okur, oradakilerin gündemine kulak misafiri olurum. Ayakkabı tamircisi Ali Usta"nın sohbetini dinlerim, neşelendirir Usta. Fıkralar, nükteler anlatır.

 

Yarın sınıflarda onlardan birini anlatırım. Usta hamsi ikram etmeden göndermez. Bazen onlardan eve de götürdüğüm olur. Evde bir iki saat oyalanmadan sonra odama çekilirim. Okuma, yazma başlar. Hariri"den bir bölüm, Mesnevi"den bir bölüm, Tefsir"den bir bölüm, Risale"den bir bölüm. Sonra o günkü roman, hikaye, şiir okumam başlar. Yirmi iki, yirmi üç dedi mi, notlara göz atarım. Yazmaya devam ettiğim metin varsa ona, biten metin varsa onun okumasına, bunlar yoksa yeni tasarılara bakarım.

 

Hikâye düşüncemi anlattığım bir defterim var, o günkü hikâye düşüncemi yazarım. Kurşun kalem defterime arada kurşun kalemle günce yazarım. Dosya çalışmalarımın bulunduğu deftere hazırladığım dosyayla ilgili notlarımı eklerim. Çoğu vakit yatağa aygın baygın düşerim. Saatimi şafağa kurar gözümü kaparım. Misafir almam çoğu zaman. Bazen de her şeyi bırakır, misafir çağırır, onların anlattıklarını dinlerim. Bu arada her akşam on beş dakika kadar ney üflerim. Ney bütün sıkıntılarımı, yorgunluklarımı alır.

 

Tezgâhınızda neler var? Ne yazıp çiziyorsunuz bu aralar?

 

Öyküler çoğalıyor defterimde. Hangileri gün yüzüne çıkar bilmiyorum. Arada türü belirsiz yazılar çıkıyor. Yürek yazıları diyorum onlara. Türlerini umursamıyorum. Yeni bir öykü kitabı toparlıyorum. İki yıldan bu yana yayınladığım öykülerden bazılarını bir dosyada toplayıp kitaplaştırmayı düşünüyorum. Eleştiri yazılarımı, denemelerimi, tanıtım yazılarımı kitaplaştırmayı düşünmüyordum, geçenlerde bir şair dostum, onları da bir dosyada birleştirmemi istedi. Ben yine de onların kitaplaşmasını düşünmüyorum.

 

Üç öykü dosyası arşivimde. Ben öldükten sonra vârislerimce yayınlanacak. Roman yazma düşüncesi gelip gelip gidiyor. Doksan altıda başladığım bir roman var. Doğu-batı ayrışmasını, birleşmesini işleyen bir roman. Ama ben sadece öykü yazmak, öyküde ilerlemek istiyorum. İç sesim beni zorlamazsa roman yazmayı düşünmüyorum.

 

İçimde konuşan üç farklı insan var. Yaşlı bir kadın hiç susmuyor. Aksakallı bir ihtiyar, hep iyi hep hikmetli konuşuyor. Bir de genç biri var. O, her türden konuları anlatıyor. Beni en çok, o yaşlı kadın etkiliyor. Onun sesinin uğultusu kulağımdan gitmiyor. 

 

Türk öykücülüğünün durumunu kısaca özetler misiniz? Bu alanda neler olup bitiyor?

 

Öykücülüğümüz altın yıllarını yaşıyor deniyor. Doğru mudur bilemem. Ama öykü dergilerine, dergilerdeki öykülere bakılırsa epeyce iyi bir yerde olduğu söylenebilir. Hece Öykü, Notos, Kül Öykü gibi tür dergileri öykü ve öykü kültürünü işliyor. Hemen bütün dergilerde bir öykü yayınlanıyor. Yeni kalemler metinlerini yayınlıyorlar.

 

Rasim Özdenören, Mustafa Kutlu, Hüseyin Su, Ali Haydar Haksal, Necip Tosun, Cemal Şakar, Sadık Yalsızuçanlar, Münire Daniş, Cihan Aktaş, Şemsettin Yapar, Kadir Tanır, Osman Alagöz, Ethem Baran, Fatma Karabıyık, Sibel Eraslan gibi öykücüler iyi öyküler yazıyorlar. Öykülerde toplumsaldan çok birey işleniyor.

 

Yanı başımızda bir milyon insan öldürüldü. Yazılmadı öyküsü. Bombalar yağdırılıyor şehirlere, öyküsü yazılmıyor. Dünyanın jandarması İslam ülkelerine kafa tutuyor, öyküsü yazılmıyor. Bir grup eşkıya ülkemizi istila etme planları yapmış, şimdi hesap veriyorlar, öyküsü yazılmıyor. İncir ağacı, çuha çiçeği yazılıyor. Yazılsın ama toplumun meseleleri de yazılsın. Bu eleştiriden ben de nasibimi alıyorum, kendimi ak süt gibi dışarıda tutmuyorum.

 

Mihriban İnan Karatepe"ye öykü ödülü verildiği açıklandı. Doğrusu şaşırdım. Mihriban İnan"ın öyküleri yılın ödülünü alacak denli iyi miydi? Sibel Eraslan alır diye ümit ediyordum. Yazarlar Birliği"nin ödüllerinin manevi değerinin önemli olduğunu düşündüğüm için söylüyorum bunları. Yoksa Yaşar Nabi ödülünü falancaya vermişler, pek de umursamıyorum. Bizim kesime zaten vermezler. Kutlu gibi, Su gibi, Özdenören gibi dev öykücülere hangi sol kuruluş ödül verdi ki. Vermezler. Görmezden gelmeye devam ederler. Ethem Baran"a verdiler diyeceksiniz. Bir tane istisna, onu da bana kalırsa hükümete yaranmak için sağdan birine ödül vermiş oldular.

 

Millet en büyük Türk şairini seçiyor, seçti de (!) Peki hikâyenin yaşayan en büyüğü kimdir sizce?

 

En büyük tartışması bana baştan anlamsız geliyor. Her okurun, yazarın kendi en büyüğü vardır. Yaşayanlar içinde büyük dediğim isimler var. Ama bu yalnızca beni bağlar. İkinci, üçüncü şahısların kendi büyükleri vardır. Kutlu, Su, Özdenören, Yalsızuçanlar isimlerini fısıldayayım ben de.

 

2008 yılı içinde şiir, deneme, roman, hikâye, dergi ve öyküde ödüle değer gördüğünüz kimlerdir?

 

Şiirde İbrahim Tenekeci, Cafer Keklikçi, Mustafa Könecoğlu, Bünyamin K., Mustafa Oğuz. Denemede Sait Türkoğlu. Romanda Kadir Tanır, Nazan Bekiroğlu. Öyküde, Cemal Şakar. Dergide Hece Öykü, Kuşluk Vakti. Öykü araştırmalarında Necip Tosun ve Ömer Lekesiz.

Her özgün yazarı ödüllendirmek gerekir ama ödül bir kişiye veriliyor. Ben de bazı isimleri saymadımsa kastımdan değil, liste uzamasın diyedir.

 

Söyleşen: Mustafa Oğuz

 

Güncelleme Tarihi: 15 Ocak 2009, 08:08
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Abdurrahman Cem
Abdurrahman Cem - 11 yıl Önce

Recep beyi severek okurum. Aşağıda bulunan yorumunu daha da sevdim.
"Taraf tutuyorum, elimde değil. Tarafsız olmayı kimliksiz olmayla eş sayıyorum. Ben Müslüman kimliğimle yazarlığımı sürdürebileceğimi düşünüyorum."

mehmet erten
mehmet erten - 11 yıl Önce

RECEP BEY'İN CEVRİLEMLİ DEDİGİ İSİMLERE BİR BAKAR MİSİNİZ
BU RECEP SUKRU GUNGOR'UN NE KADAR KALITELI BIR YAZAR OLDUGUNU GOSTERIR

ZEYNEP ERTEN
ZEYNEP ERTEN - 11 yıl Önce

MEHMET ERTEN COK FENA YA:)

YAKUP ÖZTÜRK
YAKUP ÖZTÜRK - 11 yıl Önce

ETHEM BARAN SAĞCI MIYDI?
BEN Mİ YANLIŞ ANLADIM...

mustafa bulamasan
mustafa bulamasan - 11 yıl Önce

ŞİMDİ BURAYA YAPILAN YORUMLARDAN ROPORTAJI VEREN HAKKINDA NE DUSUNMELIYIZ BEN ANLAMADIM BIRI BANA YARDIMCI OLSUN...

ali
ali - 11 yıl Önce

yazarların sağı solu nasıl oluyor ben de anlamadım

mehmet mendil
mehmet mendil - 11 yıl Önce

mehmet erten anladığım kadarıyla sitenin editörlerinden. Recep Şükrü ile yapılan söyleşiyi site girmiş sayın erten de yorum yapmış. Recep Şükrü'nün çevrilmeli dediği isimlerle kendince dalga geçmiş. Yorum yazarken, yukarıda kişileri rencide edici yorumlar yapılmaması uyarısı asılı olsa da mehmet erten ve sanırım eşi zeynep erten kişileri rencide edici yorumlar yapmış. İnsanın bu ne perhiz bu ne turşu diyesi geliyor. dedim bende.

banner19

banner26