Nurullah Genç: Dünya nihai mutluluklar mekânı değildir

Şair, akademisyen, zaman dervişi, renkli dizelerinin sahibi Nurullah Genç ile hayatına, şiirine ve romancılığına dair keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Deniz Demirdağ’ın röportajı.

Nurullah Genç: Dünya nihai mutluluklar mekânı değildir

Nurullah Genç’i bilmeyen yoktur. Ancak hayat hikâyenizi bir de sizden dinlemek isteriz…

9 Eylül 1960 tarihinde Erzurum’un Horasan ilçesinin Pinaduz köyünde dünyaya geldim. İlkokulu olmayan bu mahrumiyetlerle dolu dağ köyü, çocukluk yıllarımın anılarıyla doludur. Çocukluğumdan itibaren köy odasında okunan Ahmediyeler, Muhammediyeler, Battal Gazi ve Hazreti Ali Cenkleri, Âşık Garip, Kerem ile Aslı, Leylâ ile Mecnun hikâyeleri ile büyüdüm. Uzun kış gecelerinde okunan kitaplar, Battal Gazi destanları, âşıkların hayat hikâyeleri ile başladı şiir yolculuğum. O zaman 7-8 yaşlarındaydım ve öyle bir ortamda büyüdüm ki o yaşlarda bile bende bir şiir birikimi, bir şiir zevki oluşmuştu diyebilirim.

Bu ortamın hazırlayıcısı, inşacısı ise rahmetli dedemdi. Dedem, dört yıl boyunca Rusların elinde esir kalmış. Bu dört sene boyunca boş durmayıp Rusçayı öğrenmiş, eline geçen her kitabı okumuş ve perşembe geceleri aşr-ı şerif okuyup ibadetlerini o ortamda bile yapmış çok zeki bir insandı. Esaretten kurtulup Türkiye’ye yürüyerek döndüğünde yaşı yirmi ikiymiş. Köyü yakılıp yıkıldığı için akrabalarının köyüne gidiyor, orada evleniyor ve 7-8 sene sonra tekrar kendi köyüne dönerek köyünü inşa ediyor. İnşa ettiği köyünde ilk yaptığı işlerden biri de bir misafir odası kurmak ve oraya kitaplar koymaktır.

Daha sonra zorlu okul yıllarım başladı. İlkokulu iki ayrı köyde akrabalarımın yanında kalarak bitirdim. Ortaokul birinci sınıfı Kars’ta teyzemin yanında, iki ve üçüncü sınıfları Horasan’da amcamın yanında tamamladım. Lise yıllarım parasız yatılıda geçti. Üniversite yıllarım ise yurtlarda geçti. Ortaokul ikinci sınıftan itibaren hem çalışıp hem okudum. Garsonluk, boyacılık, bulaşıkçılık, fırıncılık, inşaat işleri yaptım.

Çok zor bir hayatınız olmuş. Böyle bir hayatı yaşamak size neler kattı?

Elbette ki çok şey kattı. İnsanları, hayatın farklı boyutlarını tanımama vesile oldu. Mücadele azmimi diri tuttu. Gözlemlerimi artırdı. Daha da önemlisi, bir insanın çalışarak neler yapabileceğini bana en yakınımdan gösterdi. Duyarlığımı artırdı. Empati yapma seviyemi geliştirdi. İhtiyaç sahibi insanların duygu ve düşüncelerine dair bir altyapı oluşturdu. Daha pek çok söyleyebilirim. Ancak esas olanlar bunlar.

Bir konuşmanızda “Yarasız şair olmaz” diyorsunuz. İnsanı şair eden yaraları mıdır?

İnsanı şair yapan sadece yaraları olmaz elbette. O zaman yarası olan herkes şair olurdu. Şiir hem vehbi hem de kesbi bir meseledir. Doğuştandır ve çalışmadan da olgunlaşmaz. Lakin şunu da ifade etmekte fayda var: Şiir aynı zamanda derdini ifşa etme sanatıdır. Mutluluk için de yazılır, mutsuzluk için de. Aragon’un dediği gibi daha çok mutsuzluklar yazılır. Mutlu Aşk Yoktur kitabı için sorulan bir soruya böyle cevap veriyor. Ben bunu yara olarak ifade ediyorum. İçte bir yara. Her neye dairse. Acıyor ve söyletiyor. Söyleyenin söyleme kabiliyeti varsa şiire dönüyor söylenen. Ya da bir mektuba, anıya, romana vs. bu nedenle yarasız şair olmaz demiştim.

Şairin ve şiirin her zaman bir derdi olması gerekir mi?

Olursa daha iyi olur. Çünkü dertsiz şair neyi yazacak, doğrusu bilemiyorum. İzlenimlerini ya da kendisini mutlu eden şeyleri anlatır herhalde. Ama ben buna yabancıyım biraz. Yani dertsizlik nedir bilmem. Bilene sormak lazım bu soruyu ki dertsiz şair olunur mu söylesin.

Şiirin de kendi içinde bir düzeni vardır. Siz şiirlerinizi oluştururken nasıl bir düzenle çalışıyorsunuz?

Şiir bir mimari eser gibidir. Uygun olmayan bir taş nasıl ki eserde sırıtırsa, şiirin taşları olan kelimeler de böyledir. Uygun olmayan bir kelime hemen belli eder kendisini. Mimari bir eser titizliğiyle örülmesi gereken şiir için artık düzensizlikten ve sistemsizlikten söz edilebilir mi? Elbette ki hayır. Eğer şiir düzensizliğe mahkûm edilirse ne idiğü belirsiz, rengi ve endamı bozuk yapılara benzer. Böyle de oluyor nitekim.

Sizi şiir yazmak konusunda hangi duygu daha üretken yapar?

Şiirin temel unsurları vardır. Bunların herhangi birisi olmadan şiir mütemmim hâle gelmez, gelemez. Duygu bunlardan birisidir zadece. Ama en insani olanı ve güçlü olanıdır. Biçim, dil, irfan, ahenk ve merdiven unsurları da diğer unsurlardır. Şiirin üretkenliği bu unsurların tamamının etkili kılınmasıyla mümkün olur. Birisinin noksanlığı esere yansır ve kusuru belli eder.

Bir şiirinizde; “Aşkın ve acının vadilerinden geçerek yürümeyi öğrendi kalbim/Minyatür bir kalbe sığar mı benim denizleri tutuşturan gözlerim” diyorsunuz. Aşk ve hüzün kelimeleri sizin için ne ifade ediyor?

Bu iki kelime hayatımızın özetidir. Aşkla ve hüzünle geldik dünyaya. Aşkla ve hüzünle yaşıyoruz, sınanıyoruz ve dönüyoruz. Bu iki kelime insanın hayatında noksan ise ciddi bir sorun var demektir. Çünkü dünya nihai mutluluklar mekânı değildir. İnsanlığın içinde bulunduğu hal yüzyıllardır ortada. Allah’tan gelip O’na dönerken araf olan bu âlemde yetersizliklerimizin ve sıkıntılarımızın, ayrılıklarımızın ve ölümlerimizin, davanın ve geçiciliğin hüznü. Allah’tan gelip O’na dönerken başta Mübarek Efendimiz Peygamberimiz (s.a.) olmak üzere yarattıklarına karşı ve kendisi için duyduğumuz aşk ve özlem. Ve ayrılık ve hüzün… İşte bunları ifade ediyor.

Şiirleriniz form bakımından farklılık gösteriyor. Heceli, ölçülü şiirle halk şiiri formunu kullanıyorsunuz; bunun yanında serbest ölçülü, kafiyesiz modern şiir formunu da kullanıyorsunuz. Bu bilinçli bir seçim mi yoksa şiire göre değişen, kendini şiire uyduran, uydurmak zorunda kalan bir form mu söz konusu?

Bu tamamen şiirin ses olarak içimde uyanışı ile ilgili. Demek ki şiiri bütün birikimiyle okuyup bu evrenin içinde haşir neşir olmaya çalışmanın bir sonucu bu. Biçimle ilgili zorlanmıyorum ve nasıl doğuyorsa ses, onun üzerine inşa ediyorum bir şiiri. Bakıyorum hece olmuş, ölçülü serbest, ya da tamamen serbest ama ahenkli.

Çoğunlukla şiirden konuştuk ancak aynı zamanda roman yazarısınız. Roman yazmaya devam edecek misiniz? Sizin için roman yazmak ve şiir yazmak arasındaki fark nedir? Ve roman edebi serüveninizin neresinde duruyor?

Roman, evet. Elimde yeni bir roman var. Henüz bitiremedim. Bitirmeye çalışıyorum. “Siyah Gözlerine Beni de Götür” romanın ismi bu. Roman yazmaya devam edeceğim, İnşallah. Roman yazmak için daha çok plan program yapmak zorundasınız. Ve daha çok masa başı gerekiyor. Benim için şiir böyle değil. Nerede olursam olayım içimde peydahlanan bir ses o. Berrak hâle gelince de yazıyorum bir yerlere ve kalıcı hale geliyor.

Günümüz şairlerini ve popüler kültürün şiirini nasıl değerlendiriyorsunuz? Ümit veren bir gelişme söz konusu mu? Yoksa şiirin aslını gölgelediğini mi düşünüyorsunuz?

Şiirin gelişmesinin tek yolu var. Geçmişten bu güne kadar gelen şiir mirasımızı iyi bilmek ve onun üzerine bir şeyler koymayı denemek. Günümüz şiirinin bu açıdan bir hayli gerilerde olduğunu düşünüyorum. Temeli sağlam olmayan şiirlerin ortaya çıkmasının sebebi şiirin geçmişine vukufiyet yetersizliğidir. Maalesef bu yetersizliğin olduğu kanaatindeyim. Bir başka sorun da şiirin diğer unsurları göz ardı edilerek sadece dil unsuruna indirgenmesi ve dil oyunlarıyla şiir yazma çabasıdır. Kalıcı olmayacak ve geleceğin şiir mirası içinde yer almayacaktır bunlar. Çünkü şiir sadece bir dil oyunu değildir. Kalbe dokunan bir metindir şiir. Dokunmuyorsa okunmaz.

Şiire veya yazmaya yeni başlayanlara neler önerirsiniz?

Akaidi olan bir şiir için şiirin temel unsurlarını iyi öğrenip ona göre yazsınlar. Sonrası gelecektir.

Nasıl bir okursunuz? Okurken nelere dikkat edersiniz?

Mutlaka not alarak, fişleyerek okurum. Ve kitabım yanımdan eksik olmaz.

Bir başucu kitabınız var mı?

Tek başucu kitabım vardır: Kur’an-ı Kerim…

Kitabın Ortası dergisi okurları için son zamanlarda okuduğunuz ve tavsiye edebileceğiniz 3 kitap ismi istesek sizden…

Rıdvan Canım, “Yürek Yangınları”, Marc Goodman, “Geleceğin Suçları-Dijital Dünyanın karanlık Yüzü”; Ganire Paşayeva, İmdat Avşar, “Azerbaycan Edebiyatında Karabağ Hikâyeleri”.

Dünya nihai mutluluklar mekânı değildir, Kitabın Ortası dergisi, Temmuz 2019, sayı 28.

Röportaj: Deniz Demirdağ

Güncelleme Tarihi: 03 Temmuz 2019, 09:33
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13