banner17

Nostalji değil değer aşınması söz konusu

Denemeci-Yazar Reşit Güngör Kalkan ile son kitabı Güzün Son Konuğu'nu konuştuk

Nostalji değil değer aşınması söz konusu

TYB 2011 yılı “Yılın Yazar, Fikir Adamı ve Sanatçıları” ödülünü, deneme kategorisinde Güzün Son Konuğu kitabıyla Denemeci-Yazar Reşit Güngör Kalkan aldı.

Kristalize edilerek oluşturulmuş sanatlı ve kıvamında üslûbu, dostane edası ve yitirilmiş kültürel değer ve nesnelere aslî anlamını hatırlatan etkileyici yönleriyle bu anlamlı ödülü fazlasıyla hak ettiğini düşündüğümüz içtenlikli bir yazar olan Reşit Güngör Kalkan’la söz konusu deneme kitabını, beslendiği deneme ustalarını, bir tür olarak denemeciliği ve deneme yazarlığını konuştuk.

Öncelikle bu ödül hak ettiği karşılığını bulduğu için tebrik ederim Reşit Hocam. Güzün Son Konuğu dördüncü deneme kitabınız. Başlangıca dönelim. Güzün Son Konuğu yazınsal serüvenine ilkin nerede başladı?

Benim için bir kitabın hayat bulması, okurla buluşması, yeni bir kitabın hayat bulması için yeter sebeptir. Bu manada ‘yazınsal’ eylem, bitip tükenmek bilmeyen bir serüvenler yumağını oluşturur. Bu serüven içinde durduğum yerin deneme olduğunu anladığım zaman aralığı belki on beş-yirmi yıl öncesine kadar götürülebilir. Fakat Güzün Son Konuğu’na kadar hassaten bir süre yok. Yazıp yayınladığım denemelerin bir bütün haline geldiğine kanaat getirdiğimde meydana çıkmak kaçınılmaz oldu. Şimdiye kadar umursamaz görünen bir klik, grup, küme halinde seyreden edebiyatın temaşa boyutu, hemen her yazarın gerisinde duran vahimlikler arasındadır. Bu vahim tablonun seyircileri TYB ödülü sonrası ne düşünmüşlerdir, doğrusu merak ediyorum.

Denemelerde, kavrayışım beni yanıltmıyorsa, belirleyici olan, geçmişin yitik hazinesinin pas tutmuş sandukasından hassasiyetle çıkardığınız, günümüz algısınca asli anlamını kaybeden değerler, insani haller, nesneler ve tümüyle içten, cana yakın bakışlarıyla bir Anadolu insanı diyebilir miyiz?Reşit Güngör Kalkan, Güzün Son Konuğu

Orijinal bir kavrayış bu tespitiniz. Yitiğimiz olan her ne ise onun peşi sıra koşturduğumu bilmenizi istiyorum. Fakat geçmiş algısı bu kavrayış içerisinde bir nostalji olarak değil, bilakis değerlerin aşınması ile birlikte yerine konulamayanın kınanması olarak okunabilir. Yeni insan, yitiği olan hâliyle pek insicamsız artık. Yitiği olan ve fakat bunun sıkıntısını eşya, nesne, hakikat noktasında düşün(e)meyen insan. Anadolu insanı değil sadece, topyekün insanımız için geçerli söyledikleriniz. Belki samimiyete göz kırpan ve içtenlik yönüyle bu böyledir. Buna inanmak istiyorum.

Çocukluğun ‘saklı hazinesi’ ne söyler Güzün Son Konuğu okurlarına?

Geride duran yetmişlerin, seksenlerin penceresinden bakarsanız; yokluklar, yoksulluklar… Bununla birlikte, gün gün artan yalnızlıkların uğramadığı samimiyetin letafetiyle büyülendiğimiz komşuluklar, aidiyetler ve namus. Namus diyorum çünkü, aidiyet hissiyle büyüdüğümüz yılların en geçerli kelimesiydi namus. Fikir, düşünce, davranış ve eylem pratiği olarak namustan bahsediyorum. Şimdi kaskatı bir nosyon, şeffaflık adına yürütülen ‘adam sen de’cilik galip menfez. Çocukluk kaldı mı bilmem… Güzün Son Konuğu, bu manada ehilleştirilmiş şiddetin şefkatli tutamağı olarak okunabilir.

Kitabınızı okurken ‘yerlilikle buluşmak’ tabiri epey meşgul etti dağarcığımı. ‘Dilsiz Otellerin Sesi’ adlı denemenin yan tarafına ‘Anadolu insanıyla buluşmak’ deyimini yazıverdim hemen. Türk Edebiyatına karakterini veren şeyin yerlilik ısrarı, yerli ve buraya ait bir duyuş ve düşünüş biçimi olduğunu düşünüyorum. Kitap özelinde düşünürsek bu hususta neler söylersiniz?

Yerlilik doğrudan medeniyet bağlamında düşünülmeli. Kendi medeniyet şahikasını yansıtmayan veya bu yolda çaba göstermeyen bir edebi eserin ne kıymeti olabilir ki? Ayrıca, ‘merkez’in medeniyet algısı ile ‘taşra’nın medeniyete bakışı tartışılması gereken bir mevzu. Belirleyici olan başat öğeler nelerdir? Hele de eser bağlamında, eserin beslendiği kaynaklar bağlamında yerlilik acaba nerede durmaktadır? Güzün Son Konuğu, bu tarz endişeleri geri planda değil, belki tersine, okurun adeta gözüne yapıştırarak bir şeyler söyleme gayretiyle kaleme alındı. Evet, benim bir derdim var; Anadolu özelinde, medeniyet genelinde tavsandığım, İslâm’ın niteliğini görünür kılmak bakımından yerlilik düşüncesi hassasiyetlerim arasında yer alıyor. Edebi eseri, bu katkıyı sunabilecek en ideal format olarak görüyorum.

Kitabınızla yeni tanışacak olan okurlar açısından sorarsak, beslendiğiniz deneme ustaları, yazarlığınıza hangi yönleriyle katkı sundular?

Takip ettiğim yazarlar elbette var. Fakat bağlandığım yazar sayısı bir elin parmağını geçmez. Örneğin, Refik Halit Karay, Beşir Ayvazoğlu, Ali Çolak, Ahmet Turan Alkan, Salah Birsel döne döne okuduğum yazarlar arasındadır. Meseleye ustalık boyutuyla yaklaşacak olursanız dil, biçim, üslup ve ahenk arasında kurulacak köprü bakımından saydığım isimlerle temasım olduğu bir gerçek. Bunun yanı sıra İsmet Özel’in meselelere yaklaşımı, metodolojisi beni fazlasıyla biledi. Türkçeye vardiyalı vardiyasız emeği geçmiş, Türkçe üzerine yeterince düşünmüş bütün kalem ehlinin üzerimde hakkı vardır diye düşünüyorum.

Güzün Son Konuğu’nda modern insanın çıkmazlarının bahse konu edinildiği eleştirel denemeler de mevcut. Bu denemeleri göz önünde bulundurduğumuzda öznelliğin ağır bastığı bir tür olan denemenin eleştirel yönü hakkında düşünceleriniz nelerdir?

Çok katmanlı bir soru bu. Denemenin boyutu elbette eleştiriyi de barındırır. Fakat deneme için eleştiri ‘üvey evlat’ mesabesindedir. Konuların tasnifi arasında eleştirinin uzamı ve izleği denemeye çok da göz kırpar vaziyette durmaz. Bahsettiğiniz denemeler esas itibarıyla eleştiriyi büsbütün karşılamaz. Karşılamaz çünkü, alanına müdahil olduğu konuyu eleştiriyi esas alarak bütünüyle vuzuha erdirebilmiş deneme yazarı hatırlamıyorum. Varsa bile deneme yazmıyordur. Öznelliğin zirvesinde bir tür olarak deneme, kıstaslara mahkûm olmuş eleştirinin hiçbir yerinde durmaz. Eleştirel deneme denilebilir, mümkündür, fakat acaba gerçekten deneme nerededir öyleyse?

Bir okur olarak insan varlığımda manidar bir karşılığını bulduğum bir denemeydi ‘İçimizde Büyüyen Yılgın Öyküsüzlük’. ‘Estetik bir yaşantı’dan öte ‘yaşamsal bir karşılık’. Etkili, nüfuz eden, içe işleyen bir tarafı var. Başlangıç cümlesiyle trajik yönü ağır basan lirik bir deneme. ‘Büyük Anlatı’ların öldüğünü düşünen edebiyatçıların yaşadığı bir ülkede ‘öyküsüzlük’ hakikaten trajik. ‘‘Hayatsız kalmıştım büyüyünce geçti’’ de diyemiyoruz. Nedir bu öyküsüzlük acısı?

Bir muamma olarak insan varlığımız bu yönüyle sürekli arayışlara meyyal, biliyorsunuz. Bunda şaşılacak bir şey de yok aslında. Asıl şaşılacak nokta, bu kadar öykünün arasında nasıl yaşadığımızdır. Bu gerçekten biz miyiz? Bizim öykümüz müydü çevremizde anlatılıp duran şeyler? Psikolojik bir travma yaşadığımız bir vakıa. Gerçek ve sanal arasında gezinen ruhlar, benliğimizin davetsiz misafirleri. Belki şu da söylenebilir, gerçek hiçbir zaman bir öyküye sığamayacak denli gerçektir!..

Güzün Son Konuğu Yazarı Reşit Güngör Kalkan, bundan sonra hangi iklimlerin konuğu olacak?

Şimdilik denemede sebat etmeyi düşünüyorum. Fakat kâğıda sığacağını düşündüğüm bir öyküyle karşılaştığım zaman umulur ki öyküye göz kırpabilirim.

Katkılarınız için teşekkür ederim.

Eyvallah, ben teşekkür ederim.

 

Mustafa Celep, sordu

Güncelleme Tarihi: 15 Ocak 2012, 04:38
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Hanifi AKIN
Hanifi AKIN - 7 yıl Önce

"Güzün Son Konuğu" adlı eseriyle "Deneme" dalında TYB 2011 ödülüne layık görülen usta yazar Reşit Güngör Kalkan'ı kutluyorum, bu ödülü fazlasıyla hak etmişti...

S.D.
S.D. - 7 yıl Önce

Tebrikler, güzel bir çalışmaya verilmiş güzel bir ödül...

banner8

banner19

banner20