Nimet senden değil, Rabbinden geliyor

Hattat Tevfik Kalp ile kemâlât yolunda hat sanatı üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

Nimet senden değil, Rabbinden geliyor

 

İslam’da icra edilen sanatı Batı’dakilerden ayıran en önemli özellik, sanatı Allah rızası için icra ederek ortaya çıkan eseri ebediyete namzet kılmaktır. Gelenekli sanatlarımızın en önemlilerinden olan hüsn-ü hat konusunda hattat Tevfik Kalp ile yaptığımız röportajda bu sanatın dünyevî ve ruhî boyutları hakkında kendisinden çok önemli bilgiler aldık. Ruhî kemâlât yolculuğundaki huzur dolu manevi atmosferine bizleri de konuk ettiği için kendisine çok teşekkür ediyoruz.Tevfik Kalp -

Hocam, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Kastamonuluyum. Kastamonu İmamhatip Lisesi'ni bitirdim. Sonrasında 1997 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun oldum. Hat çalışmalarıma lise yıllarımda başladım. Musa Özdağ ve Rafet Küllüoğlu'ndan ders aldım. İstanbul'a geldikten sonra da Hasan Çelebi'den ders almaya başladım. 1996'da sülüs ve nesih yazılarından icazetname aldım. Ayrıca İlahiyat Fakültesi'nde seçmeli hat dersi aldım. Muhittin Serin Hoca'dan rik'a dersi aldım. İlahiyat bitince, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde yüksek lisans yaptım. "Mehmed Rasim Efendi ve Hakkında Yazılmış Bir Risalenin İncelenmesi" adında bir tezim var. Daha sonra askerlik girdi araya. 1998 yılında da öğretmenliğe başladım. Bu nedenle doktora yapmaya vakit bulamadım. Şu anda Kurtköy Necip Fazıl İlköğretim Okulunda Din Kültürü öğretmenliği yapıyorum. Bunun dışında Cumartesi günleri Kubbealtı'nda hat dersleri veriyorum. Bir de İSMEK'de hat hocalığı yapıyorum.

İlk "Rabbi yessir" tecrübeniz hangi yıllara uzanır?

İmamhatip yıllarımda ilk yazılarımı yazdım. Rik’a, sülüs ve nesih meşkini bitirdim. 1987-88 yıllarına tekabül eder. İstanbul’da Hasan Çelebi Hoca’ya gelince, yazılarıma baktı. “Sen hattat olmuşsun. Ama tekrar baştan çalışacağız” dedi. Baştan başladık fakat temelimiz olduğu için, hızlı bir şekilde ilerledik.

Hat sanatının sizin için önemini anlatabilir misiniz? Bu sanatla meşgul olmanın, kişinin manevi olgunluğa erişmesinde ne gibi etkileri vardır?

Meşk süreci manevi bir terbiye gibidir. Önceden tasavvuf eğitimi verilirken, manevi eğitim için gelen talebe hat, tezhip, ebru gibi sanatlarla uğraşırmış. Bunlar sabrı öğrenme vesileleridir. Hat sanatı benim için bu açıdan çok önemli. Hayatımın en önemli kısmını oluşturuyor. Asıl mesleğimiz öğretmenlik, ama hattatlığın gönlümüzdeki yeri yanında, öğretmenlik yan meslekmiş gibi duruyor.

Hasan ÇelebiMusa Özdağ, Rafet Küllüoğlu, Hasan Çelebi ve Muhittin Serin hocalarımızdan ders aldığınızı biliyoruz. Hocalarınızı birer cümle ile anlatabilir misiniz?

Hepsine manevi olarak borçluyuz. Vefalı olmak istiyoruz ama bazen ihmal ettiğimiz de oluyor. Onların hepsi değerli hocalarımız. Musa Hocamız, teneffüslerde bize hat dersi verirdi. Bizim için teneffüsünü feda ederdi. Hasan Çelebi hoca bizim önümüzü açtı. Bize bu işi öğretti. Yazılarımızı piyasaya sürmemiz için bizi farklı insanlarla tanıştırdı. Muhittin Hoca sayesinde burada ders vermeye başladım. Hepsinden Allah razı olsun.

Hat sanatı size neyi anlatıyor?

Bu evren, Allah’ın bir sanat eseridir. Hat da Mevla’yı anlatıyor. Ayet-i Kerime’de de geçtiği gibi; “O yaratıcıların en üstünüdür.” Gerçek yaratıcı Allah’tır. İnsan ise yapıcıdır. Biz O’ndan ve esmasından esinlenerek bir şeyler üretmeye çalışıyoruz. Hat sanatı, O’ndaki o sonsuz güzellikten bir parça gibi. Belki biz de o deryada bir katre olabiliriz. Bu sanat, Allah’ın güzelliğinin bir yansımasıdır. Biz Allah’ın verdiği kabiliyeti ortaya çıkarmış oluyoruz. İnsana yeteneği veren sadece Allah’tır. İnsan sadece, içindeki gizli yeteneği ortaya çıkarır.

Hat sanatında noktanın yeri için neler söylemek istersiniz?

Nokta bu işin temelidir. Her harfin bir anatomisi, yapısı ve ölçüsü var. Nokta, bu ölçünün belirlenmesi açısından önemlidir.

Hat sanatının son yıllarda tekrar eski değerini kazanmaya başlamasını neye bağlıyorsunuz?

Usta hattatlar, zamanında bu işin tohumunu atmışlar. Onlardan sonra gelenler de bunu devam ettirmişlerdir. Eskiden bir elin parmaklarının sayısını geçmeyecek kadar hattat var iken, son 15-20 yıldır icazet alanlar arttı, bu sayı yüzlerce oldu.Hamid Aytaç

Bunda, yapılan yarışmaların da katkısı var. IRCICA ilk yarışmayı başlattı. Bu yarışma, Hattat Hâmid Aytaç adına yapıldı. Daha sonra, yarışmalar üç-dört yılda bir tekrarlanmaya başladı. Albaraka Türk yarışma yapıyor. Ayrıca “İstanbul Antik Hilye” yarışması yapılıyor. Böyle yarışmalar, yeni yeteneklerin keşfedilmesini sağladı.

Bir hat öğrencisine, nasıl bir aşamadan sonra “hattat” diyebiliriz? Belli bir süresi var mıdır?

Bunun için belli bir süre yoktur. Birincisi Allah’ın verdiği kabiliyettir. İkincisi insanın çalışmasına bağlıdır. İyi çalışan bir öğrenci 4-5 yılda birkaç çeşit yazıyı bitirebilir. Tabi bu konuda temeli olanlar, daha kısa sürede bitirebilir.

Günümüzde kimlerin icazetname verme yetkisi var?

İcazet alanlar icazet verebilirler. Bu değişmez bir kuraldır. İcazet alanlar, yazılarının altına imzalarını atabilir ve öğrenci yetiştirebilirler. Bu iş tam bilinmeden yapılmaz. Atasözünde de geçtiği gibi; “Yarım hoca dinden, yarım doktor candan eder.” İnsan tam olmadan, öğrenci yetiştirmeye kalkarsa, öğrencinin de hataları olur. Bunun telafisi zordur.

Son zamanlarda sergi olarak bir çalışmanız olacak mı?

Maalesef bu konuda çalışmamız yok. Öğretmenlikten dolayı fırsat bulamıyorum. Tabi bunda benim biraz isteksiz olmamın da katkısı var. Kendime ait sergim olmadı. Ama birkaç yazımla karma sergilere katıldım. Bunun için iyi bir hazırlık yapmak gerekiyor.

Hat bir uğraş, bir hobi midir, ya da meslek midir? Yoksa ibadet neşvesi ile mi yapılır?

Hat; hattat için bir aşktır. Hobi olarak kalırsa, hattatlık olmaz. Hattat için aşk olmalıdır. Ki zaten, aşk olmadan meşk olmaz. Sadece maddi gözle bakarsak, manevi olarak anlamını yitiriyor. Hissederek yazmak en güzelidir.

Osmanlı hattatlarının bu sanattaki üstün başarısını neye bağlıyorsunuz? Bu konuda İstanbul’un önemi nedir?

Nerede iyi bir çalışma olursa orada başarı olur. İstanbul da bu işin merkezi olmuş. Diğer şehirlerde fazla hattat yok. Osmanlı zamanında, padişahlar da hattan anlıyorlardı. Levha yaptırıp Kur’an yazdırıyorlardı. Tabi biz zirvede olanları biliyoruz. Ama bizim bilmediğimiz birçok hattat vardır. İstanbul’da bu işin bilinmesinden dolayı, Anadolu’daki hattatlar da İstanbul’a gelmişlerdir. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra, âlimleri, bilginleri İstanbul’da toplayıp, burayı merkez yapma politikasının bir devamıdır bu.

Tevfik Kalp - Dünya Müslümanları arasında hat sanatına ilgi nasıl? Özellikle Türkiye ile diğer ülkeleri karşılaştırdığımızda, hangi ülkeler daha çok ilgileniyor?

Son zamanlarda yapılan yarışmaların da katkısıyla, Türkiye’de hat sanatına olan ilgi fazlasıyla arttı. Hatta buradaki yarışmalara yurtdışından katılanlar var. Gelip Türkiye’deki hattatlardan ders alanlar da var. Ama diğer ülkelerde de gelişme var. Yurt dışındaki hattatlar da, üstad olarak, Türkiye’deki hattatları gösterirler.

Anadolu’da hat atölyeleri ne durumda?

Güzel Sanatlar bölümleri Anadolu’da. İlahiyatlarda da, “Türk El Sanatları” adı altında dersler veriliyor.

Anadolu’daki bir talebe ile İstanbul’daki bir öğrenciyi aşk, şevk ve azim nokta-i nazarından mukayese eder misiniz?

Anadolu’daki öğrenciler, İstanbul’daki öğrenciler kadar, malzeme bulma yönünden şanslı değiller. Ayrıca İstanbul’da çok güzel hat örneklerini görebileceğimiz yapılar var. Bu yönden Anadolu’daki öğrenciler çok şanslı olmasalar da, arada kapatılamayacak derecede büyük bir fark yok. Şevk ve azim yönünden değerlendirecek olursak, bu kişinin kendisine bağlıdır.

Her levhanın bir hikâyesi var mıdır?

Hattatlar bir levhayı yazarken bir şeylerden etkilenirler. Duydukları, okudukları veya gördükleri bir ayet ya da hadisten etkilenip yazabilirler. Ama bazı ayet ve hadisler istife zor gelir. İstifi rahat olan yazılar yazılır. Bir hattat, katıldığı sohbetten, vaazdan duyup etkilendiği yazıyı da yazabilir.

Kaç levha çıkmıştır elinizden?

30-35 tane hilye yazdım. Çok sayıda Ayet-el Kürsi, besmele, nazar ayetleri, değişik ayet ve hadis istifleri yazdım. Fakat net sayısını bilemiyorum.

Bir levhayı bitirince neler hissediyorsunuz?

Hattatlar için levha hazırlamak bazen stresli olabiliyor. Hattatların karalamaları değerlidir. Daha rahat yazdıkları için, güzel şeyler çıkar ortaya. Ama “bunu yazmalıyım” diyerek bir baskı yaparsa kendine, o zaman sıkıntı olabilir. Ama bitirdikten sonra çok mutlu olur.

Şairler, ilham gelir yazarlar. Siz nasıl çekiyorsunuz kamışı? O ilk hareketi veren duygu nedir?

Bu Rahmanî bir duygudur. İlham, Allah’ın bir lütfudur. “Oturup yazayım” deyince olmuyor, ilham gerekiyor.Tevfik Kalp -

Bunca yıldır yazıyorsunuz. Hat sanatının size kazandırdıkları nelerdir?

Hat sanatı rızık kapısıdır. Bereketli bir sanattır. İnsanın elinde altın bilezik gibidir. Manevi açıdan da huzur vericidir. Sabrı öğretir.

Hat sanatına emeği geçenler içinde, maziden hangi hattatlardan etkilendiniz?

Hepsini çok seviyorum. Hepsinin farklı yönleri beni etkiliyor. Hattat Hâmid Aytaç’ın, sıkıntı içinde de olsa, hattı bırakmaması, bir han odasında yıllarca kalması, yine de hat’tan vazgeçmemesi beni etkiliyor. Yine birçok hattatın, hocalarına karşı vefalı olmaları, beni etkiler.

Size göre en zor çekilen harf hangisi?

“Cim” ve “ayn” harfleridir. “Elif” ve “vav” da zordur. Ama “cim” ve “vav” harflerinin birleşimi, hattatlar için zor oluyor.

Her harfin bir şeyler fısıldadığını duyarız bazen. Hangi harf ne söylüyor size?

“Elif” in vakur duruşu, “vav”ın tevazusu, “ye” harfinin göğsünü geren bir insana benzemesi. Bunları çağrıştırıyor bana. İsmail Hakkı Baltacı’nın kitabında; “her harf, bir duruşun simgesidir” diye geçer.

Hat sanatının mimarîyle buluşmasını, uyumunu göz önünde bulundurduğumuzda, sizi en çok etkileyen yapılar hangileridir?

Yeni camilerde uygunsuz mimariler hazırlandığından, hatlar yerleştirilemiyor. Ama eski camilerdeki uyum çok güzel. Özellikle; Süleymaniye, Beyazıt ve Şişli camiilerindeki yazıları beğeniyorum.

Hat kalemini açtığınızda, çıkan yongaları ne yapıyorsunuz?

Eskiden yongalar, hattatların gasil suyunu ısıtmak için kullanılıyormuş. Ama şu anda su ısıtma olayları olmuyor. Ben de vazoda biriktiriyorum.

Arap harflerinin Latin harflerine göre avantajları neler?

Arap alfabesi, Latin alfabesinden daha zengin. Kaligrafi, güzel olmakla birlikte, hat kadar zengin değil. Çok fazla yazı çeşidi mevcut değil ve kompozisyonu yok. Arap alfabesinin yanında, Latin alfabesi çok daha kısır kalıyor.

Hz. Ali, “Hat sanatı, hocanın taliminde gizlidir. Kıvamı, çok çalışmakla, devamı da İslam dini üzerine olmakladır” buyuruyor. Sanattan ziyade, sanatkârın ahlakı mühim galiba. Bu hususta neler söylemek istersiniz?

Bu işin maneviyatını bilmek gerekiyor. Çok iyi hattat olunca, gurura kapılıyor kimi insanlar. Bu nimetin kendinden değil, Rabbinden geldiğini bilmek gerek. Her sanat, iyi insan olmak için vesiledir. İyi bir insan olmadan, iyi bir hattat olunmaz.

Hat sanatının geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Yeni hattatlarımız yetişiyor. Yarışmalar da bunu tetikliyor. Alınacak çok yol var belki ama, geleceği güzel görünüyor.

Size en yakın gelen yazı çeşidi hangisi?

Kur’an yazısı olması itibariyle; nesih.

Son olarak, hat sanatına gönül verenlere mesajınızı alabilir miyiz?

Her işin başı; sabır. Sonra gayret gerek. İnsan, fıtratına uygun olan işi yapmalı, ona yönelmelidir.

 

Zeynep Görünmek ve Kübra Karaca sordu

Güncelleme Tarihi: 14 Nisan 2012, 12:06
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13