banner17

Nikah iki kişilik olmaz!

Aile danışmanı, televizyoncu ve eğitimci-yazar Saliha Erdim'e sorduk.

Nikah iki kişilik olmaz!

Aile danışmanı, televizyoncu ve eğitimci-yazar Saliha Erdim’e sorduk.

Yeryüzü Eğitim ve Danışmanlık adında bir ofisiniz var. Burada size danışanlara verdiğiniz “Aile Danışmanlık Hizmeti” nedir, insanlara ne gibi bir katkısı var?

Efendim evlilik, bir hanımefendi ve beyefendinin ömür boyu birlikte yürümeye karar verdikleri bir hayat arkadaşlığının, yoldaşlığın adıdır. Kimi zaman birbirlerini iyi tanımadan yapılmış evliliklerde, kimi zaman nasıl geçineceklerini bilemediklerinde ya da başka sebeplerden dolayı oluşan sıkıntılarla baş edemediklerinde, iletişimi sıkıntıya sokan ve hayatı birbirlerine zorlaştıran bir tarza kilitlenebiliyorlar. Eğer bireyler bir sıkıntıda kendi ifade ve davranış tarzlarını gözden geçirip, kendisine ait sebebi ortadan kaldırmaya samimiyetle niyetlenirse, yani doğruları görmeye açık ve kendine düşeni yapmaya hazırsa, sıkıntılar soruna dönüşmeden çözüm bulunuyor ve sistem normal işlemeye başlıyor. Eğer şahıs sürekli karşısındakini suçlar ve her durumda kendi haklılığına malzeme bulmaya çalışırsa, bu, karşısındakini de savunmaya sevk ediyor ve çatışma yaşanıyor. İşte bizler, eşlere, sorunun kaynağını görmelerine, daha iyi bir gidişin nasıl olacağına, birbirlerine nasıl yaklaşır ve davranırlarsa daha iyi olacağına dair yardımcı çalışıyoruz.Saliha Erdim

Günümüz gençlerinde mutsuzluklar, kötü alışkanlıklar ve problemler almış başını gidiyor. Sizce bunların sebepleri nelerdir?

Bütün sorunlar birer sonuçtur. İster iyi ister kötü, her sonucun birden çok bileşeni yani sebebi vardır. Eğitimin önemli bir prensibi vardır, “sebepler değişmeden sonuçlar değişmez.” Danışmanlık eğitimlerimizde ise, “Bir bireyin niye öyle davrandığını bulmak isterseniz, o davranışı yaptıran duyguyu bulunuz” tavsiyesinde bulunur hocalarımız. Anne babalarının eline geldiklerinde son derece normal ve en iyi olabilecek potansiyeldeki çocuklarımız, nasıl bir ortamda ve nasıl bir yaklaşım biçimi ile karşılaşıyorlar ki bu duruma geliyorlar? Şüphesiz ki anne baba çocuğu üzerinde yüzde yüz müessir değildir fakat elinden gelenin yapılmaması ve hatta ne yapacağını bilememesi, durumun adresini gösteriyor ne yazık ki. Peygamber Efendimiz (s.a.v), “İnsanlar madenler gibidir” buyuruyorlar. Ben de Efendimiz’i örnek alarak diyorum ki, “Her çocuk bir cevher, anne baba ise o cevhere şekil veren sanatçı gibidir. Esere değer kazandıran, sanatçının bilgi ve becerisidir.” İlk örnek olarak anne babayı gören çocuk, seçmeden modelliyor. Hem telkin ve yönlendirmeler, hem yaşananlar ve bunların toplumdaki karşılıkları, çocuğun halinin çoğunlukla açıklamasıdır. Nasıl bir ortamda ve hangi değerlerle muamele görmüşse, çocuk ona uygun şekil alıyor. Bir Afrika atasözünde, “Bir çocuk yetiştirmek için bir köy kurmak gerekir” der.

Dindar ailelerin kızları veya oğulları bile ailelerinin arzuları doğrultusunda yetişmiyor. Niçin?

Dinden ve dini yaşamaktan ne anladığımız çeşitlendikçe, yaşananlar da çeşitleniyor. Öncelikle çocukların gördüğünü öğrendiği, ne yaşanıyorsa zihnin en derinine onu kodladığı ve sözden önce hal diliyle mesaj verilmesi gerektiği bilinmeli. Dışı dindar içi kindar; dıştan inanan fakat bunun kişinin sözüne, diline, davranışına ve yaşayışına sıra gelince bilgilerin rafa kaldırıldığı bir ortamda, başka nasıl bir sonuç beklenebilir ki? Zihin inandığını uygular. İnanmadan zorla yaptırılanlar ise, zorlamanın etkisi geçinceye kadar aktif olur, sonra söner. Yani biz önce dini nasıl daha iyi yaşayacağımız konusunun sancısını çekip, bilgilenme ve yaşama gayreti içine girmeliyiz ki, bu gayretin bereketi bizi kuşatsın. Bizim sadece “şunu şunu yap” dediğimiz çocuğumuz, bunun ahlâk olarak bizde olmadığını görürse, zaten yüzeysel anlamaya başlar. Zaten anne babalar da, “başını kapatsa, namazını kılsa yeter” mantığıyla hareket ettiğinde, dini bu iki ibadetin arasına sıkıştırmışız demektir. Yani özet olarak, anne babanın Allah'la yürek bağı ne kadarsa, çocukta görülen de o kadar olacaktır. Hem yaşama hem de rehberlik etme konusunda bilinçli hareket edilirse sonuç değişir. Yoksa hem yanlış davranacaksın hem doğru sonuç bekleyeceksin, böyle bir şey olmaz.

Ebeveyn tutumlarının çocuk üzerindeki tesirine örnek verir misiniz?

Anne babalar çocuğun ilk öğretmenleridir. En derine kodlanan öğrenmeler, okula başlamadan önceki dönemde öğrenilenlerdir. Çocuk, anne babanın açtığı kulvarda yürür. Dünyayı nereden ve nasıl gösteriyorlarsa, o da öyle görür ve anlar. Kendinden, cinsel kimliğinden, eşinin boyundan kilosundan ve hayattaki hiç bir şeyden memnun olmayan bir anne ya da baba, sürekli bundan söz ederek, çocuğun zihnine de bunun böyle olduğu mesajını verir.

Aile ve eşler arasındaki ilişkilere değindik. Peki, aile kurmaya aday olan gençlerin çelişkilerinden de bahsetsek? Mesela inançlı gençler, yuva kurma aşamasında ya kontrolsüz ilişkiler yaşayarak birbirini tanımaya çalışıyorlar ya da görücü usulü şeklinde, evlilik sürecinde çok fazla görüşmeden yuva kuruyorlar. Bir nevi, “karambole mi evleniyoruz acaba” diye düşünüyorlar. Bu bağlamda doğru olan nedir?

Evlenirken önce şahıs kendisini tanımalı, ne istediğinin ve nasıl bir hayatı istediğinin farkında olmalı. Birbirini tanımak için yıllar boyu flört edenler evlendiklerinde sorun yaşıyorlarsa, sorun artık tanımama sorunu olmaktan çıkmıştır demektir. Bu aşamada yapılan bir kaç önemli yanlış olduğunu düşünüyorum. Sadece elektrik almaya ayarlı evlenildiğinde, Seval Akbıyık Hocamızın söylediği gibi, ilk birkaç ayda elektrik bitince karanlıkta kalıyorlar. Evlenmek için elektrik gerekli fakat yeterli değildir. Ömür boyu sürecek bir birliktelikte, fertlerin hayatı nasıl anlayıp nasıl yaşadığı çok önemli. Anne-baba-çocuk diyalogu yeterli olmadığında, parantez arası ilişkiler ve uygulamalar söz konusu olabiliyor. Gençler kendi başına karar veriyor ve ailesinin haberi olmadan bazı eylemlere girişiyor. Rahat hareket edelim ve durumumuz dine ters düşmesin düşüncesiyle, iki kişinin bildiği bir nikâh kıydırıp, bir süre sonra da evli gibi yaşamaya başladıklarında, bunun can yakıcı ve vahim sonuçlarıyla karşılaşıyorlar. Ama bu durumu düzeltmek için vakit çok geçmiş olabiliyor. Dine uygun olsun diye, dine ters bir yöntem kullanıp dar çerçevede kıyılan nikâhın nikâh olmadığını âlimlerimiz söylüyor. Nikâhın sahih olmasının şartı duyurmaktır. Toplum onları nişanlı biliyor, ayrılık söz konusu olduğunda ise ciddi sıkıntılar yaşanabiliyor. Dine uygun olsun diye dinin kabul etmediği bir yöntemi kullanmak, mantıklı olmadığı gibi akıl kârı da değildir.

Evliliğin iki ayağı vardır, birisi seçim diğer geçim. Biri olmadan diğeri işlevsel olamaz. Ayrıca, geçler neye göre seçim yapacaklarını bilemiyor. Bir delikanlı bana mesaj çekerek, evlilik amaçlı yapacağı bir görüşmede, muhatabı olan kıza neler soracağını bilmediğini ve soruları ona yazmamı istemişti. Yardım istemesi sevindirici fakat bunu bilememesi ve ailesiyle paylaşamaması üzücüydü.

Bu noktada doğru olan ise; mutlaka görüşülmeli, açık ve net konuşulmalı, araştırılmalı ve uzun boylu yıllar süren görüşmeler yerine, gerçekten tanımaya yönelik çaba gösterilmeli. Resmi nikâhtan önce dini nikâh kıydırılmamalı ve o da evleneceği gece yapılmalı. Nişanlılık dönemi uzun tutulmamalı, gençler ailelerinin rehberliğinde hareket etmeli.

Saliha ErdimMerak edenler olmuştur illa ki. Size o mesajı çeken gence, neleri sormasını söylediğinizi öğrenebilir miyiz?

Bana göre adayın akıllı, bilinçli bir dindar ve asil olması çok önemli. Tabii sorulacak şeyler kişinin hassasiyet duyduğu şeylere göre değişir. Herkesin olmazsa olmazları farklı olabilir. “Akıllı, meslek sahibi, çalışkan, saygılı ve okumayı seven, özür dilemeyi ve teşekkür etmeyi bilen” diye kabaca bir kaç madde sayabiliriz.

Ayrıca nişanlanıp da ayrılmış kişilere karşı toplum önyargıyla yaklaşıyor? Sanki insanlar onları dul kalmış gibi görüyorlar. Bu konuda ne söylersiniz?

Her şeyi olması gerektiği gibi değil de “toplum ne der” diye yaptığımızda bazen yanılabiliriz. Toplumun ne dediği önemli fakat Allah'ın ölçüleri daha önemli... Allah Resulü kendinden on beş yaş büyük dul bir kadınla evlendi. Bunu teorik olarak biliyoruz fakat iş pratiğe gelince kırk dereden su getiriyoruz adeta. Değil nişanlanma, evlendikten sonraki boşanmış olanlarda bile insanlar medeni durumuna değil, kişilik yapısına bakmalı ve bekâr bir delikanlıya, evlenip-ayrılmış dul bir adayı eğer uygunsa düşünebilmeli.

Nişanlı iken nikâhlanıp evli gibi yaşayanlar, toplum nezdinde bekâr bilindikleri için, anlaşmazlık yaşanıp ayrıldıklarında zor durumlar yaşanabiliyor. Helâl dairesi içinde hareket edilse aslınsa bunların hiç biri yaşanmaz.

Aile, gençlik ve evlilik üzerine gerçekleştirdiğimiz bu söyleşiyle ilgili son olarak söylemek istedikleriniz nelerdir?

Ailenin tanımının iyi yapılmasını çok önemiyorum. Aile; fertlerin taşıdıkları potansiyel ve değerleri en üst düzeyde aktif kılacak bir işleyişi öngörmeli. Aile; Allah'a kulluğu kolaylaştıran bir kurum olmalıdır. Aile; geleceği yönetecek liderlerin, bizden sonra dünyayı devralacak yetişkinlerin donanım ve yeterliliklerini en iyi kullanabilecekleri derecede geliştirmeyi, yani çocuklarımızı Allah'ın ve toplumun emaneti gibi görmeyi öngörmelidir. Aile; eşiyle uygun adım yürüyen yetişkinlerin, kişisel farklılıkları budamak ve kendisine benzetmek yerine bir zenginlik ve çeşitlilik gibi görüp, asgari müştereklerde anlaşabilme zemini yakalayabilmeyi öngörmelidir. Bu tanımları daha da artırmak mümkündür.

Bir ailenin dengesi; sevgi, saygı ve değer çerçevesinde uyumu yakalayabilme derecesine bağlıdır. Allah'ın yaratmasından dolayı değer görmeyi hak eden bir insan olarak muhatabımıza yönelirsek, takdir ve teşekkür zemininde, gerektiğinde özür dilemeyi önemseyerek iletişime geçersek insanca paylaşımın yakalanacağı inancındayım.

 

Abdullah Yalnız konuştu

Güncelleme Tarihi: 01 Ekim 2010, 16:27
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20