banner17

Nihan Kaya Jung'a mı inanıyor, İslama mı?

Nihan Kaya ile, 'Fildişi Kuyu' ekseninde, psikanalitik eleştiri, Jung ve Freud üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik..

Nihan Kaya Jung'a mı inanıyor, İslama mı?

 

6 kitabı olan Nihan Kaya'nın öykü ve romanları çeşitli yayınevlerinden çıktı. Kaya'nın Fildişi Kuyu kitabı ise, diğer 5 kitabından farklı; bir inceleme. Nihan Kaya Boğaziçi Üniversitesinde İngiliz Edebiyatı, sonrasında İngiltere'de Psikanaliz eğitimi almıştı. Fildişi Kuyu, Kaya'nın edebiyat ve psikolojiyi birleştirdiği yazılarından oluşuyor. Biz de Nihan Kaya ile Fildişi Kuyu üzerine konuştuk.

 

Çoğu Avrupa'da yayınlanmış yazılardan, konferans tebliğlerinden oluşan Fildişi Kuyu, psikanalitik eleştiri denilen şeyi edebiyata mı uyguluyor?

Psikanalitik eleştiri denilen şeyin ne olduğu ve ne olmadığı çok tartışılır bir şey. Psikanalitik eleştiri adı altında, birbiriyle çelişen onlarca farklı yöntem, argüman söz konusu. Ben sadece, kendisine psikanalist diyen veya demeyen, ismi bir şekilde psikanaliz veya daha genel olarak psikoloji kategorisinde geçen bazı kimselerin bazı düşüncelerinden faydalandım, kendi derdimi anlatabilmek için. Bu ne beni psikanalist ne de yazılarımı psikanalitik eleştiri yapar. Kitabın içinde, psikanalitik eleştirinin genel olarak nasıl tanımlandığına değindim; ancak kendi yaptığım şeye psikanalitik eleştiri demedim hiçbir zaman.Nihan Kaya

Psikanalizin modasının çoktan geçtiği söyleniyor.

Bu, Freud'dan sonraki psikanalitik literatürün Türkiye'de pek bilinmemesinden kaynaklanıyor. Freud söyledikleriyle değil, ortaya attığı sorularla ve düşünme biçimiyle önemliydi. Bu soruların üzerine çok farklı anlayışlar inşa edildi, birçok değişik akım ortaya çıktı. Dünyada bu alanda canlı tartışmalar sürüyor, her yıl çok sayıda akademik yayın basılıyor, konferanslar düzenleniyor.  Bahsettiğiniz düşünce Türkiye'de psikanalitik çalışmalar konusundaki genel cehaletin göstergesi.

Kitabın bu kadar anti-Freudyen olmasını beklemiyordum. Freud'u bu kadar çok eleştirirken psikanalitik literatür dediğiniz şeyin içinde kalmak mümkün mü?

Bildiğiniz gibi, Jung, Freud'dan ayrı olduğunu vurgulamak için psikolojisine “Analitik Psikoloji” adını verdi. Psikanaliz anlam itibariyle “psikolojik analiz” demek. Analitik Psikoloji teriminin anlam olarak psikanalizden pek de farkı yok. Anti-Freudyen akademisyenlerden kendisini 'psikanalist' olarak tanımlayan çok sayıda kimse var. Birçok Jungçu'nun çalışması da 'psikanaliz' başlığı altında değerlendiriliyor. Önemli olan, psikolojiyle bir şekilde bağlantısı olan 'analiz' benim için.

Psikolojik analiz dediğinize göre, yazarın psikolojisini analiz etmek mi hedef?

Hayır, bu da yanlış bir düşünce. Psikanalitik eleştiride amaç metin yoluyla yazarın psikolojisini analiz etmek değildir; önemli olan, hedef olan metindir. Sözgelimi Norman Holland'a göre metnin psikolojisi, yazarın psikolojisinden, okurun psikolojisinden tamamen bağımsız olan, metnin bağımsızlığı üzerinden anlaşılmaya çalışılan bir şeydir. Bunu yaparken, okurun psikolojisini de ('intentio lectoris' gibi düşünülebilir bu) yoruma katmamaya çalışmak adına türlü çalışmalar söz konusu. Kısacası, analiz ne olursa olsun, analiz edilen şey metindir. Yazar hakkında ne söylerseniz söyleyin bu, önemli olanın ortadaki eser olmasını değiştirmez. İçinde yazar olsun veya olmasın -ki, her zaman vardır, bu bizim açımızdan önemli olmasa da-, eser tek başına durmaktadır.

Ama Fildişi Kuyu'da Katherine Mansfield'in hayatından bahsediyorsunuz mesela.

Evet. Mansfield'in öyküyü hangi şartlar altında yazdığını, bu şartların öyküyü etkilemiş olabileceğini anlatıyorum. Ama önce öyküyü bağımsız bir metin olarak analiz ettikten sonra. Bu önemli. Zaten o yazı, psikanalitik düşüncedeki belli başlı kavramların psikanalitik eleştiride nasıl kullanılabileceğini göstermek üzere yazılmış bir metin. Onun gibi, psikanalitik eleştirinin genel tanımına yakın başka bir yazı yok Fildişi Kuyu'da.

Freud psikolojisinin maddeciliğini eleştiriyor yazılar. Bu yüzden bir yerden sonra Jung giriyor devreye. Maddecilik açısından Freud ve Jung'un farkı ne?

Bakışları birbirinden tamamen ayrı. Jung'a “Ruh var mı?” diye sorduklarında Jung “Ruh mu? Madde var mı diye sorsanız daha makul olurdu.” diyor. Ruh ve madde Jung'a göre birbirinden ayırt edilebilse de birbirinden ayrıştırılamayacak şeyler. “Ruh ve madde aynı şeyin farklı yüzleridir” diyor Jung. Madde vardır, ama bütünün sadece yüzeyidir Jung için. Jung hayatın sırf bu yüzeysel boyutunda yaşayıp gitmenin kişinin hasta olduğunu gösteren bir semptom olduğunu düşünür. “Bütün”de aslolan ruhtur ve kişinin iç gerçeklikle bağ kurması ruh sağlığını gösterir. “Birinin sonsuzlukla bağı var mı yok mu, esas olan budur.” der Jung.

Freud psikolojisi ise yatay hayatta yaşayıp giden insanı sağlıksız bulmaz. Jung'un inancının tam aksine, kişi bundan memnun görünüyorsa sorun yoktur. Zaten mesele, Freud'un mutluluk kavramını yanlış kullanması. Freud'un mutluluk dediği şey, tam manasıyla, genel bir ruh hali olan mutluluk değil, 'zevk'. Hâlbuki o anda bir şeyden zevk alıyor olmak mutluluk değildir. Mutluluk o an ne istediğimizin yerine genel olarak ne istediğimizi koymakla olur. Jung bu salt-yatay hayat bakışının körlük, asıl olanı görmezlikten gelmek demek olduğunu, mutluluğun bir arayıştan, zevk olmayan bir şeyin içinden geçip geldiğini biliyor. Bir çeşit acıdan, memnuniyetsizlikten gelir gerçek mutluluk. Ya da, mutsuzluğa dair hiçbir şey hissetmemek en büyük sorun ruh sağlığı açısından.

Jung'un sonsuzluk dediği şey ne? Bu, dinle ne kadar ilgili?

Jung'un 'bütün' kavramından söz etmiştim. Bu 'bütün', sonsuz. Her insan, içinde bütünle birlikte doğuyor. Jung'a göre hayatın amacı, kâinata karşılık gelen ve her insanın içinde bulunan bu sonsuz bütüne mümkün olduğunca varmaya çalışmak.

Bu, tasavvuf düşüncesine benzeyen bir bakış. Jung'un belli bir Tanrı inancı var mı?

Carl Gustav JungJung'a Tanrı'nın varlığına inanıp inanmadığı sorulduğunda “Tanrı'nın var olduğuna inanmıyorum; Tanrı'nın var olduğunu biliyorum” cevabı çok meşhurdur. Freud'a göre inanç bir çeşit hastalık semptomuyken Jung için tam tersi, sağlık belirtisi. Her insan içinde Tanrı bilgisiyle doğar ve bu bilginin farkında olmak olumludur. Bununla birlikte, 'organize din' (organized religion) dediğimiz kriterlerde Jung hiçbir dinin mensubu değil. Ya da şöyle diyelim: Jung aslında bütün dinlere inanıyor.

Peki, siz Jung'a mı inanıyorsunuz, İslamiyet'e mi?

Jung bazı fikirlerine değer verdiğim bir insan sadece. Altı şarta da iman ediyorum ve böylece Hz. Muhammed'le birlikte bütün peygamberlere inanmış oluyorum. Ama ben de Jung gibi, bize şimdi çok saçma gelen dinlerin hepsinin, mesela kabile dinlerinin bile doğru bir zemini olduğu inancındayım. Bir Müslümanın gözünden bakılırsa, çok tanrılı dinler de dâhil olmak üzere bütün dinler aslında İslamiyet'tir zaten.

 

Meryem Uçar konuştu

Güncelleme Tarihi: 10 Şubat 2017, 12:21
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner20