banner17

Neden birçok dergideler?

'Sayıca çok denebilecek kadar dergide yazdığınızı düşünüyor musunuz? Çok sayıda dergide ürün yayınlamak size neler kazandırdı, neler kaybettirdi?'

Neden birçok dergideler?

Günümüzde şair ve yazarlar için “Çok dergide yazıyorlar” eleştirisi yapılmakta. Bu konuyla ilgili olarak arkadaşımız Mustafa Oğuz, şair ve yazarlara “Sayıca çok denebilecek kadar dergide yazdığınızı düşünüyor musunuz? Çok sayıda dergide ürün yayınlamak size neler kazandırdı, neler kaybettirdi? Bu gün geçmişe dönüp baktığınızda durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?” diye sordu. İlginç cevaplar aldı.

 

Mustafa Uçurum
Mustafa Uçurum

Mustafa Uçurum

Sayıca çok denebilecek kadar dergide yazdığınızı düşünüyor musunuz?

Bir zamanlar bu düşünce beni rahatsız etmese de öyle düşündüğüm de oluyordu. Hatta edebiyat çevreleriyle ilk tanıştığım yıllarda bir ayda ondan fazla dergide birden ürün yayınladığımı bilirim. Artık o kadar değil. Az ve belirli yerlerde yazmayı tercih ediyorum. Bunun seçilikle falan ilgisi yok. Çünkü her dergi bir emektir. Hayatın koşuşturmasında, birçok şeye yetişememek denebilir bunun adına.

Çok sayıda dergide ürün yayınlamak size neler kazandırdı?

Dergiciliğin ve genel anlamda edebiyatın en önemsediğim yanı, bana sayısız dost kazandırmış olmasıdır. Yazdığım her dergiden geriye bana kocaman dostluklar kaldı. Mesela biz 96 yılında Martı’yı çıkarıyorduk, Mehmet Ali Köseoğlu da Konya’da Eylül dergisini. Aradan geçen bunca yıla rağmen iki dergi aracılığıyla kurulan dostluğumuz hiç sekteye uğramadan devam ediyor. Yazdığım bir dergide bana geriye kalan dostlar yetiyor. Gerisi hafif bir rüzgâr zaten.

Bugün geçmişe dönüp baktığınızda durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Edebiyatla iç içe olduğumdan beri hep aklı başında kararlar almaya çalıştım. Yani “keşke” diyeceğim hiçbir şey yapmadım. Dergilerde yazıp dergilere sövmedim. Ya da şiirler yazıp şiir aleyhine ahkâm kesmedim. Dergilerde yazdım, yazmaya devam ediyorum.  Edebiyatın nabzı dergilerde atıyor. Dergisiz edebiyat olmayacağına göre, dergilerden uzak durarak, onları yererek kulelerden seslenmenin kimseye faydası yok. Gören gözler görmesi gerekeni görüyor.

 

Tayyip Atmaca
Tayyip Atmaca

Tayyip Atmaca

Sayıca çok denebilecek kadar dergide yazdığınızı düşünüyor musunuz?

Geçmişte çok sayıda dergide, gazetede yazdım. Ama şimdi yazmıyorum.

Çok sayıda dergide ürün yayınlamak size neler kazandırdı, neler kaybettirdi?

Belki isim olarak herkesin aşina olduğu birisi oldum ama yerim yurdum belli olmadı. Keşke kendime yakın bulduğum daha doğrusu çat kapı girebileceğim bir dost evi gibi bulduğum dergilerde, gazetelerde yazsaydım.

Bu gün geçmişe dönüp baktığınızda durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok okusaydım az ve ne demek istediğini anlatan yazılar, şiirler yazsaydım. Yazıyla yeni tanışanların önüne çıkan her dergide yazmasını cahilliğinden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Ama yazar belli bir yaşa geldiğinde artık kendi üslubunu oluşturduğuna inanıyorsa kendini dağıtmamalı. Neticede şairin-yazarın kendine yakın bulduğu üç-beş dergi olabilir. Bu dergiler arasında da seçim yaparak en fazla üç dergide yazması daha uygun olur diye düşünüyorum.

 

Recep Şükrü Güngör
Recep Şükrü Güngör

Recep Şükrü Güngör

Sayıca çok denebilecek kadar dergide yazdığınızı düşünüyor musunuz?

Çok dergide yazmıyorum. Birkaç dergide yazıyorum. Yedi İklim, Hece Öykü, Yağmur, Kuşluk Vakti gibi birkaç dergide yazıyorum. Yitik Düşler’de ve Sühan’da düzenli yazıyordum. Şu an düzenli yazdığım bir dergi yok. Hikayecinin düzenli yazması da mümkün olmuyor. Her ay hikaye yazılmıyor. Arada eleştiri, tahlil yazıları çıkıyor. Sorunuza dönersek, çok dergide yazmıyorum demiştim. Aslında bir yazarın bir dergisi olmalı ve orada vermeli bütün ürünlerini. Günümüz edebiyat dünyası maymun iştahlı. Hepimiz her dergide yazmak istiyoruz. Öykü, eleştiri yayınladığım dergileri bir yazı yayınladıklarımı da dahil edersem çok dergi çıkıyor karşıma. Şartlar zorluyor insanı başka başka dergilerde yazmaya. Dergi patronlarının gözünden düştüğünüz an yazılarınız da yayınlanmaz oluyor. buna mahkum olmamak için farklı dergilere her zaman yönelme oluyor.

Çok sayıda dergide ürün yayınlamak size neler kazandırdı, neler kaybettirdi?

Çok dergi demeyelim de farklı dergiler diyelim. Farklı dergiler başka başka okura sesleniyor. Bu açıdan yeni bir dünya, yeni bir eleştiri ortamı demektir. Her derginin ortalama bir edebi seviyesi var. Ortalama edebi seviyeyi yakalayamayan yurda adını andım dergilerde ve onun gibilerinde yazamıyor, ürünlerini yayınlatamıyor. Bu açıdan birkaç dergide yazmak, birkaç kere onay almak anlamına da geliyor. Yazı yetiştirmek kaygısı olmazsa yazanı yetiştirir. Ben Yağmur’da yazmaya başlayınca milli, manevi değerleri anlatmayı ön plana çıkardım. Yedi İklim’de yazmaya başlayınca konu ile durumu iç içe aktarmayı ve olayı soyutlayarak anlatmayı öne çıkardım. Hece Öykü’de sosyal konulu hikayeler yazmayı öne çıkardım. Kendimi dergilerin çizgisine yaklaştırmadım, dergiler formatına uygun olmayan hikayelerimi e yayınlamadılar. Bundan da gocunmadım, derginin yayın anlayışına uymayan hikayemi yayınlamamasını olgunlukla karşılarım.


Bu gün geçmişe dönüp baktığınızda durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Martı, Yitik Düşler bir serüvendi.

Şimdikiler de mi bir serüven acaba!

Çok dergide yazdığımı söyleyemem. Söyleyenler varsa, onları dinlemek isterim. Lakin mavera, Edebiyat, Diriliş gibi bir dergide yazmak isterdim. Şu an hikaye yayınladığım dergilerden Yağmur, Hece Öykü, Yedi İklim onlardan geri değil. Ama bir donukluk görüyorum kendimde. Onlar daha hareketliymiş gibi geliyor. Yanılıyor olabilirim. Bu üç dergi misyon dergisi. Okul pozisyonu var üçünün de. Mazideki nedense daha tatlı geliyor.

Hüseyin Atlansoy gibi Diriliş’te yazmak isterdim.

Dergi, yazı insanını adım adım yetiştiriyor. Bir okul gibi. Zaman içinde pişiriyor. Hatalarını kendiliğinden öğretiyor. Yazma usullerini öğretiyor.

Dergi, tanışıklıkların merkezi… İyi insanlarla tanıştırıyor bizi. İyi insanlar iyi hikayeler taşıyor. Sait Türkoğlu, Cafer Keklikçi, Bünyamin K., Hüseyin Kaya, Mustafa Uçurum, Necati Mert, Hüseyin Su, Mustafa Kutlu, Hasan Ahmet Gökçe, Arif Sarsılmaz, Ali Haydar Haksal, Nihat Dağlı gibi birçok sevdiğim insanı dergiden ötürü tanıdım. Derginin kale değil de bir panayır olması gerektiği kanaatindeyim. Kale savunmadır, panayır herkese açılan kapıdır.

 

Mustafa Oğuz soruşturdu.

Güncelleme Tarihi: 02 Kasım 2009, 19:07
YORUM EKLE
YORUMLAR
salim kıyak
salim kıyak - 9 yıl Önce

recep şükrü güngör, tasfiye dergisinde de yazmıştı. acaba onun adını neden anmadı? dergiyi benimsemedi mi acaba?

Mehmet Durankaya
Mehmet Durankaya - 9 yıl Önce

Bu başlık çok iyi düşünülmüş bir başlık. Edebiyatçıların serencamını sergilemek açısından da çok iyi. Edebiyatçı geçinenlerin "Nitelik mi?, Nicelik mi?" tercihlerini faş edebilme cesaretlerini yoklama açısından da yerinde bir sorgulama.
Heryere yetişmeye çalışan hiç bir yere yetişemez... Vesselam.

banner19

banner13

banner20