banner17

Neden bir dergi çıkarmaya karar verdiler, sorduk

Dergilerin serüvenleri soruşturmalarımızın ikinci ayağı dergi fikrinin doğma hikayesi. Şeyma Subaşı bazı dergi editörlerine sordu: Dergi çıkarma fikri nasıl doğdu?

Neden bir dergi çıkarmaya karar verdiler, sorduk

Dergilerin serüvenleri soruşturmalarımızın ikinci ayağı dergi fikrinin doğma hikayesi. Her derginin, dergi çıkarma fikrinden kuruluşuna ve bugüne gelene kadar bir süreci olmuştur. Bu sefer de editörlere bu süreci sorduk: Dergi çıkarma fikri nasıl doğdu? Sait Faik “Yazmasaydım ölecektim.” der. Ve Sait Faik’ten mülhem sizin dergiyi çıkarma aşamasında duyduğunuz heyecan buna benzer bir heyecan mıdır? Geçmişten bugüne birçok derginin açılış ve kapanış tecrübelerine şahitlik ettik. Peki kişileri dergiyi çıkarmaya iten güç neydi? Bu durumun olumsuz, kişiyi bu yolda tökezleten yönü nedir? Aynı zamanda durumun olumlu yönleri ve kazanımları nelerdir?

Ali Ural - Karabatak dergisi:

Karabatak neşrettiğim ilk dergi değil; Merdiven Sanat, Kitaphaber ve Merdivenşiir var ondan önce. Bir pınarın yeryüzüne çıkış nedeni neyse odur bir derginin çıkma nedeni. Nasiptir. Yeraltında nice nehirler var gün yüzüne çıkamayan. Suyun basıncına bağlı biraz da macera. İsteğinizin derecesine. Yanıp tutuştuğunuz cevhere. Sait Faik’e kulak asmayın, kimse yazmadığı için ölmez. Fakat okumayanların ölmeseler bile can çekiştiklerini gördüm ben. Hoş okumak da diri kalmaya yetmiyor kimi zaman. Nasıl okuduğun, ne için okuduğun, okuduklarını nasıl yansıttığın önemli.

Dergi çıkaranların şikayet ettiği her şeyden ben de şikayetçi olabilirim fakat neden yapayım bunu! Dergi kazanmak için değil, kaybetmek için çıkarılır naşiri tarafından. Kazanan okurdur, kayda değer ürünleri devşirebilmişse. Okuma veya yazma tutkusu yaratmışsa muttali olduğu yazı ve şiirler. Ben çıkardığım bütün dergileri ancak mektep işleviyle anlamlı bulurum. Gerisi dünya oyalanmalarından bir oyalanmadır.

Ömer Said Güler - Tereke dergisi:

Yazarlarımızın hemen hepsi üniversite öğrencisi. Dergiyi çıkarma gayemiz de dergi dünyasıyla edilgen bir iletişimi olan öğrenciyi sahanın içine biraz daha çekmek, etkenleştirmek, failleştirmek... Aynı zamanda içine bizlerin de dahil olduğu mübtedi yazarları teşvik etmek, daha iyi yazı ve kurgular için bir basamak olmak...

Biz Sait Faik gibi bu mübalağayı hak etmiyoruz belki ama yazmasak ne olurdu, buhranlarımızla başbaşa kalırdık. Birbirimizden istifademiz de akim kalırdı.

Genel çerçevede dergi çıkarmanın olumsuzlukları maddi, olumlu yönleriyse manevidir. Bütün dergiciler, özellikle de genç dergiciler, sanıyorum bu konuda hemfikirdir. Erken yaşta yazmaya başlamanın en büyük faydalarından biri inanılan, savunulan, peşinde olunan değerlerin, güzelliklerin belki de en saf olduğu bir zamanda mukayyet bir hale gelmesi ve bütün bir hayat boyunca yazdıklarımızın onları aşarak ama yine de onlara dayanarak sürüp gitmesi. Diğer bir taraftan bir vazife, yükümlülük. Geleneğin bu zamandaki temsilcileri bir öncekilerden nasıl istifade edecek, ne ortaya koyacak, bunlara kafa yormak dert sahibi olmayı beraberinde getiriyor. Dergiciler de dertli insanlar. Biz de dertli olabilme, derdimizde samimi olabilme derdindeyiz.

Ahmet Doğan - Hırka dergisi:

Bende dergi çıkarma fikri evvelden vardı. Lisedeyken bir sanal mecmua girişimim de oldu. Başarısızlıkla sonuçlanınca bu dergi çıkarma işini ertelemiştim. İstanbul’a gelip Zübeyir Selman Işık'la tanışınca muhabbetlerimizde bu dergi konusu tekrar gündemimize gelmeye başladı. Zaman zaman sabah namazlarına kadar süren muhabbetlerimizin sonunda ekseriyetle “Bir şey yapmalıyız. Ama ne?” noktasına varıyorduk. Çamlıca’da çay içip, muhabbet edip eve döndüğümüz bir akşam “Ama ne?” kısmını da kararlaştırdık. İkimiz de okuyor, yazıyor, edebiyata ilgi duyuyorduk. Yolun başındaydık. Yani ki dergi çıkaracaktık. Nihaî kararımızı vermek üzere dergi çıkarma fikrini tekrar konuştuk o gece. “İsim ne olacak?” sorusu da dahil dergiye dair birçok şeyi netleştirdik. O karar üzerine ertesi gün kapak tasarım için Ahmet Demir ağabeyle görüştüm. Yardımcı olacağını söyledi. “2015 Ocak’ına yetişsin” dedik hatta. Bu şekilde hazırlıklar başladı.

Doğrusu dergi çıkarmasaydık ölecek değildik, bu, işin biraz mübalağa yanı. Ama bir “çürüme” söz konusu olabilirdi. Yahut paslanacaktık diyelim. Yani zaman geçiyordu ve biz hâlâ kaydadeğer bir şeyler yapabilmiş değildik. Diğer sorunuzun cevabı da bu aslında. Bizi dergi çıkarmaya iten güç budur.

Çokça tökezlediğimiz oldu ama bunların hiçbirini bu işin olumsuz yanı olarak görmedik. Belki yardımlarını rica ettiğimiz “ağabey”lerin ilgisizliğine biraz üzüldük sadece, bu kadar. İlginiz için teşekkür ederim.

Ayşe Sadiye Doymuş - Vesaire fanzin:

Bizim dergi çıkarma faaliyetlerimiz şimdiye kadar hep ihtiyacını hissettiğimiz anlarda nüksetti. Lisede de, üniversitede de arkadaş grubu içinde yazı yazanların sayısının artması en büyük güvence. Çünkü bir dergi ancak güzel ve sürekli yazılarla döner. Bu işte özgürce çalışma isteğinin de etkisi var. İnsan uygun ortam ve imkan bulduğunda kendi dergisini çıkarırsa evet biraz daha yoruluyor ama sonuçta hayalini kurduğu işi hayalini kurduğu şekilde yapıyor. Üstelik bunu daha lise ve üniversitede yaparsa geri dönüşlere göre hatalarını düzeltiyor, özgüveni artıyor.

Bir de değişik bir büyüsü var yayıncılığın. İnsan bir girince içine, tadını alınca, arada bir kopsa da hep döneceği liman oluyor bu işler. En azından olmasını umuyor. Hele bir de gerçekten severek yapınca denizde yüzerken kulaç atmak, uçarken kanat çırpmak gibi bir şey oluyor tüm zorluklar. Bir tek dezavantajı var, insan zaman ilerledikçe kendini geliştiriyor ve eski yazılarıyla pek de muhatap olmak istemiyor. Ama heyhat, onlar hep orada! Yine de güzeldir bir derginin mutfağında yer almak. Bir fanzinle haşır neşir olmak...

Abdurrahman Badeci - Ayine dergisi:

Bir kere yazısı yayınlanmayan yazarlar olarak toplanıp dergi çıkartanlar güruhuna dahil olmayan, çok değil, 4 arkadaş olarak toplanıp dergi çıkarmaya karar verdiğimizde, derginin bütçesinin nasıl temin edileceği hususu ile hiç kafa yormadan dergi dosyamızı hazırladık. Rahmetli Ayşe Şasa ile röportajı yaptıktan sonra bizim için derginin ilk sayısı çıkmıştı bile. Derginin ilk sayısının taslağı çıktıktan sonra da Dokuz Eylül İlahiyat Fakültesi'nin değerli profesörlerinden Mustafa Yıldıırım’a konuyu arz ettik. Kendisi edebiyat, sanat âşığı biri.. “Devam ettirecekseniz ve bu meselelere bir irtifa kazandıracaksanız yanınızda olurum” dedi. Nihayetinde Ayine dergisi ortaya çıktı. Ayine isminin verilmesi derginin “sözü” ile de yakından alakalı. Âyîne’nin sanat ve edebiyat âleminin ahvalini –her anlamda- yansıtmak ve bu yansıtmaya karşı vereceği bir söz var. İsmet Özel’in deyişi ile suyun sızısını dert etmek Ayine’nin bir sözü. Bunun yanında 'ayna’nın İslam tasavvufunda ve dünya edebiyatında/ sinemasında önemli bir yeri var. Varlık açısından bir kıymete işaret ediyor. Ayine de bu kıymetin kıymetine varmak için var.

Talihinden ve tarihinden uzak düşürülmüş bir mesnetsiz güruh var, beri tarafta elinde sopasıyla bunun karşısında duran, bu meselelerin bir irtifa kazanması için uğraşan, “kafasıyla iş yapanlar”ın kafasına sopayı indiren birileri. Ayine bu ‘iki hal’e ayna tutuyor, “bakın ahval budur” diyor. O yüzden adı Ayine.

Ayine’nin böyle bir derdi hiç olmadı. Yani Said Faik’in cümleyi kurduğu yer/zaman itibariyle, Faik’in hayatında yazının yerinin belirlenmesi açısından önemli bir cümle ama… Soruyu eğer derginin muhakkak çıkarılması anlamında soruyorsanız, diyeceğimiz, Ayine, dergilerin ve kitapların ve yazarların “çıkmak” şehvetiyle ancak tutunabildiği bir ortamdan olabildiğince uzak durdu. Uzakta. Yani Ayine’nin böyle bir derdi yok. Olmayacak da! Ayine ne vakit dolar, o vakit taşar.

Nihayetinde Ayine, katı olanların buharlaştığı, mananın insan hayatından giderek uzaklaştığı hatta çıktığı ve otomatlaştığımız bir çağda çıkan bir dergi... Ruhi bunalımların, manasızlığımızın mütemadiyen devam etmesinin bir sonucu olarak edebiyat ve sanat âlemi de bir çıkmaza girmişken, modern dünyanın durmak bilmeyen hızı karşısında kaybolan mâna’yı görme için, yavaşlamak şart. Ayine de bu yavaşlığa atıf ile, modern zamanların hızına karşı –bu bir reaksiyon değil- ‘yavaşça’ yol alan bir dergi. Ama bu yavaşlık hiçbir zaman meselelerin uzağında durmak, dışında kalmak anlamında değil, aksine yanına/ yakınına/ farkına varmak adına... Yavaşlık, ama kesinlikle tembellik değil!

Dergi çıkarmaya bizi iten güç değil de motive eden, dahası ateşimizi diri tutan, Âyîne’nin kendine has okuyucusu. Belki iki yüz, belki üç yüz kişi (sayılar teferruat) ve beri tarafta ‘hakikatin hatırını gözetenler’in zaman zaman ateşimize değdirdiği nefes…

Durumun olumsuz yönü şu: Dergi çıkartırken yazar-çizer âleminin duyusunu gördükten sonra, ortaya çıkan umutsuzluk duygusu.

Ayine hali, ahvali tespit edip, bu tesbiti tenkit edenlerle tasdik edenleri meydana çağırmak derdinde. Bu meydan dövüşünde bu sanat meselelerine bir irtifa kazandırma derdi olmayanların (tasdikçiler) mağlubiyetini görmekse en büyük kazanım. Salimen yolumuzu yürüdüğümüzün tesbitini yapacaklar da olacak.

Ahmet Musab - Havsala dergisi:

Birçok süreli-süresiz, matbu veya sanal yayın halihazırda üretilirken, ne diye yeni bir dergi çıkarmaya kalkıştık, önce bunu açıklayalım. Bizler yazıyı, yaşamaktan sonra gelen bir eylem olarak görüyoruz. Vaaz vermiyoruz, cemaat kurmuyoruz. Altı üstü dergi çıkarıyoruz. Bazen mizah yapacağız, bazen ciddi olacağız. Birlikte gülüp birlikte ağlayacağız. Hüznü ve umudu hep yüreklerde diri tutmaya gayret edeceğiz. Bu gayretle yazacaklarımızın da yaşadıklarımızdan gelen eserler olmasını istiyoruz. Biliyoruz ki bidayeti olanın nihayeti olur, bu anlayışla arkamızda hoş bir seda bırakabilmek adına yazmayı ve sizlerle paylaşmayı arzu ediyoruz. Aktardıklarımızın ilk talebesi olarak kendimizi görmekteyiz.

Biz yaşayışımızı edebiyatın içinde varolma çabasında gören insanlarız, kendimizi bu minvalde görüyoruz. Sesimiz, hüznü ve umudu hep yüreklerde diri tutmaya gayret etmektir. Yazacaklarımızın da yaşayışımıza örnek eserler olmasını istiyoruz.

 

Şeyma Subaşı konuştu

Güncelleme Tarihi: 23 Mayıs 2015, 11:00
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20