Necip Karakaya: Tasavvufun Özü Mahviyettir, Nihayeti ise Hiçlik

Tasavvuf müziğine yeni bir soluk getirerek dikkat çeken Necip Karakaya, bireyin tekamülünde Allah’ı anmanın önemini vurguluyor. Kendisiyle hayatı ve müzik yolculuğu üzerine konuştuk.

Necip Karakaya: Tasavvufun Özü Mahviyettir, Nihayeti ise Hiçlik

Tasavvuf müziğine yeni bir soluk getirerek dikkat çeken Necip Karakaya, bireyin tekamülünde Allah’ı anmanın önemini vurguluyor. Kendisiyle hayatı ve müzik yolculuğu üzerine konuştuk.

Necip Karakaya müziğe ilgisini nasıl farketti? Kaç yaşında nasıl tanıştınız? Nerde doğdunuz, çocukluğunuz nerede geçti. Babanızdan bahsederken de mutlu oluyorsunuz. Nasıl biriydi babanız?

İlim ve irfan dünyamın en önemli isimlerinden biriydi merhum babacığım. İsmail Karakaya vaiz idi; vaaz eder, kürsülerden seslenirdi gönüllere. Her anını hak rızası için geçirmeye gayret eder ve sürekli “anladım ki yaşamak değil yaşatmakmış marifet” diyerek Hakk’ın rızasıyla bezenmiş güzellikleri insanların yaşaması için, tatması için çaba sarf ederdi.

Ben Kayseri’de doğdum. Doğumumdan hemen birkaç ay sonra babacığımın Diyanet İşleri Başkanlığı Yayın Müdürü olması hasebiyle Ankara’ya gelmişiz. Çocukluğum benim için Hacı Bayram-ı Veli’nin şehri olan Ankara’da geçti. Henüz 4-5 yaşlarımdayken şarkılar ve türküler söylermişim. Bilinçli olarak ise ilkokula başlamamla müzik, hayatımda çok önemli bir yere sahip oldu. Müsamereler, şarkılar, türküler, ilahiler, tiyatro gösterileri ve aralarda ufak ufak seslendirmeler.

Müzik duyguların en naif ifade biçimidir. Gönlümdeki sanatsal duruş ve tavrın mimarıdır babam. Nezaket, zerafet ve nezahet bir gönülde hiç ayrılmadan yer ederse söz o zaman tesirli olur derdi. Biz de acizane bu düsturu takip etmeye gayret ediyoruz.

Ağırlıklı olarak Türk Sanat Müziği’ne ilginiz olduğunu söyleyebilir miyiz? Bu isim de tartışmalı bir isim gerçi…

Aslında klasik Türk müziğimiz, içinde birçok formu barındırmakta ama Türk Sanat Müziği formu elbette daha geniş kitlelerin aşina olduğu ve etkilendiği bir form. Ben de şarkılarla kendimi ifade etmekten çok hoşlanıyorum.

Toplumda Türk müziği ile Batı müziği arasında nasıl bir rağbet dengesi var? Bir insana her tür müziğin hitap edebildiğini de görmekteyiz. 

Batının etkisinde kalarak icra edilen Türk müziği mi yoksa bizatihi Batı müziğinin kendisi mi? Diğer taraftan bize ait geleneğe, yine klasik forma bağlı kalarak icra ettiğimiz müzik mi yoksa Batının majör ve minör kalıplarına özenerek dejenere ettiğimiz müzik mi? Farklı medeniyetler ve kültürlerde yetişmiş kişileri inanç birlikteliği bir araya getirebiliyor. Müzik tarzları, diller, kullanılan enstrümanlar farklı olabilirken aynı manayı ifade eden eserler ortaya çıkabiliyor. Aslında mesele kaygımızın ne olduğunda saklı bence. Mevlana’nın ifadesiyle “musiki âşığın aşkını, fasık’ın fıskını arttırır.” Önemli olan aşkın hakikatini hakiki duygularla yaşamak ve ortaya koymaktır diye düşünüyorum.

“Sultanım” nasıl çıktı? Sözleri nasıl bir duygu ile meydana getirdiniz? Size ilham veren duyguların kökü nelere dayanıyor?

Aylarca tekrar ettim “al beni de yanına ne olur” ifadesini. Bu ölüm isteği değil, sadece “yaşantımı sana yaklaştır, seninle olayım her an” ifadesiydi benim için. Güzeller güzeli Efendimiz Peygamberimiz (s.a.v) için O’nun mübarek Ravzasının hayaliyle dile geldi bu sözler. Daha sonra elbette ki bu duygunun aktarımı için nağmeler gelmeliydi ve biraz gayret ettim. Yapmış olduğum bestelerde aslında hep klasik formun sınırlarında kalmayı tercih ediyorum. Sultanım bir istisna olarak değerlendirilebilir.

Dünya etnik müziklerini başarıyla icra eden bir dostumun TV’de yayınlanacak bir programıma konuk olarak gelmesinden evvel yeni bir beste de ben yapmayı arzu ettim o program için. Sözlerini yazdığım “Sultanım” isimli eser bir gece elimdeki gitarın tellerinde kendini gösteriverdi. İlham elbette ki aşktır. Aşk ise “neyim varsa Sendendir” demeye gayret ettiğim Rasulullah Efendimizedir (s.a.v).

Klibi Beykoz Kundura Fabrikası’nda, çok eski bir mekanda çektiniz. Nostaljik bu mekan bugün kısmen eskiyi hüzünle birleştiriyor. Sultanım’da da bu dünya ötesi âleme kavuşma yakarışı göze çarpıyor. Mekan seçimi ve klip çekilirken neler hissettiniz?

Evvela bir hususu ifade etmek isterim. Hazırlamış olduğum eserin kendi dünyasındaki yerini, duygu yoğunluğunu benimle paylaşan, klip çekiminden önce ve sonra bütün gayretini ortaya koyan M. Enes Saraç Beyefendi kardeşime ve firması PR Yapım’a çok teşekkür ediyorum. Biz bir aile gibi çalışıyor ve işlerimizi bu hassasiyetle yapıyoruz. Ve böyle yapmaya devam edeceğiz.

Mekana gelince, benim için gerçekten çok etkileyici ve hissettirdikleri noktasında ise çok doğru bir mekan Beykoz Kundura Fabrikası. Sümerbanklı yıllar… Kıyafetlerimin kumaşları, çocukluğumda giydiğim ilk takım elbisem ve ilk rugan ayakkabım. Mekan harikaydı ve gerçekten hüzün ve nostalji her köşesinde beni yakaladı. Eskiye dair bütün güzellikleri yaşadığım bu harikulade mekan, gönlümde eksik olan en önemli noktanın, Efendimize mana planında kavuşabilme isteğinin dile geldiği çok doğru bir mekan oldu. Klip haliyle yorucu oldu. Neredeyse tüm gün çekim devam etti. Ama yönetmenim Haydar Işık Bey ve ekibi kendilerini eserin manasına kaptırdılar ve benimle hissedip benimle birlikte mükemmel bir iş çıkardılar.

Türkiye’de müzik kanallarında nasıl bir prosedür işliyor? Kliplere verilen emeklerin karşılığı konserlere olan ilgiye yansıyor mu?

Bir müzisyenin, sanatçının müzik kanallarında kliplerinin yayınlanması gerçekten çok önemli. Çünkü esere verdiğiniz önemin ve klip için ortaya koyduğunuz emeğin bire bir hissedilmesini ve görülmesini sağlıyorsunuz. Duygularına tercüman olduğunuz dinleyiciye ne kadar önem verdiğinizi, bunun için azami gayret gösterdiğinizi kliple ortaya koyuyorsunuz. Bu sebeple sizden bu denli bir gayret gören dinleyici sizi her zaman talep ediyor ve konserlerde sizinle kavuşmak istiyor.

Tasavvuf sizin için ne ifade ediyor? Nasıl tanıştınız?

Ben bu konuda haddim olmayarak cevap arz edeceğim size. Tasavvuf ile çok küçük yaşlarımda babam sayesinde tanıştım ama tasavvuf olduğunu bilmeden. Çocukluğumun en önemli anıları dergahlarda yaşanmıştır. Tasavvuf kişinin imanını, inancını, ibadetlerini daha titiz, daha hassas ve daha şuurlu yaşaması için aşk ve muhabbetle gayret etmesidir diyebilirim. Benim dünyamdaki tezahürü bu.

Tasavvuf tarafı olamadan dini düşünce ve yaşayışın tam anlaşılması sizce mümkün mü? Karşı çıkan yorumlara ne dersiniz?

Elbette mümkün. Bireysel tekamülün örneklerini bilmekteyiz ve görmekteyiz. Tasavvuf olmazsa olmaz bir şart değil; tam anlamıyla yaşanan bir tasavvufi anlayış olursa da zararını görmeyiz.

Tasavvuf bir yol ise bu yolun başlangıcı nedir? Bu konuda ön açan isimlerin peşinden gidiliyor. Bu da dikkati tarikatlere getirmekte. Ne dersiniz?

Tasavvuf bir manadır, bir anlayış ve aksiyondur. Bizler elhamdülillah Müslümanız. Buna ne kadar hamd etsek az. Bizim Peygamberimiz (s.a.v) yine Kur’an-ı Kerim’den, sünnetleri ve hadislerinden Allah’ı çokça zikretmenin önemini bizlere aktarmakta. Tasavvuf bu zikrin bir manası ve tatbiki şeklinde ortaya çıkmıştır. Bu anlayışı kendi hayatlarında bir sistematik ile tatbik eden kişilerin yollarından gidilerek günümüze kadar inancımızın bütün hassasiyetleri mahviyet ve aşk ile ulaşmıştır. Tasavvuf hiçbir zaman dikkati üzerine çekmeye gayret etmez. Tasavvufun özü mahviyettir, nihayeti ise hiçlik. Ön plana çıkma arzusunda olan ve bu durumunu ranta dönüştürmeye çalışan kişi, yol, topluluk ve cemaatlerin kendilerine çekidüzen vermeleri ve bu yolun özüne uygun hareket etmeleri gerekir.

Necip Karakaya - "Sultanım":

 

“Tasavvufun Özü Mahviyettir, Nihayeti İse Hiçlik”, Kitabın Ortası dergisi, Haziran 2017, Sayı 3.

Güncelleme Tarihi: 14 Nisan 2018, 11:38
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner7

banner6