Nano teknoloji iyi bir şey değil

Faruk Gunindi ile konuştuk: “Tıbbı Hipokrat icat etti Pastore berbat etti”

Nano teknoloji iyi bir şey değil

                    

Faruk Gunindi Bey bir İngilizce öğretmeni iken arkadaşı Yusuf Kot Bey’in tavsiyesi üzerine Dr. Aidin Salih Hanım’ın nebevi tıp ve doğal yaşam üzerine verdiği seminere katılıyor. Bu seminerlerden çok etkileniyor ve bir müddet sonra arkadaşları ile birlikte Sade Hayat Derneği’ni kuruyor. Bu arada öğretmenlik mesleğinden de istifa ediyor.

Bu süreç içerisinde Faruk Gunindi Bey hayatında şimdiye kadar hiç sormadığı soruları kendi kendisine soruyor ve sahip olduğu yeme içme ve tedavi anlayışlarını kökünden değiştirmeye karar veriyor. Artık, içerisinde kimyasal katkı maddeleri bulunan gıdaları yemiyor, sentetik kokulardan ve zararlı teknolojik ürünlerden uzak duruyor. Genelde günde iki öğün yemek yiyor. Bazen bir, bazen iki, bazen üç günde bir yemek yediği de oluyor.

Tuz, un ve şekere katılan beyazlatıcı kimyasallardan dolayı bu ürünleri ve diğer paketli ürünleri marketten almıyor. Sade Pazar’dan organik olanlarını alıyor. Suyu da arkadaşları ile birlikte haftada birkaç kez kaynaklardan özel olarak dolduruyor. Zaten pek fazla susamıyor, bazen üç günde, bazen beş günde bir su ihtiyacı hissediyor.             

Sade hayatın bir mahrumiyet alanı oluşturmak demek olmadığını ifade eden Faruk Gunindi Bey, sade hayatı ihtiyacı kadar olanı haddi aşmadan kullanmak olarak tanımlıyor. İçerisinde kimyasal katkılar olan ürünleri kullanmamanın bir mahrumiyet anlamına gelmeyeceğini savunuyor. Çünkü her birisi ayrı bir kimyasal tehlike olan ilaçlardan ancak böyle kurtulabileceğimizi söylüyor. Şuan kendisini çok sağlıklı hissediyor.

Sade Hayat Derneği Başkanı Faruk Gunindi Bey ile Altunizade’deki mekânlarında görüştük ve geleneksel tıp anlayışı ve insan neslini tehdit eden bazı kimyasallar üzerinde konuştuk.

Faruk Bey, geleneksel tıp nedir?

Geleneksel tıp tanımı bizim tıbba verdiğimiz isim değil. Bizim için tıp bir tane o da ötekinin geleneksel tıp dediği şey… Biz tıbbı bir meslek olarak görmüyoruz. İki önemli ilimden biri olarak görüyoruz. Birisi din ilmidir, diğeri de tıp ilmidir. Dünya Sağlık Örgütü geleneksel tıbbı şöyle tanımlıyor: Kökü burada olan ve şimdiki bilimsel metodolojinin dışında olan tıp. Mesela sülük tutturmak yüz yıllardır Anadolu topraklarında uygulanan bir tedavidir. Çin’de yapılan akupunktur Çin için geleneksel tıptır ama bizim için alternatif tıptır. Ülkemizde geleneksel tıp tanım olarak alternatif görülüyor ama ameli olarak tamamlayıcı tıp olarak görülüyor.

Bunu bir de reddedenler var öyle değil mi?

“Bitkiler mi, eski yöntemler mi!” diye burun kıvıranlar var… Geleneksel tıbbı reddeden bu profesörler bir zaman gelecek yaptıklarından utanacaklar. Fayda bazlı hareket etmiş olsalardı böyle yapmazlardı. “Bir dakika bu adam bir şey söylüyor acaba doğru mu” diye kulak kesilir ve bir araştırma yaparlardı. Ama dinlemeden reddediyorlar. Bu konuda bağnazlık had safhada… Modern tıp yüz elli yıllık bir birikim, diğer tarafta ise yüz yıllar boyunca oluşmuş bir birikim var. Şunu sormak lazım, yüz yıllardır bunları uygulayan insanlar aptal mıydı?  

Geleneksel tıbbın modern tıptan temel farkı nedir?

Geleneksel tıp olarak nitelendirilen şey ilahi esaslara dayanıyor. Modern tıp bilimi denilen şey ise bir takım bizim de kabul edemeyeceğimiz anlayışlar üzerine bina edilmiştir. Temel fark budur. Mesela benim peygamberimi Allah’la konuştuğunu iddia eden bir şizofren olarak görür modern tıp… O gördüğüne, dokunabildiğine inanır sadece… Geleneksel tıp ise ilahi kanunlara inanır. Mesela bir dua olgusunu modern tıp açıklayamaz. Ama biz dua ile insanların iyileşebileceğine inanırız.  

Gen teknolojisi nereye doğru gidiyor?

Gen teknolojisini geliştiren insanlar yaramaz çocuklar gibi şuan sürekli yeni bir şeyler icat ediyorlar. Ama ilerde ne tür bir zarara yol açacaklarını kendileri de bilmiyorlar. İnsan eline böyle bir teknolojiyi geçirip bunu bozgun için kullanıyorsa, bunun adı ifsattır. Bunun için GDO’lu ürünlerden uzak durmak gerekir. Bunun tehlikesi konusunda diyebiliriz ki kanser tehlikesi hafif kalıyor. Burada DNA’nın yapı taşlarının bozulması yani insan neslinin bozulması söz konusu…

İnsan neslini tehdit eden bir de kimyasallar var. Bize bunlardan bahsedebilir misiniz?

Genetik teknolojinin dışında şuan iki büyük tehlike vardır ki bunlardan birincisi sentetik kokular diğeri de titanyum dioksittir. Sentetik kokular, hacıyağı da dâhil deterjanlar, yumuşatıcılar da dâhil tüm parfümlerde kullanılıyor. Kolaların içinde de var bu maddeden. Sıvı ve katı maddelerin nüfuz özelliği gaza göre daha zordur. Fakat sentetik kokular gaz halinde olduğu için insan bedenine nüfuz etmesi daha kolaydır. Bu bakımdan bu maddelerde ciddi bir tehlike vardır. Diğer büyük tehlike ise titanyum dioksittir. Günümüzde GDO tehlikesinden herkes bahsediyor ama titanyum dioksit tehlikesinden daha henüz kimseler bahsetmiyor. Titanyum dioksit bir nano teknoloji ürünü. Genetik teknoloji nasıl organik olan ürünlerin yapılarını bozuyorsa, nano teknoloji de inorganiklerin yaratılış özelliklerini değiştiriyor. Moleküllerin dizimi değiştirilerek bir üründen yeni bir ürün elde ediliyor. Bu ürünler, leke tutmayan kumaşlarda, kendi kendini temizleyen duvar boyalarında ve beyaz olarak gördüğümüz birçok şeyde kullanılıyor. Beyaz deterjanlardan beyaz sakıza kadar… İçinde bu madde olan deterjan artık beyazlatmıyor, beyaza boyuyor. Bir de ilaç sanayinde çok kullanılan bir maddedir bu madde… Bu maddelerin şuanda insanların beyinlerinde ve üreme organlarında biriktiği söyleniyor.

Yani ilaçlar da mı bizi hasta ediyor?

İçerisinde kimyasal maddeler bulunan gıdaları yiyorsanız artık hastalık yemiş oluyorsunuz. Sonra bu hastalıkla baş edebilmek için ilaçlar alıyorsunuz ve o ilaçların içinde de daha başka zararlı maddeler var. Yani insan neslini zelil etmek için uğraşan bir zihniyetin ortaya çıkardığı bir sonuçtur bu… Tedavi olacağım derken sağlıktan sağlıksızlığa doğru bir yol hazırlamış oluyorsunuz. Şöyle bir söz vardır: Tıp yoktu Hipokrat icat etti, unutulmaya yüz tutunca Galen onu diriltti. İbni Sina onu bir sisteme soktu. Ben buna şunu ekliyorum. Pastore berbat etti, diğerleri de bunu devam ettirdi.

Nebevi tıpta nasıl bir çözüm bulunuyor?

İslam tıbbını bilenler ilk önce hastayı hatadan döndürmeye çalışıyorlar. Yanlış bir beslenme alışkanlığı varsa ondan vazgeçiriyorlar, orucu ve birtakım şeyleri tavsiye ediyorlar. Sonra o bunları yaparak vücudunu temizlemişse ona artık tek bir çeşit bitki veriyorlar. Mesela sadece çörekotu ya da sadece ada çayı. Ondan fayda görmezse o zaman bitkileri karıştırıyorlar. Eski hekimler bu bilgilerini binlerce yıllık bir tecrübeye dayandırıyorlar. Bir fıkıh kaidesi vardır: “Bir zararın terki faydalıdan evladır.” Yani faydalıyı almadan önce zararlıyı terk etmek gerekiyor.

Nebevi tıpta hasta ve doktor nasıl bir zihniyetle hareket eder?

Bir hasta ilk önce kendisine isabet eden hastalığa razı olur ve “Bu Allah’tan geldi” diye düşünür. En başta bunu yapar. Eğer böyle düşünmüyorsa, bundan sonra yapacağı her şey yanlış olur. Bir kişi başına gelene razı olmayarak en büyük hatayı yapıyor aslında... Sonra başka birine gidiyor kendisini kurtarması için. Ama kendi yanlış alışkanlıklarını değiştirmemişse o zaman o kimse artık yanlış bir raya girmiş oluyor. Bir de şu gerçeği unutmamak gerekir: Hiçbir doktor ameliyatla veya başka bir yöntemle bir insanı kurtaramaz. Ecel gelmişse o adam gider. Eğer bir doktor bir kişiyi kurtardığını iddia ediyorsa o doktorun şehadet getirmesi gerekir.

Hacamat ve kupa tedavisinden bahseder misiniz?

Hacamatın beş bin yıllık bir tarihi var… Çok eski bir usul… Geleneksel tıbbın temel uygulamalarından bir tanesi… Kılcal damarlardan çiziklerle kirli kanın alınması demek. Onun kirli kan olduğu araştırmalarla ispat edilmiştir. Bunun birçok farklı çeşidi var. Ağrıya ya da hastalığa yakın yerlerden bu kan alınabilir. Bunun dışında yapılması sünnet olan yerler var. Fakat iki noktadan kesinlikle yapılmaz; bıngıldak ve ense çukuru… Faydaları bir çoktur ama bilebildiğimiz kadarıyla tansiyonu düşürmede ve tüm ağrıları geçirmede çok etkilidir. Mesela depresyon gibi ruhsal sorunlarda da çok faydalıdır. Dünyanın en güvenilir kütüphanelerinde bununla ilgili üç yüz küsur araştırma yapılmıştır. Kupa tedavisi kuru ve ıslak olmak üzere iki şekilde yapılır. Deriyi çizmeden kuru olarak yapılanı vardır, bir de kan akıtılarak yapılanı vardır ki biz yaş kupaya hacamat diyoruz. Islak kupa tedavisi kuru olana göre yetmiş kat daha etkilidir.

Aydın Başar konuştu

 

 

 

 

 

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 06 Ocak 2012, 23:15
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
K. Kaya
K. Kaya - 8 yıl Önce

Nebevi metodu hayatlarının her alanında uygulayan ve bizlere de hatırlatan kardeşlerimizden Allah razı olsun

bir okuyucu
bir okuyucu - 8 yıl Önce

modern tıpı da bir kalemde silerek çöpe atmak pek inandırıcı gelmedi doğrusu. zira bir hekim 11 sene okuyup çok ciddi sınavlar vermeden diploma alamıyor. zaten çin'de uygulanan geleneksel yöntemler, modern tıp ile birlikte yapılıyor. hiçbir çaba boşuna değildir. bugün geleneksel yöntemler konusunda da ciddi araştırmalara yatırım yapılmalı. zaten gelişmiş ülkeler buna başladı. gyy'nin sorusu: değerli okur, gelişmiş ülkeler ne yaparsa o kıymetli ve değerli oluyor değil mi? bu gelişmişlik meselesini bir de cemil meriçten rasim özdenörenden okusak keşke dikkatle, titizlikle, tüm millet olarak.. inandırıcı bulmuyorsunuz modern tıppı ama yeterli okuma yapmadan inanmanız zor zaten. modern tıbbın diktatörlüklerini görmek lazım, insana yaptıkları baskıları, sahtekarlıkları, soygunculuğunu, değil mi?! )

seyit arda
seyit arda - 8 yıl Önce

Aslında modern tıp ve doğal tedavilerin durumu ortada fakat birileri görmek istemiyor heralde hastahaneler gidin bi bakın.Osmanlıda şifahaneler vardı.Daha adı bile olumsuz hastahane hasta yapılan yer pastahane pastane yapılan yer..2 *2 4 dür ister toplayın ister çarpın.sözn özü güzelliğindedir.En önemlisi hacamat istemeyen karşı olanlara eğitim veriliyor. Biz hacamat ve sülük tedavisi ile ilgilenenlere doktor ol ondan sonra deniliyor buda garip birşey

banner19

banner13