banner17

Müştehir Karakaya bizde yazsa!

Değirmen dergisi genel yayın yönetmeni Mehmet Doğan ile Değirmen'i, dergiciliği ve projelerini konuştuk.

Müştehir Karakaya bizde yazsa!

İlkin ‘kim’liğinizden başlayalım. Mehmet Doğan kimdir? Sanata, hayata, edebiyata ve düşünceye bakışı nedir?

Tevellüd tarihim pek sarih değil, rivayet olunduğuna bakılırsa Kıbrıs Harbi’nden sonraki bahar. Yer, Ağrı’nın Uzunveli köyü. Annemi hatırlayabileceğimden daha evvel kaybettirildim. İlk mektebi burada tahsil ettim. Mektep bitince Balıkesir’e anneannemin yanına orta mektebi tahsil etmeye gittim. Orada fark ettim: Türkçe konuşmayı öğrenmem gerekiyor. Lise tahsilimi Gebze’de tamamladım. Kıbrıs’ta Yakın Doğu Üniversitesi’nde Türkoloji tahsil ettim. ‘99 depremi sebebiyle memlekete dönünce milli eğitimde edebiyat muallimi olarak vazifelendirildim. Son 2 senedir de yine aynı nezarete bağlı, üstün zekâlı ve yetenekli çocuklara/öğrencilere danışmanlık hizmeti veren bir müessese olan Bilim ve Sanat Merkezi’nde (Yalova) çalışıyorum. Avrupa, Kıbrıs, Yeni Ada, Özgün Duruş gazetelerinde; Özülke, Irmak, Türk Edebiyatı ve Değirmen dergilerinde birçok manzum ve mensur eserler kaleme aldım. Furi, yayımlanmış ilk ve son şiir eserim. İkinci bir şiir eserim basıma hazır. Nasipse her an yayımlanabilir. Ayrıca deneme, makale ve incelemelerimden müteşekkil bir eseri de neşretmeye niyetliyim. Değirmen dergisi genel yayın yönetmenliğiyle yakın zamanda vazifelendirildim. 6. sayısından bu yana Değirmen dergisiyle yazışıyorum; ben ona yazıyorum, o da beni yazıyor.Değirmen dergisi

Buraya kadar zikrettiğim “kim”, bir eşkâl-ı hayal. Hemen her insanın biyografisinde bu türden bir paragraf, ama az ama çok, bulunabilir. Benim “kim”liğim bundan sonra söylenebileceklerdedir daha çok. 17 yaşımdayken “Aşk Acıtması” şiirimde kim-liğime dair şöyle demiştim: “Fakat ben raflardan önce koşardım/ Çünkü ben koşardım o kimime durmadan

Sanat, “kim” olduğu hususunda daimi bir tecessüs dairesinde hareket eden insanın vahyidir. Hayat, bu vahye erenlerle ermeyi aklından geçirmeyenlerin namütenahi çatışma sahasıdır. Erenler, ermeyenlere edeple bir şeyler söylemeye gayret ederler; buna edebiyat diyoruz.

Düşünce; sanat, hayat ve edebiyatın gıdası, belki de yükü. Modern bir şey düşünce, post emperyal devirle beraber şöhret bulan sosyal bir süreç. Şark’ın düşünceyle mahdut irtibatını bu bağlamda değerlendiriyorum.

İlk sayısından bugüne Değirmen dergisinin serüvenini, site okurlarının bilgilenmeleri için soruyorum, anlatır mısınız?

Bir varmış bir yokmuş. Değirmen, Rüstem ve Rıdvan beylerin aynı zaman içinde Sakarya’nın Ferizli kazasında öğretmen olmalarının mamulü bir bereket. Ben ve Ali Öztürk Bey 6. sayıdan itibaren dâhil olduk. Tabii bu iki arkadaştan başka dergiye emeği geçen birçok saygıdeğer insan var. Sanıyorum oralarda bir de Değirmenli denen bir köy varmış, ismi oradan mülhem. Bir çeşit okul dergisi gibiydi.

Biz bir araya geldiğimizde belli bir planlama ve iş bölümü yapmakla işe başladık. Konsept ve imaj etütleri yaptık ve ondan sonra hızlı bir çıkış grafiği yakaladık. Dünyanın ve Türkiye’nin nabzını ölçebilen bir düşünce düzlemi yakalamaya çalıştık. “Manipülasyon”, “Çatışma Kültürü” ve en son da “Barış Kültürü” sayılarına böyle ulaştık. Türkiye’nin hemen her yerinden, her çevreden manidar bir teveccüh buldu Değirmen.

Merkeze çok yakın bir ilde, Sakarya’da, düşünce -daha çok sosyoloji, felsefe, eğitim- ağırlıklı sıkı bir dergi çıkarıyorsunuz. Değirmen, bir oluşum fikri miydi? Çıkış gerekçeleriyle birlikte anlatır mısınız?

Bu durumda merkezden kastınız İstanbul olmalı. İstanbul ise kastınız, kabul edebilirim. Çünkü biz, “İstanbul Özel Sayısı” hazırlamış bir dergiyiz. Orada şunu söyledik esasında; İstanbul, her manada merkezimizdir. Bu, manevi bir tanımlama düzlemi; yoksa bugün için merkez kavramına “mekan”ik bir yaklaşımda bulunmayı tercih etmem. İmajist çağdayız. Merkez, merkezler; en fazla ve en hakiki “taşra” üretme alanlarıdır. Merkez ve periferi (taşra) kavramları eski sosyolojiye ait, müphem şeyler.

“Sakarya’da çıkmak” da pek yerinde bir tanımlama değil. Dergimizin ofisi Sakarya’da, o kadar. Her bir yazarımız Türkiye’nin bir başka yerinden. Bu sebepten ötürü, 80 sonrasındaki sosyal travmalarımızın yeni ve özgün deneyimlerini ifade etmek için bir zamanlar neşeyle dile getirilen “oluşum” kavramı, Değirmen dergisiyle bir mensubiyete malik değildir. Biz çoktan “ol”duk.

Değirmen dergisiDüşünce merkezli, kısmen edebiyata yer veren, kuşatıcı yazıların yer aldığı bir dergi Değirmen. Dergiciliğin tarihsel serüveni de düşünüldüğünde Değirmen’in dergiciliğimizdeki işlevinden bahseder misiniz?

Değirmen dergisi, Türkiye’nin kültür hayatına ne katmıştır? Ne katacaktır? Neden yayımlanmaktadır? Yayımlanmasa, Türkiye ne kaybeder, olmaz mı? Biraz daha cesur davranabilseydiniz belki de bunları bile sorabilirdiniz. Tabii ben yüksek tevazuunuzdan ötürü böyle sormadığınızı biliyorum.

Volkan, Sebil-ür Reşad, Sırat-i Müstakim, Beyan-ül Hak, Ömer Seyfettin’in Genç Kalemler’i, Ziya Gökalp ve Yusuf Akçura’nın Türk Yurdu dergileri birer davanın tezahürüydü. Garb’ın ideoloji girdabına henüz yeni giren Türkiyeli münevver, vatanının yok olması tehlikesiyle beraber bir atılım ihtiyacı içindeydi. Sözün makes bulduğu tesirli bir yerdi dergi.

Necip Fazıl’ın Ağaç ve Büyük Doğu dergileri, bir sanat ve felsefe dergisi olmakla beraber, bir mefkûreyi seslendirmeyi gaye edinmişlerdi. Ağaç; Şekip Tunç, Tanpınar, Dranas, Tarancı ve Âsaf Hâlet gibi şair ve münevverlerin bir araya geldiği bir dergâhtı. Büyük Doğu ise bir bakıma ağaçtan çınara bir evrim gibidir. Sait Faik, Ziya Osman Saba, Cahit Sıtkı, Fazıl Hüsnü, Oktay Akbal, Özdemir Asaf gibi şair ve yazarlarla, adeta bir mektep vazifesi ifa etmiştir.

Orhan Veli’nin Yaprak’ı, modern Türk edebiyatının Garb edebiyatıyla boy ölçüşebileceğinin ilk sinyalleri için var olmuştur: Oktay Rifat, Melih Cevdet, Sabahattin Eyüboğlu, Cahit Sıtkı, Cahit Külebi ve Orhan Kemal bugün edebiyatımız için belirgin imzalar olmuşlardır.

Şiir Sanatı; Sezai Karakoç, Cemal Süreya, Gülten Akın, Orhan Duru, Erdal Öz ve Nuri Pakdil gibi imzaların yer aldığı bir dergiden çok ötedir. Türk şiirinin en kritik zamanında ortaya çıkmış İkinci Yeni’nin doğum yeridir. İkinci Yeni, Türk şiirinin başını dik tutabilmesinin yordam ve imkânlarını daha sonra Cemal Süreya’nın Papirüs dergisinde ortaya koymaya çalışmıştır.

Sezai Karakoç’un Diriliş dergisi, otuz iki yıl bir misyon istasyonu vazifesi gördü. Biz Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Ebubekir Eroğlu, Erdem Bayazıt, Nuri Pakdil, Cahit Koytak ve İsmet Özel gibi önemli imzaları buradan okumuşuz.

Nuri Pakdil’in Edebiyat dergisi; Akif İnan, Erdem Bayazıt, Alaeddin Özdenören, Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu ve Turan Koç gibi sonraki kuşaklar üstünde ciddi tesirler bırakan imzalar çıkardı.

İsmet Özel yönetiminde çıkan Halkın Dostları; Ataol Behramoğlu, Murat Belge ve Bedrettin Cömert gibi isimlerin imzalarıyla süslüydü.

Varlık, Dergâh, Fayrap, Heves, Kırknar, Bir Nokta, Kardelen, Türk Edebiyatı, Sözcükler, Yağmur gibi eski ve kimisi hâlâ çok yeni edebiyat ve fikir dergileri, belli çevrelerin, geniş çevrelerin, kimi gettoların sesi soluğu olmaktadırlar. Merdivenşiir, Hece Öykü ve Notosöykü gibi tür dergilerinin belirli bir edebî türü merkeze alarak yaptığı çalışmalar dikkate değer. Mesela Merdivenşiir, sadece şiirler, şiir üstüne incelemeler, şair söyleşileri ve şiir dosyaları hazırlamak suretiyle bir nitelik iştiyakını merkeze almıştır.

Peki, Değirmen bütün bu macerada nerede yer alacaktır? Yayımlanmaya devam eden her dergi bu suale henüz tam cevap verememiş demektir. Türkiye’de dergilerin çocuk yaşta ölmesinin sebebi bu suale cevapsızlıktandır. Yayımlanmakta olan bir dergi bu suale henüz tam cevap verememiştir dedik ama madem yayımlanmaktadır; o halde bir cevabının olduğunu ümid edebiliriz.Değirmen dergisi

Değirmen’in ilk kuşaktakiler gibi kritik bir dava misyonu olamaz. Cumhuriyetten sonrakiler gibi bir kamp kavgasına da borçlu değildir. 50’lerde neticeleri görülen “dil” travmasının yükünü taşıması mümkün değildir. 70’lerdeki temelsiz ayrışmayı moment alan bir dergi de olamaz. 80’lerde görülen hortlak fikirler, 90’larda görülen omurgasız söylemin sözcülüğünü de yapamaz.

Değirmen’in yaptığı ve yapacağı yegâne vazife, ahir zamanda başımıza musallat olan paradigmayı vuzuha kavuşturacak birkaç yetkin manzume ile birkaç kıymetli nesir eserini neşretmek olacaktır. Buradan, memleketin fikir ve edebiyat hayatına nüfuz edebilecek birkaç imza çıkabilirse, Değirmen ontik ve epistemik vazifesini ifa etmiş olacaktır.

Bir de şu; sözde merkezlerde oturan kimi taşralılar, sözde taşradan büyük şiir ve büyük fikir çıkamayacağına, çıksa da sayılmayacağına, dolayısıyla mesela merkezin dışında iyi bir dergi çıkarmanın mümkün olmadığına kendilerini inandırmışlardır. Bazı insanları inançlarından vazgeçirmek zordur; fakat Değirmen’in bir sayısını onlara okutmak iyi gelebilir. Aslolan insandır, imkânların ise herkes için aynı olduğu bir zamandayız.

Türkiye’de kimilerince ciddi/canlı bir felsefe ortamı olmadığı ifade edilir. Türk düşünce geleneği göz önünde bulundurulduğunda sizin bir dergi olarak Türkiye’deki düşünsel manzaraya bakışınız nedir?

“Düşünce” kavramıyla alakalı olarak ilk sözlerimde belli bir rezervle konuştuğumu belirtmiştim. O rezerve istinaden şunu ifade etmeliyim; düşünce geleneği göremiyorum. Türkiye, düşünceyle oturtulup kaldırılacak bir memleket olmaktan süratle çıkmalıdır. “Ama bu da bir düşünce değil mi?” diyeceksiniz! Hayır, bu bir fikir. Fikir fikri tetikler; ortaya efkâr çıkar. Efkâr-ı umumiye buradan neşet eder; bunu da düşünce başaramaz. Düşünce krizlerin çocuğudur; ama fikir, sadece yeni bir şey söylemektir. Ezelden beri söylenen yeni bir şeyi. Mesela “İmajoloji” iyi bir fikir. Değirmen, Türkiye’deki tüm düşünce ve fikirlere Olimpos’tan bakmayı sever. Manzara nasıl? Kürtçede bir deyim var; tenzere, işte öyle.

Mehmet DoğanDergi olarak projeleriniz var mı, aktarır mısınız?

1. Sayfa sayısını sabitleyebilirsek,

2. Yapısal bir değişmezlik statüsü kazandırabilirsek; mesela şiirle başlayıp mektupla bitirebilirsek,

3. Hüseyin Akın, Müştehir Karakaya, Alper Gencer ve Kertenkele şiir ekibinin bizde yazmasını sağlayabilirsek,

4. Necati Mert üstadımızın hikâyelerini yayımlamaya muvaffak olabilirsek,

5. Merkezimizi İstanbul’a taşıyabilirsek,

6. İsmimiz ve cismimiz üzerinde birkaç imaj darbesi yapabilirsek,

7. Kitap yayımlamaya dair bir gelenek oluşturabilirsek,

8. Tematik eser yayımlama işini becerebilirsek,

9. Dağıtım mevzuunda daha geniş bir çevreye ulaşacak atılımlar yapabilirsek

iyi olacak.

 

Mustafa Celep sordu

Güncelleme Tarihi: 19 Ekim 2010, 22:12
YORUM EKLE
YORUMLAR
ülkü sancak
ülkü sancak - 8 yıl Önce

Türkiye bir değer daha kazandı. Son derece entellektüel bir çerçeve ve okkalı birikim, başarılarının devamını diliyorum.

y.emre altuntaş
y.emre altuntaş - 8 yıl Önce

değirmen'i çıkaran yürekli güzel insanları..rıdvan'ı,mehmet doğan'ı ve rüstem budak'ı yürekten selamlıyorum. emeklerini alkışlıyorum. tüm zamana ve tüm düşünen insanlara çok da güzel bir mesajdır bu çabaları! sakarya'ya da minnettarız..böyle güzel bir çabayı yeşerttiği için...daha nice güzel günler olacak inşallah! yola devam...

banner8

banner19

banner20